Okul bittikten sonra yeni bir okula başlarım ve taşınırım diye düşünüyordum, olmadı. Daha sonra çalışmaya başladığım için evden ayrılırım diye plan yaptım ama o da olmadı. İstanbul'da kiraların durumu ve benim de yalnız yaşama alışkanlığım yüzünden bir süre daha gerçekleşemeyeceği gerçek bir olay bu. Neyse, ben bu durumu artık kabullenince iki yıl önce eve dönerken zaten taşınacağım diye açmadığım kolileri bugün açtım. Odamı tekrar düzenledim ve şimdi gerçekten buradan asla taşınamayacakmışım gibi geliyor. Bu duruma alışmak istediğim söylenemez ama bir süre daha buna bu şekilde idare etmem gerektiğinin de farkındayım. Kolileri açarken filmleri çok pahalı olduğu için çok sık kullanmadığım ama okul zamanında deli gibi kullandığım polaroid fotoğrafları buldum. Kendi evimdeyken çalışma odamın bir duvarı boydan boya dört sıra hasır iple o fotoğrafları taşıyordu. Şimdi de madem odamı kendi yaşam alanıma çeviriyorum yine çıksın o fotoğraflar ortaya dedim ve odada ona uygun bir yer ayarlayıp fotoğrafları kendi içinde bir düzen içerisinde dizmeye başladım. Fotoğrafların altlarındaki tarihleri gördükçe gözlerimden yaşlar süzüldü. 2012'den 2015'e kadar okuldaki saçmalamalarımız, proje hazırlarken sabaha kadar verdiğimiz saçma pozlar, ailelere haber vermeden Safranbolu, Konya, Ankara kaçamaklarımız sırasında çektiklerimiz. Kısaca okul boyu bütün eğlencelerimiz. İstanbul'da Mine'yle yaptıklarımız yabancı arkadaşlarla çekilen pozlar bile var ki hepsine baktıkça tekrar yaşamışım gibi hissettim. Şimdi çok komik geliyor Batu ve Emre'nin Defne ve benimle tanıştığı günden toplu bir pozu gördükten sonra Batu ve Defne'nin düğününden dördümüzün bir pozu görmek. Anılar birbir gözümün önünde şu an resmen. Hatta laptop dizlerimin üzerinde ve kafamı kaldırdığımda şu an bile görüyorum fotoğrafları. Hani öğrenciyken saçma şeyler yaşamış olsam da yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Bölüme isteyerek gidip "ben bu mesleği yapmak istemiyorum" diye bitirmiş olsam da her saniyesini gözleri yaşlı arıyorum. Biri bana gelip "Cha, tekrar aynı yere aynı şekilde döneceksin ama şu mesleği yapman gerekiyor" dese o da tuzu biberi der kabul ederim. Beni önceden takip edenler zaten az çok bilir okulun son ve en yoğun dönemi bile nasıl mutluydum. Şu an o kadar özlüyorum ki o zamanları.
eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Kasım 2017 Pazar
Anılara gömülmek
19 Kasım 2016 Cumartesi
Eski bir acı bu
Eski blogumu silmeden önce birkaç yazıyı mail adresinde saklama kararı almıştım. Ki sakladıklarım yayınladıklarım değil de asıl yayınlamaya çekindiğim şeylerdi. Şimdi onlara bir bakayım dedim nostalji fena olmaz diye düşündüm ve zamanında minik bir aşk acısı yaşamış Cha'yı unutmuşum ben onu gördüm. Bu yazı üzerinden yaklaşık 7 yıl geçiyor ki bu 16-17 yaşlarıma tekabül ediyor. Kendime demişim ki "bir insan kendisinden bu derece farklı birini nasıl sevebilir?" yıllar geçmiş olsa da bir arpa boyu yol kat edememişim anlaşılan. Hala kime doğru bir meylim olsa farklılıklarımız yüzünden terslik çıkıyor. Sorun bende mi yoksa bu işin jargonu mu bu hala öğrenemedim. Bir de bir insan neden duygularını en yakın arkadaşından bile saklar anlamıyorum. Evet, kendimden bahsediyorum. Kendi çapımda bir aşk acısı çekiyorum ama Mine'nin bundan haberi bile yok. Neden? Çünkü Cha güçlü, Cha duygularıyla değil mantığıyla hareket eder, çünkü o kişiyi sevmem biz çok farklı kişiler olduğumuz için doğru değil ve bu yüzden bunun bilinmemesi gerekiyor. Olayı az çok hatırlıyorum aslında bir süre sonra Mine'ye söylersem bana çok kızacağı için söylemeye cesaret edememiştim ama blogda da yayınlayamıyordum yazıyı çünkü Mine biliyordu blogu. Bir de hiç ilişki ve duygulardan bahsetmezken bloga bunu yapamam demiştim kendime. Zaten hayatıma boş boş kişiler girip çıkıyordu o dönem ve kesinlikle burnundan kıl aldırmayan biriydim. Birini sevdiğimi yazmamın beni küçülteceğini düşünüyordum. Çocukluk işte... O çocuğu hatırlıyorum az çok. Lisemin yakınında arkadaşlarıyla çok takılıyordu. Boş gezenin boş kalfası denir ya hani tam onlardandı. Açık kumral uzun saçlı ama omuzlarına dökülür derece değil kendi çapında uzun, baya yapılı, kolları dövmeden görünmeyen ama yüzü tam bir erkek güzeli biriydi. Adını şans eseri onların sürekli oturduğu yerde biz de oturunca gizli gizli hem kendi arkadaşlarımla ilgilenip hem de onların konuşmalarını dinleyerek öğrenmiştim. Aslında onunla ilgili neredeyse her şeyi o şekilde öğrenmiştim. Fazla kişinin peşinden koştuğu biri değildi, yanında bir arkadaşı vardı onunla daha çok ilgilenirdi bizim okuldaki kızlar ama ben ona takmıştım kafayı. Bazen gözleri kırmızı olurdu, boş bakardı ve şapşal bir gülümsemesi olurdu suratında. Anlardım yani bir şeyler kullandığını ve yine kendi içimde üzülür geçerdim. O dönem iki kere sevgilim olması ne kadar beni iki yüzlü yapmış olsa da o ikisi hep başkalarının ısrarıyla başlayan şeylerdi ama o çocuk sanırım ilk ve tek saf aşkımdı. Tamam aşk doğru olmadı onu da atlatması bir yerden sonra kolay oldu ama o bilmeden onunla birlikte üzüldüğüm de oldu, ona üzüldüğüm de. Şimdi tekrar onu hatırlayınca kendime neden onunla hiç gidip konuşmadım ki diye soruyorum. Evet belki geleceğim için pek hoş izler bırakmazdı bende ve her türlü pisliğin içine girip çıkmamı sağlardı ama belki de olmazdı... Asla bilemeyeceğim bir şey artık bu. Kendime güçlü, cesur vb. şeyler söylüyorum falan ama aslında o kadar korkak bir insanım ki...
