12 Mart 2017 Pazar

2 dakikaya 1 yıl

Bazı insanlar başkalarının hayatlarıyla oynamayı çok seviyor. Bugün bir çoğunuzun bildiği üzere YGS vardı ve Türkiye nüfusunun yüzde bilmem kaçı bu sınava girerek kendini denemeyi, iyi bir üniversiteye girmeyi vb. hedeflerle bir şeyler yapmaya başladı. Ajitasyona hiç gerek yok herkes biliyor sınav giriş ücretinden tutun dershaneler, özel dersler ve sınav için yapılan diğer her şey için aileler etrafa para saçıp duruyor ya da durumu olmayanlar ellerinden geldiğince bir şeyler yapıyor ama empati yoksunu insanlar bunları hiçe sayarak koskoca bir yılı ve verilmiş onca emeği çöpe atıyor. Neden ve nasıl mı? Şöyle, her sene sınava girmek benim için bir ritüel haline geldiği için bu sene de kayıt yaptırdım. Bir okula yazılma hedefi ya da başka bir düşüncem olmasa da sınava girmek bilgilerimi sanki taze tutuyormuş gibi hissettiriyor bana yani sınava girmek ya da girmemek benim herhangi bir kaybıma neden olmayacak bir durum. Evimden arabayla yaklaşık 1 saat uzaklıktaki sınav yerime ulaşmam ne kadar erken çıkmış olursam olayım trafik, kazalar ve trafik ışıkları gibi benim elimde olmayan nedenlerden uzadı ve sınav olacağım yere tam 9:47de vardım. Kapıda neyle mi karşılaştım? Ağlayarak güvenliğe "yıllardır hazırlanıyorum, ne olur içeriye gireyim" diye yalvaran küçük bir kız. Benden hemen önce gelmiş ve içeriye almamışlar. Neden çünkü o geldiğinde sınavın başlamasına 14 dakika varmış. 15 dakika kuralı olduğu için de içeriye alınamazmış... Benim de arkamdan yine koşarak 4 kişi daha geldi ki hepsi nefes nefese benim de biraz önce geldiğim kaza kaynaklı trafikte inip koşarak sınav yerine gelmişler. Benden önce gelen kız evinin çok uzak olduğu, trafiğin yoğunluğundan da kaynaklı bu saatte gelebildiğini söylemeye çalışsa da güvenlik "bana da aynısını söylediler ben 1 saat önce buradaydım" diyerek bir yılı çöpe giden kızın sinirlerini iyice alt üst etti. Sınava yetişmek için koşan diğer çocuklar da aynı şekilde oturdukları semtleri söyleyerek bir şans elde etmek isteseler de hiçbirimiz sınava alınmadık. Böylece sadece 2 dakikayla 5 gencin 1 yıllarını çöpe atmış oldular. Bundan 4 sene önce koşarak sınava yetişmeye çalıştığım hatta sınavın başlamasına 2 dakika kala nefes nefese sıraya oturduğumu hatırlıyorum. Görevli öğretmenlerden biri kantinden su almış ve kimseyi rahatsız etmeden sırama koymuştu sınav başladığında. Sınav bittikten sonra teşekkür edince sınavımın nasıl geçtiğini, panik yapmadığımı umduğunu söyleyip destek olmuştu hatta. Bir o zamanı bir de şimdiyi düşününce insan sinirlenmeden edemiyor. Üniversiteye girişte sadece sınavla insanlar ayıklanıyor diye düşünürdüm ama şimdi görüyorum ki insanları evlerinden 1 saat uzaklıktaki yerlere parasız-telefonsuz- yollayıp "geç kaldın giremezsin" diyerek de bu işi yapıyorlarmış.

12 Şubat 2017 Pazar

"Evet" dedim mi dedi o?

