tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2017 Cuma

Çok farklı bir deneyim bu

Malum ben bir gezi blogu değilim. Gittiğim yerlerin tanıtımı olsun, şurada şu yenir şurada şuraya gidilir şeklinde yazı yazacak potansiyeli kendimde gördüğüm söylenemez. Hani derler ya ilkler unutulmaz diye bu da onun gibi bir şey benim için. İlk defa gittiğim bir ülke, yeni insanlar, yeni yerler derken benim için kaldırım taşı bile çok güzeldi. Hava buz gibi olsa bile umursamadan gezinmek, çevrende konuşulan dilden bir şeyler anlamadığın halde içinde büyük bir heyecanla yürümek, kaldığın yerlerin nasıl yerler olduğunu bile aldırmadan yatıp kalkmak... Bu duyguların hepsi benim için o kadar yeni şeyler ki sürekli insanlara "gidin" demek istiyorum. Gidin yaşayın değil, sadece görün yeter. Zamanım yine çok azdı benim ve istediğim kadar gezememiş olsam da Münih, Prag, Viyana ve Budapeşte bu kısıtlı zamanım için az da olsa yetti denebilir. Avusturya ve Macaristan zaten önceki seneden bildiğim ama yine de tekrar gitmek istediğim yerlerdi. Diyorum ya ilkler unutulmaz diye o iki ülke aklımda çıkmıyor. Sanki oralara gitmeyeceksem gitmişim gibi hissetmiyorum. Oturduğumuz bir pubdaki ortam ve oradaki insanlarla sohbetimizi, trendeki çocuğu, sabah kahvaltıyı marketten aldığımız poğaçalarla yapıp sonrasında sokaktan aldığımız brezellerle bütün günü geçirmemiz. Bir Yahudi restoranına kendimizi atıp sıcak şarap ve hoş sohbet bir karşılama görmemiz sonrasında da langoş diye inanılmaz bir yiyecekle tanışmamız. Bir de şehrin hikayesini turla gidip bir rehberden dinlemektense yerli halktan dinlemek gibisi yok. Tabi anlaşabildiğimiz ölçüde çünkü ortak dil bile bazen yeterinde ortak olmayabiliyor. Ama yine de fiziksel olarak yorgunluktan ölsem bile zihinsel olarak inanılmaz bir haldeyim. Yeni gelmiş olmama rağmen yine ne zaman ve nereye giderim diye plan bile yapmaya başladım. Sürekli bu şekilde gezeceğim bir hayat inanılmaz olabilirdi. Öyle bir meslek var mı acaba? Bütün dünyayı, en küçük ülkelerin bile köy ve eyaletlerine gidip gezebileceğim? 

20 Ekim 2017 Cuma

O zaman tatil başlar

Tatilim resmen başladı. İki ayrı çantam hazır bir şekilde odanın bir kenarında duruyor. Bizimkilerin resmi olarak evlenmesine 1, bunu cümle aleme duyurup eğlenmesine 2 gün kaldı. Hala çok garip geliyor nedense. Tamam evlenen tanıdıklarım oldu okuldan falan ama bu ne bileyim inanması çok güç geliyor. Yarın nasıl olacak? Ben ne yapacağım? Defne'nin kafasından neler geçiyor çok merak ediyorum. Her şey hazır artık sadece nikah ve düğün kaldı ki şu geçilen yolları düşününce en minik detaylar sanki o ikisiymiş gibi geliyor. Düğünden sonraki gün sabaha karşı gideceğim onun için de her şey hazır ama sanki evlenen benmişim gibi kafam karışık. Sempatik hamilelik sendromu gibi bir şey oldu sanırım bende. Nikah ve düğün sonrası zamanım olmaz muhtemelen ama en yakın zamanda tekrar döneceğime emin olabilirsiniz. En kötü not defterlerini doldurur dönünce yayınlarım neler olduğunu. Ama habersiz bırakmam, istesem de bırakamam çünkü Mine ben bu şekilde konuşunca anlamıyor beni...

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Tek başıma tatile gitmedim demem artık

