anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2017 Pazar

Anılara gömülmek

Okul bittikten sonra yeni bir okula başlarım ve taşınırım diye düşünüyordum, olmadı. Daha sonra çalışmaya başladığım için evden ayrılırım diye plan yaptım ama o da olmadı. İstanbul'da kiraların durumu ve benim de yalnız yaşama alışkanlığım yüzünden bir süre daha gerçekleşemeyeceği gerçek bir olay bu. Neyse, ben bu durumu artık kabullenince iki yıl önce eve dönerken zaten taşınacağım diye açmadığım kolileri bugün açtım. Odamı tekrar düzenledim ve şimdi gerçekten buradan asla taşınamayacakmışım gibi geliyor. Bu duruma alışmak istediğim söylenemez ama bir süre daha buna bu şekilde idare etmem gerektiğinin de farkındayım. Kolileri açarken filmleri çok pahalı olduğu için çok sık kullanmadığım ama okul zamanında deli gibi kullandığım polaroid fotoğrafları buldum. Kendi evimdeyken çalışma odamın bir duvarı boydan boya dört sıra hasır iple o fotoğrafları taşıyordu. Şimdi de madem odamı kendi yaşam alanıma çeviriyorum yine çıksın o fotoğraflar ortaya dedim ve odada ona uygun bir yer ayarlayıp fotoğrafları kendi içinde bir düzen içerisinde dizmeye başladım. Fotoğrafların altlarındaki tarihleri gördükçe gözlerimden yaşlar süzüldü. 2012'den 2015'e kadar okuldaki saçmalamalarımız, proje hazırlarken sabaha kadar verdiğimiz saçma pozlar, ailelere haber vermeden Safranbolu, Konya, Ankara kaçamaklarımız sırasında çektiklerimiz. Kısaca okul boyu bütün eğlencelerimiz. İstanbul'da Mine'yle yaptıklarımız yabancı arkadaşlarla çekilen pozlar bile var ki hepsine baktıkça tekrar yaşamışım gibi hissettim. Şimdi çok komik geliyor Batu ve Emre'nin Defne ve benimle tanıştığı günden toplu bir pozu gördükten sonra Batu ve Defne'nin düğününden dördümüzün bir pozu görmek. Anılar birbir gözümün önünde şu an resmen. Hatta laptop dizlerimin üzerinde ve kafamı kaldırdığımda şu an bile görüyorum fotoğrafları. Hani öğrenciyken saçma şeyler yaşamış olsam da yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Bölüme isteyerek gidip "ben bu mesleği yapmak istemiyorum" diye bitirmiş olsam da her saniyesini gözleri yaşlı arıyorum. Biri bana gelip "Cha, tekrar aynı yere aynı şekilde döneceksin ama şu mesleği yapman gerekiyor" dese o da tuzu biberi der kabul ederim. Beni önceden takip edenler zaten az çok bilir okulun son ve en yoğun dönemi bile nasıl mutluydum. Şu an o kadar özlüyorum ki o zamanları.

