Yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2016 Salı

Başka Dilde Aşk -Mia Sheridan

Yabancı yayınlarına para kazandırmaya devam ederken sıramı bozarak okuduğum Mia Sheridan'ın güzel karakteri Archer'dan bahsetmek istedim, tutamadım kendimi. Aslında kendi hayatıma saçma sapan erkekler sokup çıkardığım için sanırım böyle hayali erkeklere sarmaya başlıyorum yine. Hoş Archer ne kadar pek benlik biri olmasa da hayallerde iyi en azından diyerek kitap hakkındaki yorumuma geçiyorum.

Tanıtım bülteni;

Başka Dilde Aşk, korkunç bir gecenin hatıralarına zincirlenmiş bir kadının ve sevgisiyle o zincirleri kırabilecek adamın hikâyesi.

Geçmişin acı yüklü izlerini taşıyan sessiz bir adamın ve sesini bulmasına yardım edebilecek kadının hikâyesi.

Acının, kaderin ve aşkın iyileştirici gücünün hikâyesi…


~~


Bree Prescott altı ay önce sahip olduğu tek ailesi olan babasını trajik bir şekilde kaybetmesi ve kaybederken yaşadığı bir travma yüzünden kaçmayı en doğru şey olarak düşünüyor. Gittiği küçük kasabada neler yaşadığını herkesten saklayıp sakinleşene kadar kalacağı yerde yeni bir hayata başlıyor. Yeni sakin hayatı için de yaptığı ilk şey bir restoranda garson olarak işe başlamak oluyor. Edindiği yeni arkadaşlar ve sonrasında gelen aşkla da yeni bir hayata yelken açıyor.

Bree'den bahsetmek yeter çünkü ne kadar her şeyi ondan dinlesek de asıl karakterimiz Archer diye düşünüyorum. Yedi yaşında annesi ve amcasının kaçarken babasının kendine zarar vermesi sonucu büyük yaralar alan ve sonrasında büyük amcasıyla büyüyen çocuğumuz kaldığı amcasının biraz şizofren olması nedeniyle dış dünyaya neredeyse tamamen uzak büyümüş, hiçbir şeyden haberi olmayan biri. Hayatına nasıl girdiğini anlamadığı Bree'yle hiç görmediği bir dünya görüyor ve o da aşkı Bree'de buluyor tabi.

Aslında yaşanan trajedileri burada anlatmış olsam "öyh bu ne be! Başka bir şey kaldı mı?" diye tepki verilebilir ama olay işleyişi güzeldi şimdi hakkını yememek lazım. Bree'nin başından geçen hiçbir kadının kaldıramayacağı türden ve aynı şekilde Archer'ın da. Kitapta olması gereken her şey vardı; iki iyi insan, kötü geçmiş, aşk, ikisi arasına giren kötü başka bir karakter vs vs hepsi mevcut kitapta ama en yoğun işlenen Bree ve Archer'ın aşklarının temeli. İlk karşılaştıkları yerden tutun birlikteliklerinin işleyişine kadar en çok detay bu konudaydı. Ne Archer'ın kötü kuzeni Travis o kadar problem çıkardı ne de onun annesi. En çok onların aşkı.

Tamam kitap iyi güzel de %100 değil tabi. Her genç kız benim gibi kitap karakterlerine ben de abayı yakar başka bir kitaba geçene kadar onun adını sayıklar dururum ama Archer biraz normalin üstü bir karakterdi. Evet aslında bütün ana karakterler öyle oluyor ama Archer biraz daha üstün yetenekliydi. Örneğin çocuk kitaplarda okuyarak benim yıllarca aldığım eğitimi hiçe sayıp herkesin hayran olduğu bahçesini kendisi tek başına yapmış. -Hayır kesinlikle kıskanmıyorum, ne münasebet- Bir şeyler öğreneceği zaman da efsanevi bir şekilde iyi oluyor derken o kısım biraz abartı geldi bana. Tamam mükemmel erkek de bir yere kadar.

Kitabı genel olarak beğendim. Karakterlerin iyice içine sokup adım adım tanımamızı sağladığı için sıkmadı. Zaten konusu ve dili olarak düşününce de boş zaman geçirmek için ideal kitaplar listesine girebilir.

8 Nisan 2016 Cuma

Tesadüf -Jamie McGuire

Kitap okumaya oldukça uzun bir ara verdikten sonra en sonunda yeter diyerek son aldığım kitapları bir sıraya koyup teker teker okuma kararı aldım. Sıraya koyma şeklim ne kadar uzunluklarına göre olsa da olsun en azından bir sıra var ortada. Tatlı Bela ve Maddox kardeşlerden sonra Jamie McGuire'e sardığım zaten az çok belli oluyordu diye "ne kadar kötü olabilir ki?" dedim ve konusuna baktım. Konu da ilgimi çekince aldım tabi hemen. 

Tanıtım bülteni;

Erin Easter, Blackwell Lisesi'ndeki üç Erin'den biriydi; bu üç kız sadece isimlerini değil doğum tarihlerini de paylaşıyorlardı. İlgisiz, tek bir ebeveyn tarafından büyütülen Erin Easter, Weston Gates'e uzaktan uzağa hayranlık duyuyordu. Erin A. ve Erin M. kasabanın iki sevilen kızıydı: Kasabanın en zengin iki ailesinin kızları, en yakın arkadaşlar, ponpon kızlar ve Erin Easter'ın olamadığı diğer her şeylerdi; ve Erin Easter'ın bunu unutmasına da asla izin vermiyorlardı.

