9 Aralık 2016 Cuma

Bahanemi bulduktan sonra kimse tutamaz beni

Eve kendimi zor attığımdan geçen gün bahsetmiştim ya, o yorgunluğun en büyük sebeplerinden biri bugün gitti! Evet abimin o yaşlı Fransız müşterisini Christmas sebebiyle evine yolladık. Adam gittiği için arkasından bir konfeti atmadığımız kaldı ki ben yapmayı gerçekten çok istiyordum! Onun gitmesiyle benim içimde kalıbıma sığmayan bir mutluluk çıkageldi ve bütün gün de bunu herkese belli ettim ister istemez. Kırmızı gözlerime rağmen içimdeki mutluluk taşıyordu anlayacağınız. Başka bir şeyler de vardır belki ama bilmiyorum, benim bildiğim başka bir sebep yok. Akşam eve geldiğimde önce annemin koltukta yanına kıvrılıp onu rahatsız ettim. Normalde o kadar dibine girmek huyum olmasa da içimden geldi bir anda. Neyse, onun izlediği diziyi yine alakam olmasa da sorularımla baltalarken bir anda Emre'nin aramasıyla rahatım bozuldu. Normalde Batu ya da Emre'nin telefonlarını her ortamda rahatlıkla açarım diye yine öyle davrandım ama bu sefer durum öyle değilmiş. Telefonu açmamla bir kahkaha sesinin gelmesi bir oldu ki bu Emre sarhoş demek oluyor ve annem ne kadar içtiklerini içten içe bilse de bunun dile getirilmesinden rahatsız. O çocukları çok sevdiğimi bildiği için ve kendisi de sevdiği için de söylemediğini bırakmıyor anlayacağınız. Emre'nin sarhoş kahkahalarına aldırış etmeden klasik "naber? Napıyorsun?" muhabbetiyle odama geçtim ki kapımı kapatmamla "ne bu halin senin" diye postayı koymam bir oldu. Önce onun minik sevgilisiyle kavga ettiklerini falan düşünmedim değil ama baya zevkine içmiş beyimiz. Ben bir şey söylüyorum o gülüyor, ben kızıyorum o gülüyor derken ben de kendimi tutamayıp bir süre sonra onunla gülmeye başladım. "Kardeşim o benim, gülerim de severim de" diye orada birilerine bağırdı bir ara ama sadece güldü ve kısa bir süre sonra da kapattı telefonu. Zaten içimde bir mutluluk varken bir de onun bu hareketi içimden "sanırım benim onların yanına gitme zamanım geldi" dememi sağladı. Biletimi hemen aldım ve anneme ne söyleyeceğimi bile düşünmeden Defne'yi arayıp haftasonu için gideceğimi haber verdim. Hanım durur mu zaten sevgilisini görmeye bahane arıyor hemen o da geleceğini söyledi. Batu iyi ki ailesinin yanına dönmedi diyorum şuan. Emre o ufaklık için İstanbul'da yaşama şansını geri tepmişken ailesinin yanına hiç dönmezdi eminim de Batu zaten Defne'ye uzağım diyerek gitse onunla görüşmemiz iyice zorlaşırdı. Neyse ki ikisi de yanyana ve benim de gayet yakın mesafemdeler. Bakalım haftasonu nasıl olacak onlarla...

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Haydar Çolakoğlu teb genel müdür

haydar çolakoğlu kimdir

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Trafik değil bu park alanı resmen

İstanbul'da yaşayan ya da yaşamayan herkes illa buradaki trafiğin ne olduğunu biliyordur ya da duymuştur. Normalde işten çıkış saatlerimi kesinlikle 6-7 civarı tutmam çünkü eve dönmem imkansız olur, 3 saat minimum sürer o trafik yüzünden. Normalde buna çok dikkat eden ben veterinerdeki randevu saatine yetişebilmek için o saatte yoldaydım. Sözde işten erken çıktım diye ayarlamalarım tutacaktı ama olmadı. Kedi kutusu yüzünden otobüse binemediğim için taksiye binmiştim ve normalde 10tl yazan yere 20 tl vererek gittim. Dönüşte ise 25 tl verdim! Para hadi bir nebze de giden zamana içim gidiyor. 1,5 saat sürdü kısacık mesafe ya. Yavaş ilerleseydi bari diyordum en son kendime çünkü araba bir ara durdu ve 15 dakika hiç kıpırdamadı. Aklım almıyor, bu hiç kıpırdamayan trafik nasıl oluşuyor? 
Trafiğin anlamadığım kısmı bir kenara kısa mesafeli ama uzun süreli yolculuğumda taksici amcayla baya kaynaştık. Kendisi ne kadar bu trafiğin sebebine kadın şoförler demiş ve bu cinsiyetçi tavrıyla beni sinir etmiş olsa da konu üzerinde çok durmadı ve hoş bir sohbet açtı. Hasta olan arkadaşının taksisini kullandığını söyledi ilk önce ve taksiciliğin kendi mesleği olmadığını, İstanbul'da bu işi yapmanın çok sıkıcı olduğunu anlattı. Öyle ki bir keresinde yine bir trafik sırasında arabadaki genç bir çocuğa al sen kullan diyerek onu sürücü koltuğuna alıp kendisi yolcu koltuğuna geçmiş. Bana da sordu ehliyetim olup olmadığını ama baktım iş ciddi kullanamıyorum diyerek kaçtım. Büyük aşkla evlenip 6 ay sonra boşandığı eşinden tutun lisede oynadığı voleybola birçok şey anlattı. Karavan alıp gezmek istediği hayalinden bile bahsetti düşünün. Sohbet iyi güzel olunca yol o kadar koymadı ama eve girdiğim gibi yorgunluktan resmen bayıldım kaldım. 1.80 boyumu sanki 1.90 yapmam gerekiyormuş gibi aldığım topuklu botlarımı ayağımdan çıkarmamla büyük bir sızı duyup kendimi en yakın koltuğa atmam bir oldu ki annem dışarıda bütün gün giydiğimiz giysilerimizle bembeyaz salon koltuklarına uzanmamızdan nefret eder. Uyuyup kalmışım koltukta kaç saat sürdü uyumam emin değilim ama sabah tekrar aynı tempoya girecek olmak gözümden bir damla göz yaşı akıtmıyor desem yalan olur. Mine'ye söz verdiğim makaleyi bitirip yatağa kendimi kaçta atarım bilmiyorum ama şu dersten 100 almazsa okulu basarım, tam şuraya yazıyorum.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Çok yoruyorlar beni yine

Bu iş benim sonumu getirecek artık hissediyorum. Yıl sonlarına doğru herkesin çok yoğun olduğunu duyardım ama şu ara resmen yorgunluktan kırılıyorum. Bir yanda yetiştirmem gereken kendi işlerim bir yanda Mine'nin mezun olabilmesi için yardım ettiğim makaleler diğer bir yanda da abimin ortak iş yaptığı Fransız adamla vakit geçirmemiz... Bittim, tükendim! Kendi işlerim sürekli yeni insanlarla iletişim kuruyor olmam katlanılabilir bir durum, aynı zamanda Mine'nin artık mezun olabilmesi için ter döktüğü sırada makale yazmak için de çok büyük sıkıntı çekmem ama o 65indeki adam... Adam durmuyor resmen. Tamam enerjik olması iyi bir şey belki ama benim enerjim şuan birçok kaynak tarafından sömürülürken bir de onun çıkagelmesi ve o anlamak için kırk takla attığım Fransız aksanlı İngilizce'yle kendine İstanbul'da ev bakıyor olması beni benden alıyor. Abim ben ve o son zamanların efsane grubu olduk doğrusu. Boş olduğum her anım doldu ki gerçekten sabah 7de evden çıkıp her gece saat 11de dönüyor olmak mahvetti beni. Neyse diyorum yine sineye çekiyorum çünkü bu da bitecek ve ben bir günümü full uyuyarak geçirip bir sonraki gün hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğim hayatıma. 
Bugün Serkan evlendi. Nedendir bilinmez onun evlenmesiyle içimde bir şeyler rahatlamış gibi bir his doğmaya başladı. Bana öyle geliyordur belki bilmiyorum ama bir rahatlama gelmedi desem yalan olur. Sosyal medyadan karşıma çıkan fotoğraflarca söyleyebilirim ki biraz sıkıcı bir düğün olmuş. Bizim çılgın delikanlılar ne umdu ne buldu gibi bir durum oldu sanırım çünkü erken ayrılan da var sağ sola sarıp fotoğraf çeken de. Ben akşamüstü artık ayaklarımı rahat rahat uzatmaya yeni başlamışken aradı biri anlattı düğünü, gelini ve Serkan'ı sonra bir başkası daha. Benim için önemli olmadığını söylesem de sanırım insanlar izledikleri dizilerden filmlerden benim bugünü yas ilan edeceğimi düşünüyor. Yas tutacak enerjim bile yok bana gelmişler şu şöyleydi bu böyleydi diyorlar.
Ablamı son zamanlarda çok boşladım diye trip attı geçen. Biraz oturduk konuştuk onunla da nasıl özlediysem olur olurmadık konularda boş boş ama uzun uzun konuştum ama aynı şeyi o da yaptı. Sanırım bir dönem birlikte yaşamış olmamız bizi kardeşlikten bir tık uzaklaştırdı. Lisenin son 2 yılında kendi evimden çok onun evinde yaşadığım düşünülürse ya da yaz tatillerinde onunla Ankara'da kaldığım düşünülürse doğal tabi arkadaş gibi olmamız. Neyse onun tarafında da işler pek iç açıcı görünmüyor. Aile ve evliliğe inancımı sağlayan tek çiftten ağır çatırtılar duymak beni biraz üzse de herkes için hangisi daha iyiyse o olsun diyorum sadece. Bazen bir şeyleri zorlamamak en iyisidir derim. Bunu anneme anlatmak çok zor olacak olsa da bakalım, zaman gösterecek her şeyi.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Eski bir acı bu

Eski blogumu silmeden önce birkaç yazıyı mail adresinde saklama kararı almıştım. Ki sakladıklarım yayınladıklarım değil de asıl yayınlamaya çekindiğim şeylerdi. Şimdi onlara bir bakayım dedim nostalji fena olmaz diye düşündüm ve zamanında minik bir aşk acısı yaşamış Cha'yı unutmuşum ben onu gördüm. Bu yazı üzerinden yaklaşık 7 yıl geçiyor ki bu 16-17 yaşlarıma tekabül ediyor. Kendime demişim ki "bir insan kendisinden bu derece farklı birini nasıl sevebilir?" yıllar geçmiş olsa da bir arpa boyu yol kat edememişim anlaşılan. Hala kime doğru bir meylim olsa farklılıklarımız yüzünden terslik çıkıyor. Sorun bende mi yoksa bu işin jargonu mu bu hala öğrenemedim. Bir de bir insan neden duygularını en yakın arkadaşından bile saklar anlamıyorum. Evet, kendimden bahsediyorum. Kendi çapımda bir aşk acısı çekiyorum ama Mine'nin bundan haberi bile yok. Neden? Çünkü Cha güçlü, Cha duygularıyla değil mantığıyla hareket eder, çünkü o kişiyi sevmem biz çok farklı kişiler olduğumuz için doğru değil ve bu yüzden bunun bilinmemesi gerekiyor. Olayı az çok hatırlıyorum aslında bir süre sonra Mine'ye söylersem bana çok kızacağı için söylemeye cesaret edememiştim ama blogda da yayınlayamıyordum yazıyı çünkü Mine biliyordu blogu. Bir de hiç ilişki ve duygulardan bahsetmezken bloga bunu yapamam demiştim kendime. Zaten hayatıma boş boş kişiler girip çıkıyordu o dönem ve kesinlikle burnundan kıl aldırmayan biriydim. Birini sevdiğimi yazmamın beni küçülteceğini düşünüyordum. Çocukluk işte... O çocuğu hatırlıyorum az çok. Lisemin yakınında arkadaşlarıyla çok takılıyordu. Boş gezenin boş kalfası denir ya hani tam onlardandı. Açık kumral uzun saçlı ama omuzlarına dökülür derece değil kendi çapında uzun, baya yapılı, kolları dövmeden görünmeyen ama yüzü tam bir erkek güzeli biriydi. Adını şans eseri onların sürekli oturduğu yerde biz de oturunca gizli gizli hem kendi arkadaşlarımla ilgilenip hem de onların konuşmalarını dinleyerek öğrenmiştim. Aslında onunla ilgili neredeyse her şeyi o şekilde öğrenmiştim. Fazla kişinin peşinden koştuğu biri değildi, yanında bir arkadaşı vardı onunla daha çok ilgilenirdi bizim okuldaki kızlar ama ben ona takmıştım kafayı. Bazen gözleri kırmızı olurdu, boş bakardı ve şapşal bir gülümsemesi olurdu suratında. Anlardım yani bir şeyler kullandığını ve yine kendi içimde üzülür geçerdim.  O dönem iki kere sevgilim olması ne kadar beni iki yüzlü yapmış olsa da o ikisi hep başkalarının ısrarıyla başlayan şeylerdi ama o çocuk sanırım ilk ve tek saf aşkımdı. Tamam aşk doğru olmadı onu da atlatması bir yerden sonra kolay oldu ama o bilmeden onunla birlikte üzüldüğüm de oldu, ona üzüldüğüm de. Şimdi tekrar onu hatırlayınca kendime neden onunla hiç gidip konuşmadım ki diye soruyorum. Evet belki geleceğim için pek hoş izler bırakmazdı bende ve her türlü pisliğin içine girip çıkmamı sağlardı ama belki de olmazdı... Asla bilemeyeceğim bir şey artık bu. Kendime güçlü, cesur vb. şeyler söylüyorum falan ama aslında o kadar korkak bir insanım ki...

