Bir süredir yalnız zaman geçirebilmek için fırsat kolladığım gibi bir gerçek var. Çevresi insanlarla dolu, aşırı popüler ve telefonu asla susmayan biri değilim ama işle çok zaman geçirince kalan zamanda arkadaş ve aileyi sığdırmak biraz zor olabiliyor. E arkadaşlarım ilgi bekliyor, ailem ilgi bekliyor, işler birikiyor derken kendimle zaman geçiremez oldum. Yazın bütününde sanki hiç tatil yapmamışım da sadece çalışıp küçük kaçamaklar yapınca beynim patlar duruma geldi ve bir pazarı tamamen kendime ayırdım. Normal günde kahvaltı etmeyen ben pazar kahvaltısı için sabah 9'da evden çıktım. Annemin arkamdan laf ettiğini duydum tabi ama bir gün dedim, sadece bir gün için kimsenin yakınmasını ya da tribini dikkate almayacağım! Telefonumu sessize aldım, çantama aylar önce aldığım ama işe giderken yolda bile okuyamadığım kitabımı attım çıktım. Kahvaltıdan sonra bir boşluğa düşmedim desem yalan olur ve o ara es kaza telefonuma bakıp gelen 1-2 maili gördüm. Pazar günü bari rahat bırakın diyerek bildirimleri kapatsam da bütün gün o maillere bakmamak için kendimi ciddi anlamda zor tuttum. Neyse bütün gün dışarıda tek başına ne yapılır diye düşünürken aklıma vizyona yeni giren filmlere bakmak geldi ki It'i görünce hemen ilk seansına atladım en yakın sinemada. Aslında korktum dersem biraz yalan olur ama film gerçekten beni etkiledi diyebilirim. Kitabı okumadan gittiğim için başta biraz kendime ihanet etmiş gibi hissettim doğrusu ama daha sonra fark ettim ki kitabı okumam mümkün değil. En son Josh Malerman'ın Gölün Dibindeki Ev'ini okurken yaşadığım nefes darlığını düşününce Stephen King'in de farklı bir etkisi olmayacağına karar verdim. Filmi kitaba göre mi devam ettirecekler merak ediyorum doğrusu ama benim oldukça beğendiğim bir gerçek. Daha sonra kendime "madem korku filminden çıktım o zaman şimdi biraz eğlenelim" diyerek bu sefer de Despicable Me'ye girdim ki o minionlara bayıldığımı söylemem lazım. İlk filmde salon neredeyse boştu -pazar ilk seans olduğu için muhtemelen- ama ikinci filmde salon genç ve çocuk kaynıyordu. Öyle ki kendimi biraz yaşlı bile hissetmiş olabilirim. Onda da 80'ler ve 90'lar müziklerinin de katkılarıyla baya eğlendim. Daha sonra acıktığıma karar verip çok uzaklaşmadan bir yerlerde bir şeyler yedim ve son seansa bir bilet daha aldım. Daha önce Labirent filmiyle beni fazlasıyla üzen Dylan O'Brien'a bir şans daha vermek istediğim için gittiğim American Assassin tam bir hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Aslında konusuna bakınca klişelerle dolu bir film olduğunu anlamıştım ama izleyince sıkıntıdan taklalar attım oturduğum yerde. Bir de 1-2 kelime Türkçe konuştu diye salonda kendinden geçen birkaç genç kızımızı görünce iyice fenalar bastı ama bunun filmle alakası yok tabi. İşin bir başka ilginç kısmı 24 yıldır Türkiye'de yaşayan Türkçe konuşan bir birey olduğum halde filmde Türkçe bölümlerde altyazı olmadığı için o kısımlardan tek bir kelime bile anlamadım. İngilizcem harika değildir belki ama normal diyaloglarda Türkçede yaşadığım zorluğu yaşamadım. Bütüne bakınca ortalama bir filmdi ama kendisi. Malum, her sene Amerika bu tarz ve konuya sahip bir film yapıp baş rol olarak da gözde yakışıklılardan birini koymazsa içi rahat etmiyor, geceleri gözüne uyku girmiyor. Keşke bu senenin son aksiyon filmini Dunkirk'te bıraksaydım. En azından Nolan'ın olay işleyişi beni kendine çekmiş ve tek bir sahnede bile sıkılmadan Dunkirk'ü zirveye taşımıştım. Son izlediklerim arasında hiç kötü film yok diyebiliyordum. Neyse artık American Assassin'in de seveni vardır herhalde diye daha fazla bir şey demiyorum. Sabahtan akşama kadar dışarıda olduğum için aslında ayaklarımda minik bir sızı var ama kafamın içindeki sesler susmuş gibi hissediyorum. Belki %100'lük bir dinlenme olmadı ama bir güne üç film ve bir de kitap sığdırmış olmak kendimde bir şeyler başarmış hissi uyandırdı. Kitap nedir diye sorarsanız da Stefan Zweig'in Bir Kadının Yaşamından Yirmidört Saat. Onu beğendin mi diye soracak olursanız evet, beğendim. Zaten son zamanlarda İş Bankası Yayınları benim sayemde kazanıyor gibi bir şey. Stefan Zweig benim son 6 aylık dönemde favori yazarlarımdan biri oldu. Boş buldukça kendimi onun kitaplarına atıyorum.
