Bugün şans kurabiyemden tam da başlıktaki yazı çıktı. Özellikle son zamanlarda kendime kesinlikle güvenim yokken nasıl olacak da bir şeyler başaracağım ben de çok merak ediyorum. Bir de resmen her şeyden vazgeçmiş olmam da cabası. Cuma akşamı bir arkadaşın doğum günü için birkaç arkadaş buluştuk. Aslında gitmemem benim için çok daha iyi olabilirdi Fatih'i göreceğim için ama kendime sürekli "o var diye ortamlardan uzaklaşamam, bu yaptığım beni güçsüz gösterir" dediğim için olduğumdan çok daha "güçlü" bir görüntüyle gittim buluşma yerine. Dışarıdan gerçekten o şekilde mi görünüyordum emin de değilim aslında ama içerideki harabeden bahsetmek dahi istemiyorum. Herkesle sohbet muhabbet derken aslında kafa dağıtma konusunda oldukça iyi bir fikir olabilirdi o da orada olmasaydı. Bütün gece öyle ya da böyle ondan kaçmış olsam da gecenin ilerleyen saatlerinde hiç huyum olmasa da hatta sevmiyor olsam da elimde sigara kapıda bizim çocukların dışında bir yerde duruyordum. Aslında bir şey düşünmüyordum o gün yorgunluğum dışında ama yanımda bir anda belirip elinde bir kadehle "nasılsın" diye sormasıyla beynimde cızırtılar oluşmaya başladı. Onunla ayrıldığımız geceki alkolü bırakma kararımdan haberi olmadığı için kadehi bana uzattı önce sonra kendisi de bir sigara yaktı. Ağzımı açıp tek kelime etmediğim halde konuşmaya başladı. Önce "böyle olmasını ben de istemezdim ama olmayacaktı, sen bana güvenmeyi seçmedin ki hiç" dedi daha sonra "imkanım olsa o lanet gece söylediğim her şeyi unutmanı sağlardım ama unutmazsın işte! Keşke o gün o masaya hiç oturmasaydın ya da hemen sonrasında gitmeseydin, daha erken konuşup senin kafanda kurmana izin vermeden silseydim hepsini" dedi. Başta her şey için beni suçlayacağını düşünsem de kendinde de hata görmüş olması beni az çok tatmin etti diyebilirim. Tabi konu bu değil... Fatih konuşmaya devam ettikçe ben sustum ben sustukça o daha çok konuştu. Beni yanında görmeyi özlediğinden de bahsetti, eskiden olan o uzun sohbetleri şimdi yapamıyor olmamızdan duyduğu hüzünden de. Bir ara iki yanağımdan tutup bütün yüzümü bile inceledi ve verdiğim tepkilere baktı ama tarifi olmayan anlar vardır ya ben de sanırım onlardan birini yaşadım. O an gözlerimin bile dolmamasını sağlamak nasıl zordu anlatmam mümkün değil. O son hareketi benim için geceyi bitirdi o an içeriye girip yalandan gülümseyip doğum günü olan arkadaşa kocaman sarılıp eve döndüm. Hızlı kalktığım için Fatih'in mesaj atacağını da biliyordum ondan telefonu uçak moduna alıp sadece kaçtım. Aslında hem mesaj atmasından korktum hem de atmamasından çünkü ikisi de ayrı ayrı kötü hissetmeme neden olacak şeyler. Şimdi sana sorarım şans kurabiyesi, hala bir şeyler yapabileceğime inanıyor musun? Şahsen ben kendime kesinlikle inanmıyorum...
