Fatihle işler nasıl düzelecek gerçekten bilmiyorum. Bugün suskunluğumuza bir dur demek adına yazdım neler yaptığını ve nasıl olduğunu sordum. Klasik bir konuşma oldu o benim neler yaptığımı sözde tatilimin nasıl geçtiğini sordu ben de "seni düşünmekten deli oluyorum" diyemeyeceğim için iyi geçtiğini kitap okuyup biraz kafa dinlediğimi falan söyledim. Sonra dayanamadım ve sordum neden o kadar zaman hiç yazmadığını o da bana "benimle konuşmak istediğini düşünmüyordum aslında" dedi. Neden öyle düşündüğünü sordum "sen söyledin" dedi. Daha fazla kafamı karıştırıp beni üzmek istemiyormuş falan öyle şeyler sayıkladı. Ben yazmasam yazmamaya devam edecekmiş bunu net bir şekilde anlamış oldum ama yine de ne yapabilirim bilmiyorum. Eskiyi öne sürmenin anlamsız olduğunu biliyorum bu yüzden ondan ayrı düşmek de istemem ama ben bile kendimi anlamazken şimdi onu sadece zora sokacakmışım gibi hissediyorum. Bir noktadan sonra yaptıkları kendi istedikleri de değil beni üzmemek için yaptıkları olacak ki bunu da istemiyorum. Yüzyüze konşmak en doğrusu aslında ama bunun için de ay sonunu beklemem gerekiyor. Net bir yol olsa "Cha şunu yaparsan düzelir her şey" dese biri ne kadar güzel olurdu doğrusu. Aylar önceki yazımda Fatihle ya çok iyi bir çift oluruz ya da denerken çok güzel bir dostluğu bitiririz demiştim, keşke ikinci değil birinci dediğim çıkmış olsaydı.
üzüntü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üzüntü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Kasım 2018 Pazartesi
11 Ocak 2018 Perşembe
Şimdiye kadar yalnız olması bile şaşırtıcı
Ben demiştim değil mi o çocuğu boş bırakmazlar diye. Nasıl bıraksınlar çocuk müziğin bir erkekte hem ciddiyeti hem muhteşemliği gösteren şeklini meslek edinmiş, eli yüzü düzgün, konuşma kibar, düşünceli, ortamlarda sohbeti muhabbeti iyi ve arkadaş canlısı bir çocuk. Tamam böyle anlatınca çok kusursuz gelmiş olabilir kulağa ama kim sevdiğinin kusurlarını görür ya da dile getirir ki? Ben istesem de onun bazı konuştuğu çocukça şeyleri itici bulmuyorum, beni anlamıyor diye onu suçlayamıyorum çünkü kusur benim gözümde onun için var olmayan bir kelime. Ve şimdi bu durumda olan tek kız ben değilim sanırım ki son ders çıkışında bahsetti biraz bir sevgilisi olduğundan. Konuya çok farklı bir yerden girdi belki ama ben o cümleler arasında "kız arkadaşımın..." diye başlayan cümleyi duyduktan sonrası bende yok. O cümlenin devamında ne geldi? O kız kim? Güzel mi? Aynı bölümdeler mi? Adı nedir? Hiç birini ne sordum ne de o anlattıysa da duydum. Yol boyu boş boş gülümseyip onu dinleyebiliyormuş gibi davrandım sadece. Eve nasıl girdim, çelloyu kılıfından çıkarıp standına koydum hiçbir fikrim yok. Kendimi yatağa montla öylece attım sadece. Aklımdan hiçbir şey geçmedi o an. Nasıl olur da bu derece boşluğa düşebildim aklım almıyor ama olabiliyormuş demek böyle şeyler. Demek gerçekten tek damla göz yaşı akıtmadan böyle acıtabiliyormuş sevgi. Şimdiden sonra daha kolay olur her şey diye kendimi avutuyorum. Benim onu sevdiğim gibi o da bir başkasını seviyor ve karşılık alıyor... Aslında onun için mutlu olmam lazım çünkü en azından o mutlu. Daha başka ne isteyebilirim ki?