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Eylül 2017 Pazartesi
Sinema günü
23 Eylül 2015 Çarşamba
Orada bir yerlerde biraz "saygı" olacaktı...
Benim çok saygılı, muhteşemlik örneği bir insan olduğum söylenemez ama ne olursa olsun toplum içinde yapılmaması gereken şeylerin farkında olarak bunları elimden geldiğince uyguluyorum. Bu konuya girmemdeki sebep de bugün gittiğim sinemada yanımda oturan genç kızın -ki benim yaşlarımda olduğunu düşünüyorum- sürekli olarak çevreye verdiği rahatsızlık. Yerime geçerken aslında kızın bacak bacak üstüne attığı bacağını sürekli ön koltuğa vurmasından biraz sorunlu olduğunu anlamıştım ama önceki uyarıp kız oturma şeklini değiştirince sorun ortadan kalkar diye düşünmüştüm. Reklamlar sırasında sürekli yanındaki arkadaşıyla konuşan kızlardan biri benim yanımdakine "telefonunu sessize aldın mı" diye sormuş olmalı ki benim yanımdaki sorunlu kız "niye sessize alayım ki? İnsanlar mı rahatsız olur hah" diye gevrek bir dille arkadaşına cevap verdi. Arkadaşı "ben rahatsız olurum ses çıkarırsa" dedi bu sefer ama kız telefonu sessize almak için hiçbir şey yapmadı... Neyse dedim film sırasında da aynı saygısızlıklara devam ederse uyarırım şimdi durup dururken tatsızlık çıkarmanın anlamı yok dedim ki zaten film arasına kadar bir sorun da çıkmadı. Ara verildiğinde kızın telefonu bir çaldı sonra film başlayana kadar konuştu hatta film başladı o da konuşmaya devam etti! Kolunu dürtüp "biraz sessiz olabilir misiniz" dediğimde de "tamam tamam kapatıyorum" diye bir cevap aldım. Tamam, insanlara karşı soğuk biri değilimdir ama bu nasıl bir cevaptır ya? Daha sonra zaten filmi sıkıcı bulduğu için sürekli şekil değiştirdi durdu. Hayır yani beğenmediysen kalk git ne diye çevreni rahatsız ediyorsun dimi ama. Yok ama o ısrarla filmin sonuna kadar kaldı! Başkalarına karşı saygılı olmak bu kadar mı zor anlamıyorum. Kabul ediyorum ben de bazen toplum içinde olduğumu unutup sesli konuşabiliyorum ya da gülebiliyorum ama bu şekilde bir saygısızlık... böylesi resmen kasıtlı ve sinir bozucu. Sanki salon kendininmiş gibi davranması ve bizim de o film için para verdiğimizi hiçe sayarak davranması falan iyi çıkışta o sinirle dövmedim kızı.
Etiketler:
kişisel post,
saygısızlık,
sinema,
sinirlendim,
telefon
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

