Geçtiğimiz günlerde bilgisayarım yanımda değildi. Evet, internet olmadığı için bilgisayarımı yanıma alma gereksinimi duymamıştım -çok zekice evet bence de- ama daha sonra "cha, senin akıllı bir telefonun var ve o telefon sahip olduğu interneti başka cihazlara yayabiliyor. Peki sen neden kendini telefonun o minicik ekranına mahkum ettin?" diye kendime sordum ve bir cevap alamayınca abimi arayıp bu hafta sonu yanımıza gelirken bilgisayarımı da getirmesini rica ettim. O da sağolsun ne kadar istemese de (muhtemelen kendi masa üstü bilgisayarını sökmeye üşenip her akşam bilgisayarımı salona bağlayıp film izliyordu) getirdi bana yavrumu. Bilgisayarımı çocuğum gibi sevmem teknik olarak beni bir bağımlı gibi gösterecektir ama işim dahil her şeyim bilgisayara bağlıyken yokluğu çok boş hissettiriyordu.
Abim harici harddiskimin içini doldurduğunu, yazı sıkıcı geçirmeyeceğimi söyledi ama içine neler koydu ne sordum ne de bakma fırsatım oldu. Neler çıkacak biraz tedirgin olsam da abimin o kadar kötü bir film anlayışı olmadığını biliyorum. En azından recep ivedikleri açıp açıp gülen biri değil. Ama yine de neler olduğuna bakmak iyi olabilirdi.
Yazlıkta bloga girmek aslında benim için çok büyük bir risk çünkü ortalıkta meraklı küçük kuzenler var ve telefonu bile elime aldığımda "ne yapıyorsun" diyerek dibime giriyorlar kaldı ki kocaman ekranı nasıl saklarım bilinmez. En azından internet olmadığı için bilgisayarı almak istemezler, isteseler de bir işlerine yaramaz çünkü oyun yok haha!
Bilgisayarı vermek diyince aklıma geldi. 2 sene önce bulunduğumuz bölgeyle ilgili bir rapor hazırlarken -ki bu 70 sayfalık bir rapordu- küçüklerden biri raporda kullanacağım tabloların bulunduğu dosyayı silmiş ve 2 günlük emeğimi mahvetmişti. Küçükleri o gün dövmediysem daha hiç kimseye elim kalkmaz diyorum hala.