16 Kasım 2016 Çarşamba

Ama bir durun ya

Bazı erkekleri gerçekten anlamıyorum! Blogu ilk açtığım zamanlarda da benzer bir konuda yazmıştım ama gerçekten, 1 değil 2 değil bazen anlamakta oldukça güçlük çekiyorum. Daha önce Mine'nin yaklaşık 2 yıl çıkıp ağzına tek bir evlilik lafı almayan çocuk ayrılıklarının 5.ayında nişanlanmıştı hem de 2 aydır tanıdığı biriyle. Birkaç ay sonra da evlenmişlerdi tabi. Mine'yi nasıl teselli edeceğimi bilememiştim o zaman ki kendim bile şokun etkisinden çıkamamıştım. Hala biraz şaşkınım o çocuk nasıl evlendi diye ama neyse konu o değil. Serkan davetiye getirdi bugün... Evet o da evleniyor. Hadi o kızla evlenme kararı aldın bu kadar kısa sürede tamam da uygulama kısmında biraz daha bekleyemiyor mu ya? 4 aralıkta, o soğukta ne diye evlenir bir insan? -tamam, kendimi bile inandıramadım bu dediğime, kışın da gayet güzel evlenilir. Hatta yazın o sıcağındansa biraz soğuk daha güzel bile olur- Gitmeyi düşündüğüm söylenemez, zaten gidiyor olsam çok garip olabilirdi çünkü ofisin büyük bir kısmı aramızda bir türlü başlayamayan durumu biliyordu. O bir kenara çocuğu sistemimden daha yeni atmışken kendi kafamı karıştırmanın bir anlamı yok dimi ama.
O kızı kıskanıyor değilim bu arada Serkan bana da benzer bir hızla yaklaşmış ve beni açıkça kaçırmıştı kendinden ama en azından beni 6 aydır tanıyordu bu hareketlere başladığında. Bir insanla evlenmek için bu kadar ani karar almak bana o kadar uzak ki anlamlandıramıyorum. Bu gelen ani kararların bir anda uygulanıyor olması ne bileyim çok ilginç. Yargılamak istemiyorum aslında ama "nasıl olur" demeden de duramıyorum. Son bıraktığımda fazla önemli bir karardı bu evlilik peki bu erkekler nasıl oluyor da bu derece önemli bir kararı böyle pat diye alabiliyor? Hayır bir de erkekler bir anda evlenme kararı aldığında kimse garip karşılamıyor ama ben şimdi çıkıp "ben evleniyorum, 2 ay sonra düğünüm var" desem neler düşünülür, neler söylenir arkamdan kim bilir. 

3 Kasım 2016 Perşembe

Halloween de neymiş

23 yıllık hayatımda hiç cadılar bayramının kutlandığını görmedim. Daha doğrusu görmemiştim. Üniversitede gsfler bir şeyler yapardı kendi aralarında ama o kadar, çevremde hiçbir arkadaşın evinde ya da çalıştığı şirkette böyle bir partiyle karşılaşmamıştım. Şu an çalıştığım yer de benim geldiğim seneyi bulmuş olacak ki cadılar bayramı için kostümlü parti düzenledi. Ne kadar "ben hayatta gitmem, gider evde uzatır ayaklarımı kitap okurum" desem de kolumdan tutulduğu gibi götürdüler beni de. Baştan aşağı saçmalık dememdeki sebepleri sıralayacak olsam buradan baya Japonya'ya kadar yol olur bu yüzden listenin ilk ikisini söyleyip geçicem. 
1.si bizim kültürümüzün uzaktan yakından alakası olmayan bir durumken bu kadar özentilik neden? İnsanlar eğlenmek isteyebilir, bunun için kendilerine bir sebep arayabilirler ama şirket çalışanların üzerindeki stresi azaltmak istiyorsa bu şekilde durumu dengelememeli. Madem herkesin içinde olduğu bir parti düzenleyeceksin ona da bir kılıf uydurmadan da gayet tabi yapabilir bunu. Ki zaten ota boka etkinlik düzenliyor.
2. olarak gözüme batan rahatsız edici nokta da "en güzel benim" kapışması. Partide rahat 4-5 tane hemşire, hostes ve hizmetçi vardı. Bazıları direkt kusursuz seksilikteydi bazıları da sağlarına sollarına kırmızı boyayla yaralı imajı vermişti ama genel olarak hepsinde jartiyerlerine kadar açık mini etekler ve üst birkaç düğmesi kapanmayan üstler vardı. Parmakları dudaklarında "şşşş" pozu verip duruyorlardı. Hem meslekleri aşağılıyorlardı bu şekilde görünerek hem de "en güzel vücut benim" gösterişi yapıyorlardı. Vücutlarını sergilemeleri beni ilgilendirmiyor ama meslek dallarını bu şekilde göstermeleri fazlasıyla sinir bozucuydu.
Ben son ana kadar gitmeyeceğim dediğim için o gün içerisinde nasılsam aynı şekilde katıldım aralarına çünkü gerçekten gitmek istemiyordum. Hala "keşke gitmeseydim, ne işim vardı benim orada" diyorum kendime çünkü eğlenmedim de. Birkaç çalışma arkadaşımın içtiklerinde yanlarında durulmayacak kadar itici olduklarını fark etmiş oldum ki belki gece yarısına kadar sürecek partiden 11de döndüm ben. Annem bile ben eve dönünce şaşırdı çünkü dönmeyebilirim demiştim. Evdeki ayaklarımı uzatma planına geçip facebooku açtığımda da bazı kişilerin çocuklarını boyayarak sokağa çıkardığını gördüm. Yaşlı teyzelere dönüyorum belki ama "bu gençlik nereye gidiyor" demeden de duramıyorum. Çok merak ediyorum çocuklarını süsleyip dışarı çıkanlar kapı kapı gezip "şeker mi şaka mı" diye sordular mı? Özentilik ve kültür konusuna çok fazla girmek istemiyorum aslında, ben de çok kültürünü yaşayan ve yaşatan biri değilimdir ama ırta zırta laf yapıp "ama cadılar bayramı bugün" diye ağızlarını yaya yaya konuşan insanlara olan sinirimi bir şekilde bir yerden çıkarmam gerekiyordu. Ne zaman bu hale geldik biz ya...

29 Ekim 2016 Cumartesi

Keşke Hep Çocuk Kalsam Bile Diyemiyorum

Hayatımdaki kimse bilsin istemiyorum. Öğrenirlerse insana dair tüm inançlarını kaybedeceklerinden korkuyorum. Dünyaları biraz daha parlak kalsın istiyorum. Çocukken tacize uğradım. Sanırım ilk uğradığımda 5-6 yaşlarında falandım, okula gitmediğim dönem de olduğunu hatırlıyorum. Hasta bir kardeşim vardı. Uzun süre hastane kaldığı dönemler oldu. Annem çocuğu iyileşsin diye uğraşırken beni de güvendiği komşulara akrabalara emanet ediyordu. Komşumuzun liseye giden bir oğlu vardı. Annem komşuya emanet ederdi, o da beni oğlunun başına atardı. Şimdi farkına vardığım o zaman anlamadığım şeyler yapardı bedenimle. Yazarken düşünüyorum nasıl anlatayım diye aklımda sürekli edepsiz olur bu filitresi var. Annesinin olmadığı zamanlara dair bölük pörçük hatıralarım var. Kimsenin olmamasından kaynaklı daha cesur davrandığını hatırlıyorum. Üstümden çıkan kıyafetlerimi hatırlıyorum. Bana dokunduğunu. Bazen de üstümde kıyafetlerim varken üzerime uzanıp gidip geldiğini hatırlıyorum. Elini iç çamaşırlarımın içine soktuğunu hatırladığım bazı anılarım var. Ne anılar ama! Oyun oynuyoruz, kimseye söyleme, söylersen seni bir daha eve almayız sokakta kalırsın annen yokken derdi, bazen sırrımız bizim bu, bazen annen baban üzülür, bazen seninle bir daha oynamam. Tek hatırladığım anneme söylememem gerekiyordu. Sonra taşındılar benim okula başladığım dönem. İlk okul bir, iki de falan kardeşimin hastanede kaldığı, sık sık kontrole gittiği bir dönem bir akrabamıza bıraktı birkaç gün. Eğitim fark etmiyor sapıklık için ne de yaş. Üniversite öğrencisi oğlunun tacizine uğradım bu kez. Banyo zeminine yatırdığını oramı buramı ellediğini hatırlıyorum. Annesinin eve geldiğini fark edince lavaboya el yıkama bahanesine sarıldığını hatırlıyorum. Yine sakın annene söylemeler.

Salaktım ama aynı zamanda da zekiydim sanırım. Parçaları çok çabuk birleştirdim cinsellikle ilgili. Gizlice büyüklerin konuşmalarını dinledim, arkadaşlarımın anlattıklarını birleştirdim. Bana yapılanın doğru olmadığını nihayetinde anladım ama yine sustum. Utandım. Suçlu hissettim çünkü izin vermiştim. 10 11 yaşındaydım ama hala hissettiğim öfkeyi hatırlıyorum. Kurtulamadığım belki de sürekli kendime hatırlattığım için kurtulamadığım kabusum işte. Çocukluğumdan beri milletin ayıp dediği ne varsa yapmıştım sonuçta. Orta okulda bakire kavramı kafama dank edince acaba hala öyle miyim diye merak ettiğimi hatırlıyorum. Doğruyu söylemek gerekirse olmamaktan korktuğumu hatırlıyorum. Arkadaşlarımın çoğundan içten içe nefret ettim. Sürekli yakındıkları dertleri vardı ama benim derdim onlardan başkaydı.

Lisede Ygs de matematiği düşük yapınca biraz matematik dersi aldırmaya karar verdi ailem. En iyi hoca olsun diye araştırıp getirdikleri adam ikinci gelişinde masanın altından bacaklarımı elledi. Üçüncü gelişinde hırkamın içine makas saklayıp elini çekmezse karnına dayadığım makası karnına geçireceğimi söyledim. Giderken anneme artık derse ihtiyacım olmadığını ve para almayacağını söylemesini tembihledim. Bugünkü aklım olsa ilk başıma geldiğinde söyler avaz avaz herkese haykırırdım. Yalan söylüyorum, şimdi bile kimseye söyleyemiyorum. Çok uzun süre anne ve babama kızdım beni koruyamadıkları için. Dünyanın en iyi anne babası onlar benim için ama koruyamadılar işte. Ben fark edene kadar geçti, sonra üzülmesinler oldu. Bilseler gözleri gibi baktıkları, bırakın yaramazlık yaptığı için dövmeyi, bağırmadıkları kızlarının başlarına bunların geldiğini kahrolurlar. Severken üstüme titrerlerdi ama koruyamadılar. Özellikle lise boyunca Allaha kızgın kaldım. Suçum yoktu. En fazla arkadaşımın bebeğini parçalamışımdır.  Benim inandığım Allahın buna izin vermemesi gerekiyordu. 18 yaşına bastığım ilk gün aklıma gelen gidip bir jinekoloğa muayene olmaktı. Ne ara boktan toplumun bana bunu yaptığını sonra da kalkıp benden boktan bir zarın hesabını soramayacağını anladım bilmiyorum. Namus diye tanımladıkları şeyin saçmalıktan ibaret olduğu kafama dank etti. Arkadaşlarımın sevgilileri olduğu ayrılık acıları çektiği dönemlerde ben hep uzak kaldım. Hoşlandığımı düşündüğüm adamlardan bile kaçtım. Bin türlü kusur, bahanem hep hazır oldu. Sonunda yaklaşmasına izin verdiğim adamın bile kat etmesi gereken bir sürü mesafesi vardı hala var. Hala toplu taşımanın o kalabalığında insanların bana yaklaşmasından nefret ediyorum, dokunmaları midemi bulandırıyor. Erkek arkadaşımın bana dokunduğunda irkildiğim anlarım oluyor. Arkadaşım olan bir çok erkek oldu, hatta bir kadından daha rahat iletişim kursam da kadın erkek fark etmiyor vücuduma dokunmalarından nefret ettim hep. Kapımı kapatmadan uyuyamıyorum. Büyürken kardeşimin benden başka kimseyle oynamasına izin vermedim. Bana olanın ona da olmasına izin vermekten deli gibi korktum. Ne yazık ki hala bile korkuyorum çünkü bu topluma güvenmiyorum. O akrabanın oğlu şimdi şaşalı bir hayat yaşayıp herkesin özenip, üzerine iyi bir insan dediği biri ama bir tek ben ne bok olduğunu biliyorum. Bazen başkalarına da yapmış mıdır diye delirecek hale gelene kadar düşünsem de şimdi söylesem ne ispat edebilirim ne inanırlar. Kırk yılda bir belki gördüğüm birine iftira atan biri olarak kalırım. İşin garip tarafı küçük bir kızı var ve bazen onun da başına geliyor mudur bu diye düşündükçe deliriyorum. Ya kendi kızına da yapıyorsa.