Tek başına ne tatili dediğinizi duyar gibiyim. Özellikle aylarca bir şey yazmadıktan sonra ki aslında yazmıyor değilim, yazıyorum ama yayınlamıyorum, nereden çıktı bu diyorsunuz sanki. Öncelikle bir açıklama yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum neden yazıp yayınlamadığımla ilgili. Kendimi işe fazla adayıp asosyalleşmem, arkadaşlarıma yeterli zaman ayırmamam ve asıl kendime yeterince zaman ayırmadığım için blogda yazdığım yazıların neredeyse hepsi ben daha yazarken beni boğduğundan yayınlamak istemedim. Birçoğunu taslak olarak bile tutmuyorum ama neyse artık o zamanların bir önemi yok, geçmişte kaldı ne de olsa. Şimdi tek başıma gittiğim tatilimden bahsedecek olursam eğer olay tam olarak şu şekilde gerçekleşti. Aynı yerde çalıştığım arkadaşların biriyle kendi içimizde biraz gizli bir plan yaptık. 2-3 gün izin alıp bir yerlerde tatil yapalım şeklinde konuştuk işte. Gizli yapmamızın sebebi hem o arkadaşla aramda bir şey olduğunu düşünmesinler istemem aynı zamanda tatile 2 en fazla 3 kişi olarak gitmek istememiz. Zaten çok uzun zamandır kafamda milyonlarca ses olduğu için sessizlik istedim anlayacağınız. Aslında 2 ay önceden Didim'de hoş butik bir otelle konuşmuş olsak da İstanbul'dan Aydın'a 3 günlüğüne gitmeyi gözümüz yemedi biz de Ağva'ya gidelim hem acil bir şey olursa dönmesi kolay olur dedik -düşünün böyle bir işkoliklik- Telefonla rezervasyonumuzu yaptırdık her şeyi ayarladık ben gerekli ekipmanların alışverişini yaptım derken yola çıkacağımız gün bizim çocuk demez mi "Cha kusura bakma benim ailevi bir sorunum oldu, gelemeyeceğim..." telefonda öylece kaldım "e ben şimdi ne yapacağım evde? Kafayı yerim bütün gün..." Bir de anneme işle alakalı bir gezi olduğunu ama gitmişken 2 gün de ben kendim kalacağımı söyledim yani öyle ya da böyle 1 günlüğüne ortadan kaybolmam gerekiyor. Bir anlık gazla hazır rezervasyon varken gideceğim dedim ve oteli tekrar aradım ve 2 kişilik rezervasyonun 1 kişiye indiğini bunun sorun olup olmayacağını sordum. Küçük ve çok da yoğun bir yer olmadığı için sorun olmadığını söylediler ben de kalktım gittim. Normalde deniz deniz diye ölmem gerekirdi ama kendimi attım doğanın içine ormandan çıkmadım resmen. Arada havuza girdim, kitabımı okudum, az uyudum ama 3 günümün tadını o kadar güzel çıkardım ki. Otelin sahipleri sevgilimden ayrıldığımı bu yüzden yalnız geldiğimi falan düşündü ama olsun. Onların "siz gençsiniz olur böyle şeyler" öğütleri bile rahatlattı beni. O arkadaşla gitsem belki bu derece dinlenmiş olmayacaktım ama şu an o kadar eskisi gibi enerjik hissediyorum ki getirsinler bütün angarya işleri hallederim hepsini. 

13 Ağustos 2015 Perşembe

Böyle tatil mi olur

Geçen pazar bir önceki yazımda bahsettiğim gibi abim ve kuzenimi ikna edip bütün kuzenler olarak merkeze indik. Elimi hiçbir yerde bırakmayan küçük hanım, diğer kuzenler ve abimle toplam 9 kişilik bir orduyduk resmen. Gittiğimiz yerlerde baya mekan kapatmışız gibi bir hava oluyordu. Neyse, alışveriş, parkta oturma, yeme içme derken eve dönmeden önce külah dondurma alıp sahilde banklara serilelim dedik ve gördüğümüz ilk dondurmacıdan hepimiz bir külah kapıp yerimize oturduk. Buraya kadar her şey iyi gitti ne bir ağlama ne bir kavga hiçbir şey olmadı. Eve döndüğümüzde biz büyükler hemen duş alma yarışına girdik falan derken ben duştan çıktıktan 1-2 saat sonra kendimi biraz kötü hissettim. Öncesinde hiç kimse ciddiye almadı, ben biraz göz karartım ve mide bulantımla durdum derken en fazla 15 dakika sonra kendimi tuvalete nasıl attım bilmiyorum. Midemde bir şey kalmayana kadar çıkardıktan sonra bile 3-4 kere daha kusma girişimine girdi midem ama bende hal falan hiçbir şey kalmadı tabi. Annem abimi "ne yeni bu kız" diye sorguya geçerken bir süre sonra bende su kalmadığından dolayı halsiz bir halde banyoda yığıldım kaldım. Sonra apar topar hastaneye gittik zaten. Acildeki genç doktor abimiz yiyip içtiğim şeyleri ve güneşte çok kalıp kalmadığımı sordu abim de benim adıma her şeyi patır patır döktü ortaya. Serumumu yiyip yollandım zaten sonra eve. Ben dondurmadan olduğunu düşünüyorum o vanilyayı alan tek bendim çünkü. Bozuk sütle mi yaptılar yoksa eriyen dondurmayı tekrar mı dondurup satışa sundular bilmiyorum ama tek sorumlusu o bence. Hayır hastaneye gittik bir de ama hiçbir şey yapmadılar. Çocuk bana resmen pişkin pişkin "kusmuşsun zaten kalmamış içinde bir şey şimdi şu serum bitince kendine gelirsin" dedi çıktı gitti. Benim orada boğazım acıyor, midem bulanmaya devam ediyor, kıpırdayacak halim yok o duruyor orada bostan korkuluğu gibi. Serum bittikten sonra daha iyiydim kendime geldim biraz belki ama yetmedi o arkadaş. 2 gece mide bulantısından uyuyamadım. Koku hassasiyeti hat safhada zaten alt katta ne yemek yapıyorlarsa öğürüp tuvalete koşuyorum. İlk gün ilgilenenim de vardı ama daha sonra sıkıldılar bıraktılar beni odada tek başıma takıldım orada. Peynir, zeytin ekmek kahvaltı, geriye kalan öğünler haşlanmış patates, ara öğünlerim ise galetaydı şu geçtiğimiz 3 gün. Neyse ki bugün biraz iyiydim de yarın normal şeyler tüketebilirim. Belki bahçeye çıkar hamağımda vakit geçiririm belli mi olur. Daha fazla tuvalete koşmak istemiyorum artık.

