sinir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sorunlu insanları çekiyorum bence

Geçtiğimiz haftadan beri abimin derdi sanki kendi derdimmiş gibi içime sıkıntı edip durdum. Bugün en sonunda abimle birkez daha bunun kavgasını ettim ve bıraktım, artık ne hali varsa görsün. Her gün Yelda'yla konuştuğumu bildiği için sürekli laf arasında soruması -biz konuşmadığımız halde- ve en son da telefonumu karıştırıp onun mesajlarına bakması bende yeter dedirtti. Seviyorsan hayvanlık etmeyi bırak git yanına diye bağırdım artık. Yelda'nın yerinde olsam hayatım boyunca bir daha abimin suratına bile bakmam ama işte, o ben değil bu yüzden ilişkilerine bir şans daha verir. Abim tam bir gerzek gibi davranmaya devam etmezse tabi. Ama gerçekten artık yeter dedim. Kendi hayatımı boşverip başkalarının sorunlarıyla kendime aksiyon arar bir hale gelmişim gibi olmaya başladı. Hayır sakin hayatımdan oldukça memnun olduğumu düşünüyordum bu çabam nereden çıktı bir anlasam gam yemeyeceğim. Bunun dışında minik kaçamaklar değil tam bir tatil istiyor vücudum. İşimi çok sevdiğim halde son zamanlarda bir şeyler beni oradan itiyor. Hayır, bunun sorumlusu Serkan değil çünkü onun varlığı artık bende masamdaki post-it gibi. Çalışma konusunda bana oldukça yardımı var ama genele bakınca tamamen gereksiz. Bir de sanırım işten çıkacak, daha iyi bir teklif almış şuan değerlendiriyormuş. Yıllardır yaptığı işi bırakıp gitmeyi düşünüyor olması bir garip ama şartlar daha iyiyse neden gitmesin ki? Kısaca tatil istiyorum birkaç gün iş, arkadaş, akraba hiçbirini düşünmeden iyi bir dinlenmek istiyorum ama  yakın zaman için imkansız gibi görünüyor. 
Geçen akşam eve dönerken yolda yavru bir kedi gördüm, tabi dayanamayıp hemen yanına gitmek için dönüyordum ki benim ona yaklaşmamdan korkunca önündeki yemeği komple bırakıp kaçmasın diye önce durdum sonra da yavaş yavaş ondan uzaklaşayım dedim. Tam o anda yaşlı bir adam "defol buradan, sizin yüzünüzden onlar böyle korkak, bir rahat bırak yemeğini yesin, onu korkutuyorsun" diye bana bağırmaya başladı ama ne bağırma herkes şok oldu. Yolda yürüyenler bile yanıma gelmeye başlamışlardı ki liseli olduğunu düşündüğüm biri adam beni tartaklayacak diye korktuğu için omzundaki çantasını bile indirip gelmeye başlamıştı. Adama "beyfendi yavruyu asıl siz bağırarak ve ani hareket ederek korkutuyorsunuz. Biraz sakin olun, sizin aksinize onu rahatsız edecek değilim" diyip bir adım daha uzaklaştım ki "defol buradan" diye daha yüksek bağırdı. Adamın sorunları olduğuna emin oldum zaten o anda. Birkaç genç kız ne olduğunu sorup sonradan "deli midir nedir, geçmiş olsun" diyerek yanım ayrıldı. O liseli gencimiz de "abla vuracak sandım sana, iyisin dimi" diyerek durumumu sordu. Benim bir şeyimin olmadığını ama adamın ciddi sorunları olduğunu düşündüğümü söyledim güldük geçtik. Her türlü problemli insanla karşılaşmaktan bir türlü kurtulamıyorum. Sanırım bu konuda tam bir mıknatısım...

10 Eylül 2016 Cumartesi

Bazı insanlar hiç büyümüyor

Bugün iş yerinden benden yaşça büyük ama aslında çok iyi anlaştığım biriyle çıktım. Azıcık sohbet muhabbet biraz da dedikodu herkesin ihtiyaç duyduğu bir şeydir malum. İlk önce benim eskiden takıldığım bir yere gittik. Sahibini falan aylardır görmüyorum ama adam beni hatırlıyor falan öyle müdavimiydim yani oranın. Neyse, mekan küçük bir yer ve sigara içilen kısmı kapının önündeki 4 masadan ibaret ama masalar kaldırımın ortasında gibi bir izlenimi var kısaca orada oturmak demek insanlarla iç içe olmak demek ki benim için çok rahatsız edici bir şey. Şuraya oturalım dedi baktım olabilecek en dış masa ki rahatsız edici dediğim kısımdan çok daha beter kapı önü bir yer. Yok dedim şurada oturalım hem iç kısma girmiyor şu kısımda sigara içebilirsin dedim ama dinletemedim. 32 yaşındaki kocaman kadın trip attı "peki Cha içmiyim ben sigara sadece senin istediğin olsun" dedi. Yetmedi hemen arkasından "sevmiyorum öyle şeyleri biliyorsun" dedi bir de. Sen de benim öyle oturmayı sevmediğimi biliyorsun desem de neymiş "böyle bir ortamda içmeyecekmiş de ne zaman içecekmiş..." Banane ya ben ona sigarasını içebileceği bir alternatif sunarken o niye onu hiçe sayıp sadece kendisine göre hareket etmemizi istiyor ki? Trip attı sonra bir arkadaşımız daha gelince benim dediğim yere oturduk. Biz güzel güzel sohbet ederken ağzını açıp tek kelime etmedi kadın. Hayır bir de ben konuşmaya katmak için çabaladığımda aldırış etmedi telefonla falan ilgilendi, soru sordum ağzının içinde cevapladı. Kısaca çocukça bir tavırla sadece sinirlendirdi... O böyle yapınca oturduğumuz yer beni bastı kalktık başka bir yere oturduk. Onun istediği yere direkt gitmiş olsak da tripleri, tavırları devam etti kısaca günümüzü çok güzel mahvetmiş oldu. Hayır yani kaç yaşına gelmişsin insan bir olgunluk bir şey gösterir dimi? Yok ama çocuk gibi tamamen. 