Sakladım saklıyorum kimseye tek laf edemiyorum ama yanımda taşımaktan bıktım bunları. Erkek arkadaşıma neden içinde cinsellik geçen her şeyden korktuğumu açıklayamıyorum. Sessiz içine kapanık biri değilim ama kelek karpuz sanırım benim için en uygun benzetme olur. Zaman zaman hala anneme, babama, Allah’a kendime hatta hasta olduğu için kardeşime kızıyorum. Bazen utanıyorum. Bazen pişman oluyorum. Kendime senin suçun değil diyorum ama kendim dinliyor muyum bilmiyorum. Bazen birine anlatsam biter belki diyorum. Bazen senin hayal gücündür diyorum ama insan kendine bu kötülüğü yapmaz. Psikolojik yardım almam gerektiğini düşünüyorum bazen ama ağlamayı bile beceremeyen birisin sen güçlüsün diyorum. Bu yaptığıma cesaret edebilmemin sebebi ise kulağa korkunç gelse de kimseye güvenmeyin çocuğunuz için. Perişan olur demeyin sürükleyin peşinizden. Ben perişan olmayı hatta hasta olmayı yeğlerdim. Belki okuyan biri olur da çocuğuna kimseyi yaklaştırmaz. Bir gün çocuk sahibi olmaya cesaret edebilirsem sanırım ona hissettirmeden göz altına alır, birine bırakmayı bırakın eş dosta bile öptürtüp sevdirtmem.

İçinden bunda cesaret ettim diyecek ne var diye düşünen varsa bilin ki benim için zor. Anneme babama öfkelenen olur ama dünyanın en harika anne babası derken doğru söylüyordum bilin. Sadece ölmesinden korktukları bir çocukları vardı. Sesimi çıkarmadığım için kızan varsa o zaman çocuktum şimdi ise yapamam. Kızın haklısınız da ama buna hazır değilim. Fazla korkağım belki de.

~~

Merhaba arkadaşlar,
Bir çoğunuz benim kendi ailemin en küçüğü olduğumu biliyor bu yüzden hem olay hem de küçük detaylardan kaynaklı şaşırmış olabilir. Evet, bu yazı benim değil. Benim çok sevdiğim arkadaşlarımdan biri rica etti kendisi için yayınlamamı ve ben de kabul ettim. Yazıya yorum ister mi pek emin değilim ama sizden tek ricam 2-3 cümle bir şey dahi yazacaksanız yorum olarak elinizi vicdanınıza koyarak, kırıcı olmayacak şekilde yapın bunu. Onun için terapi olacağını düşündüğü yazıyı yazdığına pişman etmeyin lütfen.

20 Ekim 2016 Perşembe

Ne olur yani bir de köpeğim olsa?

Son zamanlarda annemi çileden çıkaran isteklerimden biri bir köpek sahibi olmak. 5-10 yaş aralığım sırasında golden cinsi kocaman bir köpeğimiz vardı evin içerisinde. O kadar akıllıydı ki annemin kesinlikle izin vermediği salon ve mutfağa adımını atmazdı kapıları açık olsa bile. O dönem herkesin evde olduğu köpeğimizle birlikte 6 kişilik örnek bir aileydik. Sonra benim 10.yaşıma gireceğim sıralarda her sene olduğu gibi yazlığımızda dayımlar, yengelerim ve kuzenlerimle zaman geçirirken hep birlikte farklı bir etkinlik yapalım diyerek bir gece evden ayrılmıştık. Bizim koca oğlan da bir gece evde kalsa bir şey olmaz diye düşünmüştük çünkü daha önce de birkaç kere kalmıştı. Diğer gün eve döndüğümüzde bizim koca oğlanın cansız bedeniyle karşılaştığımızdaki o anı asla unutmuyorum. Tam bir cenaze havasıyla günlerce hatta haftalarca kendimize gelememiştik hiçbirimiz. Köpekten korkan yengemiz ve o zamanlar küçük olan kuzenlerim bile ağlamıştı bizim çöküşümüzü gördüklerinde. O zaman annem demişti işte eve bir daha hiçbir şekilde hayvan girmeyecek diye. Tabi annemin dediği olmadı. Kendine gelemeyen çocukları için bir anne babanın çırpınışlarıyla eve 2 tane su kaplumbağası girdi ve sonra da çok sevdiğim birinin bana hediyesi olan bir yavru kedi. Zaten sonrası çorap söküğü gibi geldi ve sonuç olarak evde 9-8-4 yaşlarında 3 tane kedi var. Kaplumbağalar mı? Onlar o kadar büyüdü ki (bizim yanlış beslememiz sonucunda) akvaryumları hiçbir yere sığdıramaz olduk ve iyi tanıdığımız birine verdik. Hala yaşıyorlar ve gerçekten kocamanlar! Şimdilerde ise tekrar köpek besleme isteğiyle yanıp tutuşuyorum. Barınaklar, sahiplendirme sayfaları birçok bebek köpeğin ev aradığı bildirimini verirken annemi ikna edemiyor olmak çok üzüyor beni. Büyük ve zaten eğitimli bir köpek aslında işime gelirdi ama kedilere alışması için küçükken gelmesi daha iyi olur diye düşünüyorum. Hoş ikna edememişim annemi büyük-küçük ne fark eder ki? Eskiden "ya tekrar ölürse/öldürülürse?" diye izin vermezdi şimdi ise "hiçbiriniz evde değilsiniz, kim günde iki kere gezmeye çıkaracak? Diğer istekleriyle uğraşacak? İşim başımdan aşkın benim siz sanki ilgilenebileceksiniz" diyor. Aslında haklı bir yerde ama içimdeki evi hayvanat bahçesine çevirme dürtüsüne özellikle havalar bu kadar soğumaya başlamışken engel olamıyorum. Ne olurdu sanki izin verseydi de evi birlikte altını üstüne getireceğim bir arkadaşım olmuş olsaydı... Kediler artık sadece kalorifer önünde, yatakta ya da cam önünde uyuyor kıpırdadıklarını görmüyorum bile. Ama enerji patlaması yaşayan bir köpekle öyle mi olurdu? Bütün sinirimi stresimi hatta üzüntümü alır giderdi. Köpek istiyorum ben ya!

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kaç yaşıma geldim hala hasta oluyorum

Günledir nefes alamıyorum lanet grip yüzünden. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü mesaiye kaldığımda aslında üstümde zaten bir kırgınlık vardı ama gecenin bir yarısı yağmurda şemsiyesiz kalıp ıslak bir kedi gibi eve dönünce kaçınılmaz sonla buluştum. Başta iyiyim ben dedim işe gitmeye devam ettim ama cuma günü revirde ölçülen ateşimle birlikte 2,5 gündür evde yatıyorum. Biraz kendime gelirmiş gibi oluyorum arada ama yatmak kesinlikle imkansız. Çocukluğunu astımla geçirmiş biri olduğum için gece nefes almaya çalışmanın birçok yolunu biliyorum aslında ama işe yaramıyor. Şimdi bile yarı oturur pozisyonda yattığım halde uyumaktan vazgeçip oturdum. Aslında bugün önceki iki güne nazaran çok daha iyiydim. En azından artık durup dururken ateşim çıkmıyor ama hapşırmalarım, öksürmelerim ve burun akıntım yeter artık dedirtti. En son 2 sene önce final zamanımda bu derece hasta olmuştum sanırım ki o zamanlar bunun altından evde yalnız olduğum halde kalkabilmişken şimdi kalkamıyormuşum gibi geliyor. Sanırım annemin iyileştirici gücüne inanınca kendimi iyice bıraktım. Ama o da çok güzel ilgileniyor be! Ne kadar nazlansam da hatta birçok zaman bıktığını hissetsem de saat başı gelip kontrol etmesi, uyuyorumdur diye normalde paldır küldür girdiği odama sessiz sedasız girmesi şu hassas dönemimde ağlayacakmışım gibi hissettiriyor. Kitap okumama, bilgisayarla ilgilenmeme ne kadar kızsa da evde başka türlü zaman geçmiyor. Bir de yataktan sadece tuvalete gitmek için kalkıyorken hiç geçmiyor! Normalde annem bu kadar üstüme düşmezdi ama en son "yine tansiyonun düşer de yere yığılıp kalırsan nasıl kaldırıcam seni bu yaşta" demesiyle yemeğim bile annemin belirlediği saatlerde yatağıma geliyor, gidiyor. 
İşe başladığımdan beri belli aralıklarla indirimden kitap alıp duruyorum ama hem iş hem sosyal hayatımı aktif tutmaya çalıştığım için bir türlü adam gibi okuyamıyordur. Bu 2,5 gün de bana çok güzel bir zaman verdi bunun için. Öncelikle de Gilles Legardinier'la tanışma fırsatı buldum ki kitaplarını sırf kapaklarından kaynaklı almıştım doğrusu. Bir de Emma Chase ve onun üç kitabıyla tanıştım ama onlar o kadar önemli değil doğrusu. Legardinier'in çevrilmiş iki kitabı var biri "Miyav! Kafayı mı yediniz?" bir de "Miyav! Yarın yeni bir hayata başlıyorum". İkisini tavsiye ediyorum okumak isteyen bakabilir. Diğerleri de umuyorum çevrilir de şu eğlenceli adamın dilini unutmadan devam ederim.
Canım çok sıkılıyor arkadaşlar. Sabah muhtemelen bu kadar yatmak yeter diyip işe gideceğim ama gram uyku uyumadan bunu nasıl yapacağım gerçekten merak konusu.

6 Ekim 2016 Perşembe

Sözlü tacizi iltifat sanmak

Bugün benim üstlerimden biri iltifat olduğunu düşünerek beni sözlü taciz etti. Mesai saatleri dışında ne kadar ense şaplak muhabbetimiz olsa da o saat aralığında hanımlı beyli oldukça mesafeli konuşuruz. Bugün de işle ilgili bir şeylerden bahsederken bir anda durup "ya Cha, sürme şunu söylediklerine odaklanamıyorum" diyerek beni fazlasıyla şoka soktu. "Sürüyorsun süt rengi suratına kırmızı ruju başka yere odaklanamıyor insan" dedi sonra da. "Bu durum sizi ilgilendirmez" dedim tebessüm edip işime devam ettim ama bir mesafe de koydum aramıza çünkü o bunu söyledikten sonra fark ettim nasıl baktığını. Neyse dedim tanıyorum en azından kim olduğunu, kötülük gelmeyeceğini biliyorum. Akşam çıkmaya yakın gözlerim yoruldu artık diye gözlük takıp saçımı da topladım bu sefer de "Cha tam sekreter oldun" böyle dedi güldü. "Bu gün benden ne istiyorsun sen ya" diye tepki gösterince de birazcık "iltifat ediyorum daha ne istiyorsun, güzel görünüyorsun, hoş oluyorsun böyle" dedi. "Sen iltifatla tacizi karıştırıyorsun ama. Kullandığın cümlelerin hepsi kötü anlama çıkıyor farkında mısın" diye tepki gösterince de "hasta mısın kızım bu ne asabiyet. Tamam tamam demiyorum bir şey" dedi. Yakıştırmalar her türlü çok kötüydü ama hatasının nerede olduğunu ya da ne olduğunu hala anlayamadı. Anlamasını beklemek benim hatam mıydı emin değilim ama aşırı rahatsız olduğum bir gerçek. 

