ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2019 Pazartesi

Tarihin en kısa ilişkisi sanırım

Geçen sene bu zamanlarda erkek arkadaşımla ayrılma evresindeydik hatta ayrılmıştık da onun sancıları vardı üzerimizde. Geçtiğimiz 1 yıl boyunca da kendimi herkese karşı kapatıp sakin, dingin bir yıl geçirmeyi hedeflemiştim. Bu hedefim doğrultusunda da karşı cinse çizgimi çok net bir şekilde korudum. Şimdi bu çizgiyi inceltmek için çabalayan bir arkadaştan bahsetmek istiyorum size. Geçen sene Fatih'ten sonraki buhramını burada gören görmüştür zaten aylarca ha kalktım ha kalkacağım dedim durdum ama sonra alıştım ve gerçekten ayağa kalktım. O zamandan beri de kendime karşı bir güven depoluyorum ki aynı hatalara tekrar düşmeyeyim, bu şekilde dağılmayayım. Şimdi de hoş bulduğum biriyle ufaktan bir flört durumumuz vardı. Kendisine açık açık son ilişkimden sonra psikolojik bir çöküntüye girdiğimi kendisini unutmakta zorluk çektiğimi ve yaşanılanlardan sonra da bir güven problemi yaşadığımı açıkladım. Geçmiş geçmiştir tamam ama aynı problemleri yaşama ihtimalimi bile göz önüne alınca "bak kardeşim, ben bunları bunları bunları yaşadım, sen de aynılarını yapacaksan buyur kapı şurada" demek gibi bir şeydi bu yaptığım. Neyse, şimdiki Don Juan'ımız beni çok anlayışla karşılamış birbirimizi tanımanın biraz sohbetin hiçbir sorun teşkil etmeyeceğini söylemişti. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Keşke gerçekten vaat ettiği gibi olsaydı. Konuşmaya başladığımızın 2.haftasında iş çıkışıma gelip yemeğe götürmesi, haftasonu birlikte bir yerlere gidelim diyerek emrivakilerde bulunması ve sanki liseliymişiz gibi sürekli mesajlaşma isteği boğmaya başladı beni. Tam bunu onunla konuşmak istediğim sırada da naif bir şekilde "çok üstüne geliyorum özür dilerim ama Cha ben senden çok hoşlanıyorum" dedi. Evet bir kadının duymaktan fazlasıyla hoşlanacağı bir cümledir bu kabul ediyorum, benim de hoşuma gitti ama daha sakin olmasını söylemeden de edemedim. Kaldı ki çocuğun duygularıyla oynuyor değilim, ben de kendisinden hoşlanıyorum ne de olsa. Bir akşam kahve içmeye çıktığımızda onu Fatih'le kıyasladığımı ve onunla aynı şeyleri yapacağını düşündüğümü söyledi. Ona kesinlikle böyle bir şey olmadığını söylemiş olsam da pek inandırıcı olmadı onun açısından. Daha sonra hala ona karşı duygularım olduğunu öne sürdü ki bu da söz konusu değil. Bunu da atlatamadık derken ikimiz arasında da bir güven problemi olduğunu söyledim. Ben de Fatih'e senin bana güvenmediğin gibi güvenmiyordum bu yüzden bitti ilişkimiz dedim. O, benim ona inanmam için hiçbir şey yapmıyordu, hiçbir şey söylemiyordu dedim ama ben seninle konuşuyorum, açıkça ne düşünüyorsam söylüyorum dedim. Hala bir ilişki istemiyorsun diyerek konuyu Fatih'e çevirince de artık "birini gerçekten tanımadan bir ilişki istemiyorum" dedim. Yine tamam dedi, beni bekleyeceğini söyledi ve konuyu kapattık. Şerbet gibi tatlı kahveler içmesine konuyu getirerek ortamı bir tık yumuşattığımı düşünüyorum sonrası için hatta.
Son konuşmadan bir hafta sonra da tamam dedim artık adam gelmiş 30 yaşına, hoşlanıyorum da zaten neden ergen genç kız gibi kendimi naza çekeyim ki? Cuma akşamı yemek için eve çağırdım. Abim zaten geç geliyor, annem de bir sonraki hafta geleceğini söylemiş neden dışarıda oturalım ev rahatlığı varken? Önceki akşam eve gelince ortalığı toparladım ve abime arkadaşımın geleceğini söyleyerek düşük olan erken gelme ihtimalini sıfıra indirdim. Akşam da eve gelip yemeği hazırlayıp gelmesini bekledim. Çiçek ve şarapla geldi çakma Don Juan'ımız içmediğimi bildiği halde ama dedi "bu senin için yeni bir başlangıç, zevk aldığın şeylerden iki üç küçük olay yüzünden neden vazgeçiyorsun ki?" Böyle söyleyince kulağa bir hoş gelmiş olsa da içmemeyi tercih ettim. Aklıma yattı bu söylediği kabul ediyorum ama bir yıldır ağzıma sürmemişim şimdi ne diye bozayım bu durumu. Bütün bir akşam hoş sohbet güzel muhabbet bir zaman geçirdik ve dedik ki evet saçma sapan düşünmenin bir anlamı yok en kötü ne olabilir ki? Her şey güzel güzel giderken telefondan gelen bir bildirim sesi her şeyi değiştirdi. Instagram'da bizim kızkıza birbirimize ilginç şeyler gördüğümüzde attığımız bir grup var. Tamamen boş bir şey olsa da bazen bir asmr videosu bazen bir sokak sanatçısının eseri bazen de pratik bilgiler vs. eğlenceli olabilen bir grup. O gruba bir video düşünce tabi peşi sıra birkaç mesaj daha geldi ve bu durum Don Juan'ımızın ilgisini çekti. Burada açıkladığım gibi ona da açıkladım durumu çünkü insanlarda kız gruplarının bütünüyle cinsel içerikli şeylerle dolu olduğuna dair bir algı var. İkimizin de o an izlediği kısa videodan sonra şöyle bir konuşma geçti aramızda;
Don Juan: Cha senin hesabında senin tanımadığın kimse yok dimi?
Cha: Hayır, yok neden?
D: Bir sebebi yok ama sen yine de hesabındaki dekolte ve mini etekli fotoğrafları siler misin?
C: Hepsi çok sevdiğim fotoğraflar neden sileyim onları? Hem dışarıda giyiyorum sorun yok fotoğraf olunca mı sorun oluyor?
D: Çok giymiyorsun zaten daha giymezsin ne olacak.
C: Neden giymeyeceğim anlamadım?
D: Sinirlenmene gerek yok Cha, sadece başkalarının da seni benim gibi görmelerini istemiyorum.
Daha sonrası zaten kavga kıyamet şeklinde ilerledi. Konuşma sırasında bir ara annesinin bu şekilde giyinmemden hoşlanmayacağını bile söyler gibi oldu. En son evden giderken uyumlu bir çift olacağımızı düşünmüştüm ama yanılmışım dendi ve sanırım 4 saatlik bir kısa ilişki rekoru kırmış oldum.