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Şubat 2019 Çarşamba
26 Ocak 2019 Cumartesi
Bu nasıl bir evre ben çözemedim
Nasıl evrelerle baş etmeye çalıştığımı şu ara pek kestiremiyorum doğrusu. Son yazımdan sonra kindleıma Gurur ve Önyargıyı yüklememden aslında bir terslik olduğunu anlamam gerekiyordu çünkü peşinden hemen Akıl ve Tutku geldi. Bitti mi sandınız peki? Hayır bir de üstüne Jane Eyre geldi ki ben bu kitapları en son 8.sınıfta okumuştum diye hatırlıyorum. Tamam evet çok seviyorum hala ama ben bir okuduğum kitabı bir daha okumam ki... Yani okumazdım. Güçlü ve kararlı kadın profiline mi ihtiyaç duyuyorum acaba son zamanlarda? Hoş hepsinin sonunda bir yan çizme var ama gerçekten kendime anlam veremiyorum doğrusu. Az önce Jane Eyre bitti ve şuan üçünün de filmini bilmem kaçıncı kez izlemeyi düşünüyorum ama neden kendimi bir anda tarihi İngiliz romanlarında buldum? Terk edilmenin böyle bir evresi de mi var? Yemek yapmak, dizi izlemek ne bileyim anılara dönüp ağlamam gerekmiyor muydu benim? Yani kabul ediyorum ilk saydığım ikisini yapıyorum ama durup dururken Fatih'i düşünüp üzmüyorum kendimi. Aslında onu düşündüğümde üzülmüyorum bile çünkü bana yaşattığı hiçbir anı kötü değil. Terk edildim diyorum mesela ama o bile gerçek anlamda bir terk ediliş değildi. O gayet tabi benim yanımda olmak istediğini söylüyordu ama o önceki kızı bende açıklığa kavuşturamayacağını söylediği için bitti. O artık bende öyle biri yok dediğinde ben buna istesem de inanmayacağım için içimde hep bir şüphe kırıntısı kalacağı içindi. Benim inadım ve güven problemim olmasa bir sorun yoktu anlayacağınız. Zorlamıyorum ama dediğim gibi bir şeyin olmayacağı varsa zorlamanın bir anlamı yok. İnatla, zorlayarak bir güvensizlikle ilerlesek şuan güzel anılardan çok kötü anılarla boğuşuyor olabilirdim ne de olsa. Neyse sanırım bünyem güçlü kadın karakter arıyor ve bunu yaparken biraz sapıtmış durumda yoksa 12 yıl sonra tekrar bu kitaplara dönmüş olmamı hiçbir şekilde kendime açıklayamam. İşin komik kısmı bu türde okuduğum kitap sadece bu saydığım üçü. Kitap okumaya çocuk polisiyeyle başlayıp uzun yıllar o türde gidip araya bu üçünü attıktan sonra fantastik ve bilim kurgu dünyasına oradan distopyaya ve diğer türlere atmıştım kendimi. Yani anlayacağınız sorsanız size bu üçünden başka tarihi romantik bir şey söyleyemem. Tabi şu moddayken önerilere açığım onu da söyleyebilirim tabi.
21 Ocak 2019 Pazartesi
Yeni şeyler denemek gerek bazen
Eskiden ne kadar gamsız ama mutlu bir insandım ben ya. Böyle bir olay yaşadığımda aklıma takılmadan rahatça yaşamımı sürdürebiliyordum. Biri beni terk edince bile aynı umursamazlıkla havalı havalı gezerdim en azından. Çok mu lazımdı bana Fatih gibi biri? Komşu çocuğuna takılı kalmıştım evet de Fatih de vardı o ara ve sanki Komşu çocuğu aklımda gibi davranıp sürekli Fatih'le birlikte gezdim durdum 9-10 ay kadar. O süre içerinde Komşu çocuğu aklıma bile gelmiyordu hem de. Nasıl ayran gönüllüysem artık... Tabi sütten ağzım yandı bir kere kesinlikle bir süre yeni birini hayatıma sokmak gibi bir planım yok kaldı ki çivi çiviyi sökmüyor arkadaşlar, baya bildiğiniz delik deşik ediyor böyle saçma sapan bir şeye dönüyor insan. Kendime evde terapi çeşitleri buluyorum kendi kendime. Önceki yazımda söylemiştim ya hani puzzle olsun kitaplar olsun bir şeyler buluyorum günümü dolduruyorum diye en ama en çok mutfakta zaman geçirir oldum. Fırında pişirilen şeylerde pek iyi değilim onu öğrendim şu süreçte. Yani aslında yapamadığım bir yiyecek yok ama abimin performans değerlendirmelerine göre bazı sonuçlara vardım. Mesela çok güzel bıçak kullanıyorum böyle ince ince bir şeyleri doğrama konusunda kendimle övünmeye bile başladım. Yaptıkça insanın eli açılıyormuş bir de. Pratik yapmanın önemi de burada çıkmış oldu ortaya. Şu süreçte abim neler yedi tahmin bile edemezsiniz aslında. Vegan köftelerden tutun Japon Kore sokak lezzetlerine neler neler işine girdim ben bile kestiremiyorum. Hangi blogda bir yemek tarifi görsem -ki bu Türk olsun yabancı olsun fark etmiyor- o akşam menümüz o oluyor. Bu akşam normalde yapmadığım bir şeyi yapıp bir de tatlı yaptım hatta tarifi de şuradan aldım hatta. İşin kötü kısmı üniversite zamanında başlayan son birkaç yıldır azalan kendi pişirdiğini yiyememe sorunum tekrar ortaya çıktı. Örneğin 2 saat 3 saat bir şeyler hazırlamak için uğraşıyorum diyelim yaptığım tek şey abimle aynı masaya oturmak. Belki biraz salata tırtıklamak belki bir şeyler içmek ama kesinlikle hiçbir şey yiyemiyorum. Ya da daha basiti ekmeğe bir şey sürüp bile yiyemiyorum. O ekmeği hazırladığım gibi masada bir tabakta kalıyor öylece. Neyse ki iş yerinde öğlen arasında doğru düzgün yemek yiyorum da bir sorunla karşılaşmıyorum. İyiyim yani tek sorunum kendi yaptıklarımda... Mutfak güzel yer ya annemin neden kimseyi sokmadığını artık daha iyi anlıyorum diyebilirim.