29 Eylül 2016 Perşembe

Hayal mimi

Geçenlerde Deep beni şuradaki yazısında mimledi. Ben de yapmamak ayıp olur diyerek yapmaya başlıyorum mimi.

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?
Genel olarak günümüz ve şuan için hayaller kurarım ben. Bazen de gelecekle ilgili ki bence bunu herkes yapar. Aslında gelecekle ilgili kurduğum hayallerin hepsinde farklı şehir yada ülkelerde farklı insanlarla oluyorum. Gelecekte gerçekten gezmek istiyorum. Her yeri gezip bir sürü farklı insanla tanışmak en büyük hayalim.
.
2. En çok nelerin hayalini kurarsınız?
Gitmek istediğim ülkelerle ilgili hayaller üst sırada tabi. Onun dışında son zamanlarda uçsuz bucaksız bir bahçesi olan ya da denize yakın bir yerde kitap okuma, uyuma ya da her yerim buruş buruş olana kadar yüzme hayalim var. Havalar buz gibi oldu ama olsun ben yine de istiyorum.

3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?
En büyükleri gerçekleştiremedim ne yazık ki. Geçekleştirdiklerim... Çok ayran gönüllü bir insanım bir şey ister, elde eder sonra başka şeylere geçerim bu yüzden ne kadarını gerçekleştirdim kısmında biraz takılıyorum. Tahminimden fazla da olabilir az da. 

4. Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı? Sakıncası yoksa anlat çabuk nedir?
Dünyayı gezeceğim! Bu ne zaman olur ya da nasıl olur bilmiyorum ama olacak! Kendimi hiçbir zaman evli/çocuklu bir kadın hayal etmediğim için hiç kimseyi düşünmek zorunda olmadan gezip görmek istiyorum. Şu an lükslerini bırakamayan biri olduğum için havada kalmış bir hayal ama günün birinde kesinlikle yapacağım! Şu koca dünya, tarih biz gezip görelim diye var ne de olsa dimi ama...

28 Eylül 2016 Çarşamba

Hergün böyle olsa yaşlanmam ben

Havai fişekler patlayabilir artık çünkü abim akıllandı sayılır. Erken kutlama yapmamak gerek tabi ama abim ayrılıklarının 12.gününde "ben Yelda'nın yanına gidiyorum, böyle olmaz" dedi ve gitti. Anneme abimin neden gittiğine dair bahaneler atıp tutmuş olsam da ikisi arasında kalmaktan kurtuldum en azından. Sorunlarını hallederler mi halletmezler mi bilmiyorum ama Yelda "abin beni neden hala aramıyor? Beni suçluyor dimi o hala?" diye bana ağlıyordu en son, kesin barışırlar. Abim bu anlayışsızlık ve odunlukla kızla ne konuşur emin değilim ama umarım bu sefer düşünüp taşınmıştır iyice. En son tartışmamızdan sonra ben bile onunla konuşmuyordum çünkü... Neyse, barışırlarsa da barışmazlarsa da benim için bir şey değişmiyor artık. Ne halleri varsa görsünler. Seviyoruz ama ayrıyız muhabbetini kaldıraca kafa kalmadı çünkü bende. 

Dün akşam bizim bitirim arkadaşlardan biri ofise şarap soktu. Çocuk gibi gizleye gizleye içtik akşam 3 kişi tek şişeyi ama daha önce hiç bu kadar eğlendiğim bir çalışma olmamıştı. Sabahları içinde kahve dolu olan termosumu kaynar suyla iyice çalkalayıp sanki kahve içiyormuş gibi diktim durdum. Bana bir şey olmadı o kadarcık şaraptan ama Metin adlı arkadaş nasıl saçmaladı belli değil. Oradan oraya koşuyor, saçma espriler yapıyor, gülüyor derken herkese maskara oldu. İçtiğini bilen bilmeyen herkesi güldürdü. Akşam artık çıkmak için son hazırlıklarımı yaparken bir anda  "tut saçımdan sürükle" diye söylemeye başladı ki bendeki kopma noktası o oldu. Nasıl kahkaha attım anlatamam çünkü bir ses anca bu kadar taklit edilebilir. Gülmem tabi tepki aldı "Cha ofis ortamındasın hala farkındaysan..." şeklinde ama ofis mi kalmış ortada herkes çıkmış servislere gidiyor bana deniyor ki "Cha ofistesin öyle gülme". Bazen hemcinslerimin saçlarını yolasım geliyor tek tek ama o çıkışı unutmayacağım kesinlikle. Bir de deniz anası ve hindi taklidini. Şapşallıkta son nokta hareketlerdi hepsi. Bu arada Serkan bu ayın sonunda işten çıkıyormuş. Sigara molası veren kişilere kaynak yapınca ikimiz de orada söyledi. "Aslında geçen haftadan beri kesindi de anca söylüyorum size" dedi. Ay sonunda gidiyor o da... Gitmesi bende hiçbir şey hissettirmedi ama gülüp eğlenirken bir kere arkadan sarıldı bir kere de birimiz en üstteki birimiz de üstün iki altındaki rafa uzanında arada çakıştık gözüme dirsek attı diye bi ilgi gösterdi kafamı göğüsüne yasladı falan o anlarda "bırakmasa ya" dedim. Ona dillendirmedim tabi ama aklımdan geçti. Durum buyken gidiyor olmasının bende bir etki bırakmaması bir garip ama çekimin sebebi başka da olabilir. Görmeyeceğim zaten artık son günler. Dün attığım kahkahayı bir daha ofis ortamında atabilir miyim bilmiyorum ama hep böyle olsam yaşlanmam kesin.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sorunlu insanları çekiyorum bence

Geçtiğimiz haftadan beri abimin derdi sanki kendi derdimmiş gibi içime sıkıntı edip durdum. Bugün en sonunda abimle birkez daha bunun kavgasını ettim ve bıraktım, artık ne hali varsa görsün. Her gün Yelda'yla konuştuğumu bildiği için sürekli laf arasında soruması -biz konuşmadığımız halde- ve en son da telefonumu karıştırıp onun mesajlarına bakması bende yeter dedirtti. Seviyorsan hayvanlık etmeyi bırak git yanına diye bağırdım artık. Yelda'nın yerinde olsam hayatım boyunca bir daha abimin suratına bile bakmam ama işte, o ben değil bu yüzden ilişkilerine bir şans daha verir. Abim tam bir gerzek gibi davranmaya devam etmezse tabi. Ama gerçekten artık yeter dedim. Kendi hayatımı boşverip başkalarının sorunlarıyla kendime aksiyon arar bir hale gelmişim gibi olmaya başladı. Hayır sakin hayatımdan oldukça memnun olduğumu düşünüyordum bu çabam nereden çıktı bir anlasam gam yemeyeceğim. Bunun dışında minik kaçamaklar değil tam bir tatil istiyor vücudum. İşimi çok sevdiğim halde son zamanlarda bir şeyler beni oradan itiyor. Hayır, bunun sorumlusu Serkan değil çünkü onun varlığı artık bende masamdaki post-it gibi. Çalışma konusunda bana oldukça yardımı var ama genele bakınca tamamen gereksiz. Bir de sanırım işten çıkacak, daha iyi bir teklif almış şuan değerlendiriyormuş. Yıllardır yaptığı işi bırakıp gitmeyi düşünüyor olması bir garip ama şartlar daha iyiyse neden gitmesin ki? Kısaca tatil istiyorum birkaç gün iş, arkadaş, akraba hiçbirini düşünmeden iyi bir dinlenmek istiyorum ama  yakın zaman için imkansız gibi görünüyor. 
Geçen akşam eve dönerken yolda yavru bir kedi gördüm, tabi dayanamayıp hemen yanına gitmek için dönüyordum ki benim ona yaklaşmamdan korkunca önündeki yemeği komple bırakıp kaçmasın diye önce durdum sonra da yavaş yavaş ondan uzaklaşayım dedim. Tam o anda yaşlı bir adam "defol buradan, sizin yüzünüzden onlar böyle korkak, bir rahat bırak yemeğini yesin, onu korkutuyorsun" diye bana bağırmaya başladı ama ne bağırma herkes şok oldu. Yolda yürüyenler bile yanıma gelmeye başlamışlardı ki liseli olduğunu düşündüğüm biri adam beni tartaklayacak diye korktuğu için omzundaki çantasını bile indirip gelmeye başlamıştı. Adama "beyfendi yavruyu asıl siz bağırarak ve ani hareket ederek korkutuyorsunuz. Biraz sakin olun, sizin aksinize onu rahatsız edecek değilim" diyip bir adım daha uzaklaştım ki "defol buradan" diye daha yüksek bağırdı. Adamın sorunları olduğuna emin oldum zaten o anda. Birkaç genç kız ne olduğunu sorup sonradan "deli midir nedir, geçmiş olsun" diyerek yanım ayrıldı. O liseli gencimiz de "abla vuracak sandım sana, iyisin dimi" diyerek durumumu sordu. Benim bir şeyimin olmadığını ama adamın ciddi sorunları olduğunu düşündüğümü söyledim güldük geçtik. Her türlü problemli insanla karşılaşmaktan bir türlü kurtulamıyorum. Sanırım bu konuda tam bir mıknatısım...

10 Eylül 2016 Cumartesi

Bazı insanlar hiç büyümüyor

Bugün iş yerinden benden yaşça büyük ama aslında çok iyi anlaştığım biriyle çıktım. Azıcık sohbet muhabbet biraz da dedikodu herkesin ihtiyaç duyduğu bir şeydir malum. İlk önce benim eskiden takıldığım bir yere gittik. Sahibini falan aylardır görmüyorum ama adam beni hatırlıyor falan öyle müdavimiydim yani oranın. Neyse, mekan küçük bir yer ve sigara içilen kısmı kapının önündeki 4 masadan ibaret ama masalar kaldırımın ortasında gibi bir izlenimi var kısaca orada oturmak demek insanlarla iç içe olmak demek ki benim için çok rahatsız edici bir şey. Şuraya oturalım dedi baktım olabilecek en dış masa ki rahatsız edici dediğim kısımdan çok daha beter kapı önü bir yer. Yok dedim şurada oturalım hem iç kısma girmiyor şu kısımda sigara içebilirsin dedim ama dinletemedim. 32 yaşındaki kocaman kadın trip attı "peki Cha içmiyim ben sigara sadece senin istediğin olsun" dedi. Yetmedi hemen arkasından "sevmiyorum öyle şeyleri biliyorsun" dedi bir de. Sen de benim öyle oturmayı sevmediğimi biliyorsun desem de neymiş "böyle bir ortamda içmeyecekmiş de ne zaman içecekmiş..." Banane ya ben ona sigarasını içebileceği bir alternatif sunarken o niye onu hiçe sayıp sadece kendisine göre hareket etmemizi istiyor ki? Trip attı sonra bir arkadaşımız daha gelince benim dediğim yere oturduk. Biz güzel güzel sohbet ederken ağzını açıp tek kelime etmedi kadın. Hayır bir de ben konuşmaya katmak için çabaladığımda aldırış etmedi telefonla falan ilgilendi, soru sordum ağzının içinde cevapladı. Kısaca çocukça bir tavırla sadece sinirlendirdi... O böyle yapınca oturduğumuz yer beni bastı kalktık başka bir yere oturduk. Onun istediği yere direkt gitmiş olsak da tripleri, tavırları devam etti kısaca günümüzü çok güzel mahvetmiş oldu. Hayır yani kaç yaşına gelmişsin insan bir olgunluk bir şey gösterir dimi? Yok ama çocuk gibi tamamen. 