Weston Gates sevilen bir sporcuydu ve iki başarılı avukatın oğluydu. Soyadının gerektirdiği hayatı yaşamak için kendi arzularından vazgeçmiş, günlerini soyadının baskısı altında geçiriyor ve gizliden gizliye Erin Easter'a ilgi gösteriyordu; onun daha farklı bir hayat yaşaması gerektiğine inanıyordu. Ve sekizinci sınıftan beri Erin A. ile çıkıyordu. Bir tesadüf eseri akşamları Erin Easter ile takılmaya başladıktan sonra kendi gelecek hayallerine ve duygularına sahip çıkma cesaretini göstermeye başlamasıyla işler kendisi ve Erin Easter için değişmeye başlamıştı.

Fakat şoke edici bir trajedi küçük kasabayı sarstığında Erin Easter'ın hayatı mümkün olan en iyi şekilde altüst oldu. Peki, ya hayallerine kavuşmak sandığı kadar basit değilse, ya bildiği hayat çok daha karmaşık hale gelirse?

~~

Üç farklı Erin ve bahsi geçen tek çocuk Weston olunca insan bir "hmm nasıl işler olacak acaba" diyor kendine ama beklentiyi yüksek tutmamak gerekiyor çünkü bir şey olduğu yok. Öyle zınk diye "beğenmedim" demek doğru değil ama 152 sayfa kısacık bir kitaptan bahsediyoruz burada ve neresinden tutarsam tutayım yazı spoiler dolu olacağı için mümkün mertebe az yorum yapmaya çalışıyorum. Evet, kitabı beğenmedim. Çünkü; Erin'ların hiçbiri hakkında tam bir şey söylenmiyor. Esas kızımız Easter ama onun hakkında bile yeterli bilgiye sahip olamıyoruz ki kitap zaten lisenin son birkaç ayını içeriyor sadece. Kitap daha çok bir ön gösterim gibi olmuş diyebilirim. Weston ve Erin'ın üniversite öncesinde neler yaşadığını, ilişkilerinin temelini nelerin oluşturduğunu ya da Erin'ın ailesinin nasıl insanlar olduğunu bize göstermek için elimize tutuşturulmuş bir broşür sanki. Her şey yarım benim gözümde. 

Erin Easter ve Erin Alderman hakkında yine az buz bir şeyler var ama olduğu söylenen Erin Masterson neredeyse hiç görünmedi. Sanırım arkada yürüyen kızdı Erin Masterson. İlk bölümde bir isimler karışmasın diye ona Sonny dendiği söylendi onun dışında sadece son bölümde "bir şey" olduğu için tekrar adı geçti... Neden vardı o karakter hiç belli değil anlayacağınız. 

Kitabın diğer kısımları ele alınınca dediğim gibi ön gösterim gibi bir havası vardı. He kitabın asıl var oluş amacı buysa zaten bir şey diyemem tabi ama yazarın büyük fanı olunmadığı sürece alınması öyle çok önemli bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Tabi serinin diğer kitaplarını da çıkınca alırım ben kesin o ayrı mesele. Umuyorum diğer iki kitap da bu şekilde içinde hiçbir şey olmayan kitaplar değildir yoksa çok üzüleceğim.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Tatlı Yalan -Jamie McGuire-

Maddox'ların gizemli ilk çocuklarının kitabını daha Tatlı Bela'yı okurken bile merak ediyordum. Trentondan sonra da bu yüzden hiç zaman kaybetmeden Tatlı Yalan'a başladım.

Bu yazı serinin ilk kitabı olan Tatlı Sır hakkında oldukça fazla spoiler içermektedir.

Tanıtım bülteni;

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının #1 New York Times Çoksatan Yazarından. Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.

~~

Bir önceki kitapta öğrendiğimiz büyük sırdan sonra Thomas'ın neden kendini ailesinden bir sır gibi sakladığını açık açık bütün sebepleriyle öğreniyoruz ve yine her zamanki gibi çok geçerli bir sebep var ortada! Tabi bir de Thomas'ın büyük sırrını ilk serideki yangından kaynaklı Travis'in öğrenmesi kitabın çıkış noktası. Aslında tanıtım bülteni ve diğer her şey için çıkış noktası desek daha doğru olur çünkü asıl çıkış noktası benim gözümde orası değil de,  Thomas'ın belki de bir defaya mahsus yaptığı kaçamağın onu şok eden bir şekilde karşısında bitmesi oldu. Tabi bu benim fikrim olsa da... Yok ya bariz bir şekilde öyleydi!

Jamie McGuire ne kadar kadın karakterin dilinden yazmayı seviyor olsa da en azından bu kitabın Thomas'ın dilinden yazılmasını çok isterdim. Tamam Liis de geçmişinde kendi çapında olaylar yaşamış, bir nişan atlatmış falan ama Thomas'ınkiler yanında hiçbir şey değildi onlar. Yani doğal olarak Liis'in değil Thomas'ın iç hesaplaşmaları okurun çok daha ilgisini çekebilirdi.