Şu an hem mutluyum hem de şaşkınım. Şaşkınlığım ve heyecanım o kadar büyük ki parmaklarım titrediğinden yazamıyorum bile. Kelimeler beynimde depar atıyor hatta onları yakalayamıyorum. Yarım saat kadar önce Defne whatsapptan bir fotoğraf attı ve fotoğrafta Batu'yu öptüğü ve tek elinin havada olduğunu gördüm. Kafamdan "bu kız şimdi ne diye attı ki bunu" derken o havadaki el dikkatimi çekti. Hemen aradım Defne'yi ve telefon daha çalmadan saniyesinde açıldı. Hani insanlar "efendim?", "alo" gibi belli kalıplaşmış kelimeleri kullanır ya, Defne direkt "EVET DEDİM CHA" diye çığlık atarak açtı telefonu. Nefes alamadım o an yatakta sağa sola dönmekle meşguldüm normalde ama yerimden kalkıp odayı turlamam gerekti. Sanki Batu bana evlenme teklif etti de heyecanlanmışım gibiydi oturuyorum, kalkıyorum, turluyorum, salona gidiyorum geri odaya giriyorum falan içim kıpır kıpır. Başkası olsa "emin misin bak evlilik diyoruz" falan derdim ama bahsi geçen kişi Batu! Abim Batu! En değerlilerimden olan Batu! Hala inanmakta zorluk çekiyorum. Eski yazılara baktım da şu yazımda nasıl şok yaşamışım ilişkilerini öğrendiğimde ki şimdi de benzer bir şok yaşatıyorlar bana. Telefonda anlık şoku atlattığımda teklif kısmını anlattığını ve büyük bir kısmı kaçırdığımı fark ettim ki o da biraz özel olduğu için anlatmıyorum. Batu benim bile bilmemi istemezdi muhtemelen ama hiç şansı yok! Her şeye ne zaman başlanacağını, işten hangi tarihler arasında izin almam gerektiğini nefes almadan sordum ve Defne sanırım ilk defa "Cha, sakin ol. Daha yeni teklif etti ne öyle hemen tarih belirleme falan" diyerek şu zamana kadar bana kurduğu en doğru cümleyi kurdu. Tabi bende çocuğunu evlendiren anne heyecanı olduğu için o an "ne demek konuşmadınız" desem de kız haklı. İlk önce Batu'nun gidip kendini Defne'nin babasına kabul ettirmesi gerekiyor. Bir sürü küçük angarya iş onları bekliyor ama yine de ikisinin böyle bir karar almış olması... Sanırım kalbim yerinden çıkacak. İkisinin birlikteliği... cümle kuramıyorum ama sırıtmaya devam ediyorum.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bana bu kadar benzemesi korkutucu