Baya hızlı toparlanan biriymişim

Kendimin bile depresyonlu halini çekemediğimi fark ettim. Eve girerken de çıkarken de annemin gözleri fırıl fırıl dönüyor fırsat kolluyor hala neden böyle olduğumu sormak için ama anneme gidip anlamsız bir şey yüzünden kendimi üzdüğümü söyleyemem. Hayır yani ne diyeceğim kadına? "Anne iş yerinde bir çocuk benden hoşlandığını söyledi ben de o çok düzgün biri olduğu ve aynı yerde çalıştığımız için reddettim ama sonradan ben de çocuktan hoşlandığımı fark ettim. Bir kere bizden olmaz dediğim için de gidip çocuğa bunu söylemedim şimdi o düzgün hayatını daha düzgün yapmak için evlenmek istiyor annesi de birini bulmuş tanıştırmış ciddi düşünüyor" mu diyeceğim? Kadın güler geçer bana ki şunu şu şekilde yazınca ben bile "Cha sen neyin kafasını yaşıyorsun?" diye soruyorum kendime. Dengesiz olduğumu bilirdim de bu kadar saçmalamam mantık dışı. En azından bazı şeyler oturmaya başladı ilk günün şoku yok en azından. Mesela bugün yine annem ve teyzeden kaçmak için mesaime 1.30 saat erken gittim ve Serkan yine oradaydı. Bu sefer kahvaltı teklifini kabul ettim. Saklamadı biriyle tanıştığını hatta anlattı bile. Duygularından bahsetmedi tabi ama genel olarak nasıl biri olduğunu anlattı. Fotoğrafını gösterdi hatta kız baya bildiğiniz güzel. En azından ben Türk standartlarında ortalamaysam o kesinlikle güzel! O kız Serkan'a ne diye bakıyor şuan onu düşünüyorum. Şu ara abimle de fazla ilgilenmediğimi fark ettim. Hatta bu gece eve geldiğimde benden özel olarak kaçıyormuş gibi bir havası vardı ne haltlar karıştırdı da şimdi bana açıklamayacağını düşünüyor merak etmiyor değilim. 

7 Eylül 2016 Çarşamba

Depresyonu bile rahatça yaşayamıyorum

Serkan'ı hayatımdan komple atıyorum. Yani tamam komple atamam aynı yerde çalışıyoruz ama büyük ölçüde atıyorum. Çocuk görücü usulü evlenecek diye trip atıyor değilim ama gün içindeki konuşmamızı minimuma indiriyorum. İçimden aslında onun bir suçu olmadığı halde kızıp bağırıp tokadı basmak geçiyor ama hiçbirini yapamayacağım için mecbur görüşmemizi minimuma indiriyorum. Dün gece benim eve geldiğim saatte herkes yatmış olduğu için annemin abla dediği bizim de küçüklükten beri "teyze" diye tanıdığımız kadın gelmiş onu görmedim. Sabah hazırlanırken bir anda karşımda görünce çığlık atıyordum banyoda. Neyse benim moralim zaten diplerde, her an patlamaya hazır bir şekilde geziniyorum derken teyzenin çıkıp "kız sen kocaman olmuşsun, bak bak bir de nasıl güzelleşmişsin maşallah" diyip sulu sulu öpmesi bir oldu. Önce aldı karşısına baştan aşağı süzdü sonra elbiseme bir posta laf etti. Tartışacak halim yok diye gittim pantolon giydim ona da "etek en azından kalçasını kapatıyordu şimdi çıplak gibi oldu" diyerek laf etti ben de saat erken olduğu halde çıktım evden. Bu kadını normalde seviyorum ben ama kafam bozukken çekilmiyor ne yalan söyleyeyim. 
İşe erken gitmek bir ara çok çok yaptığım bir şeydi bu yüzden kimseden garip tepki almadım ama sabah sabah Serkan'la karşılaşmak bende kötü bir etki bıraktı. Günüm iğrenç geçti hatta geçmedi diyebilirim. Bitmedi gün! Yüzsüz yüzsüz kahvaltı etmediysen birlikte edelim dedi yanına çağırdı önce sonra da öğlen birkaç kişiyle yemeğe gitmeye zorladı. İlk defa bir yemeğe verdiğim paraya da o yemeği hazırlana da üzüldüm çünkü tek çatal bile alamadım. Muhabbetlere girmeye çalıştım ama o da olmadı. Kafamda sürekli saçma sapan onlarca şey aynı anda gezdi durdu. İşe başladığımdan beri ilk defa fazladan 10 dakika bile kalmadan çıktım gittim ki herkesin şaşırdığı nokta bu oldu. Öyle bir baktılar ki önceden planım olduğunu söyleme gereksinimi hissettim. Önce spor salonuna gittim canım çıkana kadar çalıştım daha sonra Anıl'ı arayıp onun yanına gittim. Biraz onunla oturmayı denedim çünkü çocuk saçma sapan şeylerle bile kafa dağıtabiliyor ama bu sefer bir işe yaramadı ve içmek de istemeyince kalktım gittim eve en azından kendimi odama kapatır depresyonumu içimde yaşarım dedim. Evde de rahat bırakmadılar ama! Teyze geldi yanıma "evde böyle giyinme erkek var" dedi önce daha sonra kendi kanından da olsa erkek erkektir dedi. Bu nasıl bir sapık düşünce diye kadının kafasını kıracaktım kendimi zor tuttum. Spora gittiğimi duydu nerede gidiyorsun falan diye sordu söyledim "aaa karışık ama orası" dedi. Karışıksa karışık kadın sanane diye bağırdım en sonunda. Ar edep haya kalmamış bende bu sefer bunları dinledim. Liseli ergenler gibi odamın kapısını çarpıp kendimi kilitledim odaya en sonunda. Serkan evlenicem diyor kadın gitmiş "ama spor salonu karışık" diyor! Bu kadın böyle şeylere bu şekilde takılmazdı eskiden. Hatta zamanında bana aynı anda erkekleri nasıl idare edip kullanacağım şeklinde öğütler verirdi. Yıllar çok değiştirmiş düşüncelerini... Annem bende bir gariplik olduğunu anladı ama. Fırsat bulup soramadı ama boş bulduğu ilk an sorguya çekecek hissediyorum.

6 Eylül 2016 Salı

Görücü usulü evlenecekmiş

Eğer yarın sabah işe gidecek olmasaydım hayatta şu saatte Anıl'ın yanından dönüp kendimi uyuyamaz bir halde evde sağa sola atmazdım. O kadar kusmak istiyorum ki içimdeki şu bulantı gibi olan rahatsız edici his gitsin diye ama biliyorum bu ne alkolden ne de başka bir şeyden. Aptallığımın mideme oturmuş hali bu his ve ben hala burnumdan zerre kıl aldırmıyorum. Bana kocaman bir aferin lütfen! Bugün şans eseri -aslında baya baya dinledim- Serkan'ın annesinin beğendiği kızla görüştüğünü öğrendim. İki kere iş çıkışında buluşmuşlar pazarı da bütün gün birlikte geçirmişler. "İyi kız, güzel de aynı zamanda. Çalışıyor ama çocuktan sonra bırakırmış" dedi Serkan kızı anlatırken. Bir de dedi ki "yaşımız geliyor, bir ailem olsun istiyorum. Ne olur bilinmez daha çok erken konuşmak için ama olursa önümüzdeki bahar gibi evleniriz" ... Evlenirlermiş... Evlilik... Daha 3 kere görüştüğün kızla ne evliliği be adam! Tamam belki o amaçla görüşüyorsun ama bu kadar hızlı mı yani? Hayır her şeyi mi hızlı yaşıyor bu çocuk ben anlamıyorum ki. Beni bir anda sevdi, bir anda vazgeçti, bir anda aile olmak istedi ve bir anda biriyle tanışıp evlilikten bahsediyor. Tamam tutulup kalmasın bana, ben zaten tek başına yeterince saçmalıyorum ama onun bu yaptığı... 8 aydır tam tanıdığımı düşünüyorum ama yok! Evlilik diyor ya! Evlenecekmiş o kızla! İyi anne, iyi gelin tabi. Cha öyle mi? Cha hoppa, her zaman yanında başka bir erkek var, gezentinin teki ama o kız öyle değil ondan iyi anne olur. O bir evi ve evin erkeğini çekip çevirebilir! Cha'nın eve girdiği mi var? Yemek bile yapmayı bilmiyordur diyorlardır kesin içlerinden. Cha'yla gezilir, tozulur, hoş vakit geçirilir ama o kızla evlenilir, düzgün kız o. Bir sürü şey söylendi o kızla ilgili molada ve duyduğum kadarıyla ben hiçbirinin gözünde "uygun kız" değilim. Bu standartları kim belirliyor ya da neye göre belirliyor biri baya söylesin. Cha kardeşimiz demeyi biliyorlar ama hepsinin aklından bu geçiyor hissediyorum artık. Kendimi o kadar kötü hissettim ki bütün gün ne gülebildim ne de bir şeye odaklanabildim. Yarın ben şimdi bu çocuğa nasıl eskisi gibi güleç bir şekilde günaydın diyeceğim? Seviyorum ama şu hayatta görmek istediğim en son kişi bile değil şuan. Hem benim yanımda olsun istiyorum hem de bir daha asla karşıma çıkmasın istiyorum. Kandırıldığım falan yok biliyorum çocuk tarafımdan reddedilme rekorlarına koştuğu için başka birilerine gitmek tabi hakkı ama evlilik. Hem de öylesine biri de değil, ailesinin uygun gördüğü aynı düşüncelerle onunla tanışan biri... O bitirdi kafasında beni de ben daha bitirememişken, kendimi onun biriyle görüşmesine bile hazırlamamışken bir anda evlilik demesi. İlkokul zamanımdaki gibi anneme "anne hastayım bugün evden çıkmıyım" demek istiyorum. Yarın kesinlikle onu görmeye hazır değilim. 

28 Ağustos 2016 Pazar

Geçen hafta yayınlanacaktı bu yazı

Cumartesi gecelerini normalde sevmem. Gittiğim hiçbir yer boş olmaz ya da yollar rahat olmaz çünkü. Bir yere çıkacaksam kendime hep pazar ya da cuma gecelerini uygun görürüm bu yüzden ama bu sefer bir istisna söz konusuydu çünkü Mine'nin doğum günüydü! Aslında pazar doğum günü olsa da cumartesi sabahından başladım kızın başında dikilmeye. Önce elimde minik bir pastayla evine gidip uyandırdım daha sonra gün içinde birkaç kere daha pasta kesmeye zorladım kızı. Birileriyle yeni de tanışsam ya da o an bile tanışıyor olsam "bugün Mine'nin doğum günü" diyerek başkalarına da kutlattım doğum gününü. Aslında işte çok fazla zaman geçirince Mine'yi biraz boşladım hatta doğum günü için anlamlı bir hediye bile bakmadım... Hal böyle olunca da plansız da olsa bütün gününü karşısında geçirerek kendimi biraz affettirme çabasına girdim. Sabah evine çat diye gidince annesi bile şaşırdı diyebilirim kadın aylardır görmüyordu beni neredeyse. Mine işe gidince müdürüyle konuşup sürpriz yapmam da hoş oldu ama en güzeli o hiç sevmediğim sevgilisini arayıp Mine için ateşkes istemem oldu. Mine en çok ikimizin iş birliği içinde olmamıza sevindi. Akşam o işten çıktıktan sonra abim ve arkadaşlarının gittiği yere oturmaya götürdüm biraz şarap ve sohbetten sonra daha gürültülü yerler istediler bu sefer de bütün gece oradan oraya oradan oraya gittik durduk. Önce karaoke bara gittik ama orası pek sarmayınca yakınındaki başka bir yere geçtik. Mine son gittiğimiz yeri hatırlamadığını söylüyor ama ben 4.yerden sonra isyan ettiğimi hatırlıyorum. Plansız olunca hep birikimimden yemem gerekti bir de doğumgünü kızına hiçbir şey ödetmeyince bir onun sevgilisi bir ben bölüştük durduk hesabı. Cebim için oldukça zararlı ama genel olarak bakınca çok eğlenceli bir geceydi. En son "nerede kalacağız biz ya" diyerek birbirimize bakmamız en komiği oldu ama. Tabi kalacağımız yeri Mine'nin asalak sevgilisi buldu ve kesinlikle koltuklarına bile güvenmeyeceğim bir bekar evine götürdü bizi ama o an pek düşünmüyordum durumu diyebilirim. Olayın farkına daha çok sabah vardım ki bilmediğim bir evde lavabo aramak da hiç güzel bir his değildi. Dağınık saçımız ve suyla yarım yamalak çıkan makyajımızı güneş gözlükleriyle kapatmaya çalışırken çıktık evden. Aslında biraz daha kendimize gelene kadar orada kalsak iyi olabilirdi ama abimin arayıp artık eve gelmemi söylemesiyle daha fazla abartmamam gerektiğini hissettim ki zaten her an düşüp bayılacakmış gibi geziniyor olmam da bunun doğru bir karar olduğunu gösterdi. Akşamdan kalma durumu kadar iğrenç bir şey yok şu dünyada! Neyse en azından önümüzdeki 20 temmuza kadar böyle bir gece geçirme imkanım yok zaten.

