Bir süre kimse evlensin istemiyorum. Çevremden birileri evlendikçe sanki ben bir şeyler kaçırıyormuşum gibi bir his doğmaya başlıyor bende. Hayatıma birini alayım istemiyorum, evlilik ve çift kişilik düşünme fikri korkutucu geliyor ama yine de özellikle Batu ve Defne'yi öyle gördükten sonra bende bir şeyler eksikmiş gibi hissetmeye başladım. Düğünden önceki gece Defne, Demet(Defne'nin kardeşi gibi olan kuzeni) ve ben yerde birbirimize sarılarak uyuduk düşününün öyle bir içerleme içerisindeydim. Defne "kaçır beni Cha" dese sırtıma atıp götürürdüm o derece. Düğün günü evlenecek olan kişi sanki benmişim gibi Defne bizi sabah 6'da uyandırdı. Uyku sersemi kahvaltı, kuaför vs. gidileceği için o kadar erken kalktığımızı sanmıştım ama kız kaldırdığı gibi bizi sahile götürdü, denize soktu. Ekim'de ne denizi diyeniniz olursa orada gayet tabi girilebilecek bir hava vardı hatta sıcak bile denilebilirdi. O an Defne yıllarca bizimle o buz gibi şehirde nasıl yaşadı düşünmeye başladım. Kasıma kadar her sabah ilk ışıklarla denize giren biriymiş bizim kız. Sonrasında bir duş, kahvaltı, kuaför ve diğer birçok hazırlık. Ben midem taklalar ata ata ortalarda gezerken Defne o kadar rahattı ki şaşkınlığımı saklayamadım. Benim tanıdığım Defne böyle serin kanlı biri değildi çünkü. Batu'nun ailesi, Emre ve diğer akrabalar geldiğinde bile Defne oldukça sakindi ta ki gelin odasına girene kadar. Kıza o an mı dank etti pek emin değilim ama bir ağlama krizi, bir titreme başladı. Defne'nin annesine haber vermeden kızı sakinleştirmeye çalıştık önce çünkü onun da hali pek iyi değildi. Hoş annenin durumu oldukça doğal biricik kızları evleniyor da Defne'ye ne olduğunu anlayamadık o an. Zaten o ağlayınca bende önce bir rahatlama oldu, beynim "tamam gerçek Defne döndü" dese de sonradan ben de biraz ağlamış olabilirim. Aslında o an Defne'nin kaçıp gitmesinden korkmadım desem yalan olur çünkü o an sanki her şeyi bırakıp gidebilir gibiydi ve kesinlikle sakinleşmiyordu. Demet de ben de o an Defne için hiçbir şey yapamadık. Batu içeri girip Defne'yi o şekilde görmesi hayatımda gördüğüm en iç parçalayan sahneydi. Batu'nun gözlerinde önce minik bir hayal kırıklığı hemen sonrasında da şefkat gördüm. Gitti hemen Defne'yi oturduğu yerden kaldırıp sarıldı ama kucaklama şeklinde sakin bir sarılma değil, kızı resmen içine alırcasına bir sarılmaydı o. Kulağına birkaç bir şey fısıldaması ve minik öpücükler sonrasında Defne'nin histerik ağlaması minik iç çekişlere döndü. Bizim Demet'le dakikalarca yapamadığımızı Batu birkaç saniyede yapmış oldu. O an bile yaşadığım bir şok oldu adeta. Bu nasıl büyük bir aşk diye düşünmeden edemedim ki ben bu tür duygulara inanan biri değilim. Defne'nin makyajını yeniden yapıp o gün daha hiç konusunu açmadık o halinin. Hatta birçok fotoğrafta gülen ama kırmızı gözlü bir Defne var desem çok doğru olur. Kuaförde o kadar para verilerek yapılan makyajın tamamını silip yeni bir makyaj yapılsa da o gözler hemen düzelir gibi değildi. Düğünden 3 gün sonra konuştuğumuzda sordum o an neler olduğunu. Altından kalkamayacağı bir işin içine girmek üzere olduğunu, omuzlarında büyük bir yük hissettiğini ve nefes alamadığını anlattı. Hatta bana anlatırken bile anlamsız geldiğini düşündüğü diğer başka birçok şey geçmiş aklından. Batu'yu gördüğü anda yalnız olmadığını ve o olduğu sürece her şeyin altından kalkabileceğini hissettiğini anlattı. Hatta sonra bir tur daha Defne'nin Batu'ya aşkını telefonda dinledim desem doğru olur. Önceden bunu bile dinlemek garip gelirdi ama şimdi bu ikisi için birbirlerinden başka kimse olamazdı diyorum. Çıkacaksa karşıma ben de bu tür duygular besleyeceğim birini istiyorum. Yoksa olmasa da olur gibi duruyor.
arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Kasım 2017 Perşembe
29 Eylül 2017 Cuma
Büyük düğün kapıda...
Evlenen ben değilim tabi. Benim evliliğim daha yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor ki hala istediğimden de emin değilim -hoş istemek için hayatımda biri olması lazım o ayrı mesele- Evlenen çiftimiz hatırlar mısınız emin değilim ama Batu ve Defne. Buralara gelip yazma fırsatım olmamış olsa da neler oldu neler şu evlilik yolunda. Aynı evde kalıp dünyanın en mutlu ve uyumlu çifti olarak yaşayan çiftimiz evlilik teklifi, aileye söyleme, ailelerin tanışması ve nişandan sonra nasıl çatırdamalar yaşadı görmeyen bilemez. Zaman zaman Defne kaçtı geldi yanıma Batu aldı götürdü eve bazen de Batu sinir krizleri geçirdi. Olayların da hiçbiri ikisinden kaynaklı değil üstelik. Aile faktörü işin içine girdiğinden beri hayat çocukların burunlarından geldi diyebilirim. Defne'nin ailesi Defne'nin bir ilişkisi olduğunu ve bu yüzden işi bile okuduğumuz şehirde bulduğunu biliyordu ama birlikte yaşadıklarını bilmiyordu. Batu'nun ailesi zaten muhafazakar bir aile ve oğullarının arkadaşı olduğunu sandıkları kızın sevgilisi olduğunu öğrenince bir şok yaşadılar bir de sonradan nasıl öğrenmişlerse birlikte kaldıklarını öğrenmişler falan bir sürü gereksiz tartışma çıktı aileler arasında. Bizim çocukların arada kalmaları olsun alttan almaları aynı zamanda evlilik hazırlıkları derken ayrı ayrı kafaları yandı. Hatta bir ara yüzükler bile atıldı da neyse ki birbirlerinden ayrı kalamayan çiftimiz toparlayabildiler durumu. Birkaç ayda yaşadıkları şu olayların çeyreğini ilişkinin tamamı boyunca yaşamamışlardır ama aileler de artık duruma alışmış olacak ki çocuklara daha fazla karışmıyorlar. Hayır yani benim anlamadığım biz zamanında topluca Batu'nun ailesinin yanına gidip onlarda kalmıştık hatta anne babası çok güzel davranmıştı çocuklarını bize emanet etmişlerdi ama iş evliliğe gelince bir farklı şeyler çıktı resmen içlerinden. Defne'nin ailesi de aynı şekilde. Arkadaşlarken sorun yok ama iş sevgililik hatta evliliğe gelince yok onun osu var yok bunun busu var, yok o öyle kız yok çocuk böyle çocuk vs. resmen dur diyemediler kendilerine. Sonuç olarak evlilik geldi dayandı kapıya ve kendimi o şahit koltuğunda görecek olmak nasıl diyeyim beni biraz korkutuyor. Tamam evlenen ben değilim ama en yakın arkadaşımın evliliğine şahit olacak olmak kendimi biraz garip hissettiriyor. Neyse ki uzun zamandır hayallerini kurduğum yıllık iznime düğünden 2 gün önce başlayıp düğünden hemen sonra balayı çiftini de yollayıp kendimi ver elini Avrupa diyerek tatile çıkaracağım. Bu sefer yalnız olmayacağım tabi o ayrı mesele. Bakalım bu sonbahar neler getirecek bize.
Etiketler:
arkadaşlar,
evlilik,
heyecan,
kişisel post,
stres
12 Şubat 2017 Pazar
"Evet" dedim mi dedi o?
