sıkılıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sıkılıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Sıktılar yine

Sanırım insanlardan biraz yoruldum. Havaların geçtiğimiz günlerde ısınmasıyla herkesin kanı kaynamaya başlamış olacak ki sürekli bir etkinlik "hadi konsere gidelim", "gece dışarı çıkalım", haftasonu kaçamak yapalım" vb. planlarla telefonum çaldı durdu. Eskiden ben de insanları bu şekilde dürterdim ama sanırım biraz daha kendi başıma zaman geçirmek istiyorum. Aslında bu düşünce zaman zaman bana gelirdi ve uygulardım da ama artık tek bir saçmalığa dahi tahammülüm yok denecek kadar az. Fatih'le en son görüşmemizden bu yana geçen süreyi bile artık hatırlamazken yakın çevrem "hala ayrılık acısı" çektiğimi söylüyor ama bunun aksine insanları inandırmaya bile uğraşmak istemiyorum. Önceden hayatımda biri yoktu ve mutlu olabiliyordum şimdi neden biri olması gerekiyor mutlu olmam için? Buna mecburmuşum gibi davranılmasından da gerçekten sıkıldım. Evet bir ara bana da öyle geliyordu, yani birinin olması gerektiğini hissetmeye başlamıştım ama bunu döndürmek sonrası için o kadar zor olmadı doğrusu. Depresyonda değilim bence, çok çok daha kötü zamanlarım, ayakta kendimi zor tuttuğumu hatırladığım zamanlarım oldu defalarca ve şuan aslında düşündüğüm tek şey nefes almak. Bence çok bir şey istemiyorum biraz rahat bıraksınlar beni benim için yeterli. Tek başıma bir tatil belki iyi gelebilir emin değilim ama kendime bir fırsat yaratmaya çalışacağım kesin.

17 Ekim 2016 Pazartesi

Kaç yaşıma geldim hala hasta oluyorum

Günledir nefes alamıyorum lanet grip yüzünden. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü mesaiye kaldığımda aslında üstümde zaten bir kırgınlık vardı ama gecenin bir yarısı yağmurda şemsiyesiz kalıp ıslak bir kedi gibi eve dönünce kaçınılmaz sonla buluştum. Başta iyiyim ben dedim işe gitmeye devam ettim ama cuma günü revirde ölçülen ateşimle birlikte 2,5 gündür evde yatıyorum. Biraz kendime gelirmiş gibi oluyorum arada ama yatmak kesinlikle imkansız. Çocukluğunu astımla geçirmiş biri olduğum için gece nefes almaya çalışmanın birçok yolunu biliyorum aslında ama işe yaramıyor. Şimdi bile yarı oturur pozisyonda yattığım halde uyumaktan vazgeçip oturdum. Aslında bugün önceki iki güne nazaran çok daha iyiydim. En azından artık durup dururken ateşim çıkmıyor ama hapşırmalarım, öksürmelerim ve burun akıntım yeter artık dedirtti. En son 2 sene önce final zamanımda bu derece hasta olmuştum sanırım ki o zamanlar bunun altından evde yalnız olduğum halde kalkabilmişken şimdi kalkamıyormuşum gibi geliyor. Sanırım annemin iyileştirici gücüne inanınca kendimi iyice bıraktım. Ama o da çok güzel ilgileniyor be! Ne kadar nazlansam da hatta birçok zaman bıktığını hissetsem de saat başı gelip kontrol etmesi, uyuyorumdur diye normalde paldır küldür girdiği odama sessiz sedasız girmesi şu hassas dönemimde ağlayacakmışım gibi hissettiriyor. Kitap okumama, bilgisayarla ilgilenmeme ne kadar kızsa da evde başka türlü zaman geçmiyor. Bir de yataktan sadece tuvalete gitmek için kalkıyorken hiç geçmiyor! Normalde annem bu kadar üstüme düşmezdi ama en son "yine tansiyonun düşer de yere yığılıp kalırsan nasıl kaldırıcam seni bu yaşta" demesiyle yemeğim bile annemin belirlediği saatlerde yatağıma geliyor, gidiyor. 
İşe başladığımdan beri belli aralıklarla indirimden kitap alıp duruyorum ama hem iş hem sosyal hayatımı aktif tutmaya çalıştığım için bir türlü adam gibi okuyamıyordur. Bu 2,5 gün de bana çok güzel bir zaman verdi bunun için. Öncelikle de Gilles Legardinier'la tanışma fırsatı buldum ki kitaplarını sırf kapaklarından kaynaklı almıştım doğrusu. Bir de Emma Chase ve onun üç kitabıyla tanıştım ama onlar o kadar önemli değil doğrusu. Legardinier'in çevrilmiş iki kitabı var biri "Miyav! Kafayı mı yediniz?" bir de "Miyav! Yarın yeni bir hayata başlıyorum". İkisini tavsiye ediyorum okumak isteyen bakabilir. Diğerleri de umuyorum çevrilir de şu eğlenceli adamın dilini unutmadan devam ederim.
Canım çok sıkılıyor arkadaşlar. Sabah muhtemelen bu kadar yatmak yeter diyip işe gideceğim ama gram uyku uyumadan bunu nasıl yapacağım gerçekten merak konusu.