19 Ağustos 2016 Cuma

Asıl konuyu saptırıyorlar

Şu zamana kadar ilişkilerimdeki tutumumu nasıl çevreme yansıtmışsam kimse beni ciddiye almıyor. Salı gecesi abim Yelda'yla filme gidince Emre'yle yalnız vakit geçirebileceğimiz bir an bulabildik sonunda. Tabi ben karşısında ıkınıp sıkılınca anladı bir şeyler anlatacağımı geldi ikili koltukta girdi dibime sordu derdimi. Az çok biliyordu zaten Serkan'ı yine de anlattım içimde ne varsa. Anıl'dan da biraz bahsedip Serkan'ın durumu nasıl yanlış anladığını, beni aklından çıkardığını artık falan anlattım işte geçen günler boyunca burada yazdığım şeyleri. Azıcık da duygusallaştım anlatırken hatta ama Emre ne dedi? "Sen nereden buluyorsun bu tipleri sürekli" dedi çocuk bana. Başta Serkan'dan bahsediyor sandım çok düzgün biri olduğunu, hayatımda ilk defa böyle biriyle karşılaştığımı söyledim ama o Anıl'dan bahsediyormuş. "Nerede keşi, alkoliği, ipe sapa gelmez, zengin işsizi var buluyorsun Cha!" dedi. Konumuz Anıl mı ya saptırma şimdi konuyu dedim "hayır konumuz Anıl! Alma daha fazla hayatına şunlardan ben sürekli senin başına bir şey geldi diye endişelenecek miyim? Abin hiç mi görmedi o çocuğu neden hala yanında vs vs" saydırdı durdu. Anıl sadece arkadaş, kafa dağıttığım biri ben burada Serkan'ı sevdiğimi söylüyorum sen ne diyorsun diye kızdım ama yok aldırış etmedi. "Senin sevmelerini bilmiyoruz sanki Cha. Çocuk gidince değere binmiştir birkaç güne unutursun" dedi. "Unutmadım ama işte dedim kaç gün geçti hafta geçti unutmadım. Reddettiğim günden beri içimde sızı olarak kaldı sürekli yanımda ama sanki çok uzak. Kafamı bulandırıyor sürekli işime bile odaklanamıyorum" dedim, suratında o kadar şaşkın bir ifade oluştu ki ağzı açık kaldı resmen. "Cha?" dedi, üzgün bir suratla baktım sarıldı sıkı sıkı sonra "döveyim mi?" dedi. Güldüm "dövme, ben zaten dövmekten beter ettim" dedim. "Ona neden ne hissettiğini söylemiyorsun" diye sordu bir posta daha bizden neden olmayacağını düşündüğümü, işle ilgili önceliklerimi ve daha birçok şeyi söyledim. Bendeki gücün onda olmadığını söyledi direkt. İki günde özlemiş beyefendi kendi sevgilisini ondan anlıyormuş beni ama bulunduğu konum düşünülürse kesinlikle benim durumumu anlayamaz. Duygularımı az çok anlasın bir şey söylemese de olur diye düşünüyordum ki öyle de oldu yanımda olduğunu hissetmem nefes alabiliyormuş gibi hissettirdi.
Bugün de Emre öğle aramda ben kafamı kaldıramadan olduğum yerde bir şeyler yemeye çalışırken geldi yanıma. İşi gücü elimde ne varsa bırakıp yapıştım yine boynuna çünkü bu çocuk normalde benim iş adresimi bilmiyor bu demek oluyor ki baya dolanıp yanıma geldi. Birkaç saat sonra evde onu göreceğimi bilsem de işte yanıma gelmesi ayrıca mutlu etti beni. İşi bırakmışken tam bırakıp onunla oturmak için çıktım dışarı ki çocuk bana adam akıllı yemek yedirdi öyle işimin başına geri yolladı. Ayrılırken kimle karşılaştık dersiniz? Tam Emre'ye sarılıp "akşam evde görüşürüz, yemek için beni bekleme ama sen hazırla bir şeyler artık kaç gündür eskisi gibi kullanamaya başladın beni" dedim gidecektim ki karşımda Serkan. O manidar bakışlarıyla "bu sefer de başkası mı" dercesine bakıyor suratıma. Bir yanlış anlaşılmayı daha kalbim kaldırmayacağı için atıldım hemen öne tanıştırdım ikisini ama bu da ters tepti diyebilirim çünkü Serkan'ın "sizi tanıyor gibiyim, Cha özellikle sizden çok bahsediyor, anılarınızdan falan" lafı ve geçen sene Emre'yle birlikte kaldığım zamana atıfta bulunması falan ikisi arasında şimşekler çakmasına neden oldu adeta. Ne yaparsam yapayım bu çocuğun gözündeki düşük profili düzeltemeyeceğim biliyorum ki buna gerek de yok ama çok canımı sıkıyor bu durum.
Akşam eve geldiğim gibi Emre'nin yanıma gelip "o çocuğun boyu kısa, yanında topuklu giydirmez sana başkasını bulalım" diye dalga geçmesi de cabası. Yahu konu Serkan'ın boyu sanki!

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Sürprizin böylesi

Son zamanların aşık çocuğu Emre İstanbul'a geldi! Hem de şuan sadece ihtimal olsa da benim için olabilecek en muhteşem haberle geldi! Henüz ortada kesin bir şey olmasa da olması ihtimalinin yüksekliği ya da böyle bir fırsatı kendine yarattığı için havalara uçuyorum çünkü İstanbul'da bir iş görüşmesi için burada. Kesinlikle burada yaşamak istemediğini, bu şehrin insanı yuttuğunu, kalabalık ve gürültülü olduğunu söyleyip duruyordu ama iyi bir iş imkanını da es geçemeyeceğini söyledi. Bu iş olmasa bile başka bir iş imkanı daha olabilir ve buraya yerleşebilir demek oluyor bu! Aslında geçtiğimiz haftalarda Defne ve Batu geldiğinde bir şeyler söylemişlerdi bana az çok ama Emre'nin bana yapacağı sürprizin bu şekilde bir şey çıkacağına hayatta inanmazdım. O kadar sevindim ki Emre'yi alıp içime sokasım geliyor hala.
Evde çok garip bir durumdayız şu anda. Annem olmadığı için ben onun odasında, abim benim odamda ve Emre de abimin odasında kalıyor. Yani abim abiliğini yaptı ve kız kardeşinin odasına bir erkeği sokmadı ama sorun değil çünkü sabah kalktığımda onun o şiş gözlerle ve huysuz hallerini aylar sonra tekrar görecek olmak bile beni havalara uçuruyor. Aslında sabaha kadar ayakta tutmak vardı onu ama yol yorgunudur diyip erkenden yatmasına izin verdim biraz önce. İş çıkışı abim yanıma gelip seni götürüyorum, umarım bir plan yapmamışsındır dediğinde beni terminale götürmesini beklemiyordum. Geldiğimizde "yine kim geliyor da annem ikimize onu almamızı söyledi" diye oflayıp puflarken abim ağzını açıp söylemedi kimin geldiğini. Emre'nin otobüsten indiğini görmem ve o daha çantasını sırtına takmadan üstüne atlamamsa ayrı bir olay oldu. Öyle sıkı sarılma görmemiştir Türk halkı öyle söyleyeyim. Emre baktı yolu kapatıyoruz kaldırdı beni ben ona sarılmaya devam ederken kenara çekti beni daha sonra da abim gelip ayırdı zaten. Onlar da kendilerince kafa tokuşturmalı yarım sarılma işlemlerini gerçekleştirince hemen eve döndük. Abimin haberi varmış her şeyden de bana sürpriz olsun demiş beyfendiler. Hayır bilsem yaz falan demez yapardım ağır ağır en sevdiği yemekleri ama durum böyle olunca kaybettiler haklarını. Eve geldiğimizde Emre'nin durumu çok komikti ama. Annemin evde olmadığını bildiği halde gergin hareket etmesi, komşular laf yapacak yine başın ağrıyacak diyerek beni düşünmesi falan... Şuan uyuduğunu bilmesem gider tekrar sarılırdım koca oğlana ama abimin bu duruma kayıtsız kalmayacağına emin olduğum için yapmamam daha iyi olur sanırım. Tamam Emre'yle ne kadar yakın olduğumuzu ve ikisini ayrı görmediğimi biliyor ama kendince sınırları var onun da. 
Akşam Emre'ye o minik kız arkadaşıyla aralarının nasıl olduğunu sordum ki kızın adı geçtiği an Emre'nin tavırları bir değişti bir ağırlaştı bizim çocuk resmen kaptırmış kendini. Kızla baya baya sevgililer aslında ama karşılıklı bir kabul etmeme durumları var çünkü "birbirimizi tanıyoruz biz" diyor Emre bey. Tanıması mı kalmış aylardır birlikte yiyip içiyorlar hala birbirimizi tanıyoruz diyorlar gören de sevgili olduklarını söyledikleri an biri çıkıp onları evlendirecek diye korkuyorlar sanır ki Emre'ye kalsa evlenirler gibi. Onun o mutlu hal ve tavırları benim bile içimi kıpır kıpır etti diyebilirim. Emre'nin şuan Serkan'a olan düşüncelerimden haberi yok ama en yakın zamanda anlatmayı planlıyorum. Emre birkaç gün daha burada umuyorum abimin olmadığı bir anda anlatabilirim her şeyi. Aslında abimden saklamamı gerektiren bir durum olmasa da o ikisinin tanışması pek iyi olmamıştı. Bir de şimdi beni üzdüğü şeklinde bir düşünceye kapılırsa abim Serkan'ın vay haline. Çocuk zaten benden iki darbe yedi (biri reddedilme diğeri de Anıl'ı sevgilim sanması) bir de abimin çıkıp "kardeşimin peşini bırakacaksın" şeklinde tripler çekmesin. Her şey bir kenara Emre'yi görünce son zamanlarda onu biraz boşladığımı hissettim hatta onu görünce nasıl özlediğimi ama başka şeylerle uğraştığım için bunu atladığımı görmüş oldum. Kıçı kırık çocuğun teki yüzünden canım dediğim kişiyi es geçmem kendime daha da kızmama neden oldu. Ona ve onu sistemimden atmaya o kadar odaklanmışım ki günlerdir kimseyle görüşmüyormuşum. Anıl'ın iyi bir arkadaş olmadığını düşünüyordum bana yaptırdıkları yüzünden ama asıl Serkan'ın bana isteyerek ya da istemeyerek yaptırdıkları çok daha kötü şeyler. Emre'nin sadece gelmesi bile kendimi sarsmamı sağladı ya gerisini siz düşünün artık.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Sonunda kendime itiraf ettim!

Kendimle ilgili en sevdiğim özelliklerimden biri keşkelerle uğraşmıyor olmamdır. Sırf bu sayede verdiğim öğütler olsun ya da kendi hayatımla ilgili alacağım herhangi bir karar olsun mutsuz olmam ama son günlerde düşünmeden edemiyorum. Evet konu hala Serkan. Onunla konuşacak olmam profesyonel hayatımızı etkilemeyecek olsa hemen gider konuşurum ama şuan hem hayatımla ilgili, geleceğimle ilgili önemli adımlar atarken hem de onunla aynı yerde çalışırken bu yapacağım sadece aptallık olur. Bir kitap ya da dizi senaryosu içinde değiliz ne de olsa gerçek hayatta bazı şeyler riske atılmaya değmez. Son konuşmamızda Anıl'la bir ilişkim olduğunu düşündüğü için o kadar şaşırmış aynı zamanda sinirlenmiştim ki bunu düzeltme gereği bile duymamıştım ama şuan onunla birlikte olmadığımı bilmesini istiyorum. O isterse birilerini hayatına sokabilir beni ilgilendirmez ama benim hayatımda biri olmadığını o bilsin istiyorum. Önce benimle ilgili yanlış fikirlere kapıldığı için düzeltmek istiyorum diye kendimi avutmaya çalıştım ama daha sonra başka kimsenin benim hakkımda ne düşündüğünü önemsemezken onunkini neden umursuyorum diye kendime sormaya başladım. Bir ara kendime "o kim ki benim hakkımda düşüncelerini değiştirmem gereksin" diyordum şimdiyse değişsin diye konuşmak istiyorum. Keşke demeyen ben keşke demeye de başladım. İtiraf ediyorum arkadaşlar ben Serkan'dan hoşlanıyorum. Bunun itirafını ise o benden uzaklaştıktan sonra yapıyorum ama en iyisi bu çünkü başka bir "keşke" bu sefer önüme çıkacaktı. Belki de en hasarsız şekilde hallettik durumumuzu ama bilmiyorum... Acı çekiyor değilim, keşke birlikte olmayı kabul etseydim de demiyorum, yine olsa yine aynı şekilde reddederim onu ama yine de içeride bir yerlerde onunla olma isteği var. Anıl iyi bir insan değil ama en azından iyi bir arkadaş oldu şu dönemde bana. Kafamın içinde sorular fink atarken o kafası yerinde olduğu sürece bana bir çare bulmaya çalışıyor ki bu benim için çok değerli bir şey. Onun dediğine göre bir dönem sonra ya Serkan'ın yanındaki kızların ya da Serkan'ın üzerine atlayacakmışım. Bilmiyorum, birinden hoşlanmanın o evresine hiç yetişemedim ama bazen kendime engel olamayacakmış gibi oluyorum. Normalde hiç kimsenin geçmişi ya da hayat tarzıyla ilgilenmem ne yaparsa yapsın derim ama "Serkan kesinlikle o sürtükle birlikte olamaz! O daha iyi birine layık" gibi bir düşünce geçti aklımdan bir keresinde ki kendimden ne kadar tiksindiğimi ya da böyle bir şey düşündüğüm için nasıl utandığımı anlatamam. Kendime "ben bu değilim ama geçecek, eski Cha geri gelecek" diyerek avutuyorum kendimi. O kim ki birilerini ona yakıştıramıyorum ben ya! 