12 Mart 2016 Cumartesi

Eskilere dönüş

Dün gece Mine'de kaldım. Onun işinden bir türlü fırsat bulup buluşamadığımız için fırsat bu fırsat dedim gittim ona. Bütün gece uyumadık zamanımız değerli diye düşündüğümüz için. Mine'nin odası inanılmaz karışıktır. Aslında kendince bir düzeni var benim de hep kendimi savunduğum gibi ama ben kendi düzenimde aradığımı bulurum o bulamaz. Neyse o karışık odada otururken benden sanırım yıllar önce aldığı ve asla geri vermediği kitaplara bir bakayım dedim belki geri almak isteyeceklerim olur diye ama tam o anda bir defter çarptı gözüme. Kitaplığın tozunun kesinlikle alınmadığı rafında (Mine'nin annesinin boyu kısadır kızınınkinin aksine ve zorlamıyor kendini Mine için) çim yeşili üzerinde şirin bir panda resmi olan kalın kapak ve kaliteli yaprakları olan bir defter. Görünce hemen tanıyıp çıkardım yerinden defteri "bak ne buldum" diye. Mine beni dikkate almadan "benim kitaplığımda buldun beni ne kadar şaşırtabilir ki" falan dedi ağzının içinde ben de gidip tam karşısına kendimi sıkıştırdım ve görünce gözleri şok olurcasına açıldı. "Ohaa bu defter orada mıymış bunca zaman" diye heyecanlı heyecanlı üstünü falan silmeye başladı benim gibi. Siz şimdi bir deftere neden bu kadar takıldı kaldı bu kız derseniz eğer şöyle açıklayayım, o defter Mine ve benim bütün çıplalığıyla geçmişimiz. Aslında onu yakmamız falan gerekiyordu çünkü herkesten sakladığımız şeyleri içeriyor o defter. Örnek vermem gerekirse lise birde ailemize ilk büyük yalanımızı söyleyip bütün geceyi sokakta geçirmemiz gibi. Gidecek yerimiz olmadığı için uyumadan korkarak sabah olmasını beklemiş sonrada okula gitmiştik. O günün sonunda ikimiz de eve nasıl dönüp kendimizi yatağa attık bilmiyorum. Yine yaşadığımız ilklerin tarihlerini içeren bir sayfa, ilerde sahip olmak istediklerimizin listesi hatta o listede nasıl bir gelinlik istediğimiz bile yazıyor! İlk öpüşmeler, itiraflar, birbirimize söylemeye çekinip yazarak anlaştığımız şeyler. Mesela onun yüzüne bir şey söylemeye çekiniyorsam onu o deftere yazıyordum o da okuyor ya da okumuyordu. Söylemeye çekindiğim şey hakkında konu asla açılmıyordu ama karşı taraf biliyordu ne olduğunu gibi. Tabi o durumlarımız uzun sürmedi şimdi patır patır söylüyoruz her şeyi ama ergenliğin ilk yıllarında bunlar önemliydi. Defteri 3 yıla yakın düzenli kullanmışız onu gördüm ama daha sonra ne olduysa ikimiz de kesmişiz. Lise sona geçince havalara mı girdik de bıraktık hiç bilmiyorum ama 3.sınıfın yazından sonra yazmamışız. Varlığını bile unutmuştum o defterin. Çok güzel duygusal anlar yaşadık bütün gece. Bazı yazdıklarımıza güldük bazılarına "işimiz gücümüz yokmuş resmen bu nedir ya" dedik kendimizi ezdik ama çok tatlı bir his uyandırdı bu durum ikimizde de. Günlük tutmak bana göre olmasa da öyle bir defteri üç yıl boyunca çok iyi kullanmışız ama onu gördüm. Şaşırmadım desem yalan olur çünkü istikrarımız kesinlikle övgüyü hakediyormuş. 
Sabah günün ilk ışıkları başladığında da "hadi kahvaltı edelim" diye hızla kalktık çıktık evden. Neyin kafası demeyin bunlar hep kafein, anılar ve uykusuzluk. Yarım saat açık fırın aradık o arada da o fırınlar poğaçaları yaptı mı pişirdi mi ne oldu aldık eve döndük. Yiyip içtikten sonra tam yatağa giriyorduk ki önce Mine'nin babası bizi onunla oturup kahvaltı etmemiz için tuttu daha sonra da annesi. Sofrada tek oturmasınlar diye de oturduk biz de. Öğlene doğru artık uykusuzluktan aptal bir hal almaya başladığımızda da benim ufak öğrencilerden biri arayıp "Cha abla, sen bana bugün çalışma dedin ama şu konuyu tekrar bi gözden geçirseydik, çözemediklerimi sana gösterseydim" dedi ben de tamam dedim neyime güvendiysem. Sınava ikimiz de giricez ama o çocuk benden çok daha yüksek bir şey yapacak adım gibi eminim. Neyse dedim güvendim o an kendime gittim buluştum çocukla starbucksta ders çalışan tiplerin arasına ben de girmiş oldum bu şekilde. Bir şeyler yapıyorum bir şeyler anlatıyorum ama şuan hiçbirini hatırladığım söylenemez. Bazı soruları ben de çözemedim hatta halimi görüp acıyan iki Boğaziçi psikoloji öğrencisi gelip yardım etti. Bizi mi dinliyorlardı ne yapıyorlarsa imdadıma koştular. Utandım bir de o an "ben de yarın sınava giricem ama çözemedim" demeye. Onların da finalleri yeni mi bitmiş ya da ortasındalar mıymış neymiş kazan gibi bardaklarda zehir gibi şeyler içiyorlardı. Hayır yani cumartesi bugün ve yarın da pazar. Kendine birkaç saat izin ver uyu dimi yani. Ben öyle yapardım -hayır, yapmadım- 
Sonuç olarak eve girmem ve kendi odama kadar dayanamayıp kendimi benim odamın yanındaki annemin odasına atmamla uyumam bir oldu. 4-5 saat uyumuşumdur belki ama kendime gelebilmiş değilim. Geçtiğimiz gece o eskilere dönmek inanılmazdı ama. İleride çocuklarımıza falan gösteririz dedik Mine'yle bir ara daha sonra "taktik alırlar sonra boynuz kulağı geçer" korkusuyla gizlemeye karar verdik çünkü müstakbel kocalarımızın bile öğrenmesi durumunda huzursuzluk çıkar kesin. Ah gençliğimiz ah.