5 Aralık 2017 Salı
Kendim ettim kendim buldum
Aşk acısı benlik bir şey değil. Kendime hatırlatmaya çalışıyorum sürekli benzerlerinin nasıl geçip gittiğini, önceden olanların hiçbirini şimdi hatırlamadığımı ama beklediğim hızda olmuyor tabi. Sürekli Komşu çocuğu diye gezmiyorum hatta Mine şuan içimde neler dönüyor bilse şok olur ama oluyor bir şeyler. Dersten sonraki sohbetlerimizi artık o yönlendirmeye çalışıyor, o konuşmayı başlatıyor. Hatta bugün otobüsteyken önce yüzümün neden düşük olduğunu sordu sonra da ben cevap vermeyip kendimi gayet iyi göstermeye çalıştıktan sonra eve gelince mesaj attı "son zamanlarda neyin var? Bütün sorunlar çözülür, sen üzme bu şekilde kendini" diye. Sorunun cevabının kendisi olması ne komik değil mi? Ona açıkça "senin yüzünden üzgün, kırgın, yorgunum" demek istiyorum ama onun yerine biriken işlerden, her şeye koşamadığımdan yorgun olduğumu söylüyorum. İlgisinin açıkça arkadaşça olduğunu hissediyorum, bir insan olarak merak ediyor neden bir anda düşük bir moda girdiğimi. Yani görebiliyorum, içinde bana karşı kesinlikle benim istediğim türde bir şey yok. Biraz onu suçlamak istiyorum ama totale bakınca onun yaptığı bir şey de yok ki suçlayayım. Çocuk sıcak kanlı diğer insanlar gibi bana yakın davrandı ve ben de onu içimde büyüttükçe büyüttüm, bu kadar. Yani ne yaptıysam kendime yaptım, o bir şey yapmadı. En başta kendimi durdurmuş olsaydım şuan çok yakın arkadaş bile olabilirdik ama şuan bizim için ileride komşu ve öğretmen/öğrenci ilişkisi dışında bir şey göremiyorum. Bu psikolojinin kolay geçmesi için bir şey yok mu ya? Romantik komedilerdeki o kocaman koca dondurmalardan mı denesem? Hoş, düşünmesi bile midemi kaldırdı ama belki o "bak dünyada ne acılar var" dedirtir bana...
7 Eylül 2016 Çarşamba
Depresyonu bile rahatça yaşayamıyorum
Serkan'ı hayatımdan komple atıyorum. Yani tamam komple atamam aynı yerde çalışıyoruz ama büyük ölçüde atıyorum. Çocuk görücü usulü evlenecek diye trip atıyor değilim ama gün içindeki konuşmamızı minimuma indiriyorum. İçimden aslında onun bir suçu olmadığı halde kızıp bağırıp tokadı basmak geçiyor ama hiçbirini yapamayacağım için mecbur görüşmemizi minimuma indiriyorum. Dün gece benim eve geldiğim saatte herkes yatmış olduğu için annemin abla dediği bizim de küçüklükten beri "teyze" diye tanıdığımız kadın gelmiş onu görmedim. Sabah hazırlanırken bir anda karşımda görünce çığlık atıyordum banyoda. Neyse benim moralim zaten diplerde, her an patlamaya hazır bir şekilde geziniyorum derken teyzenin çıkıp "kız sen kocaman olmuşsun, bak bak bir de nasıl güzelleşmişsin maşallah" diyip sulu sulu öpmesi bir oldu. Önce aldı karşısına baştan aşağı süzdü sonra elbiseme bir posta laf etti. Tartışacak halim yok diye gittim pantolon giydim ona da "etek en azından kalçasını kapatıyordu şimdi çıplak gibi oldu" diyerek laf etti ben de saat erken olduğu halde çıktım evden. Bu kadını normalde seviyorum ben ama kafam bozukken çekilmiyor ne yalan söyleyeyim.
İşe erken gitmek bir ara çok çok yaptığım bir şeydi bu yüzden kimseden garip tepki almadım ama sabah sabah Serkan'la karşılaşmak bende kötü bir etki bıraktı. Günüm iğrenç geçti hatta geçmedi diyebilirim. Bitmedi gün! Yüzsüz yüzsüz kahvaltı etmediysen birlikte edelim dedi yanına çağırdı önce sonra da öğlen birkaç kişiyle yemeğe gitmeye zorladı. İlk defa bir yemeğe verdiğim paraya da o yemeği hazırlana da üzüldüm çünkü tek çatal bile alamadım. Muhabbetlere girmeye çalıştım ama o da olmadı. Kafamda sürekli saçma sapan onlarca şey aynı anda gezdi durdu. İşe başladığımdan beri ilk defa fazladan 10 dakika bile kalmadan çıktım gittim ki herkesin şaşırdığı nokta bu oldu. Öyle bir baktılar ki önceden planım olduğunu söyleme gereksinimi hissettim. Önce spor salonuna gittim canım çıkana kadar çalıştım daha sonra Anıl'ı arayıp onun yanına gittim. Biraz onunla oturmayı denedim çünkü çocuk saçma sapan şeylerle bile kafa dağıtabiliyor ama bu sefer bir işe yaramadı ve içmek de istemeyince kalktım gittim eve en azından kendimi odama kapatır depresyonumu içimde yaşarım dedim. Evde de rahat bırakmadılar ama! Teyze geldi yanıma "evde böyle giyinme erkek var" dedi önce daha sonra kendi kanından da olsa erkek erkektir dedi. Bu nasıl bir sapık düşünce diye kadının kafasını kıracaktım kendimi zor tuttum. Spora gittiğimi duydu nerede gidiyorsun falan diye sordu söyledim "aaa karışık ama orası" dedi. Karışıksa karışık kadın sanane diye bağırdım en sonunda. Ar edep haya kalmamış bende bu sefer bunları dinledim. Liseli ergenler gibi odamın kapısını çarpıp kendimi kilitledim odaya en sonunda. Serkan evlenicem diyor kadın gitmiş "ama spor salonu karışık" diyor! Bu kadın böyle şeylere bu şekilde takılmazdı eskiden. Hatta zamanında bana aynı anda erkekleri nasıl idare edip kullanacağım şeklinde öğütler verirdi. Yıllar çok değiştirmiş düşüncelerini... Annem bende bir gariplik olduğunu anladı ama. Fırsat bulup soramadı ama boş bulduğu ilk an sorguya çekecek hissediyorum.