7 Ağustos 2016 Pazar

Yaptığım en zekice şey değildi tabi

Hiçbir zaman bardan çıkmayan, sabaha kadar içen ya da ot ve benzeri uyarıcılar kullanan biri olmamışımdır. Kendimce birkaç küçük taşkınlığım olmuştur ama o kadar ileri ne ben gitmişimdir ne de çevremdekiler buna izin vermiştir. Spor hocamla olan problemi çözüp bireysel çalışmalara kendimi verdiğimden beri spor salonunda da birçok insanla sosyelleşmeye başladım. Hatta biri var ki onun rahatlığına kendimi kaptırmak sanırım yaptığım en zekice şeylerden biri değil. Birkaç sohbet muhabbet, yemek ve gün içinde dışarı çıkmalardan sonra onun arkadaş ortamına bir anda geçiş yaptım ve onun kardeşim dediği üç insanla tanıştım. Dışarıdan coolluktan kırılan tipler kendi içlerinde tam bir şapşal sürüsü. Anıl'ın bana iyi gelmediğini anlamaya başladığım nokta da tam olarak işe uykusuz gitmelerim ve halsizliğim yüzünden müdürümün beni hastaneye götürmek zorunda kalmasıyla başladı. Onların kendi oluşturdukları gruplarının provalarına gitmek suymuş gibi bira içmek sürekli gece dışarıda ya da birinin evinde olmak yeni kurduğum düzeni tam anlamıyla altüst etti. Annemi yazlığa yollayıp evde abimle kalıyor olmam da bu düzenin bozulmasında önemli rol oynadı diyebilirim çünkü abim birçok gece eve gelmiyor ya da geç geliyor. Zaten çok karışan biri değildi sadece belli sınırları korumamı söyleyip gidiyordu ki geçen akşam yine benzer bir konuşma için beni karşısına aldı. Yüzümdeki çökmeden, yeni arkadaşlarımdan pek memnun olmadığını, büyüdüğümü ve bu yüzden sorunlu liseliler gibi hareket etmemem gerektiğinden bahsedip beni biraz haşladı. Sonrasında biraz düşününce iş performansımın düşmesi, spora gitmemeye başlamam falan birçok kötü etkisi olduğunu fark ettim. Anıl özünde biraz piç olsa da bir noktadan sonra benden o yönde bir şey alamayacağını fark edip gayet normal davranmaya başlamıştı ki bu sayede o şapşal/gerzek hallerini gördüm diyebilirim. Aslında hepsi iyi ama ileriye dönük bir şeyler yapmadıkları için fazla umursamaz ve hayalciler. Bu onların hayatı onlara bu konuda karışamam tabi ama kendimi biraz çekmediğim takdirde benim için iyi olmayacak o bir gerçek. Anıl'la bağımı cidden koparmak istemiyorum ama benim için iyi bir arkadaş olmadığının farkındayım.
Başka bir konu da Anıl ve onun arkadaş grubuyla ilgili konuşurken (örn: gece çıkmalarımız, birbirimizin evinde kalmalarımız vs.) Serkan'ın duymuş olması. Ofisin kapısı kapalı ve biz de normal bir ses tonuyla sohbet ediyorduk arkadaşımla ama nasıl olmuşsa duymuş onu ve olan oldu. İş çıkışı benimle biraz yürümek istediğini ve vaktimin olup olmadığını sordu önce ben de kabul ettim. Aslında kabul etmeyebilirdim de ama o konuşmamız ardından bana karşı hiçbir farklı tutumu olmayınca sorun olmayacağını düşündüm. İtiraf etmek gerekirse bir ara "keşke Serkan'ı reddetmeseydim, bir şans vermiş olsaydım" diyerek kafamı sağa sola vuruyordum hatta ona yaklaşmaya çalışıp karşı bir atak göremeyince vaz bile geçtim. Onun da aynı şekilde benden vazgeçtiğini düşündüğüm için Anıl ve onun grubuna daha çok tutunmuşken onun gelip bana Anıl'la ilişkim olduğunu düşündüğünü söylemesi biraz içte yıktı beni. Serkan ne dedi biliyor musunuz? "Haklıymışsın. Senin o çocukla yaptıkların ve yapacakların benim asla sana veremeyeceğim şeyler. Birbirimize uymayacağımız konusunda önceden haklı olmadığını düşünüyordum, birbirimize ayak uydururuz sanmıştım ama ne ben senin ortamlarında rahat ederim ne de sen benim." dedi ve arkadaşlığımızı tehlikeye atmadığım için teşekkür etti. İmkanım olsa tam o an kendimi bir yerlerden atardım. Aslında sonuç doğru ama gidiş yolu yanlış! Tamam uyumlu değiliz ama bir şekle de girebilirdik ben erken pes ettiğim için olmadık sadece. Bir de Anıl'la birlikte olduğumu düşünmüş olması zaten... İkimiz hakkında neler düşündü az çok anlayabiliyorum ama yine de ona karşı o kadar sinirliyim ki! Durdun durdun şimdi mi pes ettin be adam! 

12 Temmuz 2016 Salı

Spor gerçekten önemli

Lise sondan itibaren süre gelen sağlıksız hayat tarzımı son iki aydır geride bırakmış durumdayım. Okul zamanı yavaş yavaş aldığım hatta okul bittikten sonra da çok hızlı bir şekilde almaya devam ettiğim kiloları yavaş yavaş verip eski sağlıklı hallerime dönme hedefindeyim. Aslında hiçbir zaman o kadar sağlıklı biri olmadım çünkü her zaman eksik vitaminlerim, yüzlerce takviye almama rağmen düzelmeyen değerlerim vardı. Şimdi ise sadece kilo bazlı değil komple kendim için daha sağlıklı olmaya çalışıyorum. Aslında beni buna ikna eden şeylerden biri ilkokulda gittiğim yüzme kursunda kendi sınıfımızın yaptığı yarışta birinci olmam ve bana yalandan verilen minik madalyayı bulmam oldu. Daha sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi denebilir çünkü okuldan çok spora zaman ayırdığım bir dönem vardı ki hem basketbol hem de yüzmeyi bir arada götürmeye çalıştığım ağır ama çok eğlenceli zamanlarda çok mutluydum ben. Daha sonra aklıma geçen sene hamlayan vücuduma azıcık yüklenip koştuğumda kramplarım, yerimden kalkamayacak hale gelmelerim geldi. Bu iki ayım da spora alışma zamanımla geçti ama artık her şey bir rutine oturdu diyebilirim. Ne hemen nefesim kesiliyor, ne uykularım yetmiyor diye yakınıyorum ne de tembellik ediyorum -yani tembellik ediyorum tabi ama eskisi gibi değil-. Yiyeceğime de dikkat edebilsem spor gibi çok daha iyi olacak ama yemek yemeyi unutuyorum bazen oturduğum yerde. Ya da gerçekten yorgun oluyorum ve "yemeğe hiç gerek yok ben en iyisi uyuyayım" diyorum. Yani onu da oturtsam her şey çok güzel olacak. Bu arada spor hocamdan şikayetçiyim ama bunu kimseye dile getiremiyorum. Spora abimle gidiyorum ve abim hocamdan kaynaklı rahatsız olduğumu azıcık sezse olay çıkar. Adam o kadar büyük ki abim elinde kalır hem. Hocaya dokunmalarını azaltmasını bazı durumların gerçekten rahatsız ettiğini söyledim ama yüzsüz bir şekilde "Cha'cığım dokunmadan nasıl doğru pozisyona sokacağım seni?" dedi ve güldü. Hocayı değiştirmeyi istedim ama öteki iki hoca o kadar dolu ki programda bana yer açmaları biraz zor olacak diye zorlamadım. Hayır işin sinir kısmı omuzlarımı düzelttikten sonra elinin kuyruk sokumuma kadar inip orada bir süre kalması, talimatları arkadan gelip kulağıma söylemesi falan. Basıcam tokadı aslında anlayacak bu tür şeylerin beni tahrik etmediğini ama yakındır yapmam. Üç aylık para vermemiş olsam salonu bile değiştirirdim ama kalmış şurada son bir ayım dişimi sıkıyorum. En başta gerçekten yardım için dokunduğunu sandığım için kendimden bile tiksindim bir ara ama yok, onun ayıbı için kendimi kesinlikle suçlamayı düşünmüyorum. En azından yalnız kalacağımız bir ortam olmuyor da saçmalıkları sinirimi daha fazla bozmuyor. İlk başladığımızda abimle beni sevgili sanmış bir de adam. Laf arasında "sevgiliniz çok düşkün size sanırım" dediğinde keşke "abim o benim ya sevgilim yok benim" deme saflığında bulunmasaydım da sizli bizli olan konuşmamız hiç bozulmasaydı. Neyse en azından gerekirse başka salona yazılır bir şekilde kurtulurum o adamdan. Ya da abimsiz gittiğim bir gün (hoş o hiç olmadı henüz ama neyse) şikayet ederim hocamı. Ama spor önemli, ben yapıyorum diye herkesin yapmasını istiyorum bu ara. En azından akşam yürüyüşü şart!