8 Ağustos 2015 Cumartesi

İşte şimdi tatil eğlenceli olmaya başladı

Geçtiğimiz gece Ece'nin canımı sıkmasıyla sabaha kadar uyuyamayıp gün doğumundan 1-2 saat sonra uyumayı başarabildim. Hal böyle olunca da akşama kadar kalkmak bilmedim. Aslında daha uyurum dediğim zaman aralığında -ki bu 3-4 arası- yanımda bir kıpırtı hissettim ama gözümü açıp bakmadığım için ne olduğunu anlamadım. Daha sonra kaşım gözümle oynanması, saçımın ağzıma burnuma sokulması gibi sinir bozucu durumlarla uyandım ve daha önce şu yazımda bahsettiğim küçük kuzenim geldiğini gördüm! Çocukları sevmem dedim hatta hala sevmem ama bu küçük başka bir şey. Canım sıkkınken anlayıp bana kendince öğüt veren ya da sadece sarılıp yanında sessizce duran bir küçük nasıl sevilmez ki? Kedi gibi. Neyse, anneannesiyle gittiği memleketlerinden sonra yazlığa anne ve babasıyla yanımıza gelmesi aslında +4 çocuk ve 2 yetişkin anlamına gelse de bu ufaklık için katlanılabilir bir durum bu. Eve döndüğümden beri görme fırsatı bulamadığım ufaklık gelir gelmez ailesiyle gittiği gördüğü yerlerden bahsetmeye başlayıp bizim de burada gezmemizi istediğini söyledi durdu. Bir şeyler atıştırmak için mutfağa gittiğimde bile annesine "cha'yla gidebilirim dimi? Hem o büyük" demesi güldürüyor beni. Ara sıra annesine gidip "hah! Kızın beni senden daha çok seviyor" demek istesem de susuyorum, görünen köy kılavuz istemez ne de olsa. Normalde çocukların mesuliyetini almayı sevmesem de önümüzdeki hafta doğum günü diye babasıyla konuşmaya karar verdim. Birini alıp diğerlerini almamak olmayacağı için 2 şoför ve arabaya ihtiyacım var tabi o kısım ayrı. Abimle şuan konuşmadım ama şanslıysam yarın o ve benden bir yıl küçük kuzen şoförlük yapmayı kabul eder biz de gezmiş oluruz. Hem böylelikle küçük hanıma hediyesini de kendisine seçtirmiş olurum. 

6 Ağustos 2015 Perşembe

Can sıkıntısı sen nelere kadirsin öyle

Ben bu tatil işini sevmedim. Stajda canım çıkıyordu, sinir krizleriyle ağlıyordum falan ama en azından bir şeylerle uğraştığım için sıkıntılarım üzerine fazla düşünemiyordum. Ama şimdi öyle mi? Hayır! Yatmanın birkaç farklı yolunu her gün uygulamaktan bıktım. Sonra kitaplardan ve çocuklardan da aynı şekilde. Ben zaten çocuk sevmem ki onlar hakkındaki en masum düşüncemi şu karikatürde görünce kahkahalarla gülmüştüm. Neyse, denize daha fazla girmek istemiyorum çünkü abim olmadığı için ve haftada artık en az 8 kere ambulans ve helikopteri sesi duymaya başladığımız için akşam ya da gün doğarken denize izin verilmiyor. Gittiğim normal saatlerde de artık güneş midemi bulandırmaya başladı ki daha fazla yanmak istemiyorum da. Bahçeye daldım son zamanlarda. Her gün 1-2 saat toprakla uğraşıp eve dönüyorum ki yetmiyor o uğraş da bana. İşin en komik bulunan kısmı da her gün öğlen saatlerinde evde klima karşısında farklı renk oje sürüp 5-6 gibi bahçeyle uğraşmaya başlıyorum ki doğal olarak batıyorum tamamen. Olsun diyorum ama kendimi manikür pedikür konusunda geliştirmiş oluyorum. Hem kimsenin de gördüğü yok zaten bütün kişisel bakımım kendime burada. 