Kendi serisinin ikinci ve Maddox'larla alakalı kitapların beşincisi olmasından kaynaklı olduğunu düşündüğüm bir durum olarak söyleyebilirim ki yazar kendini geliştirmeye başlamış. Öyle ki önceki kitaplarda söylenip durduğum "şu konuyu atladı" "üstünde durması gereken yerin üzerinde durmadı yine..." şeklinde bir durum görmedim. Sadece Thomas ve Liis'in durumundaki karmaşa tek kitaba sığmamalıydı bence. Ne de olsa ortada söz konusu olan şey Thomas'ın ilk aşkı olan Cami ve kardeşi Trenton'ın kabul edilmesi gereken büyük aşkı var. Aslında açık konuşmak gerekirse Thomas kesinlikle kardeşleri gibi aşkından kul köpek olan bir karakter değil. Evet büyük aşık, aşırı değer veren korumacı bir tip ama sorumlulukları ve ailesi söz konusu olduğu zaman aşkını içine gömmeye çalışabiliyor. Diğerlerinin fevriliği yanında oldukça zeki ve oturaklı olması da cabası tabi. Yazarın sürekli aynı kişileri farklı(ama birbirine benzeyen) isimlerle karşımıza getirmemiş olması beni oldukça sevindirdi diyebilirim.

Liis'in hakkında konuşacak olursam tek söyleyeceğim şey onun bir korkak olduğu. "Üzülürüm" korkusuyla kendini ve başkalarını üzmesi kadar bencilce bir hareket olamaz diye düşünüyorum, kaldı ki seni sevdiğini söyleyen bir adam söz konusu olduğunda. Aslında bu konuda yazarken az da olsa çekiniyorum çünkü Thomas'ın bir tartışma sırasında Liis'e Cami demişliği var ki... Benim başıma gelse hangi ortamda olursam olayım kalkar giderim. Ama bu bir kitap ve bu yüzden Liis bu kadar duygusal düşünmemeli!

Yabancı yayınlarında bir süredir göremediğim sayfa düzenini görmüş olmam kitabı ayrı sevdirdi diyebilirim! Zırt pırt sayfa içinde hata bulunca insan ister istemez yayın evinden de seriden de soğuyor ama Maddox'lar kendilerini bıraktırmıyor da. Neyse, Tatlı Yalan için kısaca bir şeyler söyleyecek olursam; önceki kitaplardaki gibi Maddox erkeğinin salt aşkının yanında Thomas'ın ailesine de aslında çok güçlü bir bağla bağlı olduğunu görüyoruz. Hem en büyük çocuk olmanın verdiği ağırlık hem de düşünceleri onu diğer kardeşlerinden fazlasıyla ayırıyor ki bu durumu oldukça sevdiğimi söyleyebilirim.

Serinin her kitabında bir sonraki kitapta kimin işleneceği ve az çok neler olacağıyla ilgili ipuçları veriyor ki bu kitapta Taylor Maddox ve Falyn'ın gelecek kitabın ana karakterleri olduğunu öğreniyoruz. Aslında kitapta Taylor'ı görünce ilk işim goodreadsa bakmak oldu ve onun kitabı da hemen karşımda belirdi. -şurada- Türkiye'de ne zaman çıkar bilmiyorum ama içimden bir his Taylor'ın Travis'den çok daha çocuk olacağını söylüyor. Eh artık onu da bekleyip göreceğiz.

5 Ekim 2015 Pazartesi

Tatlı Sır -Jamie McGuire-

Kitabın iyi kalitede Türkçe kapağını bulamadım...



Hızımı kesmeden Jamie McGuire kitaplarıma devam ediyorum. Zaten daha önce Tatlı Bela serisinden de şurada bahsetmiştim. Şimdi sıra tavırlarına aşık olunacak Travis'in abilerinden Trenton'ın aşkını ele almaya.

Tanıtım bülteni;

Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu. Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu. Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...

~~


Tanıtım bülteni zaten her şeyi açıklıyor aslında. Kitap Cami'nin T.J. adında uzak mesafe ilişki yaşadığı sevgilisine olan bağlılığıyla başlayıp daha sonra Trenton'un cazibesine yavaş yavaş kapılmaya başlamasıyla devam ediyor. Ama ortada oldukça büyük bir sır var ve bu sır kitabın son sayfasına kadar okura söylenmiyor. En başta "kesin abartılacak saçma sapan bir şeydir bu da ya" desem de kitabın bitimindeki o üç kelime küçük dilimi yutmama neden oldu. Sürekli üstü kapalı bir şekilde "biz birlikte olamayız, bilmediğin şeyler var" diye gezinen Cami kitap boyunca "bir sus be kadın, ne büyük derdin varmış! Söyle artık sen de kurtul biz de" dememe sebep olsa da Abby'nin hareketleri kadar beni sıktı diyemem. Onda da saklanan bir sır vardı ama Cami'nin sırrı Abby'nin sırrını döver geçer. Aynı zamanda Maddox erkeklerini yazarın tek bir tipe dayalı anlatması neden bilmiyorum ama hoşuma gitti. Baba Jim Maddox nasıl aşık bir adamsa onun çocukları da aynı şekilde aşk adamları. Travis'e zaten hayran kalmışken bir de Trenton çıktı başıma. Hatta inanıyorum Thomas da yolda geliyor.