6 Aralık 2018 Perşembe

Sonunda kavuştuk

Döndüm arkadaşlar sonunda. Kendi yatağımda yatmayı nasıl özlemişsem hiç çıkasım yoktu rahat 1 hafta daha orada kıpırdamadan yatabilirdim ama iş güç olunca mecbur kalkmak zorunda kalıyor insan. İşe başlar başlamaz inanılmaz bir yoğunluğun ve iş trafiğinin içine girdim ve şimdiden "tatil lazım bana, ben tatil yapmadım ki şu süre içerisinde" demeye başladım. Bu konudaki şansımı kaybettiğim de bir gerçek ama. İlk iş günümün çıkışında tabi soluğu Fatih'in yanında aldım. Daha doğrusu ben onunla hafta sonu görüşürüm diye düşünürken o çıkış saatimde kapımda bitti. Bu adamdan ayrı kalmak benim için gerçekten zor. Şimdi ben bu adama bu kadar alışmışken ve gerçekten yıllar sonra bu şekilde bir karşılık alıyorken o konuşmaktan kaçtığım konuları ne yapacağım? Hiç konusu açılmasın, hep susalım diyerek nereye kadar gidecek? İlla bir soru işareti varken kafamda ne kadar daha bu şekilde gidecek? Ben gerçekten bilmiyorum bunların hiçbirinin cevabını...
Şu geçtiğimiz bir ay boyuca nasıl kendini işe vermiş ya da vermek zorunda bırakılmışsa normalde de fazlasıyla zayıf olan Fatih daha da zayıflamış, gözleri içeri doğru çökmüş resmen. Uykuyla alakalı sorun yaşadığını ben daha dönmeden önce bana söylemiş olsa da bu derece bir problem olduğunu düşünmemiştim doğrusu. Sorduğumda iyi olduğunu söyleyip geçiyor olsa da bir süre onun da dinlenmesi gerektiği açık. Sürekli gözüm üzerinde olsun, bir yere kaybolmasın istiyorum ama öylesi de olmayacağını biliyorum. İşkoliklik konusunu biraz da olsa çözebilsek keşke ama kişinin önce bunu kendi istemesi gerekiyor sanırım. Neyse yine de o problemli zamanın ardından onun bana karşı hiçbir şey olmamış gibi davranın sıcaklığı rahatlamam için büyük bir sebep oldu diyebilirim. Çok iyi  bir oyuncu olduğunu ve problemi kesinlikle bana belli etmeyecek şekilde oynayabildiğini biliyorum ama kendim için de şuan için bunu görmezden geleceğim. O konuşma er ya da geç olacak zaten...

26 Kasım 2018 Pazartesi

Kendime geldim

Yaklaşık 3 hafta oldu ailevi bir sebepten dolayı evden ve herkesten uzak kalalı ve kendimin asla kurmayacağını düşündüğüm bir cümle kurar hale geldim. Evet arkadaşlar evi özlüyorum. Evimi, odamı, kedilerimi, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi ve diğer her şeyi. Bireyselliği seviyorum ben, yalnız olmak, evden uzak olmak iyi geliyor bana diyordum sürekli ama zaman bende bunu da değiştirmiş olacak ki artık evime, kendi düzenime dönmek istiyorum. Aslında kendimi uzak hissedeceğim ya da yabancılık çekeceğim bir yerde değilim burası da ikinci evim ama sanırım artık kendi yatağımda yatmam gerekiyor.

Fatih'le bugün uzun bir aranın ardından ilk defa konuştuk. İstanbul'dan ayrıldığımdan beri hiç doğru düzgün konuşmamıştık ki bundan önceki konuşmamız da zoraki bir konuşma gibi olmuştu. Bugün ama eskisi gibi konuşabildik. Havadan sudan ve neler yaptığımızdan bahsetmiş olsak da o eski sıcaklığı hissettim sonunda. Zorunda hissettiği için değil konuşmak istediği için konuştu bugün benimle. Aslında aradığında pek müsait sayılmazdım ama açmam gerekiyormuş gibi hissedip açtım ki iyi ki de yapmışım. Aslında evden ve ondan bu kadar ayrı kalmam ikimiz için de çok iyi oldu diyebilirim. Muhtemelen düşünmekten kaçacağım şeyler hakkında düşünüp yine kendimi koruma başlığı altında fevri kararlar almamı engelledi bu ayrı kalma durumu. Her şey bir kenara onun adına da bir şeylerin değiştiği açık. Bu değişimler bizim için iyi midir kötü müdür bilmiyorum, doğru onu çok özledim ama değiştirmeyeceğim şeyler için üzülmek ya da onu bir şeyleri değiştirmiş gibi davranmaya zorlamak istemediğimi biliyorum. Ne olursa olsun artık diyorum anlayacağınız  Daha fazla kendimi bunun için yıpratmam hiçbir şey kazandırmayacak bana hatta tam aksi sağlığımı bozmaya başlayacak bu şekilde olmaya devam edersem diyordum ama öyle bir şey olmayacak.

Eve dönmekten korkmamdaki sebeplerden biri Fatih'le yüzleşecek olmaktı ama şimdi korkunç bir şekilde yüzüme çarpan işlerimin birikmiş olması oldu. Hiçbir iznim bu kadar uzun olmamıştı bu yüzden biriken işlerimi işe döndükten sonra 2-3 günlük bir süreye yayıp bitiriyordum ama bu sefer uzun süreceği en başta belli olduğu için yerime birini koyarak işin aksamasını engellemeye çalışmışlardı. Bunun pek yolunda gitmediğini de işten arkadaşların sık sık arayıp ne zaman döneceğimi sormalarıyla anlamış oldum. Artık karşılaşacağım şeyden gerçekten korkuyorum... 