Bugün halıya kırmızı oje döktüm ve silmeye çalışırken de biraz batırdım ortalığı. Kimse görmesin diye minik sehpanın bacağını üzerine getirdim ilk kim görür onu bilmiyorum ama fark edilmemesi tek temennim çünkü zaten fazlasıyla hayırsız evladım karşılarında.

Evin erkeklerinin gelmesine yakın Batu aradı hal hatır sormak için. Muslukları açacaktım az kalsın onunla konuşurken çünkü onu bir daha ne zaman görürüm hiç belli değil. Aynı şey Emre için de geçerli ve bu durum aklıma geldikçe içime öküz oturuyor. Çok yakınım dediğim kişi sayısı zaten oldukça azken bir de iki kişiyle aramıza mesafe girmesi beni sadece üzüyor. İstanbul'a gelmezler mi? Gelirler elbet de aynı olmaz sonuçta. Kısaca içim biraz buruk şuan. 
Bu arada benim bir saate yakın telefon konuşmamın ailede herkesin gözüne batması ve farklı söylevlerin çıkması sanırım önümüzdeki haftanın tartışma konusu olacak. Bakalım çok sevgili yengelerim kocalarına ne yumurtlayacak ve onlar da anneme ve bana nasıl yüklenecek...

2 Ağustos 2015 Pazar

Bilgisayarımı çok özlemişim

Geçtiğimiz günlerde bilgisayarım yanımda değildi. Evet, internet olmadığı için bilgisayarımı yanıma alma gereksinimi duymamıştım -çok zekice evet bence de- ama daha sonra "cha, senin akıllı bir telefonun var ve o telefon sahip olduğu interneti başka cihazlara yayabiliyor. Peki sen neden kendini telefonun o minicik ekranına mahkum ettin?" diye kendime sordum ve bir cevap alamayınca abimi arayıp bu hafta sonu yanımıza gelirken bilgisayarımı da getirmesini rica ettim. O da sağolsun ne kadar istemese de (muhtemelen kendi masa üstü bilgisayarını sökmeye üşenip her akşam bilgisayarımı salona bağlayıp film izliyordu) getirdi bana yavrumu. Bilgisayarımı çocuğum gibi sevmem teknik olarak beni bir bağımlı gibi gösterecektir ama işim dahil her şeyim bilgisayara bağlıyken yokluğu çok boş hissettiriyordu.

Abim harici harddiskimin içini doldurduğunu, yazı sıkıcı geçirmeyeceğimi söyledi ama içine neler koydu ne sordum ne de bakma fırsatım oldu. Neler çıkacak biraz tedirgin olsam da abimin o kadar kötü bir film anlayışı olmadığını biliyorum. En azından recep ivedikleri açıp açıp gülen biri değil. Ama yine de neler olduğuna bakmak iyi olabilirdi. 

Yazlıkta bloga girmek aslında benim için çok büyük bir risk çünkü ortalıkta meraklı küçük kuzenler var ve telefonu bile elime aldığımda "ne yapıyorsun" diyerek dibime giriyorlar kaldı ki kocaman ekranı nasıl saklarım bilinmez. En azından internet olmadığı için bilgisayarı almak istemezler, isteseler de bir işlerine yaramaz çünkü oyun yok haha! 
Bilgisayarı vermek diyince aklıma geldi. 2 sene önce bulunduğumuz bölgeyle ilgili bir rapor hazırlarken -ki bu 70 sayfalık bir rapordu- küçüklerden biri raporda kullanacağım tabloların bulunduğu dosyayı silmiş ve 2 günlük emeğimi mahvetmişti. Küçükleri o gün dövmediysem daha hiç kimseye elim kalkmaz diyorum hala. 