Şu an hem mutluyum hem de şaşkınım. Şaşkınlığım ve heyecanım o kadar büyük ki parmaklarım titrediğinden yazamıyorum bile. Kelimeler beynimde depar atıyor hatta onları yakalayamıyorum. Yarım saat kadar önce Defne whatsapptan bir fotoğraf attı ve fotoğrafta Batu'yu öptüğü ve tek elinin havada olduğunu gördüm. Kafamdan "bu kız şimdi ne diye attı ki bunu" derken o havadaki el dikkatimi çekti. Hemen aradım Defne'yi ve telefon daha çalmadan saniyesinde açıldı. Hani insanlar "efendim?", "alo" gibi belli kalıplaşmış kelimeleri kullanır ya, Defne direkt "EVET DEDİM CHA" diye çığlık atarak açtı telefonu. Nefes alamadım o an yatakta sağa sola dönmekle meşguldüm normalde ama yerimden kalkıp odayı turlamam gerekti. Sanki Batu bana evlenme teklif etti de heyecanlanmışım gibiydi oturuyorum, kalkıyorum, turluyorum, salona gidiyorum geri odaya giriyorum falan içim kıpır kıpır. Başkası olsa "emin misin bak evlilik diyoruz" falan derdim ama bahsi geçen kişi Batu! Abim Batu! En değerlilerimden olan Batu! Hala inanmakta zorluk çekiyorum. Eski yazılara baktım da şu yazımda nasıl şok yaşamışım ilişkilerini öğrendiğimde ki şimdi de benzer bir şok yaşatıyorlar bana. Telefonda anlık şoku atlattığımda teklif kısmını anlattığını ve büyük bir kısmı kaçırdığımı fark ettim ki o da biraz özel olduğu için anlatmıyorum. Batu benim bile bilmemi istemezdi muhtemelen ama hiç şansı yok! Her şeye ne zaman başlanacağını, işten hangi tarihler arasında izin almam gerektiğini nefes almadan sordum ve Defne sanırım ilk defa "Cha, sakin ol. Daha yeni teklif etti ne öyle hemen tarih belirleme falan" diyerek şu zamana kadar bana kurduğu en doğru cümleyi kurdu. Tabi bende çocuğunu evlendiren anne heyecanı olduğu için o an "ne demek konuşmadınız" desem de kız haklı. İlk önce Batu'nun gidip kendini Defne'nin babasına kabul ettirmesi gerekiyor. Bir sürü küçük angarya iş onları bekliyor ama yine de ikisinin böyle bir karar almış olması... Sanırım kalbim yerinden çıkacak. İkisinin birlikteliği... cümle kuramıyorum ama sırıtmaya devam ediyorum.
9 Aralık 2016 Cuma
Bahanemi bulduktan sonra kimse tutamaz beni
Eve kendimi zor attığımdan geçen gün bahsetmiştim ya, o yorgunluğun en büyük sebeplerinden biri bugün gitti! Evet abimin o yaşlı Fransız müşterisini Christmas sebebiyle evine yolladık. Adam gittiği için arkasından bir konfeti atmadığımız kaldı ki ben yapmayı gerçekten çok istiyordum! Onun gitmesiyle benim içimde kalıbıma sığmayan bir mutluluk çıkageldi ve bütün gün de bunu herkese belli ettim ister istemez. Kırmızı gözlerime rağmen içimdeki mutluluk taşıyordu anlayacağınız. Başka bir şeyler de vardır belki ama bilmiyorum, benim bildiğim başka bir sebep yok. Akşam eve geldiğimde önce annemin koltukta yanına kıvrılıp onu rahatsız ettim. Normalde o kadar dibine girmek huyum olmasa da içimden geldi bir anda. Neyse, onun izlediği diziyi yine alakam olmasa da sorularımla baltalarken bir anda Emre'nin aramasıyla rahatım bozuldu. Normalde Batu ya da Emre'nin telefonlarını her ortamda rahatlıkla açarım diye yine öyle davrandım ama bu sefer durum öyle değilmiş. Telefonu açmamla bir kahkaha sesinin gelmesi bir oldu ki bu Emre sarhoş demek oluyor ve annem ne kadar içtiklerini içten içe bilse de bunun dile getirilmesinden rahatsız. O çocukları çok sevdiğimi bildiği için ve kendisi de sevdiği için de söylemediğini bırakmıyor anlayacağınız. Emre'nin sarhoş kahkahalarına aldırış etmeden klasik "naber? Napıyorsun?" muhabbetiyle odama geçtim ki kapımı kapatmamla "ne bu halin senin" diye postayı koymam bir oldu. Önce onun minik sevgilisiyle kavga ettiklerini falan düşünmedim değil ama baya zevkine içmiş beyimiz. Ben bir şey söylüyorum o gülüyor, ben kızıyorum o gülüyor derken ben de kendimi tutamayıp bir süre sonra onunla gülmeye başladım. "Kardeşim o benim, gülerim de severim de" diye orada birilerine bağırdı bir ara ama sadece güldü ve kısa bir süre sonra da kapattı telefonu. Zaten içimde bir mutluluk varken bir de onun bu hareketi içimden "sanırım benim onların yanına gitme zamanım geldi" dememi sağladı. Biletimi hemen aldım ve anneme ne söyleyeceğimi bile düşünmeden Defne'yi arayıp haftasonu için gideceğimi haber verdim. Hanım durur mu zaten sevgilisini görmeye bahane arıyor hemen o da geleceğini söyledi. Batu iyi ki ailesinin yanına dönmedi diyorum şuan. Emre o ufaklık için İstanbul'da yaşama şansını geri tepmişken ailesinin yanına hiç dönmezdi eminim de Batu zaten Defne'ye uzağım diyerek gitse onunla görüşmemiz iyice zorlaşırdı. Neyse ki ikisi de yanyana ve benim de gayet yakın mesafemdeler. Bakalım haftasonu nasıl olacak onlarla...
Etiketler:
arkadaşlar,
eski arkadaş,
kişisel post,
mutluluk
28 Ağustos 2016 Pazar
Geçen hafta yayınlanacaktı bu yazı
Cumartesi gecelerini normalde sevmem. Gittiğim hiçbir yer boş olmaz ya da yollar rahat olmaz çünkü. Bir yere çıkacaksam kendime hep pazar ya da cuma gecelerini uygun görürüm bu yüzden ama bu sefer bir istisna söz konusuydu çünkü Mine'nin doğum günüydü! Aslında pazar doğum günü olsa da cumartesi sabahından başladım kızın başında dikilmeye. Önce elimde minik bir pastayla evine gidip uyandırdım daha sonra gün içinde birkaç kere daha pasta kesmeye zorladım kızı. Birileriyle yeni de tanışsam ya da o an bile tanışıyor olsam "bugün Mine'nin doğum günü" diyerek başkalarına da kutlattım doğum gününü. Aslında işte çok fazla zaman geçirince Mine'yi biraz boşladım hatta doğum günü için anlamlı bir hediye bile bakmadım... Hal böyle olunca da plansız da olsa bütün gününü karşısında geçirerek kendimi biraz affettirme çabasına girdim. Sabah evine çat diye gidince annesi bile şaşırdı diyebilirim kadın aylardır görmüyordu beni neredeyse. Mine işe gidince müdürüyle konuşup sürpriz yapmam da hoş oldu ama en güzeli o hiç sevmediğim sevgilisini arayıp Mine için ateşkes istemem oldu. Mine en çok ikimizin iş birliği içinde olmamıza sevindi. Akşam o işten çıktıktan sonra abim ve arkadaşlarının gittiği yere oturmaya götürdüm biraz şarap ve sohbetten sonra daha gürültülü yerler istediler bu sefer de bütün gece oradan oraya oradan oraya gittik durduk. Önce karaoke bara gittik ama orası pek sarmayınca yakınındaki başka bir yere geçtik. Mine son gittiğimiz yeri hatırlamadığını söylüyor ama ben 4.yerden sonra isyan ettiğimi hatırlıyorum. Plansız olunca hep birikimimden yemem gerekti bir de doğumgünü kızına hiçbir şey ödetmeyince bir onun sevgilisi bir ben bölüştük durduk hesabı. Cebim için oldukça zararlı ama genel olarak bakınca çok eğlenceli bir geceydi. En son "nerede kalacağız biz ya" diyerek birbirimize bakmamız en komiği oldu ama. Tabi kalacağımız yeri Mine'nin asalak sevgilisi buldu ve kesinlikle koltuklarına bile güvenmeyeceğim bir bekar evine götürdü bizi ama o an pek düşünmüyordum durumu diyebilirim. Olayın farkına daha çok sabah vardım ki bilmediğim bir evde lavabo aramak da hiç güzel bir his değildi. Dağınık saçımız ve suyla yarım yamalak çıkan makyajımızı güneş gözlükleriyle kapatmaya çalışırken çıktık evden. Aslında biraz daha kendimize gelene kadar orada kalsak iyi olabilirdi ama abimin arayıp artık eve gelmemi söylemesiyle daha fazla abartmamam gerektiğini hissettim ki zaten her an düşüp bayılacakmış gibi geziniyor olmam da bunun doğru bir karar olduğunu gösterdi. Akşamdan kalma durumu kadar iğrenç bir şey yok şu dünyada! Neyse en azından önümüzdeki 20 temmuza kadar böyle bir gece geçirme imkanım yok zaten.
