anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2016 Perşembe

Bu kadın sinirlenince çok şirin oluyor

Dün akşam annemle oturup yeni çıkan yaz dizilerinden birini izliyorduk. Konusu annemin deli olduğu evlilik dışı hamilelik ama kadın anam sinir olsa da izliyor sonra kendi kendine laf yapıp bana "sen öyle yerlere gitmiyorsun, tanımadığın insanlarla buluşmuyorsun dimi" demeye başlıyor. Kadının en büyük hobisidir bu. Neyse, diziyi birlikte izleyince doğal olarak tek başına yaptığı konuşmaları bu sefer benimle yapmaya başladı. Önce "öyle anne olmaz, ben seni doktora götürsem hamile olduğunu öğrensek seni de o adamı da öldüresiye dövmeden evlendirmem" dedi. Lafı uzatacağım ya hani, annemi olmayan şeyler için sinirlendiricem falan diye "e bebeğin ne suçu var ne diye dövüyorsun ya bir şey olursa torununa" dedim. "ben nasıl döveceğimi bilirim" dedi tripli bir şekilde kafasını çevirdi gülüp "evlenmek istemezsem peki?" dedim. "Sana soran mı var? Madem o haltı yiyecek kadar yakınsınız evlenirsiniz kaçar yolu yok" dedi kesin konuştu. "E ama dizideki kızın nasıl hamile kaldığı belli bak" dedim "sen o kadar saf değilsin" dedi. Kadına yuh dedim neyimi gördün şimdiye kadar dedim. "anneyim ben görürüm" dedi. "Olsun ben yine de evlenmem" dedim "Cha beni sinir etme evleneceksin" diye bağırdı. Abim öteki odadan gelip gözleri çakmak çakmak bakarak "ne evliliği" dedi bir de o sesini yükseltti. Ben hala gülüyorum tabi annemin sinirlenmesine ama onun "kardeşin hamile kalsa bile evlenmiyor" demesi üzerine abimin bir an kalbi tekledi sanırım çünkü anlık bir boşluk gördüm gözlerinde. Baktım iş ciddiye biniyor açıklamamı yaptım yolladım odaya çocuğu anneme de daha laf yetiştirmedim. Bir kadın anca bu kadar hassas olabilir hamilelik konusunda. Düşüğü, kandırılması, evlilik dışı hamilelik geçmişi olsa anlayacağım bu konulardaki tavrını ama yok yani gayet normal, düz bir hayatı var. Evliliğinin 2.yılınca ilk çocuğunu sonra 5 yıl sonra bir tane ve sonra bir tane daha şeklinde normal bir ilerleyişte hayat. Kimden ne gördü de böyle oldu merak etmiyor değilim hani. Ama annemin sinirlenmesi tam böyle yanakları sıkılası, bağıra basılası oluyor. Dizi bittikten sonra odama geçerken abimin odasına kafamı uzatıp onun da oyununu böleyim bari dedim. "Annem hamilelik diyince aklın gitti bakıyorum" dedim güldüm "Şakasını yaptığın şeyin ciddiyetini biliyorsun dimi" dedi o da kızdı bana. "Çok komiktin o an ama" dedim güldüm adam bana "gerçek olsaydı sen görürdün o zaman curcunayı" dedi kötü kötü bakmaya başladı "Cha saçma şeyler yapmazsın sen biliyorum ama sen yine de dikkatli ol abicim" dedi sonra da "git artık şurada bir şey yapmaya çalışıyorum" dedi yolladı beni. Gören çok önemli bir şeyler yapıyor sanır, oyun oynuyordu! İş stresimi azaltmanın en güzel yolu oldu bu son zamanlarda. Azıcık birini azıcık birini sinirlendiriyorum bütün yorgunluğum gidiyor.