2 Mart 2016 Çarşamba

Çok sıkılıyorum ben

Eve döndüm. Döndün dönmesine ama nasıl sıkıcı bir hayatım var kelimelere dökemiyorum. Annem grip oldu diye döndüm eve aslında ama o da hasta değilmiş beni eve sokmak için uydurmuş. Tabi biraz nezlesi vardı ama yatalak da değildi hani. Neyse, eve dönmem biraz iyi oldu çünkü son zamanlarda kesinlikle aynı ortamda bulunmak istemediğim bir çocukla yan yana bırakılıyorum. Yanında durmak zorunda değilim diyorum kendime ama bir şekilde aynı yere geliyoruz. Konuşmaları, hal ve hareketleri kısaca her şeyi batıyor bana ve karşılaşmalarımızın önüne geçemeyince bir süre eve, annemin dizinin dibinde oturma fikri hoş geliyor o ayrı mesele. Uğur defteri kapandı hem de çok sağlam kapandı çünkü ablamın evini bastığını arkadaşıma söyleyince içinden nasıl bir çirkef çıktıysa ses soluk yok hiç. Arkadaşımın sevgilisi de aynı şekilde "rahatsız ederse söyle ben hallederim" modunda geziyor zaten derken o dertten kurtuldum. Ders vermelere devam ediyorum ama bu durumdan da pek memnun olduğum söylenemez. Kendimi bu aralar çok işe yaramaz hissetmeye başladım. Yatağa girip kitap okumaktan başka bir şey istemiyorum. Anlayacağınız geldiler bana yine. Sınava çalışmam gerekiyor aslında ygsye giricem yeni bölüm, yeni bi hayat falan diyordum da hiçbir ders girişimim yok. Amaçsızlıkta son noktayım...
Blogda reklam yayınlamak aslında en sevmediğim işlerden biri ama ikidir yapıp kendimi iğrenç hissettiriyorum. Aylar sonra belki alacağım para şimdiden saçma bir tatlılık veriyor ama. Siz bana pek aldırış etmeyin 3 kuruş için neler yapıyorum belli değil. 

21 Eylül 2015 Pazartesi

Biraz renklendik

Son zamanlarda o kadar çok sıkılıyorum ve insanlara abuk subuk sarıyorum ki durumumu doğru bir şekilde anlatmanın bir yolu olmadığını düşünüyorum. Cuma günü abimle artık yalnız kalmaktan sıkıldığım için Mine'nin yanına gittim, en azından bir aile ortamı görür kendime çeki düzen veririm diye düşündüm çünkü onun babası sağolsun çok güzel sıraya diziyor bizi. Neyse, ne yapacağını şaşırmış iki insan olarak liseli hallerimize özenip eskiden gittiğimiz yerlere gittik gezdik falan biraz zaman öldürdük. Eskiden müdavimi olup 1-2tlye bileklikler kolyeler satan bijuteriye girelim dedik. Aslında oraya gitmeyi bırakalı 5 yıl kadar oluyor çünkü hitap ettiği yaş aralığı en fazla 12-17 civarı... Bir bakalım neler değişti acaba diyerek ki gördüğümüz tek şey hala aynı yaş aralığına hitap ettiği ama tek farkı kasanın yanındaki saç tebeşirleri oldu. Normalde tebeşir ya da renkli jöle kullanmak yerine direkt boyayan biri olduğum için hiç merak edip almamıştım ama artık profesyonel hayata adım atmaya çalıştığım için saçımı renkten renge sokamıyorum... O tebeşirler de nasıldır ne yapar acaba diyerek her renkten aldık ve hemen eve döndük. İlk önce kuru saça biraz deneyip hep memnun kalmayınca saçımızı iyice nemlendirip her rengi attık kafamıza. Benim saçım koyu renk olduğu için tutması zor oldu ama renklerin hiçbiri sırıtmadı da. Keşke o şekilde renkli kalabilsem (hatta diplerim de öyle gelse keşke ama nerde...) diyorum kendime ama gerçekler acı yani yapacak bir şey yok. Mine normalde doğallığın dışındaki halleri sevmiyor olsa da onun bile çok hoşuna gitti o hali. Bizim lise zamanımızda olsaydı bunlar muhtemelen bokunu çıkarır her haftasonu farklı ya da renkli renkli sokağa çıkardık sanırım. Akşamında o halde sokağa çıkıp liseden beri hep gittiğimiz hatta yerin sahibiyle bile arada oturup bir şeyler içtiğimiz yere gidip oturduk ve rahat 6 yıldır barmanlik yapan arkadaşımız hatta abimiz Serkan bizim masaya doğru gelirken "arkadaşlar kimlikle...Cha? Mine? Ne oldu size?" şeklinde ayakta bir şok yaşadı. O haline katıla katıla gülsek de "lise zamanı bile size kimlik sormazdım şimdiyse halinize bakın. Yakıştı mı yaşınıza başınıza" diye dalga geçti. Rezil olduysak da olduk yani düşündüğüm en son şey bile değil o halim ama akşam yorgun argın eve dönüp kendimizi yatağa attıktan sonra sabah yüzümüzün gözümüzün renk değiştirmesi, yastığın ve çarşafın baş kısmının boyanması Mine'nin annesi ve bize büyük bir şok yaşattı. Aslında düşünmemiz gerekirdi, tebeşir yani tabi bulaşır diye ama boyarken giysi ve ellerimizin batması tamamen aklımızdan çıkarak bir dolu çamaşır çıkardık kadının başına. İşin bir de diğer kötü tarafı saçlarım o kadar kuru ve bakımsız göründü ki besleyici kremlere boğdum kendine gelmesi için. Yani siz de boyamak isterseniz ya yatmadan yastığınıza havlu koyun ya da yatmadan önce suda akıtın gitsin zaten hemen akıp gidiyor. Benim kafamda o kadar çok renk vardı ki sabaha aslında çok bir şey kalmamış olmasına rağmen duşta rengarenk bir suyla karşılaştım. Onunla bile oynadım hatta... Neler oluyor bana ya.