19 Ağustos 2016 Cuma
Asıl konuyu saptırıyorlar
Şu zamana kadar ilişkilerimdeki tutumumu nasıl çevreme yansıtmışsam kimse beni ciddiye almıyor. Salı gecesi abim Yelda'yla filme gidince Emre'yle yalnız vakit geçirebileceğimiz bir an bulabildik sonunda. Tabi ben karşısında ıkınıp sıkılınca anladı bir şeyler anlatacağımı geldi ikili koltukta girdi dibime sordu derdimi. Az çok biliyordu zaten Serkan'ı yine de anlattım içimde ne varsa. Anıl'dan da biraz bahsedip Serkan'ın durumu nasıl yanlış anladığını, beni aklından çıkardığını artık falan anlattım işte geçen günler boyunca burada yazdığım şeyleri. Azıcık da duygusallaştım anlatırken hatta ama Emre ne dedi? "Sen nereden buluyorsun bu tipleri sürekli" dedi çocuk bana. Başta Serkan'dan bahsediyor sandım çok düzgün biri olduğunu, hayatımda ilk defa böyle biriyle karşılaştığımı söyledim ama o Anıl'dan bahsediyormuş. "Nerede keşi, alkoliği, ipe sapa gelmez, zengin işsizi var buluyorsun Cha!" dedi. Konumuz Anıl mı ya saptırma şimdi konuyu dedim "hayır konumuz Anıl! Alma daha fazla hayatına şunlardan ben sürekli senin başına bir şey geldi diye endişelenecek miyim? Abin hiç mi görmedi o çocuğu neden hala yanında vs vs" saydırdı durdu. Anıl sadece arkadaş, kafa dağıttığım biri ben burada Serkan'ı sevdiğimi söylüyorum sen ne diyorsun diye kızdım ama yok aldırış etmedi. "Senin sevmelerini bilmiyoruz sanki Cha. Çocuk gidince değere binmiştir birkaç güne unutursun" dedi. "Unutmadım ama işte dedim kaç gün geçti hafta geçti unutmadım. Reddettiğim günden beri içimde sızı olarak kaldı sürekli yanımda ama sanki çok uzak. Kafamı bulandırıyor sürekli işime bile odaklanamıyorum" dedim, suratında o kadar şaşkın bir ifade oluştu ki ağzı açık kaldı resmen. "Cha?" dedi, üzgün bir suratla baktım sarıldı sıkı sıkı sonra "döveyim mi?" dedi. Güldüm "dövme, ben zaten dövmekten beter ettim" dedim. "Ona neden ne hissettiğini söylemiyorsun" diye sordu bir posta daha bizden neden olmayacağını düşündüğümü, işle ilgili önceliklerimi ve daha birçok şeyi söyledim. Bendeki gücün onda olmadığını söyledi direkt. İki günde özlemiş beyefendi kendi sevgilisini ondan anlıyormuş beni ama bulunduğu konum düşünülürse kesinlikle benim durumumu anlayamaz. Duygularımı az çok anlasın bir şey söylemese de olur diye düşünüyordum ki öyle de oldu yanımda olduğunu hissetmem nefes alabiliyormuş gibi hissettirdi.
Bugün de Emre öğle aramda ben kafamı kaldıramadan olduğum yerde bir şeyler yemeye çalışırken geldi yanıma. İşi gücü elimde ne varsa bırakıp yapıştım yine boynuna çünkü bu çocuk normalde benim iş adresimi bilmiyor bu demek oluyor ki baya dolanıp yanıma geldi. Birkaç saat sonra evde onu göreceğimi bilsem de işte yanıma gelmesi ayrıca mutlu etti beni. İşi bırakmışken tam bırakıp onunla oturmak için çıktım dışarı ki çocuk bana adam akıllı yemek yedirdi öyle işimin başına geri yolladı. Ayrılırken kimle karşılaştık dersiniz? Tam Emre'ye sarılıp "akşam evde görüşürüz, yemek için beni bekleme ama sen hazırla bir şeyler artık kaç gündür eskisi gibi kullanamaya başladın beni" dedim gidecektim ki karşımda Serkan. O manidar bakışlarıyla "bu sefer de başkası mı" dercesine bakıyor suratıma. Bir yanlış anlaşılmayı daha kalbim kaldırmayacağı için atıldım hemen öne tanıştırdım ikisini ama bu da ters tepti diyebilirim çünkü Serkan'ın "sizi tanıyor gibiyim, Cha özellikle sizden çok bahsediyor, anılarınızdan falan" lafı ve geçen sene Emre'yle birlikte kaldığım zamana atıfta bulunması falan ikisi arasında şimşekler çakmasına neden oldu adeta. Ne yaparsam yapayım bu çocuğun gözündeki düşük profili düzeltemeyeceğim biliyorum ki buna gerek de yok ama çok canımı sıkıyor bu durum.
Akşam eve geldiğim gibi Emre'nin yanıma gelip "o çocuğun boyu kısa, yanında topuklu giydirmez sana başkasını bulalım" diye dalga geçmesi de cabası. Yahu konu Serkan'ın boyu sanki!
Bugün de Emre öğle aramda ben kafamı kaldıramadan olduğum yerde bir şeyler yemeye çalışırken geldi yanıma. İşi gücü elimde ne varsa bırakıp yapıştım yine boynuna çünkü bu çocuk normalde benim iş adresimi bilmiyor bu demek oluyor ki baya dolanıp yanıma geldi. Birkaç saat sonra evde onu göreceğimi bilsem de işte yanıma gelmesi ayrıca mutlu etti beni. İşi bırakmışken tam bırakıp onunla oturmak için çıktım dışarı ki çocuk bana adam akıllı yemek yedirdi öyle işimin başına geri yolladı. Ayrılırken kimle karşılaştık dersiniz? Tam Emre'ye sarılıp "akşam evde görüşürüz, yemek için beni bekleme ama sen hazırla bir şeyler artık kaç gündür eskisi gibi kullanamaya başladın beni" dedim gidecektim ki karşımda Serkan. O manidar bakışlarıyla "bu sefer de başkası mı" dercesine bakıyor suratıma. Bir yanlış anlaşılmayı daha kalbim kaldırmayacağı için atıldım hemen öne tanıştırdım ikisini ama bu da ters tepti diyebilirim çünkü Serkan'ın "sizi tanıyor gibiyim, Cha özellikle sizden çok bahsediyor, anılarınızdan falan" lafı ve geçen sene Emre'yle birlikte kaldığım zamana atıfta bulunması falan ikisi arasında şimşekler çakmasına neden oldu adeta. Ne yaparsam yapayım bu çocuğun gözündeki düşük profili düzeltemeyeceğim biliyorum ki buna gerek de yok ama çok canımı sıkıyor bu durum.
Akşam eve geldiğim gibi Emre'nin yanıma gelip "o çocuğun boyu kısa, yanında topuklu giydirmez sana başkasını bulalım" diye dalga geçmesi de cabası. Yahu konu Serkan'ın boyu sanki!
13 Ağustos 2016 Cumartesi
Sürprizin böylesi
Son zamanların aşık çocuğu Emre İstanbul'a geldi! Hem de şuan sadece ihtimal olsa da benim için olabilecek en muhteşem haberle geldi! Henüz ortada kesin bir şey olmasa da olması ihtimalinin yüksekliği ya da böyle bir fırsatı kendine yarattığı için havalara uçuyorum çünkü İstanbul'da bir iş görüşmesi için burada. Kesinlikle burada yaşamak istemediğini, bu şehrin insanı yuttuğunu, kalabalık ve gürültülü olduğunu söyleyip duruyordu ama iyi bir iş imkanını da es geçemeyeceğini söyledi. Bu iş olmasa bile başka bir iş imkanı daha olabilir ve buraya yerleşebilir demek oluyor bu! Aslında geçtiğimiz haftalarda Defne ve Batu geldiğinde bir şeyler söylemişlerdi bana az çok ama Emre'nin bana yapacağı sürprizin bu şekilde bir şey çıkacağına hayatta inanmazdım. O kadar sevindim ki Emre'yi alıp içime sokasım geliyor hala.
Evde çok garip bir durumdayız şu anda. Annem olmadığı için ben onun odasında, abim benim odamda ve Emre de abimin odasında kalıyor. Yani abim abiliğini yaptı ve kız kardeşinin odasına bir erkeği sokmadı ama sorun değil çünkü sabah kalktığımda onun o şiş gözlerle ve huysuz hallerini aylar sonra tekrar görecek olmak bile beni havalara uçuruyor. Aslında sabaha kadar ayakta tutmak vardı onu ama yol yorgunudur diyip erkenden yatmasına izin verdim biraz önce. İş çıkışı abim yanıma gelip seni götürüyorum, umarım bir plan yapmamışsındır dediğinde beni terminale götürmesini beklemiyordum. Geldiğimizde "yine kim geliyor da annem ikimize onu almamızı söyledi" diye oflayıp puflarken abim ağzını açıp söylemedi kimin geldiğini. Emre'nin otobüsten indiğini görmem ve o daha çantasını sırtına takmadan üstüne atlamamsa ayrı bir olay oldu. Öyle sıkı sarılma görmemiştir Türk halkı öyle söyleyeyim. Emre baktı yolu kapatıyoruz kaldırdı beni ben ona sarılmaya devam ederken kenara çekti beni daha sonra da abim gelip ayırdı zaten. Onlar da kendilerince kafa tokuşturmalı yarım sarılma işlemlerini gerçekleştirince hemen eve döndük. Abimin haberi varmış her şeyden de bana sürpriz olsun demiş beyfendiler. Hayır bilsem yaz falan demez yapardım ağır ağır en sevdiği yemekleri ama durum böyle olunca kaybettiler haklarını. Eve geldiğimizde Emre'nin durumu çok komikti ama. Annemin evde olmadığını bildiği halde gergin hareket etmesi, komşular laf yapacak yine başın ağrıyacak diyerek beni düşünmesi falan... Şuan uyuduğunu bilmesem gider tekrar sarılırdım koca oğlana ama abimin bu duruma kayıtsız kalmayacağına emin olduğum için yapmamam daha iyi olur sanırım. Tamam Emre'yle ne kadar yakın olduğumuzu ve ikisini ayrı görmediğimi biliyor ama kendince sınırları var onun da.