10 Eylül 2018 Pazartesi

Aşk mı? Takıntı mı?

Duygusal çöküntülerim, buhranlarım ve içime kapandığım şu yaz dönemini ufak ufak atlatırken Eylül ayıyla kendime geldiğimi söylemem gerekiyor. Yaz aylarında nedense mutlu olamıyorum artık sonbaharla birlikte başlıyor her şey bende. Geçen Kasım ayında tanıştım Komşu Çocuğuyla ve tanıştığım an itibariyle ciddi anlamda tutuldum kendisine. Çelloya yeniden başlamış olmak olsun, aslında ilgim olmayan futbol konusunda sanki bir fanatikmişim gibi ilgili hareketlerim olsun, onu uzaktan izlemek her an konuşmaya çalışmak olsun birçok çabam oldu kendisiyle ilgili ama bir şey oldu mu? Hayır olmadı. Çocuğun sevgilisiyle bile tanıştım o da yetmedi birlikte yemeğe bile gittik! O olay nasıl oldu diye soracak olursanız da şöyle, bir akşam ders çıkışı benim karnımda filler tepişiyordu ve bunu oldukça gürültülü yapıyorlardı diye Komşu Çocuğu bana yemek ısmarlamak istediğini söyledi. Sevgilisi olduğunu bildiğim halde kendisine olan ilgim bitmemiş olduğu için de atlamıştım bu konuya ama akşam kızın da bize katılmasıyla ne yediğimden bir şey anladım ne de sohbetten. Çok hatırlamak istediğim türden bir anı olduğunu söyleyemem aslında çünkü o gün anladım o kızın cidden rahatsız bir tip olduğunu. O gün aynı zamanda Komşu Çocuğundan biraz uzaklaşmam gerektiğini hissettim ve kendimi başka bir yöne çevirme kararı aldım. O karar zamanında da abimin arkadaşlarından birinin tanıştırdığı bir çocukla görüşmeye başladım. Aslında hayatımda çok kalmaz diye kendisine bir isim vermemiştim ama adı artık çok geçeceği için Fatih demek daha doğru sanırım. Aslında Fatih'le tanıştırılma sebebim tamamen işle alakalı bir durumda yaşadığım bir sıkıntıydı ve abimin arkadaşı sorunu Fatih'in çözebileceğini düşününce bizi tanıştırmıştı. Başta sorunu çocukla telefonda konuşup halletmiş daha sonra hiç iletişime geçmemiştik ama bir gün iş çıkışı arkadaşımla gittiğim bir yerde onunla karşılaşınca ve birlikte oturmayı teklif edince resmen tanışmış olduk. Daha sonra aralarda görüşmeler, nadir telefon konuşmaları derken hayatıma girmiş oldu. Fatih'le nasıl bir durum içinde olduğumuzu zaten burada yazmıştım. Tamamen açık olduğum bir insan varsa o kişi Fatih hatta. Peki şuan Fatih'le bir ilişki içinde miyim ya da Komşu Çocuğuna olan ilgim devam ediyor mu diye soracak olursanız da cevabını bilmiyorum. Fatih gerçek anlamda yanımda kalmasını istediğim, konuşmayı, tartışmayı hatta sarılmayı, dokunmayı çok sevdiğim birisi ama Komşu Çocuğunu unutmuş değilim. Fatih'le konuşurken o yazarsa ona ihanet ediyormuş gibi hissediyorum hatta. Komşu Çocuğuna karşı olan duygularım nedir onu da anlamış değilim doğrusu. 1 yıl süren platonik duygu mu olurmuş yahu? Takıntı ya da hırs mı diyeceğim ama bir şeye bu şekilde takılıp kalacak bir insan da değildim ki ben. Hala içimde bir yerde Fatih'e karşı haksızlık ettiğimi düşünüyorum ama hayatımdan çıkaramıyorum da. Bir ara denedim hatta yavaş yavaş çıkarmayı ama anında fark edip karşı atağa geçti. Üstüne bir de onunla konuşmadan aldığım kararlar yüzünden çocuk gibi azar işittim. Kısaca Komşu Çocuğu takıntım ve Fatih arasında kafa karışıklıklarıyla gidip geliyorum bir süredir.

7 Mart 2018 Çarşamba

Daha kötü olmaz herhalde?