18 Mart 2016 Cuma

Her şey bittikten sonra anlatma huyum var

Durdum durdum tam zamanında hasta oldum. Okuduğum şehirde mümkün olduğunca hasta olmamaya çalışıyordum annem gibi bakacak kimse olmadığı için bir de sınav zamanına denk gelirse okul uzar diye -keşke uzasaydı- ama burada ne olursa olsun diyip salmıştım kendimi. Nerede o her gün zencefilli ve ballı ıhlamur içen Cha, nerede şimdi yeşil çay ve kahve dışında sıcak içecek içmeyen Cha? Sınava kadar aslında biraz dikkat etsem iyi olabilirdi ama şansıma bir şey olmadı o zamana kadar işte. Sınavın hemen önceki günü uyumamam, o ara havanın soğuk olması ve benim ahmak ıslatan yağmurla ıslanmam derken pazartesi anneme ağlıyordum "anne her yerim ağrıyor" diye. Bir de ben hasta olduğunda gerçekten ağlayan biriyimdir. Ne kadar kendim için "evlat olsa sevilmez" desem de anne yüreği işte bakıyor. Bir ara iyice gitmişim yorganın ağırlığı altında nefes bile alamıyordum ama yorganı kıpırdatamıyordum da. Islanmam, rüzgar yemem bir kenara korku da sanırım ağır bastı psikolojimi bozdu çünkü geçtiğimiz hafta abim Ankara'daydı. Pazar günü olaydan önce evine dönmüş uyuyordu ama onun uyuduğu ve benim ona ulaşamadığım zaman aralığında delirdim kendi halimde. Aktif de deliremedim çünkü abim her zamanki gibi gizli gitmişti Ankara'ya ve benim halimi annem görse ve oğluna ulaşamadığımı öğrense kalpten giderdi kesin. Kısaca bağışıklık sistemimin düşüşü üstüne psikolojik çöküntü baya yatak döşek hasta etti beni. Geçtiğimiz hafta içinde bilgisayara bile izin vermedi annem. Telefonu koydum kenara arada tek gözle baktım gibi oldu ama sadece yattığım için kalçam çıkmış gibi hissediyorum. İyileştim ama bugün, ev içinde kedi peşinde koşturuyordum. Hoş, annem iyileştiğime inanmamış olsaydı hayatta yataktan çıkmama izin vermezdi ama neyse. Kadın hasta olduğumuzu düşündüğü an evde sıkı yönetim ilan ediyor hatta tam bir nazi oluyor diyebilirim çünkü kitap bile okumama izin vermiyor beni hasta gördüyse. Açıklaması da "gözlerin yorulur sonra başın ağrımaya başlar" gibi şeyler oluyor. Bir de bunu bağırarak yaptığını düşünün... Kitap değil beynimi sızlatan onun sesi oluyor ama 3 güne de dikiyor ayağa bir şekilde onun bu sıkı yönetimi. Tabi neler içmedim, yemedim bu sürede tahmin bile edemezsiniz. Benim anneden her eve kısa süreli lazım ya. 

4 Aralık 2015 Cuma

Ana kız pek normal değiliz

Annemle benim yan yana gelip sıkıldığımızda yaptığımız tipik birkaç şey var, bunlar daha çok ekonomi gündemini takip etmek, kadın programlarının saçmalığını tartışmak ya da en çok yaptığımız şeylerden biri olarak emlak piyasasını takip etmek. İkimizin de en büyük eğlencesidir bu durum. Nereler değerlenmiş? Yeni yapılan konutlar ne şekilde ve kiralar ne alemde? Nereler dolarla çalışıyor? Binaların özellikleri ve kiralar birbirine uygun mu? Bu sorular biz internette sayfa sayfa gezerken konuştuğumuz şeylerin bir kısmı. Eskiden gezerken önünden geçtiğimiz emlakçının içine dalar bu muhabbetleri yapardık ama artık evde bilgisayar ve telefon başında yapıyoruz. Hala çok eğlendiğim söylenebilir ki annemin de eski formunu kaybetmediği açık. Geçen akşam televizyonda Ankara'daki adını hatırlamadığım lüks bir sitenin reklamını görünce yine başladık ev bakmaya. Arada taşınalım diyorum anneme ama hiç oralı olmuyor tabi o ayrı mesele. Ah tabi birkaç ev gösterip "eğer bunları alırsan bana taşınırım" diyor tabi orası ayrı. Baktığı yerler 6+2 dublex ya da site içinde 350 m2 gibi yerler olunca hayal olarak kalıyor tabi bunlar. En son tekrar bana devasa büyüklükte bahçeli güzel bir ev gösterip onu almamı ve ona hediye etmemi istediğinde ona bu kadar büyük evi ne yapacağını sordum dayanamadım da. Kadın bana "ablanı, kocasını, seni, bulursan kocanı, abini ve eşini de alır burada yaşarım fena mı? Hem siz gelmeseniz de abin karısını ikna eder torunlarla oturur benimle" diye başka bir hayalini daha dile getirdi. "Ah annecim ah" diye sırtını sıvazlayınca popoma sağlam bir şaplak yedim tabi o ayrı mesele. Oğlu ben ve ablam gibi hayırsız değilmiş bir de öyle söyledi ama gel de gülme yani tanımasam neyse de nelerini biliyorum ben onun.