Akşam Emre'ye o minik kız arkadaşıyla aralarının nasıl olduğunu sordum ki kızın adı geçtiği an Emre'nin tavırları bir değişti bir ağırlaştı bizim çocuk resmen kaptırmış kendini. Kızla baya baya sevgililer aslında ama karşılıklı bir kabul etmeme durumları var çünkü "birbirimizi tanıyoruz biz" diyor Emre bey. Tanıması mı kalmış aylardır birlikte yiyip içiyorlar hala birbirimizi tanıyoruz diyorlar gören de sevgili olduklarını söyledikleri an biri çıkıp onları evlendirecek diye korkuyorlar sanır ki Emre'ye kalsa evlenirler gibi. Onun o mutlu hal ve tavırları benim bile içimi kıpır kıpır etti diyebilirim. Emre'nin şuan Serkan'a olan düşüncelerimden haberi yok ama en yakın zamanda anlatmayı planlıyorum. Emre birkaç gün daha burada umuyorum abimin olmadığı bir anda anlatabilirim her şeyi. Aslında abimden saklamamı gerektiren bir durum olmasa da o ikisinin tanışması pek iyi olmamıştı. Bir de şimdi beni üzdüğü şeklinde bir düşünceye kapılırsa abim Serkan'ın vay haline. Çocuk zaten benden iki darbe yedi (biri reddedilme diğeri de Anıl'ı sevgilim sanması) bir de abimin çıkıp "kardeşimin peşini bırakacaksın" şeklinde tripler çekmesin. Her şey bir kenara Emre'yi görünce son zamanlarda onu biraz boşladığımı hissettim hatta onu görünce nasıl özlediğimi ama başka şeylerle uğraştığım için bunu atladığımı görmüş oldum. Kıçı kırık çocuğun teki yüzünden canım dediğim kişiyi es geçmem kendime daha da kızmama neden oldu. Ona ve onu sistemimden atmaya o kadar odaklanmışım ki günlerdir kimseyle görüşmüyormuşum. Anıl'ın iyi bir arkadaş olmadığını düşünüyordum bana yaptırdıkları yüzünden ama asıl Serkan'ın bana isteyerek ya da istemeyerek yaptırdıkları çok daha kötü şeyler. Emre'nin sadece gelmesi bile kendimi sarsmamı sağladı ya gerisini siz düşünün artık.
28 Haziran 2016 Salı
Esmiyor!
Başlığa bakınca sıcaklardan yakınacağımı düşünmüş olabilirsiniz ama hayır o kelimeyi bugün o kadar çok kullandık ki yazmak istedim. İşin aslı kim geldi tahmin edin. Daha doğrusu kimler desem daha doğru çünkü Defne ve Batu geldi haftasonu. Batu resmen mezun olduğu için artık sık sık çıkıp gelebilirlermiş... Bizim kız zaten ona taşındı desek yeri çünkü ne zaman arasam yan yanalar. Hayır Defne'nin annesi Batu'yla birlikteliklerine bir şey demedi tamam ama bu derece yanına nasıl yolluyor hala garip geliyor ki babasının değerlisidir Defne. Neyse, şimdi konu bu değil, benim bitmek bilmeyen "siz hep birbirinizi görün Cha bir başına koca şehirde köle gibi çalışsın" triplerim sağ olsun ikisi kalkıp gelmişler. Ne kadar eksik geldikleri için kızsam da Emre'nin bana bir sürprizi olacakmış ondan laf etmememi söylediler. Tamam dedim sineye çektim şuan meraktan çatlasam da Emre'yi arayıp "sürpriz nedir" diye sormuyorum. Önceki hafta sonları bile dolu olduğum için bu hafta sonunu kendime ayırmış, bütün gün dinlenme sözü vermiştim normalde ama gezmedik yer bırakmadık yine. Durumdan şikayetçi misin yani dersen kesinlikle değilim hele gece Defne'yle ben sarılıp yatınca daha bir eğlendim diyebilirim. Resmen aralarındaki kaynanayım, bazen Batu'nun bazen de Defne'nin kaynanası oluyorum. Aylar geçti biraz geç oldu ama alıştım sanırım ikisine. Birbirlerini gerçekten iyi tanıyan iki kişi oldukları düşünülürse aslında böyle olması çok normal sanırım. Umuyorum hiç bozulmaz araları da şu güzel günlerimize gölge düşmez hiç. Hoş ben şimdiden evlenecekleri gözüyle baktığımı onlara söyledim ama neyse, sanırım Batu beyimiz hayatını düzene sokmadan evlenemeyecekleri konusunda bir konuşma yapmış Defne'yle. Batu bir türlü rahat bırakmadığı için konuşamadık bu konuyla ilgili ama özellikle bu konuda Batu en mantıklısını yapar diye düşünüyorum. Bu arada başlığın esprisi benim dört yılımı geçirdiğim şehrin en sıcak yazı bile İstanbul sıcağının yakınından geçmediği için Batu durup durup "Cha bu ne biçim hava sen burayı mı özleyip gidiyordun sürekli", "esmiyor Cha, esmiyor!", "ben seni görmek için bile gelmem, ben biletini alayın sen bizim yanımıza gel" şeklinde yakınıp durdu. Yani hafta sonu için söylenebilir en bariz şey Batu'nun dilinden "Esmiyor!" denmesi. Sesi kulaklarımda resmen abiciğimin. Bu arada Mine, Defne, Batu, abim ve ben pazar yüzmeye gittik. Sonunda sezonu açtım ki bundan sonra sudan pek çıkmam gibi geliyor. Hoş nerede zaman bulup da gideceğim tekrar o kısım biraz muallakta ama olsun. Suyu bir insan nasıl bu kadar sevebilir aklım almıyor bazen.
14 Haziran 2016 Salı
Kıskandım mı? Kıskandım tabi!
Benim güzel arkadaşlarımın bana nasıl güzel şok geçirtmeyi sevdiklerini siz de az çok biliyor olmalısınız -ki şu yazıyı da örnek olarak gösterebilirim- bununla yetinmeyen benim güzellerimden biri olan Emre beyimiz telefonda bana 55 dakika boyunca bir kızdan bahsetti durdu. Konuşmanın başında aslında ona karşı bir şey hissetmediğini söylese de telefonu kapatırken en sonunda itiraf etti "ben bu kızı baya baya seviyorum" dedi. Emre bir kızı sevdiğini itiraf etti! Emre kesinlikle böyle şeyleri söyleyen biri değildir arkadaşlar. Kızı anlatırkenki hallerinden ondan hoşlandığını anlamıştım zaten tabi ama bunu onun dile getirmesi hayatımın şokları arasına girebilecek büyüklükte! Emre'nin kızı bir anlatışı var sanırsınız vs meleği ama 150 versiyonu. "Küçücük kız sürekli kolumun altında tutmak istiyorum" diyordu düşünün. Telefonda olayı ciddiye almadığım için önce bir "sen onu nasıl gördün o boyla" diyip güldüm daha sonra "sakın onun yanında buna benzer bir şey söyleme morali çok bozuluyor" dedi. Öyle şey söyler miyim ben dalga mı geçiyorsun dedim ama ciddi ciddi tembihledi beni. Beni tembihledi ya kardeşini, böyle bir şey asla yapmayacağını bildiği kardeşini. Ben daha Defne ve Batu'nun önümüzdeki haftalarda 6.aylarını dolduracaklarının bilincine varamamışken Emre'nin saf aşık modlarını aklım hiç almıyor. Herkeste okul biterken bir değişimler, yaşamlarında yeni kişiler falan olurken kendi ot yaşamıma bakıyorum da sanırım sorun bende. Duygular, aşk falan derken iş yerindeki çocuktan bahsettim Emre'ye ve çocuğun bana dediği tek şey "çocukla oynama Cha". Belki o benimle oynuyor ben kafamda döndürüp duruyorum ne malum demek istedim bir an ama çocuk malını biliyor yani, kime anlatıyorum... Bu arada Emre kızla çıkmıyor. Anlattığına göre kız edebiyat öğretmenliği birinci sınıf mı neymiş ve fazla utangaç ve kendisinden küçük olduğu için korkutmak istemiyormuş. Hayvan herif biz tanıştığımızda hiç beni düşünmemişti ama o birkaç günlük kızı korkuturum diye aklı çıkıyor. Kıskanıyor musun yoksa Cha derseniz evet kıskanıyorum. Tam zamanlı ilgisi üstümde olan üç abimle oldukça şımarık bir yaşantım vardı benim ama şimdi Batu'nun gözü Defne'den başkasını görmüyor, çocuk eskiden ailesinin yanına gitmeden önce beni görmeye gelirdi şimdi Defne'ye gidiyor hatta ailesinin yanına gidiyor -sanırım gerçekten önümüzdeki seneye kalmadan bunlar evlenmeye karar verecek, bilmiyorum- ama Cha ne yapıyor diye sorduğu yok. Kıskandığım kişi yine kardeşim dediğim kız ama olsun ilgi bölündü bir kere. O bir kenara Emre'nin sevdiğini söylediği kızı tanımıyorum bile! Sonradan ortaya çıkan kızı tabiki kıskanırım.