23 Haziran 2016 Perşembe

Bu kadın sinirlenince çok şirin oluyor

Dün akşam annemle oturup yeni çıkan yaz dizilerinden birini izliyorduk. Konusu annemin deli olduğu evlilik dışı hamilelik ama kadın anam sinir olsa da izliyor sonra kendi kendine laf yapıp bana "sen öyle yerlere gitmiyorsun, tanımadığın insanlarla buluşmuyorsun dimi" demeye başlıyor. Kadının en büyük hobisidir bu. Neyse, diziyi birlikte izleyince doğal olarak tek başına yaptığı konuşmaları bu sefer benimle yapmaya başladı. Önce "öyle anne olmaz, ben seni doktora götürsem hamile olduğunu öğrensek seni de o adamı da öldüresiye dövmeden evlendirmem" dedi. Lafı uzatacağım ya hani, annemi olmayan şeyler için sinirlendiricem falan diye "e bebeğin ne suçu var ne diye dövüyorsun ya bir şey olursa torununa" dedim. "ben nasıl döveceğimi bilirim" dedi tripli bir şekilde kafasını çevirdi gülüp "evlenmek istemezsem peki?" dedim. "Sana soran mı var? Madem o haltı yiyecek kadar yakınsınız evlenirsiniz kaçar yolu yok" dedi kesin konuştu. "E ama dizideki kızın nasıl hamile kaldığı belli bak" dedim "sen o kadar saf değilsin" dedi. Kadına yuh dedim neyimi gördün şimdiye kadar dedim. "anneyim ben görürüm" dedi. "Olsun ben yine de evlenmem" dedim "Cha beni sinir etme evleneceksin" diye bağırdı. Abim öteki odadan gelip gözleri çakmak çakmak bakarak "ne evliliği" dedi bir de o sesini yükseltti. Ben hala gülüyorum tabi annemin sinirlenmesine ama onun "kardeşin hamile kalsa bile evlenmiyor" demesi üzerine abimin bir an kalbi tekledi sanırım çünkü anlık bir boşluk gördüm gözlerinde. Baktım iş ciddiye biniyor açıklamamı yaptım yolladım odaya çocuğu anneme de daha laf yetiştirmedim. Bir kadın anca bu kadar hassas olabilir hamilelik konusunda. Düşüğü, kandırılması, evlilik dışı hamilelik geçmişi olsa anlayacağım bu konulardaki tavrını ama yok yani gayet normal, düz bir hayatı var. Evliliğinin 2.yılınca ilk çocuğunu sonra 5 yıl sonra bir tane ve sonra bir tane daha şeklinde normal bir ilerleyişte hayat. Kimden ne gördü de böyle oldu merak etmiyor değilim hani. Ama annemin sinirlenmesi tam böyle yanakları sıkılası, bağıra basılası oluyor. Dizi bittikten sonra odama geçerken abimin odasına kafamı uzatıp onun da oyununu böleyim bari dedim. "Annem hamilelik diyince aklın gitti bakıyorum" dedim güldüm "Şakasını yaptığın şeyin ciddiyetini biliyorsun dimi" dedi o da kızdı bana. "Çok komiktin o an ama" dedim güldüm adam bana "gerçek olsaydı sen görürdün o zaman curcunayı" dedi kötü kötü bakmaya başladı "Cha saçma şeyler yapmazsın sen biliyorum ama sen yine de dikkatli ol abicim" dedi sonra da "git artık şurada bir şey yapmaya çalışıyorum" dedi yolladı beni. Gören çok önemli bir şeyler yapıyor sanır, oyun oynuyordu! İş stresimi azaltmanın en güzel yolu oldu bu son zamanlarda. Azıcık birini azıcık birini sinirlendiriyorum bütün yorgunluğum gidiyor.

7 Nisan 2016 Perşembe

Bazı insanlar beni deli ediyor

Sorunun artık bende olduğunu düşünmeye başladım. Ben birilerinin fikirlerine saygı duyup sustukça başka birileri çıkıp beni değiştirmeye çalışıyor. Şu an bahsettiğim dinle ya da onun gibi tek bir konu hakkında değil, herhangi bir konuda biriyle tartışırken eğer işin içinden çıkılmaz bir yere gidiyorsa konu, ben onu kapatırım. Çünkü boş yere kimsenin birbirini kırmasına gerek yok diye düşünürüm ama karşılığında gördüğüm tek şey saygısızlık. Konu siyaset, din, yaşam tarzı vb. her ne olursa olsun karşısındakini değiştirmeye çalışamaz bir insan. Hayır kendinde o hakkı nereden görüyor o insanlar? Kim olduklarını sanıyorlar? Bir de patavatsız kesim var tabi. Bir taraf karşısındakine zerre saygı duymaz öteki tarafsa karşısındaki insanı düşünmeden konuşur durur. O kişi üzülür mü ya da kırılır mı diye düşünen yok tabi. Düşünmeyi geçtim ettiği sözle karşısındakini yıkan ama bunu fark etmeyen o kadar insan var ki -sanki seçip koydum kendi çevreme- şaşıramıyorum artık bu hallere. Daha geçen gün erkek arkadaşının düşünmeden ettiği bir laf yüzünden kendini bok çuvalına benzeten arkadaşımı toparlamaya çalıştım. Çocuk fark etmedi bile kızın üzüldüğünü sarıldı, öptü, sevgi göstermeye devam etti ama kızın yüzü gülemedi o akşam bir daha. Sonraki günler de ara ara içine kapandı. Lafı kafasına takmayabilirdi ama sevdiği, değer verdiği adamdan duyunca doğal olarak üzdü onu. Şaka adı altında da konuşuyor bu insanlar. Mesela bir insanın fiziksel özelliğiyle sanki dalga geçmiyormuş gibi kendini gösterip sürekli bunu yüzüne vurmaları gibi. Birileri anlamalı artık bütün kızların boyu 170, bütün erkeklerin de boyu 190 olmuyor. Kilo alınır ya da verilir bu değişken bir şeydir ama değiştirilemez bir şey olarak birinin boyuyla dalga geçmek kabul edilemez bir şey ki buna da çok fazla şahit oluyorum. Bir de isim mevzusu var tabi. Birine anneannesinin ya da dedesinin adı verilmiş olabilir, ailesi istedi diye anlamı güzel bir isim de vermiş olabilir çocuklarına neden gidip "böyle isim mi olur git mahkemeye değiştir zor değil" demek nedir? O kişi yıllarca o ismi kullanmış ve biliyordur isim değiştirmenin ne olduğunu dimi ama yapmadıysa bununla bir sorunu yok demektir açık ve net. Ona gidip "adını değiştir" denmesindeki saçmalığı siz de görebiliyorsunuz dimi? Sorun sadece bende değil?
Şimdi o insanlara kalkıp düzeltin kendinizi, böyle olunmaz dersem ben de onları değiştirir gibi olur, kendimle çelişirim ama kafalarına vura vura anlatmak istiyorum "bu dünyada tek sen ve senin düşüncen yok" diye. Kime anlatıyorum ama...

23 Mart 2016 Çarşamba

Ne yapıyoruz biz ya?