28 Temmuz 2015 Salı

Kim demiş aileyle tatil olur diye

Bayramdan sonra annemin yazlığa gitmek için dayanma süresi sadece 1 hafta oldu. Sonra kalkıp geldik her yaz kaçma şansı sunulmayan yazlığa. Koca evde annem ve ben olsak belki kaçması kolay ve katlanılabilir bir yer olurdu burası ama yengelerim ve kuzenlerimin de içinde olduğu şu ortamdan pek memnun olduğum söylenemez. Gelecek için olan belirsizliğim bir kenara bir de şurada birkaç ay öncesine kadar kimseye hesap vermeden tek başına yaşayan ben şimdi bana karışma yetkisi olmayan kişilerin bana karışmalarıyla uğraşıyorum. Bildiğimi okuması sıkıntı değil ama iş bahanesiyle sadece hafta sonu yanımıza gelebilen abim yüzünden yalnız hissediyorum. Kuzenlerimle az çok iyiyimdir, bir çoğu elimde büyümüş ya da birlikte büyümüş olmamıza rağmen daha önce söylediğim gibi elimde büyüyen tayfa biraz mesafeli davranıyor bana. Yaz bitene kadar bunun üstesinden gelecek olduğuma inansam da neredeyse birlikte büyüdüğüm kısımda değişimler var. Ergenliğin verdiği öz güvenden midir emin değilim iki kuzenim var ki beni deli ediyorlar (7-8 yaş civarı küçükler benden sesleri çatlak hep). Biri ben varım diye denize gitmez diğeri "bunu bunu böyle yapacaksın" şeklinde bana emirler vermeye çalışır. Anlamış değilim bu çocuklar nasıl böyle oldu.
Eskiden yazlığa gelmeyi severdim çünkü benden bir yaş küçük kuzenim bir anda kapanmaya karar verip yaşamını ona göre değiştirmemişti ya da abim çalışmıyor, bütün yazı bizimle geçiriyordu. Akşamın bir saati arabayla merkeze inip tatil yapmaya gelmiş akranlarla sabaha kadar sahilde oturuyor çok güzel eğleniyorduk o zamanlar ama şimdi o günlerin üzerinden yeller esiyor. Benim sanırım sosyalleşme zamanım geldi ama şu ev içinde kimseye "ben merkeze gidiyorum" diyemem akşam saatinde. Ehliyetim olsa araba kaçırırdım belki ama o da yok. Resmen yalnızlıktan ölüp gideceğim şu dağ başında. Bu hafta sonu abim geldiğinde onunla gideyim eve diye yol yapmaya çalıştım bu sefer de "hep gidiyorsun zaten, senin yüzünü görebildiğim mi var? Annen değil miyim ben neden benimle duramıyorsun?" diye hayatımda duyduğum en saçma savunmayla karşı karşıya kalıyorum. Anlayacağınız eve de dönemiyorum!
İşin en kötü kısmı nedir biliyor musunuz? Burada internet yok ve telefonumdaki 2gbı sanırım ilk defa bitireceğim.

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Farklı tatil anlayışları

Geçen haftanın büyük bir kısmı sahil kenarında, gezerek ve diğerlerine göre az da olsa çadırda pinekleyerek geçti. Aslında çadır kısmı daha çok olur diye düşünmüştüm ama buna pek fırsat verdikleri söylenemez bir noktadan sonra. Neyse, tatil yapan birçok çift ve aile dikkatimi çekti bu süre boyunca ki bazıları gözüme gerçekten ilginç göründü. Bunlardan iki tanesi var ki nasıl tanımlayacağımdan emin değilim.

İlk ve en çok gördüğüm tip, sahilde kitap okuyanlar/okuyabilenler. Tamam kitap çok güzel bir şey her fırsatta okunabilir ki ben sokak ortasında, banklarda, otobüslerde vb. birçok yerde okurum ama sahilde o iş baya zor. Neden diye soracak olursanız da sebebi belli aslında. Birçok insanın denize girdiği, oyunlar oynadığı, sürekli bir ses ve en önemlisi sıcağın en yoğun olduğu yerde nasıl odaklanıyor o kişiler aklım almıyor. Ben yerimde bir türlü oturmadığım için belki okuyamıyorumdur diye düşündüm en başta ama yok şemsiyenin altında bile güneşi iliklerime kadar hissederken odaklanmak imkansız. Amat sırf bu yüzden peşimde her yere sürüklendi ama bitemedi. Tabi olay sadece odaklanma sorunu da değildi, ıslak ıslak kitaba mı dokunulur ya? O kitap ıslanır, bozulursa nasıl yine aynı şevkle tekrar elime alırım? Başkasını bilmem de ben alamam o kesin.
Bu arada instagram, tumblr vb. sosyal medyada paylaşmak için çekilen bacak, deniz ve kitap üçlemesi yapanlardan bahsetmiyorum. Hani gerçekten kitap okuma şeklini alıp okuyanlardan bahsediyorum.

Diğer gördüğüm ve hayret ettiğim kişilerse işlerini asla bırakmayan insanlar. Bir kadın gördüm güneşlenen, kadın her şeyiyle mükemmel bir görüntüye sahipti falan ama güneşlenmek bir kenara denize sadece kendini ıslatmak için girdiğini gördüm bir kere o kadar. Onun dışında sürekli telefonla hararetli bir şekilde konuşurken, tabletinde bir şeyler inceleyip tekrar telefonuyla ilgilenirken falan gördüm ki kadını göz ucuyla incelemedim baya bildiğiniz bütün dikkatim onun üzerindeydi. Ama o kadın belki de tek tatil günü olan o hafta sonunu işe ayırdı. Bu şekilde olan aile babaları da çok gördüm. Biraz çocuklarıyla ilgilenip daha çok işiyle ilgilenen. E tatil ama dimi insanlar bu kadar işkolik olmak zorunda mı? Yazık değil mi o tatil diye bağıran bünyelerine? Neyse kendi bilecekleri iş tabi de yine de garip göründü gözüme her yerde işle ilgilenen insanlar görmek.