Etiketler:
arkadaşlar,
ilişkiler,
kıskançlık,
kişisel post,
paylaşmak
6 Haziran 2016 Pazartesi
Bir geceyi nasıl sabote ederim
Abim liseden mezun olduğunda küçük dayım ona bir iyi bir takım hediye etti ve 2-3 ayda bir boş oldukları bir cuma akşamı illa o takımı giydirip kendi arkadaşlarıyla dışarıya çıkarmaya başladı. Yıllardır o çıktıkları akşam o takım elbiselerle gidip nerede takıldıklarını ne yaptıklarını merak etmişimdir. Geçtiğimiz cuma en sonunda dayanamadım kalktım ben de gittim onun peşinden. Aslında abimin buna kesinlikle izin vermeyeceğini bildiğim için uysal bir şekilde nereye gideceklerini sordum o da yıllardır peşlerine takılmamış olmamın verdiği güvenle söyledi. Tanımadığım kaç tane arkadaşı olabilir ki diyerek aldım giysilerimi ablama gittim orada hazırlandım annem akşam akşam eteğime saçıma laf etmesin diye. Sanırım en son mezuniyete giderken o şekilde giyinip hazırlanmıştım ama neyse. Olay da aslında internetten çok ucuza aldığım ama giyecek yerim olmayan elbise içindi diyebiliriz. Neyse hazırlandım ettim hatta ayakkabılarım yüzünden toplu taşımada haşatım çıkar diye taksiye bindim caddede gideceklerini öğrendiğim yere gittim. İlk önce içeri gidip sağa sola anlamsız şekilde bakındım daha sonra gördüm masalarını kendimden emin bir şekilde sanki her zaman o şekilde görünüyormuş gibi öz güvenle oturdum yanlarına. Benim sarışın abimin önce bir rengi attı daha sonra sinirden kendinden geçti neredeyse. Abimin arkadaşları "Cha kafa kızdır, otursun ne olur" şeklinde söyleyince abim ifademi evde almak için bıraktı beni. Normalde oyunlar, kızlar, dersler vb geneli boş muhabbet eden çocuklar resmen içtikleriyle, giydikleriyle karakter değiştirmiş gibi hareket etmeye başladı bir anda. Bir gece boyunca resmen susup onları gözlemledim, arada muhabbetlerine dahil oldum diyebilirim. Hani tanımasam kendi abimi kesinlikle o demezdim. Yanında normalde içki içmeme laf eden adam gitti bir arkadaşıyla bir şişe şarabı paylaşmama tek bir kelime dahi etmedi. Mezuniyette giydiğim elbiseye bile söylenip durmuştu ama o an o ortamda tek kelime etmedi ki normalde kendi arkadaşları ya da benim arkadaşlarım önünde laf etmekten çekinen biri de değildir... Benim için kesinlikle çok ilginç bir deneyim oldu, sanki hepsi 30larının orta-sonlarına gelmiş hayatlarında bir oturmuşluk var gibiydi. Hoş aralarında vardı zaten öyle tip ama benim abim onlardan biri değil, ben biliyorum hatta o ortamdaki herkes de bunu biliyordu yani. Böyle geceleri tam olarak neden yaptıklarını sordum sen anlamazsın dedi boşver dedi de biraz garip gelmedi desem yalan olur. Ne de olsa olmadıkları biri gibiydi hepsi ve bu pek mantıklı gelmiyor bana. Hatta bunu ona da söylediğimde "her gün böyle olmaya katlanabilir miydim ben sence?" dedi, güldüm çünkü kesinlikle katlanamaz abimde o kadar büyük ciddiyet yok çünkü biliyorum. Gece beni ablama bıraktığında o eve gitmeden hemen önce "merakını giderdin, rahatladın mı" dedi. Pişkin pişkin evet dedim. "Bir daha sakın, ben olsam bile herhangi bir yere böyle geleyim deme" dedi tehdit etti resmen gözleriyle. Taksiden kendimi atıp eve nasıl girdim belli değil. Sabah ablama anlattım önceki akşamı o da biraz kızdı ama abim kadar tepki vermedi tabi. Özel hayata biraz saygı diye vurgu yaptı o kadar ki kabul ediyorum yaptığım ayıptı. Bir daha yapmam zaten işim gücüm yok senede en fazla 4 kere yaptıkları geceyi sabote mi edeceğim yani.
20 Mayıs 2016 Cuma
Az çalışıp çok yorulmak niye
Part time çalıştığım için hem kendime hem çevreme hem de bloga zaman ayırabilmem gerekiyordu değil mi? Peki neden olmuyor? Geçen haftadan beri oradan oraya koşturmaktan, güvenilen kişi olmanın verdiği sorumluluklardan kaynaklı eve gelip kendimi yatağa attığım gibi uyuyorum. Ne bir ders ne bir dışarı çıkma hiçbir şey yapacak zaman bulamıyorum. Müdürüm ve arkadaşlarım yeni hayatıma henüz ayak uyduramadığım için plan yapamadığımı vücudum tempoya alışınca her şeyin daha kolay olacağını söylüyor ama inanasım gelmiyor pek. Esnek çalışma saatleri aslında o kadar kötü saatler değiller ama bir türlü alışamadım. Ortamın iyi olması ve insanların yardım etmesi ne kadar iyi olsa da yoruluyorum arkadaşlar Cha biraz uyumak istiyor. Bunun dışında 23 yıllık hayatımın en düzgün ortamına girdiğimi fark ettim. Herkes korumacı, kötü alışkanlık (alkol, ot vs.) yok denecek kadar az ve küfür etmeleri dışında kötü alışkanlık ve art niyetli insan yok. O aile tipi ortama girdiğimden beri daha düzgün bir insan olduğumu söyleyen arkadaşlarım bile var. Ne yalan söyleyeyim hep pislik bir çevrem varmış da Emre ve Batu koruyormuş sanki beni. Şimdi onlarsız girdiğim ilk ortamda ilk önce saçma sapan bir sevgili yaptım daha sonra sapık taktım peşime ama bu ortamda "kardeşimizsin sen" korumacılığı var. Geçen gün bir arkadaşla şakalaşıyorduk kendi aramızda o gıdıklanıyorum diye benimle oynuyordu derken arkaya kaçıp kendimi saklamıştım o arada abim gelmiş beni görmeye ve ön tarafta ufak çaplı bir tartışma çıkıyordu az kalsın. Ben güle oynaya tekrar öne geçtiğimde Mert bana dönüp "Cha şu çocuğu tanıyor musun? Rahatsız eden biriyse söyle hemen kovalım" dedi bir ağırlık koydu ortaya ben de dönüp bakınca şaşkın şaşkın "abim o benim" dedim gittim atladım üstüne. Herkes şok oldu tabi tepkime o ayrı mesele. Abimle hiçbir benzer fiziksel özelliğimiz olmadığı için o ihtimali vermemiş tabi hiçbir arkadaş. Daha sonra tanıştırdım hepsiyle hatta müdürümüz bir şeyler ikram etti çalışma saatimde oturup sohbet bile ettik biraz. Akşam eve gittiğimde abim o çocuğun benimle ilgilendiğini düşündüğü için kızdığını söyledi. Beni sorunca hemen kim olduğunu neden sorduğunu sormuş biraz kaba bir tavırla öyle olunca benim abiciğim de atar yapmış falan işte. Öyle bir şey olmadığını açıkladım ama pek hoşlanmadı Mert'ten doğal olarak. İlk tanışmaları iyi geçmedi ne de olsa. Neyse dedim önemli bir detay değil zaten abim Mert'ten hoşlansa ne olur hoşlanmasa ne olur dimi ama. Şu ortamın güzelliği bırakılır gibi olsa aslında part time olup bu kadar yorulmak pek mantıklı değil ama bırakılmıyor da haytalar.