Daha ne kadar saçmalayabiliriz televizyon programlarında merak ediyorum. Kırk yılın başı biraz televizyona bakayım dedim ama bakmaz olaydım. Facebook olsun, mailler olsun imza kampanyasıyla yayından kalkması istenen programa denk gelince tam olarak nedir ne değildir diye bir bakayım dedim. Programın neresinden tutarsam tutayım korkunç. Bu tarz benim ya da bu benim stilim zaten artık üzerine daha fazla konuşulması anlamsız programlar –ki hala devam ediyor mu bilmiyorum- ama bu yeni program nedir ya? Bir kadın nasıl olur da kocasının isteği üzerine bütün tarzını ve kendini değiştirmeyi kabul edebilir? Gördüğüm kısımda sarışın bir kadın vardı ve kendince sevdiği giysilerle dolu bir dolabı ama kocası geldi “bu kötü” “bu kötü” diyerek her şeyi attı. Kadın “bu giysi kötü” dedi adam yine de “ben beğendim” dedi aldı, giydirdi. Kadın “ben yıllardır bu saç rengini kullanıyorum kendimi başka renkle düşünemiyorum” dedi adam gitti yabancı bir ünlüyü baz alarak karısının saç rengini simsiyah yaptı, sarışın karısını. Kadın “ben doğal makyaj seviyorum” dedi adam “yoğun makyaj yapsın istiyorum” dedi ve adamın dediğini yaptılar. Bu insanların hiç mi öz saygıları yok da kocalarının istediklerini gözleri kapalı kabul ediyorlar? Aslında program sırasında önceki günlerden görüntüler gösterdiler ve onlara göre kadınlar özellikle dolapları değiştirilirken kocalarına karşı çıkıyorlar ama adamlar “ben istemiyorum”, “ben sevmiyorum” gibi cümlelerle işi tartışmaya götürerek kendi dediklerini yaptırdılar. Adamlar kendilerine bakmadan kaşı öyle, gıdısı var, kırışıklıkları var falan diyor ya sinir krizi geçiriyordum! O kadın “senin saçın yok git saç ektir yoksa eve gelme” diyor mu acaba? “Ben böyle sevmiyorum” diyor bir de. O kadın başkasının karısı ya sevmiyormuşmuş… Bir de yoğun katılım ve reytingi oluyor ya şu programların, insanımıza diyecek bir şey bulamıyorum. Sırf bir Avrupa tatili için bu rezilliğe katlanılmamalı bence.

Bu yazıyı yazalı haftalar oluyor sanırım ama unutmuşum kalmış resmen. Okuyup tekrar sinir krizi geçirince yayınlayayım bari dedim. Ve yine diyorum kendime "ne yapıyoruz biz?"

8 Mart 2016 Salı

Ne iğrenç insanlar var

Geçenlerde bahsetmiştim ya hani nefes alması bile bana batan bir çocuk var ve bir şekilde aynı ortama geliyoruz diye, yine o ve onun anlamsız sohbetlerinin birine dahil oldum ama bu sefer ortalığı ayağa kaldırdım denebilir. Çocuk zaten aldattığı sevgilisi onunla o gün buluşmak istemeyip başka bir güne ertelediği için ondan ayrılmış sonra da peşinde koşmadı diye kız hakkında atıp tutmalara başlamış. Ne kadar atıp tutuyor beni ilgilenmiyor o kısım tabi ama gelip kabalık bir ortamda "ben o kızın bütün nevresimlerini öğrendim gelip neyin havasını atıyor bana" diye konuşmaya başlayınca bende sigortalar attı. Yok bana bunu bunu yapıyordu, gayet memnundu falan filan. Ağzına geçirmek istedim o an bir tane. "Madem bu kadar koyacaktı neden ayrıldın" diye sordum bu sefer de "bana giren çıkan yok ona koydu yazıyor hala" diyor bir de. "Sen her yatıp kalktığını liseli gibi sağda solda anlatır mısın? Bir şey mi kanıtlamaya çalışıyorsun?" diye sordum bu sefer çocuk beni dövecekti "sen ne demeye çalışıyorsun" dedi sözde laflarıyla üstüme çıkmaya çalıştı ama nasıl sinir oluyorum. O nasıl bir ego yığını, nasıl sözde erkekliğini kanıtlamaya çalışan acınası bir tip belli değil. Öyle çok büyük bir tartışmaya girişmedik belki ama nefretimi o kadar açık ettim ki bir daha sanmıyorum beni o çocukla aynı ortama getirmezler. Hala burnumdan soluyorum ama ne yaşadılarsa kendilerine yaşadılar bize ne diye anlatıyor bunları aklım almıyor. Kızı tanımıyorum belki anlatılması onun için sorun olmayan bir tiptir ya da tam tersi şu seviyesizin söylediklerine kanıp normalde yapmayacağı şeyleri yapmıştır onunla bilmiyorum ama gelip onu o ortamda anlatıp o kızı da tanıyan kişilere malzeme vermesi midemi bulandırdı. Böyle tiplerle ilk defa karşılaşmıyorum tabi ama yine de bununla bu kadar sık karşılaşmak midemi bulandırıyor. 