Sanırım yılın ilk çeyreği blogdan kopmak gibi bir huy edindim. Şubat ayına bir bakayım dedim ve hiçbir şey yazmadığımı gördüm! Bir şey olmadığından mı dersiniz, hayır bir şeyler oldu doğrusu ama nedendir bilinmez gelip yazmamışım. Şubat ayında neler mi oldu? İlk olarak benden duymaktan bıktığınız Komşu Çocuğu'nun sevgilisiyle tanıştım. Ayaküstü bir tanışma oldu ama kızın hal ve tavırları beni o kadar itti ki içim rahatladı. İçimin neden rahatladığını sormayın çünkü ben de pek bilmiyorum. Sadece Komşu Çocuğu ne kadar çekerse o kızdan ben o kadar mutlu olacakmışım gibi bir hissim var. Belki son atağımı onların ayrılığına yakın yapmak gibi bir plan vardır alt bilincimde ama o kısım biraz şaibeli. Bunun dışında şuan biriyle görüşüyorum. Benim başka birinde aklımın olduğunu biliyor o kişi ama kim olduğunu ya da nasıl biri olduğunu sormadı hiç ve açıkça ikimiz de aynı durumdayız dedi. Hatta "bırak çekeceksek ikimiz de aynısını çekelim belki karşılıklı düzeliriz" dedi. Kendisine sevgilim diyemem ama sıkça zaman geçirdiğimiz bir gerçek. Mine çocuğu hiç sevmedi hatta durumu bir üst seviyeye taşıyıp ondan abime bahsetti ve abim de kendisini hiç sevmedi... Hoş abim genelde benim yanımda kim olsa sevmiyor ama bu sefer "ama bu çocuk nefes alıyor!" diye saldırabilecek bir nefreti var, sebebini anlamadım. Geçtiğimiz pazar birlikte kahvaltı yapalım dedim diye 8'de kapıma dayandı ve beni o yeni uyanmış halde gördükten sonra bile kaçıp gitmedi ya sanırım her halimi kabul edebilir dedim içimden. Ben hazırlanırken ve o da salonda kedilerle oynarken abimin odasında uykusuna devam etmesi büyük şans oldu benim için yoksa peşimizi bırakmazdı. Bir de abimin yeni uyandığı bir anda tanışmaları da ciddi bir eksi olabilirdi ama Komşu Çocuğu'nun aksine o kedilerimle çok iyi anlaştı. Ki normalde benim kedilerimin biriyle anlaştığı pek görülmüş şey değildir. Neyse, arabanın içinde kahvaltı için nereye gitsek muhabbeti yaparken en son Salacak'ta yağmur yüzünden arabada kısılı kaldık. Zaman zaman önceden de vakit geçirdiğim biri olmasına rağmen onu o kadar tanımadığımı her konuşmamızda fark ediyorum. Bana Komşu Çocuğu'nu unutturmuş değil ama şuan için ne benim ne de onun öyle bir gayesi yok zaten. Başta onun ilgisini kullanıyorum gibi hissetmiş olsam da en azından bunun hakkında endişelenmemem gerektiğini kendisi açıkça söyledi. İkimiz de kartlarımızı açık oynuyoruz diyebilirim. Şu noktadan sonra yakın iki arkadaş mı oluruz yoksa bir şeyler denemeye çalışırken elimize yüzümüze mi bulaştırırız bilmiyorum ama zamanla görmüş olacağız artık. 

3 Aralık 2017 Pazar

Emre de olmasa...

Ailemi "bizimkileri düğünden beri görmüyorum" bahaneleriyle birkaç gün darladıktan sonra hiçbir lafı kabul etmeden yine sırt çantamı alıp Emre'nin yanına gittim. Aslında Batu ve Defne de orada ama benim şu durumda ihtiyacım olan kişinin Emre olduğunu düşünerek direkt kimseye haber vermeden onun yanına gittim. Okul bitti, mezun olduk ama çocuk bir türlü ben ve benim iniş çıkışlarımdan kurtulamadı. En son sanırım yine bu zamanlarda Serkan yüzünden üzgündüm ama bu pek onun gibi de değil. Serkan'da kabul etmeyen, bizden olmaz diye direten bendim ama Komşu çocuğunda işler bir tık farklı. Salt bir platoniklik bu sefer ki onun acısı Serkan'da yaşadığımdan daha betermiş onu anladım. Bende bir sorun mu var? Neden o da benden hoşlanmıyor? Bu gibi anlamsız soruları kendime sormadan edemiyorum. Evet, biliyorum kimse kimseyi sevmek ya da hoş bulmak zorunda değil. Keza Komşu çocuğu da sırf ben ondan hoşlanıyorum diye benden hoşlanmak zorunda değil ama bunu beynim söylüyor, kalbim kabul edemiyor. Dün işten döndükten sonra apart topar birkaç giysi alıp çıktığımda hemen apartmanın kapısında karşılaştık Komşu çocuğuyla. Bırakma karar aldığımdan beri dersleri ekmeden kendisinden köşe bucak kaçtığımı fark etmiş olacak ki ayaküstü "artık pek görüşemiyoruz" diye konu attı ortaya. Çocuğun yüzüne bakıp "aa öyle mi? Hiç fark etmemişim" desem de ondan kaçtığım açık. Hafta sonu işim olup olmadığını sorduğunda neredeyse kendimi bir yıkım içinde hissettim. Oyun hamuru gibi oynuyor sanki ama işin özünde hiçbir şeyin farkında değil! Hafta sonu şehir dışında olduğumu söylediğim zaman bile yüzündeki o aptal gülümsemeyi kesmeden "o zaman dönünce görüşürüz" dedi. İstemiyorum! Kesinlikle görüşmek istemiyorum çünkü onun düşüncesizce benimle flört etmesi beni bitiriyor. Sırf bu yüzden Cuma gecesi Emre beni kapısında buldu ya zaten. Komşu çocuğuna göre önemsiz şeyler benim için önemli. Kendime bunu anlatmaya çalışıyorum ama pek başarılı olduğum söylenemez. Emre'ye göre zamanında yaşamadığım ergenliği şimdi yaşıyorum ki bana göre de öyle ama bu şu an yaşıyor olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Neden benimle ilgilenmediğini düşünürken oturup ağlamış değilim şimdiye kadar ama içimdeki üzüntüyü bir şekilde dışa vurmak  gerekirse ona vurmak istiyorum. Her şeyi; tanışmamızı, dersleri, flörtlerimizi, eve dönerken yol uzatmalarımızı hatırladığım derece en ince ayrıntısına kadar anlattım Emre'ye ve Komşu çocuğu için söylediği tek şey "o çocuk salak" oldu. Evet! Kesinlikle katılıyorum! Ama bu ondan hala hoşlandığım gerçeğini değiştirmiyor. Emre'ye göre çocuk aslında her şeyin farkında ve ilgi hoşuna gittiği için benim açılacağım anı bekliyor ama bana ona açılmam için gereken cesareti vermediği için bıraktım ya zaten. Bence beni o şekilde görmüyor o. O farkında olmadan sadece yakın davranıyor ben de bir dur diyenim olmadığı için kendimi fazla kaptırdım. Bu da geçecek biliyorum, şuan biraz sarsmış olsa da geçecek...