Ekler tarifi için teşekkürler Sibel Özer
18 Ocak 2019 Cuma
Vur patlasın çal oynasın
Ne güzel olurdu dimi hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam ediyor olsam Fatih'in gidişi beni hiç etkilememiş olsa falan. Güzel olurdu doğrusu ama ben bunun yerine her zamanki Cha gibi davranıp "beni öldürmeyen şey güçlendirir" mottosuyla hareket edip "arkadaş ortamımız bizim yüzümüzden bozulmasın" diyerek öyle ya da böyle bir şekilde ortak yerlerde Fatih'le görüşüyorum. Bunu yaparken de her şey gayet yolunda izlenimi veriyorum. Ölüyorum arkadaşlar mallığıma söyleyecek laf yok ama kendimi bitiriyorum böyle ufak ufak. İşten sonra ve gelip kendimi mutfağa falan atıyorum kafamı dağıtmak için. Atkı örüyorum, puzzle yapıyorum, kitap okuyorum, çelloya sarılıyorum kısaca işten çıktıntan sonra yatacağım zamana kadarki süreye binlerce şey sığdırmaya çalışıyorum. Normalde hiçbir moral bozukluğumda kendimi yemek yapmaya falan vermediğim için abim durumumdaki vahametin farkında değil ki onun işine geliyor yaptığım şeyler. Hem işten sonra hemen eve geliyorum, evde sürekli iş yapıp en son kendimi mutfağa atıyorum ki o gelene kadar bir sürü şey yapmış oluyorum. Adam daha ne istesin... Yılbaşında kendimi eve kapatıp "o saate ben uyurum" dediğim halde abimin arkadaşlarıyla gelmesi ve içlerinde Fatih'in de olmasıyla yılbaşına sahte gülücüklerle girdim onun yanında ama aynı zamanda ona çok uzak bir şekilde girdim. Yahu abimin densiz arkadaşlarından biri çıkıp "sen şimdi yenge değil yine Cha oldun dimi? Ayrılmanız kötü oldu ama şu adamı toparlıyordun" gibi konuşmalara girmeye başladı ki abim orada öğrendi ayrıldığımızı. Yılın ilk şoku olmuştu onda çünkü kabullenmişti artık bizi. Birlikteliğimizi cümle aleme yaymadığımız gibi ayrılığımızı da yaymamıştık normalde ama o densiz kişilik sayesinde herkes orada öğrendi. Bir de o noktadan sonra ortamda garip bir gerginlik oluştu abim, Fatih ve benim aramızda. Ben Fatih'e yakın davranıyorum "dostça ayrıldık iyiyiz" izlenimi veriyorum Fatih "e ben artık gideyim" modunda sürekli kapı gözlüyor, abim durup bizi izliyor gerçekten durum nedir diye falan. Kısaca yeni yıl pek iç açıcı başlamadı. Dışarıdan gayet iyi görünüyor olmam herkese karşı "normal" davranıyor olmam da Fatih'in içine birkez daha su serpmiş gibi hissettirdi bana ama gelip de "ikimiz için de en iyisinin bu olduğunu söylemiştim" gibi bir cümle henüz kurmadı. Kurarsa muhtemelen tokadı yer suratına çünkü benim içimde yaşadığım yetiyor bana.