Ben küçükken cevabını bildiğim zor soruları sağda solsa gördüğüm herkese, özellikle anneme sorup ecel terleri döktürürdüm. Bu benim gün içerisindeki en büyük eğlencem olurdu ki hala bazılarını hatırlarım. Karşımdakinin beti benzi atardı küçücük bana nasıl doğru açıklamayı yapacaklarını düşünürken. Bir de olabilecek en kibar çocuklarını yetiştirmeye çalıştıkları için yanlışlıkla öğreneceğimiz bir kelimeyle bu "kibar çocuk" projeleri çöpe gidebilirdi. Küçükken okumayı sevmezdim ama araştırma yapmaya bayılırdım. Gereksiz bilgileri nereden olursa olsun alır, beynimin bir köşesinde bekletirdim ki en doğru anda o bilgiyi kullanabileyim. Eğitim programları, belgeseller, bazı kişisel gelişim kitapları vb. şeylerle oynar aynı zamanda sokakta koşup oynarken arkadaşlarımdan duyup öğrendiklerimi de tartar bir kenara koyardım. Anneme o tipik "bebekler nerden gelir" sorusunu bile sormuşluğum var. Hamile olan yengemi örnek göstererek "o bebek oraya nasıl girdi" diye sormuştum hatta. Cevabı biliyordum aslında, kendi çapımda masumca fikirlerim vardı çünkü bir köpeğin hamileliğini baştan sona anlatan bir belgesel izlemiştim ve hayvanların bizden bir farkı olmadığını hesaba katarak söz konusu bir birleşmeyi tahmin edebiliyordum. Tabi benim sorunun cevabını biliyor olduğumu annemin bilmemesi ve bana ne şekilde açıklayacağını şaşırması beni fazlaca eğlendirmişti. Bir benzerini birazcık daha büyükken babanneme yapmış ve ona da pedin açıklamasını yaptırmıştım. O da açıklamakta oldukça zorluk çekmişti çünkü 8-9 yaşında çocuk periyodik bir döngüyü, biyolojiyi nasıl anlasın? Dizilerde insanlar kan kaybından ölebiliyorken bu durumda o döngü kötü ve ölümcül bir şey olmalı değil mi? Bunun da cevabını biliyor ama karşımdakine karşı gelecek şekilde bana açıklamasını zorlaştıracak aptallıkta sorular sorup onu zora sokuyordum. Bu durumların  beni eğlendirdiği ama büyükleri eğlendirmediği bir gerçek tabi. Kendi evladım böyle olsa sevmezdim ben doğrusu ama sokağa da atmadılar bu şımarıklıkla beni. Helal olsun...
Şimdi bu nereden çıktı derseniz benim küçük hanım da benim yaptıklarımın aynılarını yapmaya başladı. Bazı özelliklerimiz var ki böyle bir benzerlik olmaz. Hayır çocuk benimle büyümedi ya da rol model aldığı benim küçüklüğümün nasıl olduğuna dair bir fikri yokken bu şekilde aynı yollardan geçmemiz kendimi bir garip hissettirdi. Kullandığımız cümlelerin birbirine olan benzerliği, hal ve hareketlerimiz kısaca sanki kuzenim değilmiş de çocuğummuş gibi. Ben ablama baya benzerim hatta yan yana olduğumuz bir fotoğrafta arkadaşlarından birçoğu ikiz olduğumuzu öne sürerek aksi bir cevabı kabul etmiyorlardı. Sebebi yüz hatlarımız ya da genler değil daha çok benim annemden çok ablamla büyümüş olmam ki bu da mimik ve tepkilerimizin aynı olmasına neden oldu. Bu kızın ablası da kesinlikle benim gibi değil, onu da örnek almıyor. Küçük hanımla gözle görülür benzerlikler olması beni biraz tedirgin ediyor. Özellikle onun babasını düşündüğümde benim yaptıklarımı yaparsa olacakları düşünmek bile istemiyorum.

31 Ocak 2017 Salı

Korku filmlerinden çıkmış gibi

İki hafta önce 10 basamaklı bir merdivenden yere serbest atlayış yaptığım için sağ kolumda küçük bir kas zedelenmesi yaşadım. Alçıya alınmadı ama bir kolluk taktık ve sağ kol iptal. Resmen hiçbir şey yapamadım! Kısıtlanmış hayat kadar korkuncu yok ki bunun en kötüsü duş kısmı oldu. Sadece iki hafta olmasına rağmen bakımsızlıktan resmen kendimden geçtim diyebilirim. Bu gün iki haftanın tam geçmesiyle yeter diyerek çıkardım kolluğu. Ağrı çekiyor muyum? Evet ama katlanamayacağım bir şey değil ve artık hareket edebilmek istiyorum. Annemin "yapma kızım", "zorlama kolunu kızım"ları bir etki etmeyince "ne halin varsa gör, ağrıyor diye bana yakınma sonra" diyerek o da serbest bıraktı beni zaten. Ben de aslında haftalar önce yaparım diye aldığım saç boyasını kullanma zamanım geldi diyerek acılar içinde saçımı boyadım. Gerçek anlamda acı çünkü omzumda bir sorun olmamasına rağmen dirseğim ve iç kısmı hareket ettirmemle güzel acılar çektirdi bana. Neyse, boyalı saçım ve yüz maskemle bilgisayar başına geçtiğim için ne kadar korkunç olduğumu tahmin bile edemezsiniz. Mine'yle konuşurduk ve fotoğraf atmamı istedi. Sonrasını siz düşünün zaten kız arayıp "o ne hal öyle? Evde öyle nasıl geziyorsun yazık annen kalp krizi geçirecek" diye dalga geçse de böyle şeylere ihtiyaç duyuyor insan arada. Aslında bu yazı boyanın süresi boyunca ellerimi kullanmam ve mümkün olduğunda kafamı kaşımamam için yazıldı denebilir çünkü çok kaşınıyor! Son 10 dakika... Boyarken çektiğim acıyı bir de yıkarken çekecek olmak çok korkutuyor doğrusu... Bir de kırmızı şarap maskesini duyan olmuş muydu? Ben yeni duydum ve çıkardığımda neyle karşılaşacağım konusunda biraz endişelerim var. Neyse artık en azından kokusu güzel. Mümkün olsa kendi suratımı yalar yutarım!