6 Şubat 2016 Cumartesi
Yine bir rüya gördüm
Eski bir arkadaşım var adı Aslı olsun, kendisi aslında tam Türk değil Rus melezi ama ailesi ayrıldığından -yani 5 yaşından- beri Türkiye'de yaşadığı için eskiden beri tanışıyoruz. Aslı, Mine ve ben küçüklüğümüzden beri birbirinin dibinden ayrılmayan, birlikte her şeyi yapan bir üçlüydük. Geçmiş zaman kullandım çünkü Aslı üçümüzün de üniversiteye başladığı dönemde şehir dışına çıkan kişi ben olsam da bizden koptu. Bunu yapması beklenen kişi aslında ben olsam da öyle olmadı işte. Araya zaman ve yeni çevreler girdiği için "bize bunu nasıl yaptı" diye triplere girmiyorum hiç çünkü bende de sorun vardı, uğraşsam hala eskisi gibi olurduk. Neyse, konu neden Aslı'dan açıldı derseniz eğer kendisini rüyamda gördüm. Aslında bu rüyanın aynısını ikinci görüşüm olduğu için yazma gereksinimi duydum diyebilirim ama garipti. Aslı'nın yaklaşık 7-8 yaşlarında dünyalar şirini bir köpeği var ve o köpek kaçırılıyordu rüyamda. İşin ilginç kısmı ise ben şans eseri görüyor ve kendime alıyordum onu. Daha sonra da onun evine gidip "Aslı, naber? Köpeğin kayboldu dimi senin ya, bende o merak etme buldum ben onu" diyorum o da "aa öyle mi, iyi iyi sen ona iyi bakarsın ama çok özledim onu getir yakında" diyor sonra Aslı'nın annesi geliyor ve yabancı yemekler bize yedirip yolluyor. Daha sonra ben köpeği sahibine götürmek için niyetleniyorum ama köpek ortadan kaybolunca "eyvah, daha dün kıza benim yanımda güvende dedim, şimdi ne yapıcam" yakınıyorum. Tekrar kızın evine gidiyorum, evde kimse yok diye pencereden giriyorum ve köpek orada! Beni görünce üstüme atlıyor, yalıyor, seviyor falan baya bi oynaşıyoruz işte. Aslı da tam bizim o halimiz üstüne eve geliyor köpeği getirdiğim için boynuma sarılıp teşekkür ediyor. İlk gördüğümde hiç dikkate almamıştım aslında ama ikinci kez görünce kendime sormaya başladım "4 yıldır görmediğin kızı neden farklı zamanlarda aynı rüyayla görüyorum? Bu rüyanın anlamı ne?" bir fikri olan var mı bununla ilgili? Hayır cidden merak etmeye başladım bu ne anlama geliyor diye.
Dipnot: Gözümü açar açmaz post girmek nedir ya? Daha uyanamamışım bir şeyler yazma derdindeyim. Neden erken kalktığımı bile bilmiyorum hem...
Dipnot: Gözümü açar açmaz post girmek nedir ya? Daha uyanamamışım bir şeyler yazma derdindeyim. Neden erken kalktığımı bile bilmiyorum hem...
31 Ocak 2016 Pazar
Şamar oğlanına döndüm resmen
Dün benim saf kızım Defne'yi arayıp saçma ama küçük bir şakayla kalbini hoplatmak istedim. Neredeyse her dediğimi ciddiye alan, kötü düşünmez bir arkadaşı olunca insanın arada böyle şeyler yapası geliyor tabi. Neyse, akşamüstü evde de tek olmamı fırsat bilerek sesimi ayarladım ve o telefonu açtığı gibi "Defne sana kötü bir haberim var, bu sefer gerçekten bittim" dedim. Telefonun öteki ucundan "hiiğğğ... Cha ne oldu ki?" diyince de "haftalar oldu, çok gecikti ve mide bulantıları, baş dönmeleri... Defne sanırım hamileyim" dedim ve arkadan kocaman bir patırtı koptu "NE DEMEK HAMİLE? KİMDEN?" sesi başta tanımadım ama ağır abim arkadan "Cha bu ne demek oluyor? Ne zaman oldu? Nasıl böyle bir şey yaparsın? ***" beni kesinlikle dinlemeye tenezzül etmeden yoğun küfür içerikli laflarına devam etti. Beni gömdü oraya zaten yanında olsam cidden alırdı ayağının altına belli ama olmayan o adamı da baya bir sağlam laflarıyla öldürdü. Defne "hayatım bir dur dinleyelim kızı hemen başladın bağırmaya" falan dedi sonra Batu'nun sesi kesildi ama bu sefer Defne başladı "nasıl bana önceden söylemezsin böyle bir şey olduğunu" şeklinde kızmaya. Batu olaya komple kafayı taktı Defne ondan gizlememe. Kadın aklı erkek aklı işte. Baktım Batu kalkıp İstanbul'a gelecek aşırı sinirli bu sefer şaka yaptığımı söyledim. Her kızın arasında olur böyle muhabbetler şeklinde Batu'yu sakinleştirmeye çalışıyoruz falan derken o an bana bir şey dank etti. Ben Defne'yi aradım ama Batu yanında... Bu ikisi aynı şehirde yaşamıyor... Bu sefer ben başladım bağırmaya "nasıl bana haber vermezsiniz" bilmem ne diye. Tabi hanım biliyor kıskanacağımı hiç söylemiyor bu yüzden. Aramasam ya da böyle bir şaka yapıp Batu'nun kendini belli etmesini sağlamasam öğrenemeyecektim kesin. Onların bana kızması, benim onlara kızmam ve ikisinin tekrar bana ültimatom vermeleriyle konu kapanmış olsa da Batu durup durup "Cha cidden öyle bir şey yok dimi"leriyle bütün akşam uğraştım. İyi dedim Emre'ye gitmedi bu konuşma yoksa o laftan da anlamaz bacaklarımı kırmaya gelirdi o olmayan adamı da bir yerinden sallandırırdı ya en azından iyi yönünden bakmak lazım. Defne kızımız sevgilisiyle gezsin tozsun hatta gitsin istediği gibi sarılıp uyusun ben de kendi evimde kedime sarılıp boş boş gezineyim. Hayat çok acımasız.
24 Ocak 2016 Pazar
Ama bu bana yapılmazdı
Şu an ne şekilde cümle kurmam lazım ya da nereden yazmaya başlamalıyım bir türlü toparlayamıyorum. Olan olay bende fazla fazla şok etkisi yapınca beynim kaldıramadı durumu pek çünkü. Bodozlama girecek olursam eğer, Batu ve Defne denemeye karar vermişler. Defne telefonda "Cha sana söylemem gereken bir şey var ama nasıl tepki vereceğini bilmediğim için korkuyorum" dedikten sonra daha kendimi hazırlamaya fırsat bulamadan "biz Batu'yla denemeye karar verdik" dedi. E doğal olarak benim tepkim de "neyi deneyeceksiniz?" oldu ama 2 saniye sonra düşen jetonumla telefonda bir sessizlik oldu. Ben kitaplığa boş boş bakıyorum, Defne benden bir tepki bekliyor derken en sonunda "bir şey söyleyemeyecek misin" diye sordu. Benim saf ve güzel kızım daha geçenlerde sevgilisi yüzünden yakınıp ederken bir anda Batu demesi dengemi fena bozdu. Başka biri de değil, Batu dedi ya kız. Batu, ikimizin yıllardır canı olan Batu. Emre'yle birlikte baş belamız olan Batu. Benim sarışın laz çocuğum! Hala inanamıyorum. Beynimi biraz kullanabilmeye başladıktan sonra bu kararı alma noktasına nasıl geldiklerini sordum ve Defne dedi ki "ya aslında hep konuştuğumuz şekilde konuşuyorduk bir süredir ama daha sonra... bilmiyorum işte aklıma girdi, denemek istiyorum". Şimdi kim kimin aklına girdi, kim konuşmaların şeklini değiştirdi anlamış değilim çünkü Batu her zamanki gibi detay vermiyor ve Defne de kendince detay veriyor ama durum onun verdiği detayla anlaşılır bir şey değil. Bir de merak ediyorum bu işin sonu ne olacak? Hayır yani iki uç seçenek var ya evlenir bunlar ya da ayrılıp güzelim dörtlü grubumuzu bozar. Aslında ayrılırlarsa illa düşman olurlar diye bir şey yok ama eskisi gibi olmaz gibi geliyor bana ondan biraz tedirginim. Bir de Defne ayrılığın boşluğuyla mı Batu'yla birlikte ya da Batu ne zamandır aklına Defne'yi düşürdü çok merak ediyorum. Şuan sevindim mi yoksa Defne'nin tedirgin olduğu gibi sinirlendim mi onu bile bilmiyorum! Resmen ayarlarımla oynadılar. Tabi ben en son telefonu "ne yaparsanız yapın ama Emre'yle beni anne babası ayrılınca nereye gideceğini şaşıran çocuklara çevirmeyin yeter" dedim ama bir korku var içimde.
Dipnot: Yahu bunca yıl savunduğum "kız erkek arkadaş olabilir" lafını bana mı yedirmeye çalışıyor bu ikisi nasıl oldu bu olay ya? Bir süre kendi kendime "nasıl ya" demeye devam edecekmişim gibi görünüyor. Sizce de çok anlamsız değil mi ama bu durum?
Dipnot: Yahu bunca yıl savunduğum "kız erkek arkadaş olabilir" lafını bana mı yedirmeye çalışıyor bu ikisi nasıl oldu bu olay ya? Bir süre kendi kendime "nasıl ya" demeye devam edecekmişim gibi görünüyor. Sizce de çok anlamsız değil mi ama bu durum?
28 Aralık 2015 Pazartesi
Böyle dayanamazlar işte!