Yazar ilk kitapta sır olarak saklanılan konu açısından beni pek tatmin etmeyip bu kitapta tatmin etmesinin yanında yine anlatması gereken bir konuyu üstün körü geçti ki o da Trenton'ın okul hayatını neden bıraktığı? Bu konu hakkında minicik bir sebep ortaya sunmuş olsalar da olayı tam olarak anlatmamaları pek iyi olmamış bence. Hoş, bu durumun Trenton üzerindeki etkilerinin hala sürdüğünü yazar bize göstermiş olsa da olayı anlatmayınca bunun da pek bir değeri kalmıyor.

Kitapla ilgili fark ettiğim şeylerden biri yazarın kardeş olan karakterlere birbirine uygun isimler vermesi ki örneğin Maddox kardeşler Thomas, Tyler, Taylor, Trenton ve Travis'di yani hepsi T harfiyle başlıyordu. Tatlı Sır'da ise Cami'nin kardeşleri Chase, Coby, ve Clark olarak C harfiyle başlıyor. Yazarın ne amaçla böyle bir şey yaptığını bilmiyorum ama bütün isimler mi birbirine uygun olur ya? Kardeşleri kardeş olduğu için her anlamda uyumlu yapmayı seviyor anlaşılan. Bizim için tek artısı bu durumun karakterlerin kim olduğunu kolay hatırlamamızı sağlıyor. Hoş, Cami'nin kuzeni olan Colin'i de kardeşlerden sandım bir ara ama bu benim dikkatsizliğimden kaynaklı bir şey, kesinlikle yazarla alakalı değil. Kitapta bir de Tatlı Bela serisinde Abby'nin en yakın arkadaşı olan America ve Tatlı Sır'da Cami'nin en yakın arkadaşı olan Raegan'ın karakter olarak birbirilerine fazlasıyla benzemeleri. Bahsettiğim burada ikisinin de baskın karakterde olmaları değil tabi, okuyunca neredeyse aynılarmış hissi veriyor kitap.

Yabancı yayınlarının özellikle Tatlı Bela serisinde de karşıma çıkan yazım ve noktalama hataları Tatlı Sır'da da vardı. Bunun hiç şaşırtmamış olduğunu söylemem gerekiyor ki artık alıştım o şekilde okumaya... Yazı dili de önceki seriyle aynı olduğu için o konuda bir şey söylemek anlamsız ama çok komik bir çeviri hatası vardı kitapta. O hata da, Cami'nin sürekli "ağabeyler" diye bahsettiği kişilerin aslında kendisinden küçük erkek kardeşleri olan Clark, Chase ve Choby olması. Birçok yerde aynı anda bahsedilmediği için Cami'nin bir ya da birkaç ağabeyi olduğunu düşünmüşsem de Clark'ın bir bölümde "sen en büyüğümüzsün" demesi aslında o kısmın bir çeviri hatası olduğunu yüzüme çarpmış oldu. Tabi bir de yine aynı bölüm içerisinde geçen bir cümlede kardeşlerinden ağabeylerim diye bahsetmesi de bunu kanıtlar nitelikteydi tabi. Hala anlamıyorum Yabancı yayınları çok güzel, sevdiğim bir yayın eviyken nasıl böyle anlamsız hatalarla kitap çıkarabiliyor?

Tatlı Sır Maddox kardeşler serisinin ilk kitabıydı ki ben oldukça beğendim kedisini. Belalı Düğün'de "Trenton neden böyle bir şey yapıyor ki?" dediğim bir olayın bile cevabını alıyoruz bu kitapta ki sırf o olay yüzünden serinin ikinci kitabı olan Tatlı Yalan'ı iple çekiyorum.

27 Eylül 2015 Pazar

Tatlı Bela/ Ayaklı Bela/ Belalı Düğün -Jamie McGuire

Yabancı yayınlarının çalışanlarına maaşlarını ben ödüyormuşum hissini uyandıran alışverişlerime devam ederek Jamie McGuire'nin Türkiye'de çıkan bütün kitaplarına el attım. Tatlı Bela serisinden önce Araf-Cehennem-Cennet serisini okumak istesem de kronolojik sırayı bozmak istedim ve ilk kitap olan Tatlı Bela'dan başladım. Normalde kitaplardan toplu olarak bahsetmesem de bitirdiğim serileri bu şekilde ele almak daha doğru göründü gözüme. Neyse tanıtım diyordum...

Tatlı Bela


Tanıtım Bülteni;

Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. 

İyi kız ve kötü çocuk… Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?

Tatlı Bela sadece bir "bestseller" değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.

~~

Bir ilk kitap için fena değil diyebilirim sanırım. Kitap Trav'in Abby'e olan askıntılığıyla başlayıp sonuna kadar aynı istikrarda gitti. Ama bir ara Travis gibi bir sevgilim olsa arkamda her şeyi bırakarak şehir ya da ülke değiştiririm diye düşünmedim desem yalan olur. Adam o kadar yapışkan ki! Ama bir yerde hep hissettirdi o saplantısının stalkerlık dışında aşk olduğunu ki bu yüzden Trav'e kızmadan Abby'e kızarak geçirdim kitaptaki birçok yeri. Özellikle "ilk" terk etme sonrasında kitabı bırakmayı düşündüm çünkü "Abby bu kadar aptalsa bu kitap okunmaz!" diye kendimce bir atar yaptım. Kitabın en rahatsız kısımları da oralardı benim için hatta. 