8 Eylül 2015 Salı

Neler yapıyorum

Eve döndüm dönmesine ki bunu siz de biliyorsunuz zaten ama bir türlü yerimde duramıyorum. Ev resmen basıyor beni, sürekli bir yere gitmem gerekiyormuş gibi geliyor. Evde durduğum zamanlarda da zaten sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırıyorum. İş başvurularını dediğim gibi yaptım döner dönmez ama arayan olmadı henüz ve olmayacak gibi görünüyor çünkü her yer benim bilmediğim (okulda gösterilmeyen) programlar ya da en az 2-3 yıllık iş deneyimi istiyor. Benim deneyim için de fırsatım olmadığı için -yeni mezunum sonuçta- henüz kimseden geri dönüş almadım. Bu arada yeni kitaplar bitirip kendimi sahil kenarlarına atıyorum. İnsanlar çoğalmaya başladığında da birilerini arayıp orada burada geziniyorum. Aslında evde annemin yokluğu ve abimin akşam gelmesinin keyfini sürmem lazımdı ama gelmiyor içimden işte.

Artık farklı insanlarla tanışmam gerektiğini az çok fark ettiğim için liseden arkadaşlarla daha sık görüşür oldum. E tabi ben liseden 1 kişiyi bile arasam çıktığımızda 4-5 kişi oluyoruz. Böyle böyle tekrar sosyal bir insan olma ümidim vardı. Geçen gün bu planımı ilerletmek amaçlı tekrar birilerini dürtüp buluşalım dedim ve bir kızla tanıştım ama keşke tanışmasaydım. Üniversite çevremden bir bir ayıkladığım asalak tipleri dağıtma gereksinimi duymadan yanında tutuyormuş bir arkadaşım ve benimle buluşmaya da yanında onu getirmiş. Kız başta oldukça şirin, kitap okuru, çıtı pıtı bir kızdı ama konuşmalar ilerledikçe sevgilisini nasıl kullandığını, onu aptal yerine koyduğunu falan gururla anlatmaya başladı.  Bir süre sonra "o ödeyecek tabi, hem onun yanında ben cüzdanıma uzanırsam onuru kırılır..." şeklinde bir laf etti. "Çıkmaya başladığınızdan beri herhangi bir şey için sen teklifte bulundun mu peki?" dedim o zaman da "niye öyle bir şey yapayım?" dedi. Anlayacağınız Cha'nın kafasından dumanlar çıktı bütün akşam. Hayır, erkeklerle bu muhabbete girmemiş olsam ve fikirlerini duymamış olsam neyse ama genelinden "bari teklif etseler, böyle bir süre sonra hesap/fatura ödemek için yanlarındaymışım gibi hissediyorum" şeklinde yorumlar aldım ki haklılar da hani. İnsanları kullanmaya ne gerek var ki? Hele erkek arkadaşı alışverişe çıkarıp aldığın şeyleri ona ödetmek ne demek? Durup durup sinirleniyorum böylelerine. (Bu hesaptı ödetmeydi kıza kızdığım noktalardan sadece biri, sevgilisini açıkça her anlamda kullanıyor o kız) Tekrar kendi kafamda insanlar nasıl bulacağım hiç bilmiyorum ama denemeye devam edeceğim bir gerçek çünkü tek başıma zaman geçirmekten sanırım deliriyorum ve psikiyatrım bu durumdan hiç memnun kalmayacak.