1 Temmuz 2016 Cuma

Hep özgüven sorunu onlarınki

Geçen gün işten geç çıkıp bir yerlerde oturalım dedik çalışma arkadaşlarıyla. Havanın da ferahlamasını fırsat bilip kendimizi attık direkt ilk bulduğumuz çim alana. Konu nasıl açıldı bilmiyorum ama kızların yüksek beklentili(?) ve uçuk isteklerinden kaynaklı erkeklere itici gözlerle bakmalarına geldi. Başta yüksek beklentilerin ne olduğunu sordum ve ortamdaki rahat dört erkek peş peşe kas, yakışıklılık, bakım gibi sadece fiziksel özelliklere giren şeylerden bahsetmeye başladılar. "Kiloluya zaten hiç bakmıyorlardı artık azıcık göbeği olsa da bakılmıyor, ya sırtı ya göğüsü, karnı illa bir yerlerinde kas istiyorlar, uzun saç, sakal da cabası vs vs" tam hatırlamasam da buna benzer bir cümleydi. Ortamdaki tek kız olmamdan kaynaklı tabi hemen bir savunmaya geçtim ama kimse dediğime aldırış etmedi. Özgüvenin en önemli şey olduğunu söylesem de dinlemedi kimse beni. Ufuk vardı mesela ortamda çocuğun o kadar güzel sohbeti var ki saatlerce gözünün içine bakabilecek potansiyeli görüyorum ben kendimde ki yanımıza gelen kızlar da aynı şekilde tepki veriyor. Tabi ona sorsak kesinlikle kimse ona bakmaz çünkü iri bir vücudu var. Kendine azıcık güvense kızlar karşısında sıraya girecek ama beyefendi kesinlikle bunu kabul etmiyor. Bu durumda sen neden hep gördüğün sporculara kur yapıyorsun, onları beğeniyorsun diye bir soru geldi. Göze hitap ediyor diye bakıyorum tabi dedim önce sonra da "siz hiç benim geçen sene peşinde gezdiğim çocuğu gördünüz mü" diye sordum sonra çocuğu biraz tanımladım ve herkes şok oldu. Tabi 1.90 ve iyi vücutlu olmayan kimseye bakmadığım izlenimi onlarda oluştuktan sonra bu onlara çok garip geldi. Geçen seneki çocuk (çocuğun adını bile unutmuşum yalnız) uzundu falan ama benden bile zayıftı ama bir tarzı vardı dikkatimi çeken o ayrı. Daha sonra bir de kendine o kadar çok bakan erkekle ilişki yürümeyeceği konusundan bahsettim biraz. Malum adam kendine bakıyor, ediyor o kadar ki ego tavan. Beğenilme isteği de o egoyla doğru orantılı gidiyor hem. E durum buyken ben neden erkek arkadaşımı kamuya açayım? Saçma sapan kıskançlık krizlerindense tam bir ilişkiye girilmemesi en iyisi bence. Tabi durum ne olur bilinmez. Belki gider birini fütursuzca hayatıma alırım, o hiç belli olmaz. İşin kötüsü hemen arkasından gelen "peki o zaman neden Serkan'ı reddetin? Senin için yeterince düzgün değil miydi?" sorusu bende büyük şok yarattı. Bu konuda zaten içimde bir yerlerde bir sızı varken konuşmak istemesem de açıklamasını üstün körü yaptım "uygun değildik biz, onun fark etmek istemediği farklılıklarımız vardı" dedim. Ortamda bir ara sus pus olunması, bu sorunun bana tepkili bir şekilde gelmesi olmamasını umduğum ama olan bir şeyi fark etmemi sağladı. Özellikle Serkan'ı yıllardır tanıyan tayfa benim kararıma karşı tepkili. Hala kararımın arkasındayım, onunla yürümeyeceğine adım kadar eminim. Şu an onunla birbirinden kaçmalı garip bir ilişkimiz olsa da olayın üzerinden bir ay geçti geçmedi, emin değilim ama kısa bir zaman sonra yolunu illa bulacak. Serkan'a karakteri, kararlılığı ve özgüveninden kaynaklı hayran olsam da olmayacak duaya amin demek bana hep anlamsız gelmiştir. Keşke diğer çocuklar da ondan biraz feyzalsa da uzaktan uzaktan iç geçirme halleri bitse.

28 Haziran 2016 Salı

Esmiyor!

Başlığa bakınca sıcaklardan yakınacağımı düşünmüş olabilirsiniz ama hayır o kelimeyi bugün o kadar çok kullandık ki yazmak istedim. İşin aslı kim geldi tahmin edin. Daha doğrusu kimler desem daha doğru çünkü Defne ve Batu geldi haftasonu. Batu resmen mezun olduğu için artık sık sık çıkıp gelebilirlermiş... Bizim kız zaten ona taşındı desek yeri çünkü ne zaman arasam yan yanalar. Hayır Defne'nin annesi Batu'yla birlikteliklerine bir şey demedi tamam ama bu derece yanına nasıl yolluyor hala garip geliyor ki babasının değerlisidir Defne. Neyse, şimdi konu bu değil, benim bitmek bilmeyen "siz hep birbirinizi görün Cha bir başına koca şehirde köle gibi çalışsın" triplerim sağ olsun ikisi kalkıp gelmişler. Ne kadar eksik geldikleri için kızsam da Emre'nin bana bir sürprizi olacakmış ondan laf etmememi söylediler. Tamam dedim sineye çektim şuan meraktan çatlasam da Emre'yi arayıp "sürpriz nedir" diye sormuyorum. Önceki hafta sonları bile dolu olduğum için bu hafta sonunu kendime ayırmış, bütün gün dinlenme sözü vermiştim normalde ama gezmedik yer bırakmadık yine. Durumdan şikayetçi misin yani dersen kesinlikle değilim hele gece Defne'yle ben sarılıp yatınca daha bir eğlendim diyebilirim. Resmen aralarındaki kaynanayım, bazen Batu'nun bazen de Defne'nin kaynanası oluyorum. Aylar geçti biraz geç oldu ama alıştım sanırım ikisine. Birbirlerini gerçekten iyi tanıyan iki kişi oldukları düşünülürse aslında böyle olması çok normal sanırım. Umuyorum hiç bozulmaz araları da şu güzel günlerimize gölge düşmez hiç. Hoş ben şimdiden evlenecekleri gözüyle baktığımı onlara söyledim ama neyse, sanırım Batu beyimiz hayatını düzene sokmadan evlenemeyecekleri konusunda bir konuşma yapmış Defne'yle. Batu bir türlü rahat bırakmadığı için konuşamadık bu konuyla ilgili ama özellikle bu konuda Batu en mantıklısını yapar diye düşünüyorum. Bu arada başlığın esprisi benim dört yılımı geçirdiğim şehrin en sıcak yazı bile İstanbul sıcağının yakınından geçmediği için Batu durup durup "Cha bu ne biçim hava sen burayı mı özleyip gidiyordun sürekli", "esmiyor Cha, esmiyor!", "ben seni görmek için bile gelmem, ben biletini alayın sen bizim yanımıza gel" şeklinde yakınıp durdu. Yani hafta sonu için söylenebilir en bariz şey Batu'nun dilinden "Esmiyor!" denmesi. Sesi kulaklarımda resmen abiciğimin. Bu arada Mine, Defne, Batu, abim ve ben pazar yüzmeye gittik. Sonunda sezonu açtım ki bundan sonra sudan pek çıkmam gibi geliyor. Hoş nerede zaman bulup da gideceğim tekrar o kısım biraz muallakta ama olsun. Suyu bir insan nasıl bu kadar sevebilir aklım almıyor bazen.

23 Haziran 2016 Perşembe

Bu kadın sinirlenince çok şirin oluyor

Dün akşam annemle oturup yeni çıkan yaz dizilerinden birini izliyorduk. Konusu annemin deli olduğu evlilik dışı hamilelik ama kadın anam sinir olsa da izliyor sonra kendi kendine laf yapıp bana "sen öyle yerlere gitmiyorsun, tanımadığın insanlarla buluşmuyorsun dimi" demeye başlıyor. Kadının en büyük hobisidir bu. Neyse, diziyi birlikte izleyince doğal olarak tek başına yaptığı konuşmaları bu sefer benimle yapmaya başladı. Önce "öyle anne olmaz, ben seni doktora götürsem hamile olduğunu öğrensek seni de o adamı da öldüresiye dövmeden evlendirmem" dedi. Lafı uzatacağım ya hani, annemi olmayan şeyler için sinirlendiricem falan diye "e bebeğin ne suçu var ne diye dövüyorsun ya bir şey olursa torununa" dedim. "ben nasıl döveceğimi bilirim" dedi tripli bir şekilde kafasını çevirdi gülüp "evlenmek istemezsem peki?" dedim. "Sana soran mı var? Madem o haltı yiyecek kadar yakınsınız evlenirsiniz kaçar yolu yok" dedi kesin konuştu. "E ama dizideki kızın nasıl hamile kaldığı belli bak" dedim "sen o kadar saf değilsin" dedi. Kadına yuh dedim neyimi gördün şimdiye kadar dedim. "anneyim ben görürüm" dedi. "Olsun ben yine de evlenmem" dedim "Cha beni sinir etme evleneceksin" diye bağırdı. Abim öteki odadan gelip gözleri çakmak çakmak bakarak "ne evliliği" dedi bir de o sesini yükseltti. Ben hala gülüyorum tabi annemin sinirlenmesine ama onun "kardeşin hamile kalsa bile evlenmiyor" demesi üzerine abimin bir an kalbi tekledi sanırım çünkü anlık bir boşluk gördüm gözlerinde. Baktım iş ciddiye biniyor açıklamamı yaptım yolladım odaya çocuğu anneme de daha laf yetiştirmedim. Bir kadın anca bu kadar hassas olabilir hamilelik konusunda. Düşüğü, kandırılması, evlilik dışı hamilelik geçmişi olsa anlayacağım bu konulardaki tavrını ama yok yani gayet normal, düz bir hayatı var. Evliliğinin 2.yılınca ilk çocuğunu sonra 5 yıl sonra bir tane ve sonra bir tane daha şeklinde normal bir ilerleyişte hayat. Kimden ne gördü de böyle oldu merak etmiyor değilim hani. Ama annemin sinirlenmesi tam böyle yanakları sıkılası, bağıra basılası oluyor. Dizi bittikten sonra odama geçerken abimin odasına kafamı uzatıp onun da oyununu böleyim bari dedim. "Annem hamilelik diyince aklın gitti bakıyorum" dedim güldüm "Şakasını yaptığın şeyin ciddiyetini biliyorsun dimi" dedi o da kızdı bana. "Çok komiktin o an ama" dedim güldüm adam bana "gerçek olsaydı sen görürdün o zaman curcunayı" dedi kötü kötü bakmaya başladı "Cha saçma şeyler yapmazsın sen biliyorum ama sen yine de dikkatli ol abicim" dedi sonra da "git artık şurada bir şey yapmaya çalışıyorum" dedi yolladı beni. Gören çok önemli bir şeyler yapıyor sanır, oyun oynuyordu! İş stresimi azaltmanın en güzel yolu oldu bu son zamanlarda. Azıcık birini azıcık birini sinirlendiriyorum bütün yorgunluğum gidiyor.

14 Haziran 2016 Salı

Kıskandım mı? Kıskandım tabi!

Benim güzel arkadaşlarımın bana nasıl güzel şok geçirtmeyi sevdiklerini siz de az çok biliyor olmalısınız -ki şu yazıyı da örnek olarak gösterebilirim- bununla yetinmeyen benim güzellerimden biri olan Emre beyimiz telefonda bana 55 dakika boyunca bir kızdan bahsetti durdu. Konuşmanın başında aslında ona karşı bir şey hissetmediğini söylese de telefonu kapatırken en sonunda itiraf etti "ben bu kızı baya baya seviyorum" dedi. Emre bir kızı sevdiğini itiraf etti! Emre kesinlikle böyle şeyleri söyleyen biri değildir arkadaşlar. Kızı anlatırkenki hallerinden ondan hoşlandığını anlamıştım zaten tabi ama bunu onun dile getirmesi hayatımın şokları arasına girebilecek büyüklükte! Emre'nin kızı bir anlatışı var sanırsınız vs meleği ama 150 versiyonu. "Küçücük kız sürekli kolumun altında tutmak istiyorum" diyordu düşünün. Telefonda olayı ciddiye almadığım için önce bir "sen onu nasıl gördün o boyla" diyip güldüm daha sonra "sakın onun yanında buna benzer bir şey söyleme morali çok bozuluyor" dedi. Öyle şey söyler miyim ben dalga mı geçiyorsun dedim ama ciddi ciddi tembihledi beni. Beni tembihledi ya kardeşini, böyle bir şey asla yapmayacağını bildiği kardeşini. Ben daha Defne ve Batu'nun önümüzdeki haftalarda 6.aylarını dolduracaklarının bilincine varamamışken Emre'nin saf aşık modlarını aklım hiç almıyor. Herkeste okul biterken bir değişimler, yaşamlarında yeni kişiler falan olurken kendi ot yaşamıma bakıyorum da sanırım sorun bende. Duygular, aşk falan derken iş yerindeki çocuktan bahsettim Emre'ye ve çocuğun bana dediği tek şey "çocukla oynama Cha". Belki o benimle oynuyor ben kafamda döndürüp duruyorum ne malum demek istedim bir an ama çocuk malını biliyor yani, kime anlatıyorum... Bu arada Emre kızla çıkmıyor. Anlattığına göre kız edebiyat öğretmenliği birinci sınıf mı neymiş ve fazla utangaç ve kendisinden küçük olduğu için korkutmak istemiyormuş. Hayvan herif biz tanıştığımızda hiç beni düşünmemişti ama o birkaç günlük kızı korkuturum diye aklı çıkıyor. Kıskanıyor musun yoksa Cha derseniz evet kıskanıyorum. Tam zamanlı ilgisi üstümde olan üç abimle oldukça şımarık bir yaşantım vardı benim ama şimdi Batu'nun gözü Defne'den başkasını görmüyor, çocuk eskiden ailesinin yanına gitmeden önce beni görmeye gelirdi şimdi Defne'ye gidiyor hatta ailesinin yanına gidiyor -sanırım gerçekten önümüzdeki seneye kalmadan bunlar evlenmeye karar verecek, bilmiyorum- ama Cha ne yapıyor diye sorduğu yok. Kıskandığım kişi yine kardeşim dediğim kız ama olsun ilgi bölündü bir kere. O bir kenara Emre'nin sevdiğini söylediği kızı tanımıyorum bile! Sonradan ortaya çıkan kızı tabiki kıskanırım.