23 Şubat 2016 Salı

Yüz verdik astarını aldılar

Uğur'la çıkmaya başlamamız ve ayrılmamız arasında geçen süre çok kısa olunca onun da önerisiyle arkadaşlığımızı bozmayalım dedik. Zaten hiçbir şey olmamış anı falan hiçbir şey yok olur bu iş diye düşündüm kabul ettim. Malım ben arkadaşlar! 2 ay kendini başka göstermiş biri 2 günlük ilişkinin ayrılığında normal bir arkadaş gibi devam eder mi? Ben size söyleyeyim, etmez. Etmiyormuş yani ben yeni öğrendim. Geçtiğimiz gün ablam, eniştem ve ben Deadpool'a gittik. Son seansa girmemiz, reklamlar ve jenerik sonrasına kadar kalmamız hatta sonrasında kahkahalar eşliğinde oyalanmalarımız derken saat epey geç oldu. Uğur beyimiz de beni filmde olduğumuz süre boyunca 10a yakın kez aramış ama telefon sessizde olduğu için ben duymamışım. Çeşitli yollardan bana ulaşamayınca da ablamın evine geldi. En fazla iki kere beni bırakmıştır o da saat çok geç olduğu ve otobüs bulamayacağım için ama kazımış mı aklına ne yapmış geldi orada kalıyorum diye. Hayır bu çocuk beni kendi evime bırakmış olsaydı o iki seferde ailemin evine mi gidip gecenin bir yarsı beni soracaktı? Öyle bir şey olsa olacakları düşünemiyorum bile o ayrı mesele ama ablamın böyle bir duruma şahit olması da ayrı bir konu. Uğur gece gece bana sesini yükseltti sanki öyle bir hakkı varmış gibi! O bana sesini yükseltince ablam da durmadı sanki benim cevap verme yetim yokmuş gibi o da Uğur'a yüklendi. Çocuk saygıdan mı başka bir şeyden mi bilmiyorum sustu "yarın konuşuruz" dedi gitti ama onun gitmesi ablamın tepeme binip hesap sorması bir oldu. Eniştem de ablam bir kere kızdıktan sonra susturmak imkansız diye bıraktı izledi bizi uzaktan. Bir saat öncesinde kahkahalar atarken hemen sonrasında bu durum hiç ama hiç iyi olmadı.
Uğur'un "yarın konuşuruz" lafını ablam duyduğu için evden çıkarmayacaktı neredeyse beni ama sinirini atamamış bir Cha yerinde durur mu? Durmaz, durmadı. Akşam Kadıköy'de artık yer etmiş mekanımız aynı zamanda tanıştığımız yere oturduk karşılıklı bir süre konuşmadık. Sanki yüzü varmış gibi başladı hesap sormaya. Saçını başını yolmak diye bir tabir var ya onu gerçekleştirmemek için o kadar zor tuttum ki kendimi dişimi sıkmaktan çenem ağrıdı. Çok geçmeden ablam zırt pırt arayıp "eve dön o çocuğun yanında ne işin var" demelere başladı zaten. Geçtiğimiz hafta dedim ben ona biz birbirimize uygun değiliz diye ama o kısımlar sanki hiç yaşanmamız da geçtiğimiz süre boyunca onunla ilişkimiz devam ediyormuş gibi düşünüyormuş resmen. İki dakika mantıklı konuşmadı çocuk o kadar sinir oldum ki bir şeyleri yumruklamak isteği bende aldı başını gitti. Hala çok sinirliyim rezillik çıkmasın diye sesimi çıkarmadım ama o kadar çıkarmak istedim ki o an. Sen kendini ne sanıyorsun diye bağırıp kafasını masaya defalarca vurmamak için zor tuttum kendimi. İçimden binlerce şiddet sahnesi geçirip dışımdan da sakin sakin bir daha görüşmek istemediğimi söyledim. İçimde kaldı yani birçok şey düşünün halimi.

20 Aralık 2015 Pazar

Anca alt üst etsin her şeyi, başka bir işlevi yok zaten!

Aslında her şey çok hızlı oldu. Ne mi oldu? Ali yazdı ve ben de bunu Mine'ye söyledim. Bölümden arkadaşlar dışında o gün olan olayı da ben sadece Mine'ye anlatabilmiştim çünkü sinirliyken konuşacak biri gerekiyordu ama çocuklar bunu öğrenirse ortalık fazlasıyla karışırdı. Neyse olayın üzerinden aylar geçti zaten artık öğrenmeseler de olur diyordum güzel güzel ama Ali'nin yazdığını Mine'ye söyleyince ve Mine de o sinirle Defne'ye bunu anlatınca önceki olayını bilmeyen Defne Mine'ye her şeyi en başından anlattırmış derken tabi Defne yeni bir şey öğrenince durur mu? Hemen bizim çocuklara ötmüş o da. Abim sıfatlı iki canın bunu öğrendiğindeki tepkisi de tahmin edersiniz ki olabilecek en uç seviyede oldu. Önce biri aradı sonra öteki ama nasıl azar işittim belli değil. En son Batu'ya kesinlikle istemeden "karışmayın hayatıma ne bok yersem yerim" şeklinde isyan edince telefon suratıma kapandı. Arıyorum ama açmıyor da üzülüyorum o böyle yaptıkça yazıyorum sürekli ama bir geri dönüş aldığım söylenemez tabi. Hayır niye bu kadar karışıyorsam onlara! Döveceklerse şu çocuğu dövsünler ne hakla, hangi yüzle bana mesaj atabiliyor hala aklım almıyor. Yazdığı şey de yılbaşında buraya geleceği ve buluşma ihtimalimizin olup olmadığı. Neymiş bana bir özür borçluymuş bilmem ne. Özür borçlu evet ama 6 ay geçti neredeyse olayın üzerinden ve şimdi mi fark etti beni düşürdüğü konumu? Ben çocuğun adını duymaya dayanamazken bir de onunla buluşabileceğimi nasıl düşünebiliyor bu ya? Bir de kesinlikle değmeyecek birine olan sinirim yüzünden Batu'yu kırmış olmam iyice sinirlerimi bozuyor! Emre de yarım bir tavır halinde. Kısaca ortalık karıştı hem de kesinlikle değmeyecek biri yüzünden. Bu çocuk durup durup benim hayatımı karıştırmak zorunda mı? Mine ve Defne'ye de ayrı olarak ben tavırlıyım tabi. Hadi Mine gitti Defne'ye anlattı her şeyi diyelim Defne ne diye olay çıkacağını bildiği halde çocuklara bunu her detayıyla anlatıyor ki? Olayın hangi açısından bakılırsa bakılsın anlatılmaması gereken bir şey olduğu belli. Hayır öğrenmelerini istesem ben zaten zamanında anlatırdım dimi ama! Çocukları sinirden delirtsem de böyle olmamıştı aramız hiç ve şuan cidden "öyle demek istemedim" diyerek kendimi affettirene kadar sarılmak istiyorum  ikisine de. Ali'nin mesajı okuduğum gibi silsem de sanki hala orada duruyormuş gibi tekrar tekrar silme isteği var içimde. Bir de hayırlı uğurlu olsun ilk defa bir numarayı engelledim, umarım cevap vermiyor olmam onun için yeterli bir cevap olmuştur. 

15 Aralık 2015 Salı

O lafı ilk kim dedi bir bulsam!

Bugün yine eski arkadaşlarımdan biriyle gezip ettim daha sonra onun sevgilisi ve bir arkadaşıyla buluştuk ve onlarla oturmaya başladık. Çocuğu bana ayarlama gibi bir durum olmadığını söylemişti arkadaşım ben de onun bu lafına güvenerek rahat rahat takıldım. Konu nasıl bir anda burçlara geldi anlamasam bile bu arkadaş burçlar hakkında yorum yapmaya başladı kendince. Erkekler bu tür şeylere ilgili olmadığı için ben de ister istemez ilgilenmeye başladım çocukla derken bana burcumu sordu. Doğum tarihimi söyledim bilecek mi burcumu diye düşünürken gerçekten terazi olduğumu söyledi. Tabi gözümdeki coolluğu bir anda "terazisin demek ki dengesizsin sen biraz" demesiyle yıkıldı gitti. Neden öyle düşündüğünü sorunca da "terazi dengeyi temsil ediyor ama teraziler dengesiz oluyor, bir ara bulamıyorlar" gibi bir şey dedi. Tam o anda arkadan bir "daaatttt!" sesi gelmesini istedim diyebilirim çünkü terazi burcu dengeyi değil adaleti simgelediği için sembolü terazi! Kim ortaya atmışsa bir "teraziler dengesizdir" diye bulup dövmek istiyorum o kişiyi. Hayır yani dengesizlik kişinin karakteriyle alakalı bir şey sırf burca bakarak bir kişinin öyle olup olmadığını ortaya atmak neden yani? Bir de bunu yapan çocuk 24 yaşında düşünün. Muhtemelen kızları tavlamak için öğrendiği 3-4 cümleyle bugün battı benim gözümde. 