Abby kitabın yarısından çoğunda geçmişinden kaçmak istediğinden bahsedip duruyordu. Yazar o kısımda birazcık gizem katmak istemiş olsa da konu oraya gelince olayı çok hızlı geçti gitti ama o kadar üzerinde durmaya fırsatım olmadı onun çünkü Abby'ye hak verdiğim Travis içinse üzüldüğüm olaylar yaşanmaya başlamıştı. Şimdi ne kadarlık bir kısımdan bahsedersem spoiler olur emin olamadığım için susmayı doğru buluyorum.

Kitapta birçok yan karakter vardı ama söz edilesi iki kişi vardı ki onlar da America ve Shepley. Shepley Travis'in kuzeni ve aynı zamanda ev arkadaşı, America ise Abby'nin çocukluk arkadaşı ve Shepley'in sevgilisi. Çalkantılı ilişkileriyle Abby ve Trav söz konusu olunca Shepley ve America çok kusursuz bir çiftti diyebilirim. Aslında dıştan bakıldığında America zaman zaman çok Türk kızı ve Shepley de çok kılıbık bir izlenim veriyordu ama yine de onları daha çok okumak daha hoş olabilirdi. Özellikle America'yı...

Kitapla ilgili ya da yayın eviyle ilgili büyük bir şikayetim var. Daha önce Optimum yayınlarından çıkan Gabriel'in Cenneti kitabında da yaşadığım ama yayın eviyle iletişime geçip çözdüğüm sorunun aynısı Yabancı yayınlarında da karşılaştım. Kitapta aklınızın alamayacağı kadar yazım ve noktalama hatası vardı. En başta tırnak işaretlerinin yanlış yerde olması ya da hiç olmaması sorun etmesem de daha sonradan nokta olması gereken yerde kullanılan virgül ya da yanlış-eksik yazılmış kelimeler beni kitaptan oldukça soğuttu. Sorun belki 3.baskıyla ilgilidir ya da yanlışlıkla piyasaya sürülen bir basımdır bilmiyorum ama ben ilk kitap için verdiğim paraya ister istemez üzüldüm.

Ayaklı Bela


Tanıtım Bülteni;

Aşıksan başın belada!

Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...

Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et. 

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

~~

Açık konuşmak gerekirse neden yazıldığını anlamadığım bir kitap olmuş Ayaklı Bela. Kitap bir öncekinin aynısı ama bu sefer Travis'in ağzından anlatılmış versiyonu. Peş peşe okuduğum için okurken oldukça sıkıldığımı söyleyebilirim ama itiraf etmem lazım olayları sürekli kaçan Abby'nin dilinden değil de aşık çocuk Travis'in ağzından okumak çok daha güzeldi. Seriyi okumak isteyen olursa iki kitabı almak yerine sadece birini -ki benim önerim ayaklı bela- alması çok daha doğru bir karar olur hem 19tl de kara geçmiş olursunuz.

Travis'in önceleri nasıl Abby'i yatağa atma planı olduğunu daha sonra yavaş yavaş ona bağlandığını anlaması, kendini ona layık görmemesi ve daha sonra onu bırakmamak için yaptıkları oldukça güzeldi. Yani anlayacağınız tam olarak ideal aşık ve erkek modelini oluşturuyor Travis -genç kızların saf fantezileri için birebir- 

Kitabın sonundaki epilog bölüm 5.çıkan kitapla ilgili spoiler içermesi beni biraz kızdırdı. İçeriği bilmeyince sorun olmazdı belki ama elimde 5.kitap da olduğu için bu durum beni pek memnun etmedi.

İşin iyi yanı ikinci kitap ilk kitap gibi yazım ve noktalama hatası dolu değildi. Yayın evine bu konu hakkında bir mail atmış olsam da geri dönüş alamadığım için biraz kızdım. Neyse ki bu durumun ilk kitapla alakalı olması iyi bir şey.
Çeviriyle ilgili bir sıkıntım var aslında. Karakterlerin birbirlerine "kanka" demeleri bir nebze kabul edilebilir bir durum olsa da "hocam" demeleri... Ya da biraz fazla Türk ağzına sahip olmaları gözüme battı. İlk kitapta daha çok olsa da bu kitapta da "hacı nabıyon ya" şeklinde bir dil kullanılmıştı ki sanmıyorum orijinali öyle olsun. 

Belalı Düğün



Tanıtım Bülteni;


Abby Abernathy beklenmedik bir şekilde Bayan Maddox olmuştu. Abby ve Travis'in bir anda ortadan kaybolarak, Vegas'ta evlenmeleri hakkındaki her şey bir sırdı… 


Şimdiye kadar Abby neden Travis'e bir anda evlenme teklif etmişti? Düğünden önce neler yaşanmıştı? Bütün bunları başka kim biliyordu? Ve en önemlisi Travis ve Abby için gerçekten bir mutlu son var mıydı? Tatlı Bela ve Ayaklı Bela hayranlarının tüm soruları bu kitapta cevaplanıyor!