Bir önceki yazımda Batu'nun benimle konuşmadığını yazmıştım ya hani, o konuşmama günlerce devam edince aldım sırt çantamı anneme arkadaşım evleniyor bahanesini kullanarak kalktık gittim. Daha önce o düğünün yolunu yaptığım için izin kısmında bir sıkıntı yaşamamış olsam da ara tatilde tekrar gitmek için bahanemin kalmamış olması içimi biraz burktu diyebilirim. Neyse, Batu'nun benimle konuşmuyor olması benim için çok çok daha büyük bir sorundu.
Yıllarımı geçirdiğim şehre hiç kimseye haber vermeden gittim, yetmedi Batu'nun evinin yolunu tutup o evde olmadığı halde onu saatlerce bekleyip o uzatmaları oynayan konuşmamızı gerçekleştirdik. Batu'nun ev arkadaşlarından biri evde olmasa baya baya kapıda kalacaktım tabi o ayrı mesele. Neyse, Batu beni görünce şaşırsa da pek aldırış etmedi geldiğim için ve laf sokmalara tam gaz devam etti. O kadar çok şey söyledi ki bir çoğu artık aklımda değil bile ama en son beni ağlatmasına iki kelime kalmıştı ki baktı benim gözler dolu dolu oldu, dudaklar aşağı sarkmamak için direniyor falan o da saldı yelkenleri suya, affetti. Tabi konu burada kapanmadı o ayrı. Mesela sonradan bir de Emre'yi çağırdı Batu ve Emre eve girer girmez hiç şaşırmadan "Batu sana cevap vermeyince ikinci gün kalkar gelirsin demiştim geç kaldın" dedi. Adam malını biliyor tabi demek geldi içimden ama doğru, hemen o gece bile gelebilirdim ama imkanlar ona el vermedi. Telefondaki kızma ve bağırmaların yanında bir de yüzüme karşı azarımı güzelce işittikten sonra -bu arada olaya kulak misafiri(?) olan Batu'nun ev arkadaşı da yorum yapmaktan eksik kalmadı ve o da gömdü beni birkaç kere- ben neler olduğunu sorar gibi oldum ve konuyu kapattılar. Aralarında ne oldu ne geçti hiçbir fikrim yok ama umurumda olduğu da söylenemez pek, ne hali varsa görsün. Bir daha da sorma gibi bir düşüncem de yok hem madem çocuklar söylemek istemiyor o zaman ben de sorup tekrar aramıza soğuk buzları koymam.
Bu arada ağır abilerim beni evden kovdu! Sonbaharda Emre'yle aynı evde yalnız kalmamışım gibi bir muamele görüp "bu kadar erkekle aynı evde kalamazsın" denilerek Batu'nun ev arkadaşlarından birinin sevgilisinin evinde koltukta yatıyorum. Oysa tanımadığım bir kızın evinin koltuğundansa Emre ya da Batu'nun evinin koltuğunda yatmayı tercih ederdim ne yalan söyleyeyim. O bir kenara hiç rahat değilim burada, kızların stresleri, konuşma şekilleri, bana göre garip yaşam şekilleri falan kendimi sorgulamama neden oldu diyebilirim. Oysa abilerim beni koltuklarında kabul etselerdi ne güzel olurdu.
20 Aralık 2015 Pazar
Anca alt üst etsin her şeyi, başka bir işlevi yok zaten!
Aslında her şey çok hızlı oldu. Ne mi oldu? Ali yazdı ve ben de bunu Mine'ye söyledim. Bölümden arkadaşlar dışında o gün olan olayı da ben sadece Mine'ye anlatabilmiştim çünkü sinirliyken konuşacak biri gerekiyordu ama çocuklar bunu öğrenirse ortalık fazlasıyla karışırdı. Neyse olayın üzerinden aylar geçti zaten artık öğrenmeseler de olur diyordum güzel güzel ama Ali'nin yazdığını Mine'ye söyleyince ve Mine de o sinirle Defne'ye bunu anlatınca önceki olayını bilmeyen Defne Mine'ye her şeyi en başından anlattırmış derken tabi Defne yeni bir şey öğrenince durur mu? Hemen bizim çocuklara ötmüş o da. Abim sıfatlı iki canın bunu öğrendiğindeki tepkisi de tahmin edersiniz ki olabilecek en uç seviyede oldu. Önce biri aradı sonra öteki ama nasıl azar işittim belli değil. En son Batu'ya kesinlikle istemeden "karışmayın hayatıma ne bok yersem yerim" şeklinde isyan edince telefon suratıma kapandı. Arıyorum ama açmıyor da üzülüyorum o böyle yaptıkça yazıyorum sürekli ama bir geri dönüş aldığım söylenemez tabi. Hayır niye bu kadar karışıyorsam onlara! Döveceklerse şu çocuğu dövsünler ne hakla, hangi yüzle bana mesaj atabiliyor hala aklım almıyor. Yazdığı şey de yılbaşında buraya geleceği ve buluşma ihtimalimizin olup olmadığı. Neymiş bana bir özür borçluymuş bilmem ne. Özür borçlu evet ama 6 ay geçti neredeyse olayın üzerinden ve şimdi mi fark etti beni düşürdüğü konumu? Ben çocuğun adını duymaya dayanamazken bir de onunla buluşabileceğimi nasıl düşünebiliyor bu ya? Bir de kesinlikle değmeyecek birine olan sinirim yüzünden Batu'yu kırmış olmam iyice sinirlerimi bozuyor! Emre de yarım bir tavır halinde. Kısaca ortalık karıştı hem de kesinlikle değmeyecek biri yüzünden. Bu çocuk durup durup benim hayatımı karıştırmak zorunda mı? Mine ve Defne'ye de ayrı olarak ben tavırlıyım tabi. Hadi Mine gitti Defne'ye anlattı her şeyi diyelim Defne ne diye olay çıkacağını bildiği halde çocuklara bunu her detayıyla anlatıyor ki? Olayın hangi açısından bakılırsa bakılsın anlatılmaması gereken bir şey olduğu belli. Hayır öğrenmelerini istesem ben zaten zamanında anlatırdım dimi ama! Çocukları sinirden delirtsem de böyle olmamıştı aramız hiç ve şuan cidden "öyle demek istemedim" diyerek kendimi affettirene kadar sarılmak istiyorum ikisine de. Ali'nin mesajı okuduğum gibi silsem de sanki hala orada duruyormuş gibi tekrar tekrar silme isteği var içimde. Bir de hayırlı uğurlu olsun ilk defa bir numarayı engelledim, umarım cevap vermiyor olmam onun için yeterli bir cevap olmuştur.
Etiketler:
ah erkekler,
arkadaşlar,
kişisel post,
sinir,
sinirlendim
15 Aralık 2015 Salı
O lafı ilk kim dedi bir bulsam!
Bugün yine eski arkadaşlarımdan biriyle gezip ettim daha sonra onun sevgilisi ve bir arkadaşıyla buluştuk ve onlarla oturmaya başladık. Çocuğu bana ayarlama gibi bir durum olmadığını söylemişti arkadaşım ben de onun bu lafına güvenerek rahat rahat takıldım. Konu nasıl bir anda burçlara geldi anlamasam bile bu arkadaş burçlar hakkında yorum yapmaya başladı kendince. Erkekler bu tür şeylere ilgili olmadığı için ben de ister istemez ilgilenmeye başladım çocukla derken bana burcumu sordu. Doğum tarihimi söyledim bilecek mi burcumu diye düşünürken gerçekten terazi olduğumu söyledi. Tabi gözümdeki coolluğu bir anda "terazisin demek ki dengesizsin sen biraz" demesiyle yıkıldı gitti. Neden öyle düşündüğünü sorunca da "terazi dengeyi temsil ediyor ama teraziler dengesiz oluyor, bir ara bulamıyorlar" gibi bir şey dedi. Tam o anda arkadan bir "daaatttt!" sesi gelmesini istedim diyebilirim çünkü terazi burcu dengeyi değil adaleti simgelediği için sembolü terazi! Kim ortaya atmışsa bir "teraziler dengesizdir" diye bulup dövmek istiyorum o kişiyi. Hayır yani dengesizlik kişinin karakteriyle alakalı bir şey sırf burca bakarak bir kişinin öyle olup olmadığını ortaya atmak neden yani? Bir de bunu yapan çocuk 24 yaşında düşünün. Muhtemelen kızları tavlamak için öğrendiği 3-4 cümleyle bugün battı benim gözümde.