7 Kasım 2017 Salı

Komşu çocuyla son durumlar

Bir kursa başladığım an ara vermiş olmam aslında benim için iyi olmamış olsa da (hem öğrenme hem de komşu çocuğuyla olan yakınlaşmam için) çok daha önceden planlanmış bir durum olduğu için el mahkum gittim tatile. Yanlış anlaşılmasın tatile gittiğim için kesinlikle pişman değilim ama komşu çocuğuyla hızlı başlattığım ilişkimizi biraz zora sokmuşum gibi bir durum oldu. Ben giderken çocuk yanımda daha rahat hareket ediyordu ama şimdi ilk tanıştığımız günkü gibi bir mesafe hissediyorum. Belki benim kuruntumdur ondan pek emin değilim ama konuşmaları bile biraz daha uzakmış gibi. Geçen gün ders çıkışında eve dönerken tatilimin nasıl gittiğini sorup minik bir konuşma başlattı ama devamı gelir şekilde değildi konuşmalar. Hani sanki o oltayı benim için atmış da geri kalan her şeyi ben yapmalıymışım gibiydi. Normalde böyle bir durumda benim bırakıp kendi yoluma dönmem gerekirdi ama biraz daha şansımı zorlamaya karar verdim. Friendzone sorun değil ama arkadaş bile kalamayacağımız, yüzüne bakmaya utanacağım bir noktaya gelmek istemediğime eminim. Şu an durumumuza ne nedir bilinmez ama öğretmen/öğrenciden bir tık yukarıda arkadaşlık sınırlarında geziniyoruz. Bugün neye olduğunu bilmediğim bir şeye hafif sinirliydi kapıda gördüğümde. Gayet güler yüzle ama yüz hatlarını pek sakin tutamadığı bir haldeydi. Sinirli halini bile görmek hoşuma gitti diyebilirim. Onda yeni gördüğüm her bir mimik beynimde farklı bir yere kazınıyor da asla unutmayacakmışım gibi geliyor. Normalde keskin yüz hatları olsa da karakter olarak oldukça yumuşak bir mizaca sahiptir kendisi ama bugün gördüğüm yüzü hatlarına oldukça uygun bir sertlikteydi. Gülümsemesi, konuşmaları her zamankinden farklı ama fazlasıyla hoştu. Açık konuşmak gerekirse şu an bile meraktan çıldırıyorum neye o kadar sinirliydi diye. Derste mi bir şey oldu? Yoksa çalıştığı yerde mi? Sanırım asla öğrenemeyeceğim...

19 Ağustos 2016 Cuma

Asıl konuyu saptırıyorlar

Şu zamana kadar ilişkilerimdeki tutumumu nasıl çevreme yansıtmışsam kimse beni ciddiye almıyor. Salı gecesi abim Yelda'yla filme gidince Emre'yle yalnız vakit geçirebileceğimiz bir an bulabildik sonunda. Tabi ben karşısında ıkınıp sıkılınca anladı bir şeyler anlatacağımı geldi ikili koltukta girdi dibime sordu derdimi. Az çok biliyordu zaten Serkan'ı yine de anlattım içimde ne varsa. Anıl'dan da biraz bahsedip Serkan'ın durumu nasıl yanlış anladığını, beni aklından çıkardığını artık falan anlattım işte geçen günler boyunca burada yazdığım şeyleri. Azıcık da duygusallaştım anlatırken hatta ama Emre ne dedi? "Sen nereden buluyorsun bu tipleri sürekli" dedi çocuk bana. Başta Serkan'dan bahsediyor sandım çok düzgün biri olduğunu, hayatımda ilk defa böyle biriyle karşılaştığımı söyledim ama o Anıl'dan bahsediyormuş. "Nerede keşi, alkoliği, ipe sapa gelmez, zengin işsizi var buluyorsun Cha!" dedi. Konumuz Anıl mı ya saptırma şimdi konuyu dedim "hayır konumuz Anıl! Alma daha fazla hayatına şunlardan ben sürekli senin başına bir şey geldi diye endişelenecek miyim? Abin hiç mi görmedi o çocuğu neden hala yanında vs vs" saydırdı durdu. Anıl sadece arkadaş, kafa dağıttığım biri ben burada Serkan'ı sevdiğimi söylüyorum sen ne diyorsun diye kızdım ama yok aldırış etmedi. "Senin sevmelerini bilmiyoruz sanki Cha. Çocuk gidince değere binmiştir birkaç güne unutursun" dedi. "Unutmadım ama işte dedim kaç gün geçti hafta geçti unutmadım. Reddettiğim günden beri içimde sızı olarak kaldı sürekli yanımda ama sanki çok uzak. Kafamı bulandırıyor sürekli işime bile odaklanamıyorum" dedim, suratında o kadar şaşkın bir ifade oluştu ki ağzı açık kaldı resmen. "Cha?" dedi, üzgün bir suratla baktım sarıldı sıkı sıkı sonra "döveyim mi?" dedi. Güldüm "dövme, ben zaten dövmekten beter ettim" dedim. "Ona neden ne hissettiğini söylemiyorsun" diye sordu bir posta daha bizden neden olmayacağını düşündüğümü, işle ilgili önceliklerimi ve daha birçok şeyi söyledim. Bendeki gücün onda olmadığını söyledi direkt. İki günde özlemiş beyefendi kendi sevgilisini ondan anlıyormuş beni ama bulunduğu konum düşünülürse kesinlikle benim durumumu anlayamaz. Duygularımı az çok anlasın bir şey söylemese de olur diye düşünüyordum ki öyle de oldu yanımda olduğunu hissetmem nefes alabiliyormuş gibi hissettirdi.
Bugün de Emre öğle aramda ben kafamı kaldıramadan olduğum yerde bir şeyler yemeye çalışırken geldi yanıma. İşi gücü elimde ne varsa bırakıp yapıştım yine boynuna çünkü bu çocuk normalde benim iş adresimi bilmiyor bu demek oluyor ki baya dolanıp yanıma geldi. Birkaç saat sonra evde onu göreceğimi bilsem de işte yanıma gelmesi ayrıca mutlu etti beni. İşi bırakmışken tam bırakıp onunla oturmak için çıktım dışarı ki çocuk bana adam akıllı yemek yedirdi öyle işimin başına geri yolladı. Ayrılırken kimle karşılaştık dersiniz? Tam Emre'ye sarılıp "akşam evde görüşürüz, yemek için beni bekleme ama sen hazırla bir şeyler artık kaç gündür eskisi gibi kullanamaya başladın beni" dedim gidecektim ki karşımda Serkan. O manidar bakışlarıyla "bu sefer de başkası mı" dercesine bakıyor suratıma. Bir yanlış anlaşılmayı daha kalbim kaldırmayacağı için atıldım hemen öne tanıştırdım ikisini ama bu da ters tepti diyebilirim çünkü Serkan'ın "sizi tanıyor gibiyim, Cha özellikle sizden çok bahsediyor, anılarınızdan falan" lafı ve geçen sene Emre'yle birlikte kaldığım zamana atıfta bulunması falan ikisi arasında şimşekler çakmasına neden oldu adeta. Ne yaparsam yapayım bu çocuğun gözündeki düşük profili düzeltemeyeceğim biliyorum ki buna gerek de yok ama çok canımı sıkıyor bu durum.
Akşam eve geldiğim gibi Emre'nin yanıma gelip "o çocuğun boyu kısa, yanında topuklu giydirmez sana başkasını bulalım" diye dalga geçmesi de cabası. Yahu konu Serkan'ın boyu sanki!