~~

Arkadaşlar, son kitap elimde süründü! Kendisi çok ince ve aslında hemen bitirmelik bir kitap olsa da Abby'nin ağzıyla başlayan kitap bende "lanet sürtük! Sen Trav'i haketmiyorsun!" diyerek kitabı bir kenara bıraktım ve yaklaşık 1 ay kadar o köşede durdu. Daha sonra "yazar acaba son kitapta ne anlattı" dememle de tekrar elime aldım. 

Kitap adı gibi Abby ve Travis'in düğününü anlatıyor. Yani çocuklar o korkunç olaydan eve dönüyor ve kısa bir süre sonra Vegas'a uçuyorlar. Daha sonra da dünya üzerindeki belkide en hızlı düğün için kolları sıvıyorlar ki ikisinden başka kimse yok. Ne America ne de Shepley, sadece ikisi. Kitabın yarısını zaten daha önceden iki kitabın onunda da okuduğumuz için bir sürpriz olmuyor. Onun dışında tipik Abby zaten. Travis nasıl sevdi onu öyle anlamış değilim. Ama kitabın tamamında (147 sayfa) sadece evlenmeleri... Jamie McGuire neden 3.kitabı yazdı aklım almıyor.

Diğer iki kitaba nazaran bu kitapta dil sürekli değişiyordu. Bir bölüm Abby'nin ağzından bir bölüm Trav'in ağzından şeklinde. Bunu her seferinde dile getiriyor olsam da bir kitapta en sevmediğim şeydir dilin değişmesi. Neyse, Abby'nin bölümleri bir kenara Trav'in bölümlerinde çiçekler, böcekler, kalpler, gökkuşakları falan saçtım her yere çünkü Trav inanılmaz şapşal bir aşık. Anlayacağınız yazar erkek karakteri gerçekten genç kızlara özel işlemiş ve ideal erkeği bulmuş. Şu dünyada Trav gibi biri olmaması çok üzücü olsa da eğer gerçekten olsaydı eminim Abby gibi gereksizin tekini bulur ona kaptırırdı kendini.

Hiç üç kitapla da uğraşmadan direkt 1. ya da 2. kitabı almak en doğru karar bence. Son kitap zaten anlamsızken bir de 1 ve 2yi ayrı ayrı okumak biraz okuycuyu sıkabiliyor. Belki birini okuduktan sonra başka bir kitap okuyup sonra diğerini okusaydım ben aynı sıkıcı etkisi olmazdı ama peşpeşe aynı konu, farklı anlatımlar biraz gereksiz hissettirdi. Kitaptan nefret ettim diyemem Travis'i, America'yı ve Shepley'i çok sevdim ama Abby fazla ergendi. Hoş 19 yaşında bir genç kızdan başka ne beklenirdi bilmiyorum ama Abby'nin iticiliği Travis'in sempatikliğiyle ne kadar laf etsem de üç kitabı da bana okuttu. Yani en azından minik bir övgüyü hakediyor diyebilirim.

17 Temmuz 2015 Cuma

Gözlerindeki Canavar -J. M. Darhower


Daha önce Zamska'nın şuradaki yazısında görüp aslında okumayacağım dediğim bir kitap olmasına rağmen arkadaşımda görüp "madem para vermiyorum o zaman alayım" dediğim bir kitap oldu kendisi. Tatilimin en mis kısmında okumuşken de üzerine konuşmazsam rahat etmem diye bir şeyler yazayım dedim. Öncelikle tanıtım bülteni;

Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.

~~

Son zamanlarda sürekli rastladığım ve görmekten inanılmaz rahatsız olduğum şeylerden biri asalak kadın karakterler. Kitapta kadın karakter ne kadar daha 18inde bir ergen olsa da kendini bir adama o derece adaması kızdırdı beni. Hatta adamasının yanında adamı kullanıyor olması (pahalı hediyeler, yiyecekler ve ismiyle bir yerlere girmeler gibi) bana ayrıca uzak bir konu olduğu için fazlasıyla itildim.

Naz karakteri kitabın başından sonuna kadar ne iş yaptığını, neden bu şekilde paranoyak olduğunu ve kısaca kendiyle ilgili her şeyi son ana kadar saklamayı başardı. İşin ilginç kısmı "nedir bu adamın sırrı" diye delirmedi de zaman zaman "şunu kesin o yaptı", "kesin şöyle bir işi var" diye söyletse de tahminler sırasında sıkmadı da. Ne kadar sayko bir karakter olsa da Vitale karakterini sevdim diyebilirim.

Aslında kitap çok basit bir intikam, aşk, tutku üçlemi arasında olan basit bir temaya sahipti. Çerezlik zaten oturdum ve bitti o kadar sayfa olmasına rağmen. Dili özellikle kahraman anlatıcı olup tek taraflı olayları gördüğümüz için çok basitti. Okur bazen ister istemez olayları tek tarafın dışında tarafsız bir anlatıcıdan dinlemek istiyor ama yazar elimize böyle bir imkan tanımıyor.

