Daha önce defalarca hayvanları ne kadar sevdiğimi dile getirmiştim. Pek dillendirmesem de çevremdekilerin de ben kadar olmasa da hayvanlara karşı bir ilgisi olması ister ona göre de kendime yakın tutarım. Bu durumu bozan tek istisna da Fatih oldu ama. Çocuk hayvanları sevmiyor değil hatta eskiden bir kangal beslediğini bile söyledi ama şuan hayvanlara karşı mesafesini koruyor, benim gibi sürekli iletişime geçmeye çalışmıyor. Tabi kaçan kovalanır misali benim peşinden koştuğum ne kadar kedi ne kadar köpek varsa hepsi Fatih'in ayaklarının dibinden ayrılmıyor! Geçen pazar Kadıköy'de birlikte kahvaltı ederken hamile bir kedi tam masamızın yanına yattı. Tabi bunu gören ben konuşmayı bırakıp anında onunla ilgilenmeye başladım (2 gram sevgi dilenmeye başladım daha doğrusu). Ben elimi uzatıyorum sevmek için arkasını dönüyor, yaklaşıyorum tıslıyor falan baya nefret kustu iki dakikada. Daha sonra Fatih elini uzattı ne tepki verecek diye anında yanına gitti sürünmeye başladı! Tabi sinir oldum o an ama dişi kedi hamile falan hormonları erkeklere yaklaştırmıştır onu diye saçma bir teoriyle kendimi sakinleştirdim. Daha sonra başka bir kedi gözümüzün içine bakıp yiyecek bir şeyler dilenmeye başladı. Kedi öyle içli içli bize baktıkça benim de içim parçalandı ve Fatih'in tabağından bir şeyler vermesini istedim. Başta pek yanaşmadı sonra beni kırmamak için bir salam verdi kediye. Kedi salamı yedikten sonra onu sevmeme izin verir diye düşündüm ama elime bir tokat yedim diye üzgünce geri çekildim. Fatih de "nasıl oluyor da hiçbir hayvan seni sevmez" dedi ve beni kalbimin orta yerinden vurdu! Hayır bir de bu söylediğinin gerçek olduğunu ben biliyorum ama illa karşı çıkacağım ya "sen yemek verdin ondan benim onu sevmeme izin vermedi. Ben verseydim yemeği beni de severdi" dedim. Fatih de tek kaşını kaldırıp tabağındaki sosislerden birini peçeteyle elime verdi "al bunu da sen ver, madem öyle düşünüyorsun" dedi. Kedi benim elimden yemedi tabi... Fatih elimden sosisi alıp kendisi uzatınca kedi yine afiyetle yedi ama. Daha sonrasında gelen dalga geçme ve gülmeleri tahmin edebiliyorsunuzdur zaten. Hayır yani benim sevgimin 1/10u sevilsem razıyım baya nefret ediyor hayvanlar benden. Hani bu haksızlık değil de nedir?
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2018 Çarşamba
7 Temmuz 2015 Salı
Ben böyle değildim
Belgesel izlemek eskiden en büyük eğlencem olmasına rağmen bir süredir izlemek psikolojimi bozuyor. Doğal döngüden kaynaklı ölümler bir insanı üzmemeli di mi? Beni üzüyor! Bir fil yeni doğdu ve yürümedi sürü de onu arkada bıraktı. Bu doğal bir şey çünkü sabit bir yerde kalmaları açlık ve susuzluk söz konusuyken ihtihardan başka bir şey değil. Ya da güç gösterisi yapan iki su aygırının arasında kalan bir yavru su aygırının yaralanması sonucu ölmesi. Hadi onu geçtim yemek bulmak için iki yavrusunu ine bırakıp avlanmaya giden dişi aslan döndüğünde yavrularının sadece birini bulduğunda gözlerimin dolması eskiden olan bir şey değildi. Antilopla kavgaya girişen kaplanın bacağını kırması ve o ayağın asla doğru kaynamayacağından kaynaklı muhtemelen yakın zamanda açlıktan ölecek olması içimi eziyor. Şimdi de 1 yaşındaki yavru aslan ve daha birkaç aylık yavru dişi aslanın oyun oynarken sürüyü kaybetmesi "nasıl avlanacaklarını bilmiyorlar nasıl yaşayacaklar" sorusunu getiriyor aklıma. Bu duygusal cha hiç hoşuma gitmedi umuyorum en kısa zamanda o eski duygusuz, üzülmek nedir bilmeyen cha geri gelir yoksa natgeo wilda anneme pin koydurmam gerekecek.