27 Aralık 2018 Perşembe
Kaçmak da bir işe yaramaz bazen
Bir şey olacaksa siz ne yaparsanız yapın o olur bunu sürekli olarak kendime hatırlatıyor olsam da hatta bu gerçeği biliyor olsam da sanki tersine döndürebilirmişim gibi bir inanca girdim. Tabi ben böyle düşünüp planladım diye hayat da aynı şekilde bana plan yapmaz, yapmadı da. Bu adam hasta olduğu süre boyunca kendini sürekli benden çekse de ve ben son zamanlarda ne kadar aptala yatıyor olsam da buraya kadarmış. O kıza karşı hissetmediğine emin olduğu ve üstüne binlerce kez öyle olmadığına dair yemin ettiği halde beni buna inandırmaya çalışmadı. Dümdüz ve duygusuz söylediği o laflar ikimizin çevresinde havada bomboş döndü durdu hatta. O ilişkinin bitmesi gerektiğine kararı ben giderken vermişti zaten kafasında ama bana karşı sürekli "onu üzemem, bitirecekse bu ilişkiyi o bitirmeli" düşüncesi olduğu için benim tekrar konuyu açmamı hatta bitirmemi bekledi. Bunu gördüm onda görmedim değil ama bir umut dedim belki ben yanılıyorumdur, kendi kafamda kuruyorumdur. O ne kadar topu benim üzerime atmış olsa da ben kendimde tutup konuyu açmadım ama yine lanet olası bir alkol alımı sonrasında -ki artık hayatımdan alkolü çıkarabilirim çünkü Fatih'le başımıza ne geldiyse hep içince geldi- konu bir şekilde geldi yine o kıza. Susmaya çalışsam da susamadım ve en sonunda ne o benim kendi kafamda kurduğum şeyler yüzünde üzülmemin doğru olduğunu ne de bunu ona belli edip ya da etmeyip üzülmesini sağlamamın doğru olmadığını söyledi. Haklı, bir arkadaşımın başına geliyor olsa bu durum ben de ayrılmasını önerirdim çünkü iki taraf da anlamsız bir strese ve güvensizliğe girecek sonuçta. Lise zamanı tanıştığı kızla gittiği, yaptığı şeylerin haddi hesabı yokken İstanbul'da nereye gidersek gidelim onunla da bir anısı var. Bunları bana söylemiyor olsa da ya da ben konusunu açıp ona sormuyor olsam da kafamın içindeki o küçük tilkiler gezinmeye devam ediyor. Evde o hasta halinde yatağında yatarken bile annesinin lise mezuniyetinden kalan o fotoğrafı saklaması bütün gece gözümü kırpmamı engelledi. Daha önceki gelişlerimde de o kızdan haberim olmadığı için daha doğrusu ona olan duygusunun bu derece derin olduğunu bilmediğim için önemsemeden geçip gitmiştim ama aslında o kızdan ne çok şey var hala onda. Kitaplığında bile kaç tane kitap var zamanında ondan alıp geri vermediği ki en önem verdiği şeydir aldığı kitabı geri vermek ve ondan alınanın da geri verilmesi. Görüşmüyorlar aslında çok uzun zamandır hatta o kız artık evli bile diğer arkadaşlarından öğrendiğim kadarıyla ama ondaki bu "onu sevme" alışkanlığını ben kendime yediremiyorum. Çivi çiviyi söker derler ya bir daha asla bir insana bu önerinin benzerini bile yapmayacağım çünkü karşı taraf için sadece acı başka bir şey değil. Şu an bile saati önemsemeden gözyaşlarıyla boynuna sarılmak "benim için sorun değil" demek istiyorum ama bunun bir sorun olduğunu ve bunun altından kesinlikle kalkamayacağımı da biliyorum. Yine olmadı be blog, yine yalnız ve bu sefer aynı zamanda üzgün giriyorum yeni yıla...