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Sonunda kendime itiraf ettim!

Kendimle ilgili en sevdiğim özelliklerimden biri keşkelerle uğraşmıyor olmamdır. Sırf bu sayede verdiğim öğütler olsun ya da kendi hayatımla ilgili alacağım herhangi bir karar olsun mutsuz olmam ama son günlerde düşünmeden edemiyorum. Evet konu hala Serkan. Onunla konuşacak olmam profesyonel hayatımızı etkilemeyecek olsa hemen gider konuşurum ama şuan hem hayatımla ilgili, geleceğimle ilgili önemli adımlar atarken hem de onunla aynı yerde çalışırken bu yapacağım sadece aptallık olur. Bir kitap ya da dizi senaryosu içinde değiliz ne de olsa gerçek hayatta bazı şeyler riske atılmaya değmez. Son konuşmamızda Anıl'la bir ilişkim olduğunu düşündüğü için o kadar şaşırmış aynı zamanda sinirlenmiştim ki bunu düzeltme gereği bile duymamıştım ama şuan onunla birlikte olmadığımı bilmesini istiyorum. O isterse birilerini hayatına sokabilir beni ilgilendirmez ama benim hayatımda biri olmadığını o bilsin istiyorum. Önce benimle ilgili yanlış fikirlere kapıldığı için düzeltmek istiyorum diye kendimi avutmaya çalıştım ama daha sonra başka kimsenin benim hakkımda ne düşündüğünü önemsemezken onunkini neden umursuyorum diye kendime sormaya başladım. Bir ara kendime "o kim ki benim hakkımda düşüncelerini değiştirmem gereksin" diyordum şimdiyse değişsin diye konuşmak istiyorum. Keşke demeyen ben keşke demeye de başladım. İtiraf ediyorum arkadaşlar ben Serkan'dan hoşlanıyorum. Bunun itirafını ise o benden uzaklaştıktan sonra yapıyorum ama en iyisi bu çünkü başka bir "keşke" bu sefer önüme çıkacaktı. Belki de en hasarsız şekilde hallettik durumumuzu ama bilmiyorum... Acı çekiyor değilim, keşke birlikte olmayı kabul etseydim de demiyorum, yine olsa yine aynı şekilde reddederim onu ama yine de içeride bir yerlerde onunla olma isteği var. Anıl iyi bir insan değil ama en azından iyi bir arkadaş oldu şu dönemde bana. Kafamın içinde sorular fink atarken o kafası yerinde olduğu sürece bana bir çare bulmaya çalışıyor ki bu benim için çok değerli bir şey. Onun dediğine göre bir dönem sonra ya Serkan'ın yanındaki kızların ya da Serkan'ın üzerine atlayacakmışım. Bilmiyorum, birinden hoşlanmanın o evresine hiç yetişemedim ama bazen kendime engel olamayacakmış gibi oluyorum. Normalde hiç kimsenin geçmişi ya da hayat tarzıyla ilgilenmem ne yaparsa yapsın derim ama "Serkan kesinlikle o sürtükle birlikte olamaz! O daha iyi birine layık" gibi bir düşünce geçti aklımdan bir keresinde ki kendimden ne kadar tiksindiğimi ya da böyle bir şey düşündüğüm için nasıl utandığımı anlatamam. Kendime "ben bu değilim ama geçecek, eski Cha geri gelecek" diyerek avutuyorum kendimi. O kim ki birilerini ona yakıştıramıyorum ben ya! 

14 Haziran 2016 Salı

Kıskandım mı? Kıskandım tabi!

Benim güzel arkadaşlarımın bana nasıl güzel şok geçirtmeyi sevdiklerini siz de az çok biliyor olmalısınız -ki şu yazıyı da örnek olarak gösterebilirim- bununla yetinmeyen benim güzellerimden biri olan Emre beyimiz telefonda bana 55 dakika boyunca bir kızdan bahsetti durdu. Konuşmanın başında aslında ona karşı bir şey hissetmediğini söylese de telefonu kapatırken en sonunda itiraf etti "ben bu kızı baya baya seviyorum" dedi. Emre bir kızı sevdiğini itiraf etti! Emre kesinlikle böyle şeyleri söyleyen biri değildir arkadaşlar. Kızı anlatırkenki hallerinden ondan hoşlandığını anlamıştım zaten tabi ama bunu onun dile getirmesi hayatımın şokları arasına girebilecek büyüklükte! Emre'nin kızı bir anlatışı var sanırsınız vs meleği ama 150 versiyonu. "Küçücük kız sürekli kolumun altında tutmak istiyorum" diyordu düşünün. Telefonda olayı ciddiye almadığım için önce bir "sen onu nasıl gördün o boyla" diyip güldüm daha sonra "sakın onun yanında buna benzer bir şey söyleme morali çok bozuluyor" dedi. Öyle şey söyler miyim ben dalga mı geçiyorsun dedim ama ciddi ciddi tembihledi beni. Beni tembihledi ya kardeşini, böyle bir şey asla yapmayacağını bildiği kardeşini. Ben daha Defne ve Batu'nun önümüzdeki haftalarda 6.aylarını dolduracaklarının bilincine varamamışken Emre'nin saf aşık modlarını aklım hiç almıyor. Herkeste okul biterken bir değişimler, yaşamlarında yeni kişiler falan olurken kendi ot yaşamıma bakıyorum da sanırım sorun bende. Duygular, aşk falan derken iş yerindeki çocuktan bahsettim Emre'ye ve çocuğun bana dediği tek şey "çocukla oynama Cha". Belki o benimle oynuyor ben kafamda döndürüp duruyorum ne malum demek istedim bir an ama çocuk malını biliyor yani, kime anlatıyorum... Bu arada Emre kızla çıkmıyor. Anlattığına göre kız edebiyat öğretmenliği birinci sınıf mı neymiş ve fazla utangaç ve kendisinden küçük olduğu için korkutmak istemiyormuş. Hayvan herif biz tanıştığımızda hiç beni düşünmemişti ama o birkaç günlük kızı korkuturum diye aklı çıkıyor. Kıskanıyor musun yoksa Cha derseniz evet kıskanıyorum. Tam zamanlı ilgisi üstümde olan üç abimle oldukça şımarık bir yaşantım vardı benim ama şimdi Batu'nun gözü Defne'den başkasını görmüyor, çocuk eskiden ailesinin yanına gitmeden önce beni görmeye gelirdi şimdi Defne'ye gidiyor hatta ailesinin yanına gidiyor -sanırım gerçekten önümüzdeki seneye kalmadan bunlar evlenmeye karar verecek, bilmiyorum- ama Cha ne yapıyor diye sorduğu yok. Kıskandığım kişi yine kardeşim dediğim kız ama olsun ilgi bölündü bir kere. O bir kenara Emre'nin sevdiğini söylediği kızı tanımıyorum bile! Sonradan ortaya çıkan kızı tabiki kıskanırım. 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