Bunun dışında yeni gündemimiz annemin benim bir sevgilim olmasını istemesi. Şehir dışında değilim ya, sevgilim olursa gözünün önünde olmuş olurum tabi. Kadın elini sürekli ensemde tutmak istiyor da beheeyy ben kimin kızıyım tabi o bir şey anlamadan götürürüm ben. Neyse, karşı cinsle sevgili gibi konuşmayı bilmiyormuşum, farklı ortamlara girip insanlarla flört etmeliymişim falan. Annem olmasa "kız sen ne biçim konuşuyorsun öyle" diyip ağzına vururdum ama şok olmakla yetindim. Sanırım evde kalacağımı düşünüyor ve içini bir korku saldı bu yüzden. Neyse evde kalırsam da kalırım yani ne yapayım en kötü kariyer yapar koruyucu anne falan olurum. Prosedürü de bilmiyorum ama önemli değil, daha o zamana çok var.

21 Temmuz 2015 Salı

Cha'nın soğanla imtihanı

Neredeyse her insanda olduğu gibi bende de soğana karşı bir hassasiyet var. Öyle ki mutfakta annem soğanla bir şey yaparken ben evin öteki ucunda bile olsam gözlerim akar gider. Bugün de annem rahatsızlanan üst komşuya bakmaya giderken "yaşlı kadın şimdi beni bırakmaz sen yemeği yaparsın" dedi gitti. Tamam ben kendi evimde yemek yapıyordum falan ama benim evimde olan imkanlar bu evde yok ki yemek yapayım. Bunların en başında annem kesinlikle dondurulmuş ve doğranmış soğan almaz. E ama ben kendi evimde ya soğan kullanmıyorum ya da o soğanı kullanıyorum ki ağlamaktan helak olmayayım. Ama işte dediğim gibi anne evinde olmuyor o şeyler. Neyse dedim ayıkladım önce soğanı sonra da nefesimi tutup minik minik dilimlemeye başladım. Daha doğrusu yapamadım çünkü daha soyarken yanmaya başlayan gözlerim sonrasında muslukları açmışım gibi akmaya başladı. Bir kestim iki kestim derken baktım olmuyor abimin yanına gidip yardım dilendim. Ne de olsa o da kendi evinde yemek yapan bir birey ki bu işlere benden önce başladı. Başta "bi git başımdan cha" diye sinirli sinirli tepki verse de sonra baktı halim kötü yardım etmeye başladı. Aslında o da baya hassas soğana ama abi ya, erkek ya çaktırmıyor. Ben bir yandan havucu ve patatesi soyup doğrarken o da işini bitirdi burnunu çeke çeke mutfaktan çıkarken annem geldi. Hayır madem erken gelecekti ne diye uğraştırdı bizi bi anlasam. Bir de gelmiş dalga geçiyor "belli oldu ikiniz de kaynananızla anlaşamayacaksınız, yine bana kaldınız" diye ve halimize gülmeye başladı. Bu kadın arada böyle bulduğu saçma konularda dalga da geçiyor. Bildiğiniz kötü kadın oldu çıktı başımıza.