15 Şubat 2016 Pazartesi
Hayatımın en kısa ilişkisi
Sevgililer gününü çok anlamsız bulduğumu daha önce söyledim mi bilmiyorum, önemli de değil zaten ama şu var ki sevgililer günü benim hayatım boyunca yalnız geçmiştir. Bu sene bu biraz kırıldı ama hala bir şeyler biraz yanlış. Evet şu an istediğiniz kadar kızabilirsiniz hatta Lady gelip dövebilir gibi hissediyorum ama 14 şubatta ilişkisi biten benim üstüme fazla gelmez diye umuyorum. Olay tam olarak şöyle oldu; arkadaşım ve onun başka yerlerden arkadaşlarıyla bir yerde otururken tanıştım ben bu çocukla. Daha önce ondan hiç bahsetmeme sebebim de hayatımın anlamsız detaylarından biri olmasıydı. Birkaç kere yalnız da buluşup sohbet edince kendime neden olmasın falan dedim. Bana karışmayacak, kararlarıma saygı gösterecek biri doğal olarak ilgimi de çekince oldu bir şeyler. Bir de üstüne aramızda çöpçatan arkadaşlar olunca fazla şansımız yoktu tabi. Başlamaya karar vermemiz 12 şubat ve ayrılık 14 şubat olunca başlama değil bitişi yazabiliyorum ama olduğu kadar artık. Yeni tanıştığımızda ve sonrasında "karşımda aptal bir kadın olmamalı, benim onayım olmadan hareket edebilmeli" demişti. Başka zamanlarda da "sürekli telefon elinde benim yazmamı beklememeli ya da bir sorunumuz olduğunda trip atıp benim anlamamı beklemek yerine benimle konuşmalı" demişti. "Kendinden emin, bana muhtaç olmayan" gibi bir şeyler de demişti hatta. Sonra ne mi oldu? İlk tartışma konusu "ablanda kaldığını bana neden söylemedin?" oldu hem de ilk gün! Durup dururken, çıkmaya başladığımız an "ben bu ara ablamda kalıyorum, evden daha rahat" mı demeliydim? Hem bir ara laf arasında söylemiştim de. Neyse dedik o gün geçti işte diğer gün Mine'yle buluştuk sabah akşam da Uğur'la görüşelim dedik. Beyimiz daha 24 saat yeni yeni dolmaya başlamışken "giydiğin şeylerden pek memnun değilim Cha, daha makul giyinebilirsin" dedi. Suratına boş boş bakıp "daha makul?" dediğimde de üstümdeki trikonun çok ince olduğunu içimi belli ettiğini aynı zamanda sırtımı da açıkta bıraktığını söyledi. Sırtımı açık bırakması da ters dekolte olması yani arkası v yaka şeklinde ama açık denecek kadar açık değil kaldı ki annem bile açık demiyorsa bir giysi açık değildir. "Giyim konusunda bana gerçekten karışacak mısın?" dedim "önemli değil mi benim görüşlerim?" dedi. "Belirli sınırlar içerisinde önemli, senin söylemenle giyim tarzımı değiştirmem ya da sen 'bunu böyle yap' 'şunu böyle yap' dedin diye onları harfiyen yapmam, bu benim karakterime aykırı" dedim. İkinci kavgamız da bu şekilde benim onu dinlememem ve sözde "açık" giyinmemle daha sonra konuşulmak üzere rafa kaldırıldı. Konuşmayı denedim, açıklığa kavuşturalım falan diye ama gitti kolunun altına aldı elimi falan tuttu "daha sonra" dedi. İkinci günden kavga büyümesin diye ben de sustum alışır artık bu duruma ne de olsa "başkasının onayına ihtiyaç duymayan" kadınlar hoşuna gidiyor dedim ama sevgililer günü yani 14 şubat günü arkadaşlarımla buluşmalarıma, gittiğim yerleri ona haber vermeyişimi ve sussun diye oturduğumuz yeri söylediğimde kalkıp gelmesiyle bitti. Son zamanlarda buluştuğum kişi kendisiyken çok çıkıyor olmam ya da çıktığımda sadece onunla buluşmuyor olmam dert oldu çocuğa. Çıkınca sabit bir yerde oturan biri değilim tek akşamda 6 farklı yerde oturma potansiyeli olan biriyim ve her birini ona haber vermiyor olmam problem... Sorguya çekip baskın yapması zaten ayrı bir sinirlenme sebebim. Kısaca "ben seni istediğin gibi biri değilim, sen de benim düşündüğüm gibi biri değilsin"le bitti ilişkim. Tam demiştim "sanırım olacak, hayatıma biri cidden girecek" ama o da kendini en başında başka tanıtması yüzünden olmadı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