28 Kasım 2015 Cumartesi

-"Sen sevmezsin" +Kim demiş?

Son zamanlarda hep duyduğum laflardan biri "ne o dudağındaki?" olmaya başladı. Aslında ne olduğu belliyken sorulması da beni fazlaca sinirlendiriyor desem yeri çünkü kapıdan ne zaman çıkacak olsam beni gören herhangi biri soruyor. Hatırlıyorum lisedeyken dershaneye ya da arkadaşlarımla buluşmaya çıkarken de göz kalemime takardı bu kişiler -bir de vişneli niveama takarlardı tabi-. Şimdi de tutturmuşlar bir "kızım neden sürüyorsun onu dudağına insanlar bakınca utanmıyor musun hiç" demeye. Hayır yani rujumun nesinden utanacağım? Makyaj yapmam neden kötü? Dikkat çekecekse çeksin yani banane. Ben kendimi güzel hissetmek istiyorum, o an varsa kusurum onu kapatmak istiyorum ya da yüzümdeki solukluğu böyle renklerle saklamak istiyorum diye ayıp bir şey mi yapıyorum? İşin kötüsü ne yapıyorlarsa annemi de dolduruyor bu kadınlar/teyzeler annem artık sormaya başladı "kızım sen sevmezsin böyle şeyleri neden sürdün şimdi" demeye. Yalnız "sevmezdin" değil "sevmezsin", sanki beni benden iyi biliyormuş gibi. Hayır bir de, ruj bir sebep olmadan sürülemezmiş gibi bir kafa var ki o kafayı hiç anlamıyorum. Şimdi merak ediyorum arkadaştan sipariş ettiğim rujlar geldiğinde ne tepkiler gelecek diye çünkü nude ve ona yakın sürdüklerimle laf yerken kırmızılar, pembeler, bordolar yolda. 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Nasıl insanlarsınız siz ya

Bana gelen bazı komik ya da anlamsız aramaları toplayıp belki bir gün onlarla ilgili bir yazı dizisi yaparım diye biriktiriyorum. Bugün de yine canım sıkılınca bunu düşünerek istatistiklere bakıyordum ki hem midemi bulandıran hem de sinirlenmeme sebep olan bir arama gördüm. Arama aynen şu "zorla tecavuze ugrayan ve hamile kalan genc kizlarin hikayesi ve pornosu"!
Tecavüzün zaten bireyin isteğinin dışında "zorla" gerçekleşen bir eylem olduğunun farkında olmayan ya da bunun farkında olup olayın vurgusunu arttırmak isteyen bir kişiden sadece durup dururken beni sinirlendiren bir arama kendisi. Tecavüz fantezisi, hamile fantezisi ya da genç kız fantezisi ayrı ayrı konularken hepsi bir arada olunca arayan kişiyi bulup bir güzel dövmek istedim. Bir genç kızın yaşadığı travmayı izlemenin onlara zevk verdiği yetmezmiş gibi bir de bu olaydan kaynaklı oluşan ve muhtemelen o kızın hayatının daha fazla alt üst olmasına neden olacak bir hamileliğin hikayesini okumak ya da izlemek nedir? Neden, nasıl zevk verir birine? 
Neden böyle bir aramayla bloguma gelindiğine bakmak için arama sayfasına bakınca bazı insanları anlamıyorum adlı yazıma gelindiğini gördüm. O kısımda tamam dedim bu yazıda fazlasıyla eşleşen kelime olduğu için böyle bir aramada blogumun çıkmış olması o kadar anlamsız değil. Ama yine de böyle aramalar yapılıyor olması, insanların sert bir tepki verdiğim bir konuya böyle bir arama ve taleple gelmiş olması tekrar sinirlenmeme neden oluyor. Belki arama amacı düşündüğüm kadar kötü değildir, arayan kişi farklı bir amaçla bu cümleyi kurmuş ve aramayı yapmıştır diye düşünüp umut etmekten başka şansım yok gibi görünüyor.
Aynı arama sayfasında daha önce görmediğim ama Dizüstü Edebiyatı'ndan Garson ve Mutlu adında bir kitap çıkarmış Fulsen Türker'in kendi yaşadığı olayı anlattığı şu yazıyı gördüm. Siz de bakmak istersiniz belki diye linki koydum ama yazı benim sinirlerimin daha çok bozulmasına neden oldu. Bu durum üzülmekten ya da acıma duygusundan kaynaklı değil tabi, benim sinirlenme sebebim yapılan küçük bir eylemin sonucu ve daha sonra ailenin verdiği tepki. 1998 yılında yaşanmış bir olay, o dönemin insanları ve diğer şeyleri bilemem, o zamanlar daha 5 yaşında küçük bir çocuktum ama aklım almıyor. Böylesine tepkiler, karşılarındakini düşünmeden yapılanlar... Nasıl şu yukarıdaki aramayı yapanlara söyleyecek bir şey bulamıyorsam aynı şekilde darp ya da tecavüze uğramış insanlara sanki onların suçuymuş gibi tepki veren insanlara da söyleyecek tek bir kelime bulamıyorum. Ve hala bulamıyorum. Ne söylersem söyleyeyim sadece havada duracak çünkü o kelimeler. Ne şu aramayı yapan insanlar değişecek ne de kardeşine, kızına, yeğenine ya da torununa onun suçuymuş gibi davranan kişiler, sadece söylediğimle kalacak.