1 Haziran 2015 Pazartesi
Zaaflarımı kullanıyorlar sanırım
Birileri farkında olmadan zaaflarımı kullanıyor bence. Neden mi böyle düşünüyorum? Bugün sınav çıkışı fatura ödemek için ortak ödeme noktasına giderken eskiden kestiğim çocuğu gördüm. Önce görmemiş gibi yapıp gidecektim ama sonra bir baktım kucağında oldukça pis, ağlayan bir yavru kedi var ve gözünü ondan ayırmadan hızlı hızlı yürüyor. Bir anda içimden "nasıl sarmış sarmalamış, kediyi nerden buldu acaba" diye geçirirken bir baktım çocuğun peşinden gidiyorum. Dürttüm omzunu yanına gittim sordum kedinin nesi olduğunu ve onun mu olduğunu derken evinin arka kısmında bulduğunu internetten adresini aldığı yakın veterinere götürdüğünü söyledi. Atladım tabi hemen "olmaz yabancı yere götürme benim gittiğime gidelim hem para alırsa bölüşürüz" dedim hemen arkasından da ister istemez çıkan ince sesimle "ya ne kadar güzel bir şey bu böyle" diye kediyle aramda kalpler oluşturuyorum. Aldım çocuğu gittim veterinere bakıldı neyi var neyi yok diye derken tek sağ ön patisine cam batmış biraz da mikrop aldığı için sarılması gerekiyor. Atladım hemen "bende kalabilir ben bakarım ona" diye ama çocuk "yok ben bakarım hem senden daha boşum" dedi veteriner de "cha, senin şımarık kedin tek gecede mahveder bu yavruyu" dedi. Boynum bükük onda kamasını kabul ettim tabi ne yapayım. Ama içimdeki hayvan sever beynimi ele geçirdiği için bir anda "numaranı versene bir şey olursa veterinere taşımana gerek kalmaz sürekli, ben yardım ederim" dedim o da dünden razıymış gibi saniyesinde söylemeye başladı numarasını. Daha sonra çıktık veterinerden onun evinin yolunda yürümeye başladık derken "çok kokuyor bu ne yapabiliriz" dedi ben de gidelim silelim hemen kabasını o zaten zamanla pırıl pırıl yapar kendini dedim baktım çocuğun evinin önündeyim. Hiç de "cha, ne işin var senin tanımadığın çocukların evinde" demiyorum ama 'gel bir kahve içelim' dese imalı imalı ortada kedi var ya hiç sorgulamam giderim öyle bir haldeyim. Neyse ki en azından çocuk "sen kediyi tut ben bez getireyim, ev müsait değildir şimdi" dedi de eve çıkmadan kapının önünde minik bir muslukla hallettik. Yalnız çocukta toz bezi olabilecek bir şey yoktu sanırım mutfak bezi getirdi onunla sildik kediyi. Umuyorum suyun altında tutup temizlendiğini düşünmez ve mutfakta kullanmaz onları.
Sonuç olarak şu yazımda son derece itici gelmeye başladığını söylediğim çocuk bugün itibariyle gözümde tekrar bir ilah oldu. Tamam hala ilah değil ama o yardım severliği, ilgisi, konuşması derken kapıldım ben biraz. Çocuğun numarasını ben istedim ya... Daha düne kadar kaçıyordum tekrar konuşmak zorunda kalmayalım diye...
Evet fark ettiğiniz üzere ilk zaafım hayvanlar. Genele bakınca herhangi bir hayvan zarar görmüşse ya da acı çekiyorsa -ki bu kedi köpek değil sadece kirpi olur, kertenkele olur, kuş olur hatta baykuş ve karga olmuşluğu bile vardır- yardım ederim ve edene de saygım sonsuzdur.
Bugün karşıma çıkarılan ikinci zaafım ise;
Evet, üzgün erkeklere zaafım var. Acı çekiyorlarsa beni de çekiyorlar yanlarına, hepsini avutma isteği duyuyorum. Bu zaafımla da otobüste eve dönerken karşılaştım. İlk önce sürekli kafası eğik telefonla uğraşan çocuğun burnunun tıkalı olduğunu düşünmüştüm ondan aldırış etmemiştim ama daha sonra bir baktım ki bir kızın instagramına girmiş sürekli bir eskiye bir yeniye bakıp duruyor. Çocuğun suratına baktığımda da gözler kırmızı! Aha dedim ağlamış çocuk hem de bir kız için. Gidip yanına sarılmak mı istemedim ya da sorunun ne olduğunu sormak mı ama gidemedim tabi. Keşke dedim o kadar yırtık bir kız olsaydım da gidip yanına neyi olduğunu sorsaydım! O telefona baktı ben biraz uzağından ona bütün yol böyle geçti gitti. Ama kendimi biliyorum o çocuk da okulda en azından göz aşinalığım olduğu biri olsaydı yanında biter, belki de kendi durağımı kaçırana kadar konuşurdum.
Hayvan sevgimin getirdiği zaafı kendime açıklayabiliyorum ne de olsa hiçbir canlının zarar görmemesine dayalı bir yaşam felsefem var ama üzgün ya da ağlayan erkek neden sever bir insan mantıklı bir açıklama getiremiyorum kendime. Hayır bir de melankoliden kesinlikle hoşlanmayan biri olarak nasıl oluyor bu hiç mantıklı değil.
Etiketler:
hayvanlar,
kişisel post,
üzgün erkekler,
zaaflar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