Bu iki insan tipi dışında ister istemez incelediğim üçüncü tür de çiftler. Zırt pırt öpüşüp koklaşan, birbirine sarılan çift görmekten gına geldi. Hele bir de bir tanesi hemen yanımdaydı ki yeter dedim bir ara. Tamam seviyorsunuz, muhteşem çiftsiniz, hiç sorununuz yok anlıyorum ama can çekiyor işte, kıskanıyorum. Hemen dibimdeki çift abim ve Yelda olduğu için yeterince çemkiremedim de zaten. Abimin suratına "abi yeter artık siz öpüştükçe benim de birine yapışasım geliyor" diyemezdim herhalde. Hoş deseydim muhtemelen abim de bana bir tane yapıştırırdı ya neyse artık. Sonuç olarak aşk, sevgiliyle tatil falan hoş şeyler, güzel şeyler ama çevredeki insanları da azıcık düşünse şu çiftler nasıl mutlu olacağım belli değil.

16 Temmuz 2015 Perşembe

Tatil bitti...

Geçtiğimiz hafta benim için fazlasıyla hızlı geçti. Kamp genel anlamda çok güzeldi ama çok sinir bozucu anları da olmadı desem yalan olur ki sinek böcek değil benim en büyük derdim tuvalet oldu. Kamp alanlarının dolmuş olması gibi sebeplerle yine izin verilen ama imkanların elimizde olmadığı bir yere kurulduk. Sanırım abimin istediği de böyle bir şeydi çünkü o kalabalıkta ailelerin dışında erkek grupları çokça vardı ve ilk konuşmaya gittiğimiz yerde arabadan ben ve Yelda çıkınca bile birbirlerini dürtmeye başlamışlardı. Neyse elimizde imkan yok derken demek istediğim şeylerden biri duş ve tuvalet imkanı. Aslında o kalabalık yerde yine istesek de rahat olmazdım ama en azından olurdu orada düzgün bir yer. Bir tane pansiyon belirledik oraya gittik yemek tuvalet ve duş gibi ihtiyaçlar için. Ama bunun dışında her şey güzeldi hayatımın en güzel rahatsızlığını yaşadım diyebilirim. Bir de bronzlaşmamış olsam daha mutlu olabilirdim ama güneş kremi böcek çekiyor, böcek savar sprey güneş kremi etkisini gideriyor. Hal böyle olunca cha kırmızı/bronz karışımı bir renkle eve geri döndü.

Yol yorgunluğu, hazırlıklar ve dinlenmeden sonra hali kalmamış bir şekilde sızmıştım ki yengecim ve abicimin şiddetli kavgasıyla uyandım. Birbirlerine bağırdılar çağırdılar derken tek kişilik çadırımda 2 gece Yelda'yla yatmak zorunda kaldım. Zorunda diyorum aslında ama ben bu kızla böyle iyi geçineceğimi asla düşünmezdim. Baya iyiydik onunla hatta biz iyi oldukça Yelda abimden daha da uzaklaştı derken beyfendi sinir küpü oldu. Olay da abim söylemedi ama Yelda'nın söylemiyle kısaca kıskançlık. Tabi ben de bir kız olarak hem cinsimin tarafını tuttum o kısmı geçmeyelim. İşte bu ikisi kavga edince abim de Murat abiye sardı ikisi takıldılar sonra Yelda ilk sarhoş anında yelkenleri suya indirip beni satıp abimin yanına döndü. Bu arada Yelda'yla kaldığım o kısa sürede geceleri birbirimizle normaldekinden çok daha fazla iletişimimiz oldu ve abimin bu kızdan neden ayrılamadığını az çok görmüş oldum. Bir ara beni yine sinirlendirirse hakkında edindiğim şeyleri buraya yazar sinirimi atarım tabi de şu an için içimden gelmiyor aramız iyi olduğu için. Bir ara yanımıza yabancı bir abi/amca karışımı yaşını asla tahmin edemeyeceğim bir adam geldi, güvenliyse ve bizi rahatsız etmezse kalabilir miyim diye sordu bizim ağır abilerimiz de kabul etti. Adam yanımızda 3 gün kaldı ama fazlasını istese de olmazdı sanırım çünkü bir gece fark ettik ki adam denize çıplak giriyor. Yelda ve ben için bu durum komik olsa da kızdı bizimkiler bir kere adamla konuştular hemen özür falan dilendi etti adam sonra gitti. Ben götürdüğüm kitapların sadece birini okuyacak fırsat buldum o kadar boşluğun arasında nasıl olduysa ama temiz hava uyutuyor beni ne yapayım. Bu arada hayatımın en büyük rezilliklerinden birini yaşadım bu ara o da geri dönmemize 2 gün kala Murat abinin "cha sen hasta mıydın? E denize nasıl girdin?" demesi Yelda'nın "hiiiiggg... Cha üstün batmış" diye sessiz uyarısı ve benim yerin dibine girişimle oldu. Üstümü değiştirip hazırlanmamız normalde olması gerekenden çok daha kısa sürdü diyebilirim. Son günleri minicik bir pansiyonda yine ben ve yelda abim ve murat abinin bir odada olduğu şekilde bitirdik. Hayır zamanım bile değildi ne diye erken oldu da son günlerimizi batırdı bu durum anlamadım ama gelişini hissetmemiş olmam rezilliğin en son noktası oldu. 