21 Ağustos 2015 Cuma

Bazı insanları anlamıyorum

Son zamanlarda özellikle aklımın almadığı şeyler görüyorum. Belki boş kaldığım için şuan daha fazla dikkatimi çekiyordur bilmiyorum ama kitaplar ve hikayelerde özellikle sürekli bir çocuk gelin, tecavüz, zoraki evlilik konuları işlenip duruyor. Birkaçına baktım içinde neler dönüyor diye ama gördüğüm sadece en sondaki "evli, mutlu, çocuklu" halleri. Bir çoğu aşk değil stockholm sendromu olduğu halde kimse buna dikkat etmemiş anladığım kadarıyla. Televizyonda bir istismar haberi gördüklerinde esip gürleyen insanların gelip bunları sanki güzel bir şeymiş gibi yazıldığı hikayeleri okuması nasıl bir ironidir? Bunları konu alanların özellikle 13-18 yaş aralığında olması ise farklı bir konu tabi. 15 yaşındaki bir kız hikayesinde 18 yaşında bir kızı yazıyor ama yazdığı konuda kız babasının onu "satması" ya da "miras" gibi bir konu yüzünden evlenmesinden bahsediyor. Bir de bu kızların genelde üniversite, aşk evliliği gibi hayalleri oluyor ama işe bakın zorla evlendirildiği çocuk/adam genç kızın kalbini çalıyor ve kız bütün hayallerini bir kenara bırakıp mutlu oluyor. Bu konu aslında gördüklerim arasında en saf olanı çünkü büyük bir kısım tecavüzcüsüne aşık oluyor. İşlemesi kolay diye düşündükleri temanın aslında ne kadar zor olduğunun kimse farkında değil. Bir taciz anı bile kişinin psikolojisini altüst ederken kaldı ki tecavüzün bu şekilde normalleşmesi beni fazlasıyla sinirlendirmeye başladı. Sürekli tecavüzden bahsetme sebebim de aslında bu zorla evlendirilen karakterlerin de kocaları tarafından tecavüze uğruyor olması. Küçük yazarlar muhtemelen evli oldukları için bunun tecavüze girmediğini düşünüyordur ama zorla yapılıyorsa tecavüzdür, bunun başka açıklaması yok. 

Bir de yorumlarda "artık birlikte olsunlar" kısmı var tabi. Kendi ilişkileri söz konusu olduğunda öpüşmeyi bile ben yapmam diye dile getiren okurlar karakterlerin hemen cinsel ilişkiye girmesi için yırtınıyorlar resmen. Bahsettiğimiz karakterler de yine liseli ama o kısmı unutmamak gerek. Tamam, "yaşları küçükler cinsellikten bahsedemezler" demiyorum kimse için, eskisi gibi kapalı kapılar ardından bakılmıyor bu olaylara ama daha kendi vücudunda neyin nerede olduğunu bilmezsen küçük bir kızın "isteklerini" öne sürmesi bana fazlasıyla yanlış geliyor. Annelik, hamilelik de aynı şekilde hafife indirgenmiş şeyler ki an geliyor gidip hepsinin elinden tablet, bilgisayar ve telefonları alasım geliyor. 18ine girer girmez "zorla" evlendirilmiş, eşi tarafından tecavüze uğramış, hamile kalmış ve mutlu, kocasına aşık bir insan benim gözümde olamaz. Öyle bir birey anca yaşam gayesini yitirmiş kendini tek bir şeye odakladığı için dışarıya mutluyum mesajı veren bir gibi görünür bence. Her şey bir kenara istismar eden kişinin yakışıklı, seksi ya da kaslı olması bir şeyi değiştirmez. Gerçek hayatta sevdiği adam bile kendine "zorla" bir şeyler yapmaya kalksa o kadının sadece midesi bulanır ve korkar, bundan zevk almaz.

Bunlarla birlikte bir de "bekaret" konusu var ki o da sinirlerimi fazlasıyla bozan bir konu. Tamam insanın bağlı olduğu değerleri ya da kendince düşünceleri olabilir ama bu demek değildir ki onunla aynı şekilde düşünmeyen kişi yanlıştır. Hikayelerin büyük bir kısmında (hepsi demiyorum kesinlikle) kadın karakter bakire olma ya da olmama durumuna göre değerlendiriliyor. Aşk evliliği yapmış çok mutlu bir çiftin arasına bir bakire giriyor aile zoruyla ve erkek karakterin ablası/kardeşi yeni gelen kıza "o onu sevmiyor, *** onun ilki bile olmadı" diyor. Bu şekilde bir yargılamayla o konuşan kişinin fesatlığı ve yuva yıkıcılığı vurgulanıyor sanıyor insan önce ama aslında bir bakmışsın vurgulanan kadının evlendiği adama bekaretini vermemiş olmasıymış. Bir de ilk gece ve kızlık sorunu var tabi. Kızın saf hallerinden bakire olduğunu düşünüyor ama daha sonradan ortada bir kan göremeyince esip gürlüyor, sonu da ya hastanede bitiyor ya da ayrılıkla. Her türlü kadına inanılmıyor ya da aşağılanıyor ama. Hangi kadın ilk birlikteliğinden sonra aşağılanmayı kaldırabilir? Hatta daha sonrasında bunu sindirip o kişiyle birlikteliğine devam edebilir? Kadını bu şekilde ezmek niye? Yazarlar bu şekilde kadının affediciliği ve aşkını mı vurgulamak istiyor anlamıyorum. Eğer öyle bir düşünceleri varsa orada asıl görünen kadının birlikte olduğu için o adama "mecburen" bağlı kaldığı görüntüsü.

Kısaca kadın her türlü yine bir kadının kaleminden mutluluğu bulurken bile eziliyor, aşağılanıyor. Bunlar 1-2 kişinin yaptığı şeyler olsa dikkatimi çekmezdi belki ama aradığım her 10 hikayenin 8inin içeriği bunlardan oluşuyor ya da içlerinde illa bağlantılı bir şey yaşanıyor. Gerçekten kolay geldiği için mi bunları yapıyor bu yazarlar bilmiyorum ama umarım şu normalleşme bir an önce kafalarından kalkar ve böylesine hassas konuları çocuk oyuncağı gibi kullanmayı keserler.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Nasıl insanlar var ya

İnsanlar birbirlerinin işlerine karışmayı çok seviyor. Oturduğum apartmanın neredeyse tamamı yaşlı ve gününü camın önünde "kim ne yapmış?" "ne giymiş?" "kimle gezmiş?" sorularına cevap arayarak geçiren insanlar. Kendimi bildim bileli burada oturduğum için de kiminle ne şekilde konuşmam gerektiğini, ne yapmam gerektiğini az çok öğrenmiş durumdayım. Bugün bayramın son günü ve eve gelen giden de kalmadığı için herkes bir yerlere dağıldı. Ben 13.30da evden çıkıp 23.30da eve geldim annem de 12.30da evden çıkıp 00.00da eve geldi. Arabanın sesini duyunca kapıyı açayım bari diyerek oturduğum yerden kalktım ve annemin kapının önüne geldiğini duyup tam kapıyı açacakken "senin kız bugün senden hemen sonra çıkıp senden biraz önce eve girdi haberin olsun" diyen karşı komşuyu duydum. Hayır yani sana ne benim eve girip çıktığım saatten? Ben evden çıkmak için annemin bir yerlere gitmesini bekleyecek ergenlikte miyim ki gizli gizli çıkayım? "Anne ben bugün kızlarla buluşucam haberin olsun" diyorum ve bitiyor, kadın zaten eve en geç kaçta geleceğimi biliyor fazladan bir şey söylemeye ne gerek var? Her şey bir kenara benim giriş çıkış saatimi, annemin giriş çıkış saatini sapık mısın sen ki gözlüyorsun? Bir hışımla kapıyı açmış olmama rağmen annemin beni içeriye iteklemesiyle hiçbir şey yapamadan odama döndüm ama kafamdan duman çıkaracak derecede sinirliyim! Giriş çıkış saatime bakmış kadın ya! Yanımda kimler vardı imkan olsa onu da gözlerdi kesin ama olmadı, yapamadı tabi o da içinde kaldı. Nasıl insanlar var ya!