İyi aile çocuğu

23 yıldır gerek okul gerek iş, staj, gezme gibi durumlardan kaynaklı farklı insanlarla tanıştım durdum. İnsanları çözdüm artık demeyeceğim tabi öyle bir şey yok ama son birkaç gündür beni hayatına ciddi anlamda almak isteyen biri hakkında yazmak istiyorum. Şuan öyle bir durum yok ama olur da beni kandırırsa bu yazıya dönüp bakmak istiyorum. Çalıştığım yerde şu dünya üzerinde benim gördüğüm en ama en düzgün insanla tanıştım. İş yaparkenki ciddiyeti, boş olduğu anlardaki çocuksu tavırları, kendi çizgilerinin dışına kesinlikle çıkmaması gibi birçok farklı özelliği var. Aslında kesinlikle ortak yönümüz yok onunla ama az çok beni kafasına takmış durumda ki bunu dile getirmekten çekindiği söylenemez. Onun dışında aynı yerde iki sevgilinin çalışmasının yasak olduğunu bilmesine rağmen "buna değecekse neden olmasın" demesi ayrı bir mesele. Düzgün ve iyi aile çocuğu dememdeki sebeplerin en başında düşünce yapısı ve alkol var. Lise zamanında akollü arkadaşının komalık dayak yemesi ve onun yaşadığı travmadan kaynaklı kesinlikle akollü mekana girmiyor. Sağlıksız olduğunu bildiği için kendisi de içmiyor hatta. İlk önce bunun sebebini dini nedenlere vurmuş olsam da daha sonradan çok katı bir ateist olduğunu öğrendim. Yani anlayacağınız sağlıksız bulduğu şeyleri hayatına kesinlikle almıyor. Sporunu yapıyor, kitabını okuyor çalışıyor, sorumluluklarının farkında vs. kısaca mükemmel bir baba adayı. Çocuksu tavırlarını da çıkarsa hayatından tamam yani mükemmel biri. Biraz kusur denebilecek şekilde annesine bağlı ama o kısım beni ilgilendirmiyor. Onu o gözle görmediğim de bir gerçek ama ilgisi bir hoş diyebilirim. Aptal cesaretinden kaynaklı bazı yakınlıklarını müdürün gözü önünde de yaptığı için şuan denetim altındayız hatta çalışma saatlerimiz denk bile gelmiyor denebilir ama işe erken geliyor, geç çıkıyor, beni bekliyor derken kovulmaz ya da kovulmayız umarım. Bazı anlar oluyor "sen daha iyilerine layıksın" bile diyesim geliyor ama bu kadar klişe olma Cha diyorum kendime susuyorum. Şuan neredeyse her dediğini ve yaptığını şakaya vuruyorum ki diğer arkadaşlar da onu tanıdıkları için ciddiye vurduğum takdirde parmağımda yüzüğü bulabileceğimi söylüyorlar. İster miyim ya da düşünür müyüm diye sordurdular kendime bir ara ama kafamın içinde ikimizi yan yana oturtamıyorum bile. Kesinlikle olur ya da kesinlikle olmaz demiyorum her zamanki gibi kendime ama hiç oturtamıyorum ikimizi. 