7 Temmuz 2015 Salı

Tatil kapıda!

Yarın sabahın köründe yola çıkıyoruz şu daha önce içim içime sığmazken bahsettiğim kamp için. Oralarda telefonum çeker mi ya da fırsat bulup 3-5 bir şey yazar mıyım hiç bilmiyorum ama sanırım yazmam. 2 kitap alıyorum yanıma biri kendime ne kadar okumayacağım desem de Zamska'nın şurada bahsettiği Gözlerindeki Şeytan diğeri de kütüphanemde olduğunu unutmama ramak kalmış Amat (İhsan Oktay Anar) ve ikisini de bitirme planım var bu bir haftada. Bu süreçte kitaplar dışında sinek ısırıkları, sıcak ve güneşle fazlasıyla haşır neşir olacağım gibi görünüyor. İlk olarak Lady daha sonra bütün arkadaş çevremin sürekli olarak "sinek kovucu al!" uyarılarından sonra ne almam daha doğru olur diye bakındım internette ve aslında almama pek de gerek olmadığını gördüm çünkü cilt için sinek kovucu elde yapılabilen bir şeymiş. Önce gittim gratisten sprey şişesi aldım sonra limon yağı ve suyla karıştırınca tadaah! Aslında ne kadar işe yarayacak bilmiyorum ama en kötü ihtimalle ilk 1-2 gün dener sonra çok sevgili müstakbel "yengem"den alırım off'u. Bir de lavantalı karışım yaptım ama onun kokusu bana bile ağır geldiği için kullanacağımı sanmıyorum. Neyse sinek ve böceklerin tatilimi batırmasına izin vermeyeceğim için dert etmiyorum. Önemli olan nokta abimin gerçekten beni unutup kendi halime bırakması. Onun dışında Murat abi bakmaz zaten benim ne yaptığıma. -Ne zaman baktı ki zaten-

23 Haziran 2015 Salı

Tatil diye diye ölecektim

Biraz önce abim arayıp tam olarak ne zaman döneceğimi sordu. Burada boş yere kaldığımı düşünmesin ve ay sonuna kadar rahat edeyim diye biraz abartarak işlerim olduğunu, eşyaları ayarlamanın, satmanın ve taşıma gibi olayların sıkıntılı olduğunu söyleyip konuyu kapatmaya çalıştım. Başta "ya öyle mi... peki o zaman bana döneceğin tam tarihi ver de  planları ona göre yapayım" dedi ve o an kafamda soru işaretleri bıraktığı için erken dönmekmiş, beni rahatsız edecekmiş hepsini unutup onu sıkıştırmaya başladım. Önceden bir şey söylememe konusunda oldukça kararlıydı ama sonradan o da tutamadı kendini ve annemi ikna ettiğini temmuzda benim de uygun olacağım bir zamanda kamp yapmaya gideceğimizi söyledi! Yıllardır bu konuda anneme yalvarır yanımda abimi de götüreceğimi söylediğim halde olumlu sonuç alamazdım ama ne olduysa abim izni almış! İçim içime sığmıyor şuan o kadar heyecanlıyım ki hemen birilerine anlatmak, yazmak istedim. Abim Mine'nin ailesi izin verdiği takdirde onun da gelebileceğini söyledi ama onun gelebilmesi için anca işten ayrılması gerekiyor çünkü bir senesi dolmadığı halde araya hafta sonunu sokup bir hafta gibi bir izin kullandı kendisi ve patronuyla sorunları var. Bu ne kadar içime dert olsa da geçen sene bensiz gittiği Çeşme tatiline saysın diyorum. Neyse, tatilde abim, sülük sevgilisi, arkadaşı ve ben olacakmışız gibi görünüyor şuan. Bir kişilik boş yerimiz eğer bir başkasıyla dolmazsa iyi bir dörtlü olabiliriz gibi çünkü abimin bahsettiği arkadaşı -ki gideceğimiz araba o çocuğun- benim de uzun süredir tanıdığım çok şeker bir çocuk. Tatil ve kamp kısmında abimin kıskançlığının tavan yapacağı ve benden çok sevgilisine saracağını düşünürsek ben yine şanslıyım. 
Kampa nereye gideceğimizi tam olarak öğrenemedim ama ege gibi bir şeyler çıktı ağzından ama başka bir şey söylemedi adam gibi. Neyse nereye gittiğimiz önemli değil zaten, ben yıllardır istediğim tatili gerçekleştireceğim neresi olursa kabulüm. Umarım giderken ya da oradayken bir aksilik çıkmaz da mezuniyet hediyesi gibi bir şey olur benim için. 