24 Mart 2016 Perşembe
Ne yapacağımı bilememiştim
Olayın üzerinden birkaç sene geçmiş olsa da yıl dönümleri beni hep aynı çaresizliğe düşürüyor. O günkü ağlama seansları, elimden bir şey gelmemesinin verdiği çaresizlikle sadece kıpırdamadan ona saatlerce sarıldığım anlar. Olayın üzerinden iki yıl geçti ve ben o halimi, halimizi anca şimdi anlatabilecek güçte hissediyorum. Az önce Emre aradı önümüzdeki hafta sen de Edirne'ye gelir misin dedi önce ne için olduğunu anlamasam da o sustukça içime yine aynı ağırlık çöktü ve tabi dedim geleceğim. Tabi siz şimdi bu kız neyden bahsediyor diyorsunuz çünkü blogu açtığımdan beri beni takip edenler bilir geçen sene dahil hiç öyle üzücü bir olaydan bahsetmedim Emre'yle ilgili. Geçen sene olayın sıcaklığı durduğu içindi belki anlatmamam, bilmiyorum ama artık o günü yazabileceğimi düşünüyorum. İki sene önce Emre'nin ikizini kaybettik. Ailenin tek kızını ki Emre'nin Buğra küçük kardeşi olmasına rağmen herkesten üstün tuttuğu kardeşiydi kendisi. Liseyi çocuk gelişimi okuduktan sonra üniversite hayali kurmadan iş hayatına atılmıştı. Hayat dolu biraz hayalci kıpır kıpır bir kızdı kendisi ki benden büyük olmasına rağmen yanımıza geldiğinde ben daha çok ablası gibi olurdum. Bir keresinde evlenmek istediğinden bahsetmişti ben de yaşının küçük olduğunu falan söylemiştim çünkü o zamanlar 20-21 yaşında mı neydi. Tabi senede 2-3 kere gördüğü, ikizinin arkadaşı olan bir kızı dinlemeyip o çocukla ilişkilerini ilerletmişti. Çocuğu tanımıyordum ondan onun hakkında atıp tutamam burada ama Emre sevmezdi onu biliyorum. Bir gün ben evde kedimle evde sağa sola koşmaktan yorulmuş kendimi koltuğa bıraktığımda telefon çalmış ve Emre'nin ağlamaz ama şok, üzgün karşımı bir sesle "Cha, Esra kaza geçirmiş" dediğini hatırlıyorum. Ne olduğunu, nasıl olduğunu sormalarım sırasında Emre eve gideceğini söylemişti. Ben de o zaman gitmeyi teklif etmiştim ama istememişti. İki gün boyunca doğru düzgün Emre'den haber alamayınca kalkıp gitmiştik yanına. Bizim gittiğimiz gün kaybettik Emre'nin kardeşini. Hastanede resmen bir ailenin çöküşünü görmek hala içimi param parça ediyor. Emre'nin ağlamamak için çabaları, annesinin fenalaşmaları, babasının kızım diye yakınmaları hala gözümün önünde. İki gün boyunca tek göz yaşı dökmemişti Emre ama kaç paket sigara bitirdi o iki günde hiç bilmiyorum. Cenaze günü evde kuran olunurken peşinden çıkıp sokağın sonuna kadar takip etmiştim yeni bir paket alacakken engelleyip ben ağlamıştım onun yerine. Sarılıp susmak dışında bir şey yapmayınca kazanın nasıl olduğunu sordum. Esra'nın sevgilisinin uçuk kafayla araba kullanması sonucu kaza yaptıklarını söyledi. Bildiklerini söylerken gözlerinden önce ateş çıkıyordu daha sonra ağlamaya başladı. O kadar sıkı sarıldı ki nefes alamıyormuş gibi oldum önce ama sonra ben de tekrar ağlamaya başladım. Ne diyeceğimi bilemedim sadece sarıldım ve onunla ağladım. Ne diyebilirdim ki? Herhangi bir cümle kardeşini geri getirecek miydi? Ya da acısını hafifletecek miydi ki? Bilmiyorum ama yılın her bu zamanı aynı çaresizlik içimi sarıyor. Şimdi tekrar gidicem, üzgün bir ailenin yanında büyük oğlun arkadaşı olarak yanlarında durucam Batu ve Defne gibi. Tam atlatılmış gibi geliyor sonra yine yılın o zamanı geliyor ve aynı acıyı tekrar yaşıyor herkes.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