Kitapta beni rahatsız eden birçok nokta vardı. Özellikle gözüme gözüme batan karakterler arası 20 yıllık yaş farkı. Hayır 8-10-12 bir nebze de 20 nedir ya? Kızın babası yaşında Naz ama yine de "aşığım" diyor. Adam ne kadar yakışıklı, aklı başında, düzgün olsa da gözümde sübyancı olmaktan çok öteye gidemedi. Kızın bir de asalaklığından bahsetmiştim zaten. Aslında kız asalak olması yanında bir de saf ergendi. Tamam anladık seviyorsun ama adam vücudunu istismar ederken bile "beni seviyor" demek... Hayır bu doğru değil. "Canım yanıyor ama zevk alıyorum" olayı da tamamen yalan. Zamska kendi yazısında yabancı okurların tecavüzden rahatsız olduğunu ama kendisinin bir tecavüz göremediğini söylemişti. Karakter güvenli kelimeyi söylemediği için "istekli" görünse de bu o anki durum benim için de tecavüzden başka bir şey değildi. Bu durum kişi için göreceli olabilecek şekilde bırakılmış olsa da benim için öyleydi. Altında yatanları da az çok öğrenince zaten neden rahatsız olunduğunu anladım. Ki kitabın girişinde de anlaşılıyor zaten bu çift arasında bir yanlışlık var.

Kitabı önerir miyim? Yoksa önermez miyim karar veremiyorum. Aslında hızlı okunduğu ve hafif olduğu için "boş zamanlarda okunabilir" demem lazımdı ama sanırım kadın karakterin benim karakterimden fazlasıyla uzak olması beni rahatsız ettiği için "çerezlik kitap, okunabilir" diyemiyorum. Yine de siz kendiniz karar verin ama Elli Tondaki Ana sizi çok rahatsız etmediyse Karissa da öyle aman aman rahatsız etmez diye düşünüyorum.

25 Mart 2015 Çarşamba

Kördüğüm -Calia Read-



Yabancı yayınlarına son zamanlarda sardığımı bir önceki kitap yorumumda söylemiştim. Kördüğüm de internette yorumları olsun, görüntüsü olsun oldukça ilgimi çekti diyebilirim ki kapak tasarımına bayıldım! Neyse, kitap Fairfax Ruh Sağlığı Enstitüsünde olan Naomi'nin neden orada olduğunu bize düşündüren ve beynimizde paranoyakça fikirler ortaya atmamızı sağlayan benim açımdan başarılı bir kitap. Tanıtım bülteni;

Bir ay önce, akıl hastanesine yatırıldım. Dün, Lachlan ziyaretime geldi. Beni öptü ve aklımı kaçırmaya başladığımı söyledi. Saatler sonra Max düşüncelerimi işgal etti; deli olmadığımı ve bana ihtiyacı olduğunu hatırlattı. Birkaç dakika önce geçmişimi aydınlatmaya çalışarak gerçeklikten daha da uzaklaştım… Şimdi, herkes benim aklımı kaçırdığımı düşünüyor ama ben onun gerçek olduğunu ve ne gördüğümü biliyorum… Bana inanıyor musun?


"Seksi, gizemli ve etkileyici bir hikâye… Calia Read'in kelimeleri sizi esir edecek ve aklınızı başınızdan alacak!" 
-Claire Contreras, There is No Light in Darkness'in Yazarı-


~~

Kitap aslında yorum yapmak için oldukça tehlikeli çünkü ortada herkesin merakını uyandıran ciddi bir sır var ve yazarımız bu sırrı kitabın son iki bölümüne kadar kesinlikle açıklamıyor. En başlarda biraz sıkıldım diyebilirim aslında çünkü bazı şeyler çok "ben buradayım" diye bağırıyordu ki bu beni yeterince tatmin etmedi. Ama daha sonra ne olduysa aslında düşündüğüm şeylerin doğru olmadığını sezdirdi bana. Zaten oradan sonra da hırs yapmaya başladım ve aldım elime kalemimi kağıdımı karakter analizlerine ve olay örgüsünü incelemeye başladım. Doğru sonuca ulaştım mı? Evet ulaştım ama ulaşana kadar iki sayfa teori ürettim. Kısaca bana güzel bir beyin jimnastiği yaptırmış oldu Kördüğüm.

Aslında kitabı anlatmak istiyorum, karakterlerden bahsetmek istiyorum ama dediğim gibi çok zor bir konu olduğu için tereddütlerim var bu konuda. Karakterleri kısaca anlatacak olursam ilk olarak Naomi, ana karakterimiz ve arkadaşının yanında tatile gittiği sırada yaşadığı ya da şahit olduğu bir olay yüzünden başı oldukça derde giriyor ki akıl hastanesine yatmasındaki sebepleri doktoruna anlatırken de anlattığı kısımlar oralar.
Lachlan, Naomi'nin çocukluk arkadaşı ve aşkı. Daha 9 yaşında bir kızken ailesinin yanından gece yarısı kaçıp Lachlan'ın artık büyüdüğü için kullanmadığı ağaç evine gidip yaşının getirdiği hayal gücünü Lachlan'ın da yardımıyla ortaya çıkarıyor.
Lana, Naomi'nin yaz tatilini geçirmek için yayına gittiği en yakın arkadaşı.
Max, Lana'nın ailesinin katıldığı ve aynı zamanda kızları da katılmaya zorunlu kıldığı partide Naomi'nin tanıştığı zengin ve yakışılıklı borsacı.