23 Nisan 2015 Perşembe

Tatil verdim kendime

Başlık aslında yalan. Yani biraz yalan çünkü evet 4 gün tatilim ama bu tatili kendime ben vermedim. 23 nisan dolayısıyla tatil olan okulum, yarın sabahki ders iptali ve sonrasında gelen hafta sonuyla 4 günlük mis gibi bir tatilim olmuş oldu. Aslında şuan üzerimi giyinip dışarı çıkmak, gezmek falan isterdim ama yaz asla gelmeyecekmiş gibi havalar soğudu. Tamam okul hayatımın tamamında neredeyse 23 nisan yağmurlu olurdu ama bugün ayrı bir soğuk var. Dün de böyleydi ve muhtemelen yarın da öyle olacak. Hal böyle olunca evde kaldım a dostlar.

Havalar soğuk olduğunda kendimi kısıtlanmış gibi hissediyorum. Neden böyle bilmiyorum ama sanki istediğim hiçbir şeyi yapamayacakmışım gibi geliyor soğuk havalarda. Bir de üzerimdeki fazlalıklar var tabi. Mont giymekten nefret ettiğimi söylemiş miydim daha önce? Tamamen ağırlık sebebi ve estetik düşmanı geliyor montlar bana. Bir yere giderken çıkarması, bir yerden çıkarken giymesi, taşıması derken Antalya ya da Mersin'e falan mı gitmem lazım benim okumak için anlamış değilim. Soğuk olmasın bana yeter diyeceğim artık da sonra tutacak absürt bir şehre gideceğim diye diyemiyorum.

2 sene önce alttan ders alırken tanıştığım kızlardan biriyle karşılaştım dün. Tek kolçaklı sandalyenin rahatsızlığıyla elimdeki notlara bakarken bir anda arkadan gelip yanağıma bir öpücük kondurdu. Bunu yaparken saçım çekildiği için tutup hepsini tek omzumda topladım bu sefer de geldi boynumu öpüp "göremiyorum seni uzun zamandır, özlemişim" dedi. O sahneyi gören bir başkası olsa ya da olduysa kesin hakkımızda "lezbiyen" dedikodusu çıkarırdı. Boynumu öpüp "özlemişim" demek nedir ya? Tamam iyi kız, tatlı kız da öpüş şekli beynimde tehlike alarmları çaldırdı bir anda. Hatta dershane zamanında yaşadığım tacizleri hatırlattı desem yeri. Hoş o kızın lezbiyen olduğu çok bariz belliydi ve çevremdekiler beni onun hakkında uyarmıştı ama ben anlamamakta ısrar edip kaşınmıştım. Dershane biterken benden hoşlandığını ve benim de belki hoşuma gidebileceğini söylemesi ayrı bir noktaydı tabi. İtiraf edeyim yaklaşık bir 5-10 saniye "acaba nasıl olur?" diye düşündüm ama sonra hiçbir şekilde ilgimi çekmediğine karar verip uzaklaştım oradan. O öpücükse bunları tekrar hatırlattı bana. Zaten son zamanlarda reglden midir nedir erkek arkadaş ihtiyacı duyuyorum böyle şeyler hiç iyi olmuyor. Benim çocuk da yok ortalarda zaten nereye gittiyse artık...

9 Şubat 2015 Pazartesi

Tatil mi? O da nedir?


Ben tatile girmiştim değil mi 2 hafta önce? Hani bir sınavdan kalmıştım onu verip annemin dizinin dibine gidecektim, değil mi? Yıllarca yanında kaldığım kadını ben nasıl tanıyamadım da öyle hayaller kurdum acaba? Eve akşam geldim ve sabahında "hadi kızım şu gör", "bak geçen geldiğinde şuna gitmemiştin ona da git", "ay bak şuna da gitmemişsin ayıp oluyor", "unuttun sen aileni iyice" diye diye nınısının nınısına bile gittim ve gitmeye devam ediyorum. Bu geceyle birlikte tatilim tam 2.haftasını sonlandırdı ve sanırım bu süre içerisinde sadece 4 gece falan evde kalmışımdır. Hadi arkadaşlarımla olsam o gecelerde ya da kendi seçtiğim kişilerle kalsam neyse de kasıntı ortamlar, sıkıntılı sorular vs. vs. Şu süre boyunca dinlenmiş olmam gerekirken her yerde duyduğum muhabbetler hayattan bezdirdi beni diyebilirim. Geçen diyaloglara örnek verecek olursam;