24 Mart 2016 Perşembe
Ne yapacağımı bilememiştim
Olayın üzerinden birkaç sene geçmiş olsa da yıl dönümleri beni hep aynı çaresizliğe düşürüyor. O günkü ağlama seansları, elimden bir şey gelmemesinin verdiği çaresizlikle sadece kıpırdamadan ona saatlerce sarıldığım anlar. Olayın üzerinden iki yıl geçti ve ben o halimi, halimizi anca şimdi anlatabilecek güçte hissediyorum. Az önce Emre aradı önümüzdeki hafta sen de Edirne'ye gelir misin dedi önce ne için olduğunu anlamasam da o sustukça içime yine aynı ağırlık çöktü ve tabi dedim geleceğim. Tabi siz şimdi bu kız neyden bahsediyor diyorsunuz çünkü blogu açtığımdan beri beni takip edenler bilir geçen sene dahil hiç öyle üzücü bir olaydan bahsetmedim Emre'yle ilgili. Geçen sene olayın sıcaklığı durduğu içindi belki anlatmamam, bilmiyorum ama artık o günü yazabileceğimi düşünüyorum. İki sene önce Emre'nin ikizini kaybettik. Ailenin tek kızını ki Emre'nin Buğra küçük kardeşi olmasına rağmen herkesten üstün tuttuğu kardeşiydi kendisi. Liseyi çocuk gelişimi okuduktan sonra üniversite hayali kurmadan iş hayatına atılmıştı. Hayat dolu biraz hayalci kıpır kıpır bir kızdı kendisi ki benden büyük olmasına rağmen yanımıza geldiğinde ben daha çok ablası gibi olurdum. Bir keresinde evlenmek istediğinden bahsetmişti ben de yaşının küçük olduğunu falan söylemiştim çünkü o zamanlar 20-21 yaşında mı neydi. Tabi senede 2-3 kere gördüğü, ikizinin arkadaşı olan bir kızı dinlemeyip o çocukla ilişkilerini ilerletmişti. Çocuğu tanımıyordum ondan onun hakkında atıp tutamam burada ama Emre sevmezdi onu biliyorum. Bir gün ben evde kedimle evde sağa sola koşmaktan yorulmuş kendimi koltuğa bıraktığımda telefon çalmış ve Emre'nin ağlamaz ama şok, üzgün karşımı bir sesle "Cha, Esra kaza geçirmiş" dediğini hatırlıyorum. Ne olduğunu, nasıl olduğunu sormalarım sırasında Emre eve gideceğini söylemişti. Ben de o zaman gitmeyi teklif etmiştim ama istememişti. İki gün boyunca doğru düzgün Emre'den haber alamayınca kalkıp gitmiştik yanına. Bizim gittiğimiz gün kaybettik Emre'nin kardeşini. Hastanede resmen bir ailenin çöküşünü görmek hala içimi param parça ediyor. Emre'nin ağlamamak için çabaları, annesinin fenalaşmaları, babasının kızım diye yakınmaları hala gözümün önünde. İki gün boyunca tek göz yaşı dökmemişti Emre ama kaç paket sigara bitirdi o iki günde hiç bilmiyorum. Cenaze günü evde kuran olunurken peşinden çıkıp sokağın sonuna kadar takip etmiştim yeni bir paket alacakken engelleyip ben ağlamıştım onun yerine. Sarılıp susmak dışında bir şey yapmayınca kazanın nasıl olduğunu sordum. Esra'nın sevgilisinin uçuk kafayla araba kullanması sonucu kaza yaptıklarını söyledi. Bildiklerini söylerken gözlerinden önce ateş çıkıyordu daha sonra ağlamaya başladı. O kadar sıkı sarıldı ki nefes alamıyormuş gibi oldum önce ama sonra ben de tekrar ağlamaya başladım. Ne diyeceğimi bilemedim sadece sarıldım ve onunla ağladım. Ne diyebilirdim ki? Herhangi bir cümle kardeşini geri getirecek miydi? Ya da acısını hafifletecek miydi ki? Bilmiyorum ama yılın her bu zamanı aynı çaresizlik içimi sarıyor. Şimdi tekrar gidicem, üzgün bir ailenin yanında büyük oğlun arkadaşı olarak yanlarında durucam Batu ve Defne gibi. Tam atlatılmış gibi geliyor sonra yine yılın o zamanı geliyor ve aynı acıyı tekrar yaşıyor herkes.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