8 Ocak 2017 Pazar

İlk defa bu derece paylaşılamaz oldum

Benim minik sarışını az çok hatırlayanınız vardır. Kendisi benim ortanca dayımın 6 yaşındaki en küçük kızı ve aramızdaki iletişim fazlasıyla iyidir. Çalıştığım için ona yeterince zaman ayıramadığımı söylüyordu son zamanlarda ben de en sonunda tamam dedim dayımı arayıp bizde kalması için izin istedim pazar da kahvaltıya gelirsiniz bize diyerek biraz ağız yaptım. Ablasının bu durumu kıskanacağını onun da benimle vakit geçirmek istediğini söyleyince tamam o zaman kızların ikisini de işten sonra alırım dedim  annesine de haber verip akşamüstü gittim aldım kızları. Eve geldiğimizde küçük dayımın sanırım 1,5 yaşında olan kızı da bizdeydi. İşin ilginç kısmı o minikle o kadar yan yana olma şansımız olmadı ama beni biraz farklı görüyor sanırım ki bacağımdan ayrılmıyor. Küçün hanım onu görür görmez "Cha, hani bu gece sadece biz olacaktık" diyerek ilk tepkisini ortaya koydu. Onun gideceğini, gece bizim çok eğleneceğimizi söyleyerek biraz sakinleştirsem de bütün akşam boyunca yanıma gelen bebeği iteledi durdu. Yemek yicecektik annem rahat yesin diye ben kucağıma aldım bebeği almaz olaydım küçük hanım da kendi yemeğini bana yedirtti. Sonuç ne mi oldu? Açım! Herkes yedi ben bir şey yiyemedim. Neyse, peşimden bir saniye ayrılmayan minikler akşam akşam yordu beni. Çocuklarla iyi anlaşamıyorum bu bir gerçek ama kan mı çekiyor nedir kuzenlerim beni baya seviyor. Hani ben de seviyorum şimdi yalan olmasın baya eğlendiriyorlar beni o şapşal halleri ve konuşmalarıyla ama o kadar yani başka çocuk söz konusu olduğunda kesinlikle o hallere katlanamıyorum. İşin komik kısmı küçük hanım kendinden daha minikle beni kıskanırken o kadar efor sarf etti ki o gider gitmez uyuyakaldı. Ergenlik yolunda emin adımlarla ilerleyen ablasıyla sohbet etme fırsatı bulmuş olsak da bir türlü açamadığım bir içine kapanıklığı var. Yaşından kaynaklı sorunları vardır diye tahmin ediyorum ama sanırım onu daha çok yanıma alıcam. En basiti kendimden biliyorum o yaşlarımda ablam olmasa ne yapardım hiç bilmiyorum. 

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ben nasıl sonbahar kızıyım?