Etiketler:
arkadaşlar,
eski arkadaş,
kişisel post,
sinir,
sinirlendim,
terazi
1 Eylül 2015 Salı
Hüzünlü dönüş yolu
Ben hayatımda böyle ağladığımı hatırlamıyorum. Emre de Batu da haftalık izinlerini ikidir benim için kullanıp normalde dinlenemediklerinden yakındıkları günlerini benim için harcadılar. İstanbul'da gördüklerimin yanında küçük bir oyun alanı gibi görünen bir lunapark var okuduğum şehirde ve son günümü orada geçirdik. Normalde hep "ya burası çok küçük", "siz gelin ben sizi daha iyilerine götürücem", "burada yeterince alet yok" diyerek dünyanın en çekilmez ve şımarık arkadaşı oluyordum ama son günüm olduğu için dün o ufacık ve yavaş gondolda bile çılgınlar gibi eğlendim. Kahkahalar attım, yanımda iki erkek olmasına rağmen başkalarıyla ilgilendim, oturduğumuz yerlerde her zamanki adisyon kavgasını ettim derken hayatımın sayılı en güzel günlerinden birini yaşadım. Akşam eve döndüğümüzde dışarıdan aldığımız pizzalarla kurulduk koltuğa film izlemeye başladık. Bir tarafımda Emre bir tarafımda Batu olunca kafamı koyacak hazırda iki omuz olmuş oldu bir o tarafa döndüm bir diğer tarafa. Hoş ben böyle kendimi beşikteymiş gibi sallayınca uyudum kaldım filmin sonunu göremedim o ayrı. Ama izlediğim kısmıyla Transcendencei öneririm. Sonu hakkında bir fikrim yok ama batırdılarsa orada benden bilmeyin. Neyse ben uyuyup kalınca öküzce dürtülerek uyandırıldım sonra biraz zor uyudum ama o az biraz sohbet o kadar güzeldi ki yatağa girdiğim gibi "dönmek istemiyorum ben" iç çekişleriyle ağlamaya başladım. Sabah da şiş gözlerimi gören çocuklar önce bi şaşırdılar sonra sarılma evresi derken ben yine ağladım iç çeke çeke. Hayır yani biliyorum çünkü ikisi de İstanbul'a gelmez, Emre ya Edirne'ye ya da Sivas'a gider Batu da Rize'ye döner ki ben bir daha ne zaman görürüm bu çocukları. Ki belli yani Batu ilk dönem mezun olabileceğini söyledi Emre de bu sene artık kesin bitirir ve dönerler. Yakın yerlerde de değiller günü birlik ya da 2-3 günlük gelseler falan. En iyi ihtimalle senede 2 kere görürüm o da şanslıysam. Zamanla da koparız zaten ister istemez ama istemiyorum öyle bir şey olmasını. Gittim geldim sarıldım ev içinde çocuklarla çıkana kadar. Onlar işlerine ben de otogara gidene kadar da zor tuttum yine ağlamamak için. Otobüste biraz kötü olur gibi oldum ama sakinleştirdim kendimi sonradan. Hiçbir ayrılık böyle içimi ezmemişti daha önce, keşke tekrar aynı şehirde yaşama gibi bir imkanımız olsaydı ama hayal dünyasında yaşamanın bir alemi yok.
30 Ağustos 2015 Pazar
Sen beni artık alırsın da ben seni alır mıyım acaba
Dün Emre'ye yemek sözü verince sabah ilk işim internetten malzeme listesine bakıp alışverişe çıkmak oldu. Yemeği yapmak o kadar uzun sürmez kafasıyla evi bir silip süpüreyim dedim önce, sonra baktım böyle olmuyor her yeri sildim süpürdüm hatta çamaşırları yıkayıp astım bile. Uzun zaman olmuştu bu şekilde boş bir evi kimse karışıp etmeden temizlediğim. Diğer çocukların odasını sadece havalandırıp süpürsem de Emre'nin odasını baya elden geçirdim ve şunu söyleyebilirim ki Batu ne kadar her şeyiyle topluysa da Emre gizli dağınık biri! Çocuğun odasında sağda solda bir şey bulamazsın ama dolabı korkunç. Hayır yani kirli sepeti var bu çocuğun odasında o niye hala ısrarla dolabının bir köşesinde biriktiriyor çıkardığı giysileri anlamış değilim. Neyse özeline fazla girmeden hallettim en azından o işi.
Akşamüstü bütün evi bitirip yemeğe başladım ve şunu söyleyebilirim karnıyarık kolay bir yemekmiş... Yani en azından benim kafamda büyüttüğüm kadar değilmiş. Yemeğin ilk aşamasındaki salça, soğan, kıyma karışımını kavurma olayı öldürdü ama beni. O nasıl ağır bir kokudur öyle! Tavayı 2-3 karıştırıyorum sonra mutfaktan çıkıp temiz hava alıyorum derken öğürmekten bir hal oldum. Umuyorum Batu'yla o özlediklerini söyledikleri rakı balığı ben varken yapmazlar ya da en azından balığı ben yapmam yoksa düşünemiyorum bile ne hale geleceğimi. Hoş Batu varken ben balığa dokunmam ama olsun korkularım arasında bu da var, yok değil. İnternetten karnıyarığın yanına neler yapabileceğime bakıp şehriyeli pilav ve cacık konbinasyonunu da yapıp "yeteerrr! Bittim ben, halim kalmadı" diye yakınmalara geçtim hemen tabi. Sonra Batu'ya da çıkar çıkmaz Emre'ye gelmesini söylediğim bir mesaj atıp kendimi insana çevirdim.
Emre eve girer girmez "anne evi kokuyor burası, kız sen ne yaptın böyle" diyerek egomu çok güzel bir kıvama getirdi. Daha sonra zaten oturduk Batu'nun gelmesini bekledik. O da geldikten sonra önce güzel güzel övgüler sıraladılar daha sonra başıma Gordon Ramsay kesildiler! Yok tuzu azmış yok pilav diriymiş yok cacık çok sıvıymış falan filan. Karnıyarığın tadına bakamadığım için tuz ayarını yapamamış olmam doğal bence ama çok tuzlu olmasından iyidir az tuzlu olması... Pilavsa... Ben asla pilav yapmayı beceremedim. Denedim ama olmadı bir de Emre'nin pirinci yerli pirinç su çek çek yine de pişmedi onda benim suçum yok. Cacığı zaten kendime yaptım ve öyle seviyorum diye sıvı yani eleştiri aldım ama hiçbirine karşı cevap vermeden yemeğime döndüm. Bence oldukça başarılı ve verimli bir gündü benim için.
Sofrada Emre "tamam olmuşsun sen, alırım ben seni merak etme" dedi hemen arkasından da "hadi yine iyisin evde kalmadın" demeyi de eksik etmedi tabi canım benim. Batu da arka çıktı hatta "al al bak eli iyi iş görüyor mis gibi olmuş ev" diyerek. Cha'ya soran yok tabi Emre beni alıyor da ben onu almayı kabul ediyor muyum diye. Cha kim ki ona sorulsun dimi?
29 Ağustos 2015 Cumartesi
Evli çiftlerden halliceyiz
Emre'nin dün akşam anahtarı olduğu halde kapıyı bana açtırmasıyla ilginç bir diyalog başladı aramızda. İşten eve dönerken istediğim bir şey olup olmadığını sormuştu ben de patlatmalık mısır ve içecek bir şeyler istedim falan neyse, kapıyı çaldı geldiğinde. Telefon ve kapı çaldığında yerinden pek kıpırdayan biri olmasam da kapı 2 kere çalınınca oflaya poflaya kalktım açtım. Emre'yi karşımda görünce de doğal olarak çemkirdim "anahtarın var niye açmıyorsun sen" diye. Tabi beyimiz durur mu cevap verdi hemen "isteklerini aldım elim kolum dolu nasıl açayım" diye. Gören de dünyayı aldırdım sanacak ya neyse işte dün bu olduktan sonra odalara çekilene kadar normal sohbet muhabbet gittik ikimiz de. Bugün de öğlen işe gideceği için o fazladan uyudu ben de kahvaltı hazırladım, uyandırdım, işe yolladım derken akşam yine kapıyı bana açtırdı üstüne de "sen varken anahtara ne gerek var güzelim" diyerek yanağımdan makas alıp kuruldu koltuğa. "İyice evli çifte döndük farkındasın dimi" diyince bu sefer de "yok almam ben seni, kaç gündür aç geliyorum bi tabak koymadın önüme" dedi. Oysa genelde 10.30-11 gibi geldiği için akşam yemeği yemediğini kendisi taaa ne zaman söylemişti. Önüne yapıp koyanı olmadığından yemiyormuş beyfendi. Huyuna gideyim aç kalmasın diye ne yapayım diye sordum odalara geçmeden önce ve çocuğun gözleri parladı yemek yapacağımı duyunca. Defne'nin yemeklerini daha çok sevdiğini biliyorum tabi de ben de o kadar kötü değilim yani... Ev yemeğiyse ev yemeği ki onun da istediği bu sadece anladığım kadarıyla. Şu çocuğa bir sevgili bulabilseydik düzgün en azından gözüm arkada kalmazdı ama kendi halledecek artık. Bu arada başta "ya işte istediğin bir şeyi yap" falan dese de sonradan karnıyarık istedi. İlk söylediğinde bi bön bön baktım suratına sonra bozuntuya vermeden tamam dedim yaparım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama çok zor olmadığını düşünüyorum. Tek sorun kıyma kokusu olacak ki en büyük sorunum da o zaten. Hayır yani tamam yarın 7 gibi gelecek eve de bu sıcak havada ağır yemek mi yenir ya nasıl bir mide var bu çocukta anlamış değilim. Neyse artık bakalım nasıl bir sanat eseri çıkaracağım beyime.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