15 Şubat 2016 Pazartesi

Hayatımın en kısa ilişkisi

Sevgililer gününü çok anlamsız bulduğumu daha önce söyledim mi bilmiyorum, önemli de değil zaten ama şu var ki sevgililer günü benim hayatım boyunca yalnız geçmiştir. Bu sene bu biraz kırıldı ama hala bir şeyler biraz yanlış. Evet şu an istediğiniz kadar kızabilirsiniz hatta Lady gelip dövebilir gibi hissediyorum ama 14 şubatta ilişkisi biten benim üstüme fazla gelmez diye umuyorum. Olay tam olarak şöyle oldu; arkadaşım ve onun başka yerlerden arkadaşlarıyla bir yerde otururken tanıştım ben bu çocukla. Daha önce ondan hiç bahsetmeme sebebim de hayatımın anlamsız detaylarından biri olmasıydı. Birkaç kere yalnız da buluşup sohbet edince kendime neden olmasın falan dedim. Bana karışmayacak, kararlarıma saygı gösterecek biri doğal olarak ilgimi de çekince oldu bir şeyler. Bir de üstüne aramızda çöpçatan arkadaşlar olunca fazla şansımız yoktu tabi. Başlamaya karar vermemiz 12 şubat ve ayrılık 14 şubat olunca başlama değil bitişi yazabiliyorum ama olduğu kadar artık. Yeni tanıştığımızda ve sonrasında "karşımda aptal bir kadın olmamalı, benim onayım olmadan hareket edebilmeli" demişti. Başka zamanlarda da "sürekli telefon elinde benim yazmamı beklememeli ya da bir sorunumuz olduğunda trip atıp benim anlamamı beklemek yerine benimle konuşmalı" demişti. "Kendinden emin, bana muhtaç olmayan" gibi bir şeyler de demişti hatta. Sonra ne mi oldu? İlk tartışma konusu "ablanda kaldığını bana neden söylemedin?" oldu hem de ilk gün! Durup dururken, çıkmaya başladığımız an "ben bu ara ablamda kalıyorum, evden daha rahat" mı demeliydim? Hem bir ara laf arasında söylemiştim de. Neyse dedik o gün geçti işte diğer gün Mine'yle buluştuk sabah akşam da Uğur'la görüşelim dedik. Beyimiz daha 24 saat yeni yeni dolmaya başlamışken "giydiğin şeylerden pek memnun değilim Cha, daha makul giyinebilirsin" dedi. Suratına boş boş bakıp "daha makul?" dediğimde de üstümdeki trikonun çok ince olduğunu içimi belli ettiğini aynı zamanda sırtımı da açıkta bıraktığını söyledi. Sırtımı açık bırakması da ters dekolte olması yani arkası v yaka şeklinde ama açık denecek kadar açık değil kaldı ki annem bile açık demiyorsa bir giysi açık değildir. "Giyim konusunda bana gerçekten karışacak mısın?" dedim "önemli değil mi benim görüşlerim?" dedi. "Belirli sınırlar içerisinde önemli, senin söylemenle giyim tarzımı değiştirmem ya da sen 'bunu böyle yap' 'şunu böyle yap' dedin diye onları harfiyen yapmam, bu benim karakterime aykırı" dedim. İkinci kavgamız da bu şekilde benim onu dinlememem ve sözde "açık" giyinmemle daha sonra konuşulmak üzere rafa kaldırıldı. Konuşmayı denedim, açıklığa kavuşturalım falan diye ama gitti kolunun altına aldı elimi falan tuttu "daha sonra" dedi. İkinci günden kavga büyümesin diye ben de sustum alışır artık bu duruma ne de olsa "başkasının onayına ihtiyaç duymayan" kadınlar hoşuna gidiyor dedim ama sevgililer günü yani 14 şubat günü arkadaşlarımla buluşmalarıma, gittiğim yerleri ona haber vermeyişimi ve sussun diye oturduğumuz yeri söylediğimde kalkıp gelmesiyle bitti. Son zamanlarda buluştuğum kişi kendisiyken çok çıkıyor olmam ya da çıktığımda sadece onunla buluşmuyor olmam dert oldu çocuğa. Çıkınca sabit bir yerde oturan biri değilim tek akşamda 6 farklı yerde oturma potansiyeli olan biriyim ve her birini ona haber vermiyor olmam problem... Sorguya çekip baskın yapması zaten ayrı bir sinirlenme sebebim. Kısaca "ben seni istediğin gibi biri değilim, sen de benim düşündüğüm gibi biri değilsin"le bitti ilişkim. Tam demiştim "sanırım olacak, hayatıma biri cidden girecek" ama o da kendini en başında başka tanıtması yüzünden olmadı. 

24 Ocak 2016 Pazar

Ama bu bana yapılmazdı

Şu an ne şekilde cümle kurmam lazım ya da nereden yazmaya başlamalıyım bir türlü toparlayamıyorum. Olan olay bende fazla fazla şok etkisi yapınca beynim kaldıramadı durumu pek çünkü. Bodozlama girecek olursam eğer, Batu ve Defne denemeye karar vermişler. Defne telefonda "Cha sana söylemem gereken bir şey var ama nasıl tepki vereceğini bilmediğim için korkuyorum" dedikten sonra daha kendimi hazırlamaya fırsat bulamadan "biz Batu'yla denemeye karar verdik" dedi. E doğal olarak benim tepkim de "neyi deneyeceksiniz?" oldu ama 2 saniye sonra düşen jetonumla telefonda bir sessizlik oldu. Ben kitaplığa boş boş bakıyorum, Defne benden bir tepki bekliyor derken en sonunda "bir şey söyleyemeyecek misin" diye sordu. Benim saf ve güzel kızım daha geçenlerde sevgilisi yüzünden yakınıp ederken bir anda Batu demesi dengemi fena bozdu. Başka biri de değil, Batu dedi ya kız. Batu, ikimizin yıllardır canı olan Batu. Emre'yle birlikte baş belamız olan Batu. Benim sarışın laz çocuğum! Hala inanamıyorum. Beynimi biraz kullanabilmeye başladıktan sonra bu kararı alma noktasına nasıl geldiklerini sordum ve Defne dedi ki "ya aslında hep konuştuğumuz şekilde konuşuyorduk bir süredir ama daha sonra... bilmiyorum işte aklıma girdi, denemek istiyorum". Şimdi kim kimin aklına girdi, kim konuşmaların şeklini değiştirdi anlamış değilim çünkü Batu her zamanki gibi detay vermiyor ve Defne de kendince detay veriyor ama durum onun verdiği detayla anlaşılır bir şey değil. Bir de merak ediyorum bu işin sonu ne olacak? Hayır yani iki uç seçenek var ya evlenir bunlar ya da ayrılıp güzelim dörtlü grubumuzu bozar. Aslında ayrılırlarsa illa düşman olurlar diye bir şey yok ama eskisi gibi olmaz gibi geliyor bana ondan biraz tedirginim. Bir de Defne ayrılığın boşluğuyla mı Batu'yla birlikte ya da Batu ne zamandır aklına Defne'yi düşürdü çok merak ediyorum. Şuan sevindim mi yoksa Defne'nin tedirgin olduğu gibi sinirlendim mi onu bile bilmiyorum! Resmen ayarlarımla oynadılar. Tabi ben en son telefonu "ne yaparsanız yapın ama Emre'yle beni anne babası ayrılınca nereye gideceğini şaşıran çocuklara çevirmeyin yeter" dedim ama bir korku var içimde.



Dipnot: Yahu bunca yıl savunduğum "kız erkek arkadaş olabilir" lafını bana mı yedirmeye çalışıyor bu ikisi nasıl oldu bu olay ya? Bir süre kendi kendime "nasıl ya" demeye devam edecekmişim gibi görünüyor. Sizce de çok anlamsız değil mi ama bu durum?