11 Haziran 2015 Perşembe

Bahsettiğim tam olarak buydu işte

Daha 4 gün önce Mine'nin yeni sevgilisiyle ilgili düşüncelerimi biraz abarttığımı bilsem de şurada yazmıştım. E ben malımı tanıyorum tabi Mine'nin ağlayarak beni araması sadece 4 gün sürdü. Sebebi de hala atlatamamış olduğu şeyler. Aptal bir kız olmamasına rağmen mantık ve beyin kavramları "sevgilisi" söz konusu olduğunda çantasına evden çıkarken koymayı unuttuğu selpak kadar bile değerli olmuyor. Hal böyle olunca yine aynı şey oldu, yeni sevgilisiyle her yan yana geldiğinde, sarıldığında, öptüğünde vs. "onu" hatırladığını söyledi. Bunu zamanla atlatacağına dair şeyler söylesem de "o çok iyi biri ben onu hak etmiyorum" dedi durdu. Ona ne kadar bunun geçici bir şey olduğunu söylesem de beni dinlemedi daha sonra konuşmanın yönünü değiştirip kendini daha iyi hissedecekse bu iş daha fazla uzamadan ayrılmasını söyledim. Bu sefer de "çok üzülür ama" diyor. Eben Mine eben diyecektim de kız kötü durumdaydı diye içime attım. "Şu bir haftanızın tadını çıkarın, en azından onun açısından güzel geçsin öyle ayrıl o zaman uzak ilişkiyi bahane edersin" dedim buna biraz daha ılımlı baktı. Evet, daha önce atladığım bir detay bu Mine bu çocukla aynı şehirde oturmuyor. Çocuk önümüzdeki hafta gidecek ve aylarca görüşemeyecekler. Neyse işte bizim kızın vicdanı sızlıyor, onu kullandığını düşünüyor falan ama bugün Mine'nin ağzından kaçırdığı ve sonra üstünü kapatmaya çalıştığı bir şey daha öğrendim o da çocuğun cüzdanında taşıdığı prezervatif... Bu ikisi daha 1-1,5 aydır konuşuyor, birkaç gündür çıkıyor onun orada ne işi var? Tamam genele bakınca önemli bir şey korunmak hatta çok çok önemli ama Mine'yi bu kadar kısa bir zamanda kandırabileceğini mi düşündü yoksa önceden mi kalma -ki her iki türlü de o çocuğun kafasını patlatırım- bilmiyorum ama şakağımda sinirden damar atmaya başladı desem yeri. Mine bu konunun üstünde çok durmamış ya da beni sinirlendirecek bir şey tekrar söylememek için üstünde durmadığını belirtse de benim beynim döndürüp dolaştırıp tekrar önüme getiriyor. Her şey bir kenara bunu Mine'nin gözünün içine sokmasında nasıl bir mantık var? Cüzdanında taşıyorsun diyelim yanındakiler sürekli görüyor mu orada onu? Şimdiye kadar görünmeyen şey neden artık görünüyor? -durup dururken kendimi sinirlendirme konusunda üstüme yok resmen-

22 Mayıs 2015 Cuma

Kaçamak

Ben istediğim kişiyle, istediğim yerde ve zamanda istediğimi yapamayacak mıyım? Yok o ne der, biri görürse hoş olmaz, bu şekilde giyinirsen şöyle şöyle olur, bu saatte dışarı çıkarsan başına bir iş gelir vb. cümleleri ben sürekli duymak zorunda mıyım? Havalar deli gibi sıcakken o kotun içine sıkışmak zorunda mıyım? Ya da başkaları ne düşünür diyerek çok sevdiğim arkadaşlarıma yakın davranamaz mıyım? Böyle yasaklar varsa bunları ilk ortaya atan kim? Gecenin 3ü 4ü bile olsa kim karışabilir benim yaptıklarıma? Başkalarına zarar versem bir nebze ama kimseye bir zararım dokunmazken neden sürekli bir yargılama? Bana bunları söyleten nedir peki? Kaldığım küçük şehirdeki sinir bozucu, at gözlüklü halk!
Geçtiğimiz çarşamba hava sabahtan çok sıcaktı diye akşam saatlerinde dışarı çıkalım, bir yerde oturur sohbet eder sonra eve döneriz diye düşünmüştük Mine'yle. Daha sonra hava güzel olduğu için eve dönesimiz gelmedi ve bizim grubu çağırıp eğlenelim bari dedik kalabalık iyi oluyor sonuçta diye. En başta gelenlerin Mine'ye karşı flörtöz tavırları, kağıt oyunları, sohbetler derken saat 1 oldu ve otobüs de kalmadığı için eve yürüme kararı aldık Mine'yle. Zaten bu noktaya kadar her şey normaldi. Merkezin o saatte çok açık yeri olmadığı için sabaha kadar açık pastanemsi kafemsi bir yere girip karnımızı doyurduk sonra eve doğru yürümeye başladık. Yolda laf atanlar mı dersiniz, sözde kendi aralarında sessizce konuşup "iş aramaya çıkmışlar gitsek mi" diyen mi dersiniz olabilecek bütün iğrenç ithamlarda bulundular ikimiz için. Neyse dedik yol bu şekilde gitmez taksiye binelim o zaman diye oradan da taksi durağına yürürken yanlarından ayrıldığımız tayfanın bir kısmını işten çıkan arkadaşlarını beklerken bulduk. Zaten orada boş boş oturuyorlar diye biz de yanlarına gidip oturduk o arada da bir çocuk parkına geçip sesli sessiz sohbete başladık. Çocuk gibi salıncakta sallanmamız, bulduğumuz bir topla voleybol oynamamız derken birinin polis çağırmasıyla bütün eğlencemiz tuzla buz oldu. Birileri "gençler parkta rahatsız edici, ahlaksız şeyler yapıyor" demiş bu yüzden polis yanımızda bitti tabi. Hepimizin kimlik göstermesi, nasihatler ve azar bitince polisler Mine ve bana döndü "sizin aileniz nasıl izin veriyor bu saatte dışarıda olmanıza" dedi. Üniversite öğrencisi olduğumu ve kimseye hesap vermediğimi söyleyince gittiler ama sanki arkalarını döndüklerinde sesleri bize gelmiyormuş gibi "hep bu üniversite öğrencileri buraya geldi diye oldu zaten. Çocuklarımızın ahlakları bozuldu. Bir de tacize uğradıklarında şikayetçi oluyorlar ya şaşıyorum. Zaten hepsinin kiminle neler yaptığı belirsiz..." şeklinde kendi aralarında konuşmaya başladılar. Biz zaten Mine'yle sinirden kıpkırmızı olduk o başka çocuklar da ayrı bir sinirlendi "ne yaptık lan biz o ne biçim laf" demeye başladılar. Hepimizin havası kaçınca da ayrılalım dedik. Aynı yoldan gideceğimiz iki kişi daha bize katıldı ve eve yürüdük, yürürken de aynı polis arabasına 2 kere daha rastladık artık ne yapacağımızı düşünmüşlerse devriye sahalarını bizim çevremizle sınırlandırmışlardı.
Üzerimizde de "iş" arar bir şey yoktu hem bunlar olurken. Mine opak çorap üstüne etek ve tişört giymişti ben de dizimden en fazla 4 cm yukarıda biten bi şort ve tişört. Ne açıkta bir yerimiz vardı ne de saçma bir hareketimiz. Alkol bile almamıştık yine de o saatte dışarıda olmamız ya da yanımızda erkek olması bizi orospu olmaktan kurtaramadı.