Çeviriden kaynaklı mı yoksa yine yazardan kaynaklı mı olduğunu bilmediğim ama beni oldukça rahatsız eden nokta kahraman anlatıcı olmasına rağmen anlatımın sürekli geniş zaman olması oldu. Naomi'nin dilinden geçmiş zaman anlatıldığı halde sürekli bir "gider, yapar, eder" şeklinde cümleler görmek bir kitapta görmekten rahatsız olduğum aşırı basit dili gözüme sokup durdu. 

Kitaptaki gizem kendi içinde sürekli minik ipucuları verdiği için bana yeterince tatmin etmedi ama benimle birlikte okuyan diğer iki arkadaşımın dediğine göre ben bu tür kitapları okumaya alışık olduğum için bana öyle gelmiş. Ama yine de güzel kitap olduğunu söyleyebilirim. Bu türde kitapları seviyorsanız bir açıp bakabilirsiniz. Tabi kitapçıya gidip ilk iki bölümü okuyup karar vermeyin çünkü olayın içine girmeye başladıktan sonra kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.

Bu arada yazarın bir blogu olduğunu söylemeyi unutmayayım. Bakmak isteyen caliareadsandwrites.blogspot.com şuradan ulaşabilir.

4 Mart 2015 Çarşamba

Tersyüz -Amy Harmon-

Yabancı yayın evine son zamanlarda biraz dalmışken DR'ın sürekli olarak gözüme soktuğu bir kitap kendisi. Amy Harmon Tersyüz'le 18 yaşında genç bir çocuğun 11 Eylül olayıyla hayatının ne şekilde değiştiğini bizim gözümüze sokuyor diyebilirim. 

Tanıtım bülteni;


Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar… 

Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin'i...

~~

11 Eylül olayını gördükten sonra tipik bir Amerikan dramı olacağını düşünmüştüm kitabın ama kesinlikle şunu söylemeliyim Tersyüz'e bayıldım! O kadar güzel bir kitaptı ki hemen bitti hem de bitmesini istemediğim halde... Şiddetle alıp okumanızı tavsiye ediyorum kitabı bilginize.

Kitap ilk olaydan son olaya kadar o kadar güzel ilerliyor ki ya ben kitabı sevdiğim için bir açık bulamadım ya da bir açık yok. Ambrose, her şeyiyle mükemmel bir çocuk olduğu için zamanla kendine bir kaçış arıyor ve kaçış yolu olarak bulduğu şeyin askerlik olması ne kadar doğrudur bilinmez ama o gittiği andan itibaren okuyucu hop oturup hop kalkıyor. Şahsen ben sanki kendi sevgilim askere gitmiş gibi her an bir şey olabilir korkusu yaşadım sürekli. Ki oldu da...
Fern, birçoğumuzun ilkokul ve lise zamanında yaşadığı gibi diş teli ve gözlük sorunu yaşayan kızıl saçlı çıtı pıtı bir kız. Anne ve babasının artık ümitlerinin bittiği noktada varlığını öğrendikleri için herkes tarafından çok sevilen ama "güzellik" sorunu olan biri. Fern lisedeki her kızın olduğu gibi Ambrose'a ilgilisi var ama ben hayatımda Fern gibi güzel seven birini daha görmedim hayatımda. 

Ambrose ve arkadaşlarının askerde yaşadığı trajik olay sonrasında Fern'ün Ambrose'a ulaşmaya ve onu eski haline getirme çabaları, onun var olan bütün fiziksel kusurlarını hiçe sayıp eskisi gibi görmesi sanırım benim göremeyeceğim kadar güzel bir sevgi türü. Ne kadar Ambrose'un Fern'ü yeteri kadar sevmediğini düşünsem de bazı küçük noktalarda onu da haklı görmedim desem yalan olur. İnanılmaz güzel işlenen aşkları Shakespeare soneleri ve Hamlet alıntılarıyla resmen tam olması gereken düzeydeydi. Ne çok sıkıcılardı ne de çok cıvık. Kısaca günümüz edebiyatında görmediğimiz kadar güzeldi ikisinin de birbirine olan tutumu.

Kitapta ne kadar yan karakter olsa da başrolden daha çok ilgimi çeken bir de Bailey vardı. Fern'ün kas distrofisi olan kuzeni kendisi. Aynı zamanda Fern'ün kendini ona yardım etmeye adadığı muhteşem kişilik. Öyle ki Bailey'in yanında Ambrose halt etmiş diyerek onun olduğu sahneleri iple çektiğimi kabul etmeliyim. İnanılmaz güçlü ve cesur bir karaktere sahip Bailey aynı zamanda çok açık sözlü ve hayata olan bakışıyla beni kendine hayran bıraktı.

Kitap yer yer içimi fena ezdi. Dram okuyamam diyen biriyimdir normalde ama okumamak elde mi elimden bırakamadım ki kitabı. Ambrose ve Fern'ün aşkları olsun, Bailey'in patavatsız konuşmaları, Rita'nın yaşadıkları derken son birkaç aydır okuduğum en iyi kitabın Tersyüz olduğunu söyleyebilirim. Hatta sanırım bunu bu yazıda o kadar çok vurguladığım halde  cümleleri çevirip çevirip aynı şeyleri yazasım geliyor. Bakmanızı şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap Tersyüz.