23 yıldır kendimi sonbahar kızı diye tanıttım durdum. Eylülde doğduğum için en sevdiğim mevsim sonbahar dedim çünkü o daha çok ben gibi hissettiriyordu. Aslında hala çok farklı düşünmüyorum ama geçtiğimiz haftaların bana fark ettirdiği şey ne kadar soğuk olursa olsun ortada kar varsa ben mutluyum. Üşüyorum hatta çok üşüyorum, sokakta bir hayvan gördüğüm gibi alıp montumun içine sokasım, eve alasım ya da onu güvenli bir yere götüreyim istiyorum ama anca çantamdan çıkardığım mamayı veriyorum diye çok üzülüyorum ama kar yağarken ya da yağdığında ortalığın o ışıl ışıl görüntüsüne hayranım. Geçtiğimiz seneye kadar gittiğim okulum dağın tepesinde olmasıyla alıştım sanırım bu görüntüye. Şimdi bile saate bakmadan sokağa çıkıp minik bir yürüyüş yaptım ve bir kez daha oturduğum yerden kaynaklı bir gurur hissettim çünkü çevremizde ağaçları kesilmeyen tek sokak sanırım bizimki ve görsel şölen sunuyor sırf bu yüzden.
Geçtiğimiz haftalar boyu çok düşündüm, birçok yeni karar aldım ve uygulamaya başladım. Hala bir şeyler eksik çünkü eski Cha olabilmiş değilim ama ben de Lady gibi 2017 için kendime çok görev verdim. 2016 boyunca kendime verdiğim sözlerin hiçbirini neredeyse tutmadığımı fark ettim ve son aya sığdırabildiğimi sığdırdım. Yaptığım en büyük şey de Avusturya ziyaretim oldu. Orada bir tanıdığım mı vardı? Hayır. Birileriyle mi gittim? Hayır. Hayatım boyunca yaptığım en çılgınca şeydi tek başıma farklı bir ülkeye gitmek. 2016 için son karı orada gördüm hatta. Oradan liseden çok eski bir arkadaşın yanına Macaristan'a geçtim orada tek olmadığım için daha çok eğlendim sayılabilir ama Avusturya'nın yeri bende hep bambaşka olacak.  En çok üzüldüğüm nokta çok kısıtlı olan zamanım yüzünden gidemediğim başka yakın ülkeler oldu ki kapıyı bir kere açınca gerisi gelir umuduyla düşünmüyorum üstüne daha fazla. Mine'yi şimdiden ikna etmeye çalışıyorum hatta bir Balkan turu için de bakalım biraz zaman geçmeli onun için. Bir de maddi açıdan kendimi toparlamam gerekiyor tabi o ayrı mesele. Minik gezim çok planlı olmadığı için belimi güzel büktü doğrusu. Hatta normalde Macaristan'a da gitmeyecektim ama paylaştığım fotoğrafı gören arkadaşımın yazmasıyla onun da yanına geçtim. Yıllar geçmiş olmasına rağmen yanına çağırmış olması da içimi ayrı ısıttı doğrusu. Kısaca her kuruşuna değdi.
Döndüğümden beri çok yoğun çalışıyorum. Zaten geçen ayki son yazımda da bunun yüzünden isyan ediyordum. Tatil biraz kendime getirir diye düşünmüştüm ama pek faydası olmadı hatta işten ayrılmayı bile düşünüyorum şu ara ama iş bulmadan önceki hallerim de aklıma geldikçe "Cha otur oturduğun yerde" diyorum kendime. Biraz karışık kafam, mutlu muyum değil miyim emin olamıyorum. Bugün bile eve dönerken yeter diyordum ama biraz önce çıktığım yürüyüş iyi geldi. Sanırım bu motivasyonla birkaç ay daha çalışıp yeni gezi planları için para biriktirebilirim. Ayrı ev mi? O biraz bekleyebilir, gezmek daha çok hoşuma gitti doğrusu.