Mine'nin banyoya girmesi resmen fırsat oldu bana yoksa yazmadan geçip gidecekti 3 gün daha. En azından tek arızalı gün çarşambaydı onun dışında problem yaşadığımız hiç bir şey olmadı ki 2-3 şeyi çıkarınca da çarşamba günü oldukça eğlendik.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Bitse iyiydi ama bitmedi

Üniversite son sınıfta olan öğrencileri normalde zorlamazlar değil mi? Hani dersleri daha az olur ve bu sayede sınavları da az olur. Bizim üniversite için böyle bir şey söz konusu değil. Bitirme ödevim için sabahlara kadar ağlayarak çalıştığım doğrudur. Hatta geçen hafta yaptığım bir hata yüzünden photoshopta 6 saat gözlerim aka aka düzeltme yaptım, bilgisayarım bile isyan etmeye başladı bu duruma. Geçtiğimiz cuma ben projemdeki hatayla uğraşırken pazartesi günü gireceğim sınav için elimde adam gibi bir şey olmadığını fark ettim ve bölümden birkaç kişiyi çalışmak için bana çağırdım. Teknik olarak 4 kız 2 erkek çağırmıştım ama nereden çıktıklarını anlamadığım 2 erkek daha geldi ve kızlardan da sadece biri geldi. Kaldık mı 4 erkek 2 kız bir evde... Normalde sıkıntım yoktur eve gelen insanlar düzgün olsun yeter derim ama tanımak da gerekiyormuş. Çocuklardan biri birinci sınıftan beri taş çatlasa 5 kere muhabbet ettiğim biri olmasına rağmen kapıda bir sarılışı, öpüşü var ki kendimden tiksinmeme neden oldu. Taytım tişörtüm ev halimle dururken kalçalarıma gözleri açık açık bakması, sürekli bir temas bahanesiyle saçlarımı karıştırması, koltukta sürekli dibime girmesi ve en son olarak da "saat 1 olmuş otobüs kalmamıştır en iyisi burada kalalım sabah gideriz" çıkışı yüzünden sinir krizi geçiriyordum. Zaten stresliyim son birkaç gündür her şey altüst olmuş durumda ve kendimi toparlayamıyorum bir de saçma sapan insanlarla uğraşıyor olmak çok sinir bozucu. Tamam, gelen misafiri kovmam ama bu sefer açık açık "saçmalamayın isterseniz bir şekilde gidersiniz artık" diyerek yolladım çocukları. Emre ve Batu anında abi moduna girip "tanımadığın insanları neden evine çağırıyorsun sen" şeklinde kızmaları da bonus olarak diğer gün süsledi hayatımı. Onların ya da daha doğrusu Emre'deki rahatlığın çeyreği bende olsa muhtemelen şu stresle uğraşmadan işimi bitirmiş olacağım ama yok işte. Yukarıdaki benden alıp şu ikisine vermiş.

Son zamanlarda yeni "kankim" olan kişiyi geçmeyelim bu arada. Ali sevgilisinden ayrıldı, aşk acısı çekiyor, tekrar düzenli olarak bana günaydın ve iyi geceler mesajı atmaya başladı. Ben erkek arkadaşıma bu kadar düzenli mesaj yazmıyordum yani helal olsun diyorum çocuğa. Bir de vizelerden sonra 5-6 kişi tatil yapmaya karar verdik ve gideceğimiz yer yerinden tam olarak emin olamasam da Ali'nin ailesine ait bir yer. Sanırım stres bana saçma şeyler yaptırıyor. Neyse en azından üzerime atlayabileceği bir ortam olmayacak bu yüzden korkulacak bir şey yok gibi. Belki iptal bile ederim aslında hiç belli olmaz bana. Şu aralar kesinlikle kendime güvenmiyorum.

Kestiğimi söylediğim çocukla tanışma kararı aldım. Tabi bunu vizelerden sonra kendimi tekrar insana benzetince yapacağım çünkü şuan kuaföre gidecek zamanım yok. Neyse, ben bu kararı aldım almasına ama ne zaman fiziksel olarak biriyle yakın temas kursam çocukla göz göze gelmeye başladım. Ya birinin kolundayım ya kafam omzunda ya da sarılıyorum ama illa bir temas var ve tadaahh çocuk karşımda bana pis pis bakıyor. Muhtemelen çocuğa sürekli bakıp ilgilisini üzerime çektikten sonra başkalarıyla bu şekilde temasta olmam beni onun gözünde biraz orospuya çevirdi ama tamamen masumane hareketlerin tam ortasında görünüp gidiyor. Sanırım kendimi biraz düzeltmem lazım ki gidip tanıştığımda bu kızdan bir halt olmaz demesin. Bu arada pis bakıyor dedim ama gerçekten öyle! İlk bakışlarını gördüğümde bütün cesaretimi kıracak şekilde baktı çünkü. Sanırım bu tür şeyler ona ters ama yapacak bir şey yok ben hep böyleydim böyle de devam ederim.