6 Mart 2015 Cuma

Bugünden biraz

Bugün sanki birkaç gün önce kar yağmamış gibi kuşların cıvıltılarıyla uyandım. Önce bir kendimi yokladım bugün derse gidebilir miyim diye sonra baktım ki hiçbir şeyim yok şu saatten sonra anca kendimi kandırıp derse gitmemezlik yapabilirim. Neyse, hazırlandım çıktım evden sabahın kör bir saatinde. Okulun başından beri her sabah derse giderken durakta karşılaştığım ve ayaküstü sohbet etmekten oldukça zevk aldığım teyzeyle uzun zaman sonra tekrar karşılaşınca selam verdim. Hoş sohbet iyi güzel giderken bana ev arkadaşımın ne yaptığını onu görmediğini söyledi ben de dedim ayırdık biz evleri. Kadının bir oh çekişi var karşısında ben şok geçirir vaziyette kaldım. Ben öyle boş bakınca suratına "kaç yaşıma geldim tanıyorum artık insanların suratına bakıp. O kızla senin aynı evi geçtim benzer çevrelerde olmanız bile saçmaydı. Neydi o öyle dikkat geçmek güzel görünmek için giydiği giysiler, samimiyetsiz muhabbetler falan. Belliydi zaten ne mal olduğu, iyi iyi kurtulmuşsun" dedi ve ben sadece "öylesi daha uygundu" dedim kaldım. Ben aynı evde olmasak asla anlamazdım nasıl biri olduğunu ama teyze sabahları birkaç kere durakta karşılaşmayla anlamış. Kendimi biraz saf-salak hissetmedim değil hani... Ben kendi iç çatışmamdayken teyze konuşmaya devam etti. "Benim kızım da üniversiteyi şehir dışında okudu. 3 kere ev arkadaşı değiştirdi, olmayınca olmuyor tabi. Sen de zorlama olsun diye bak benim kız en sonunda erkek arkadaşı ve onun arkadaşlarından biriyle eve çıktı rahat etti" dedi ben bir şok daha yaşadım ve o teyzenin kızını fena halde kıskandım! Ben anneme sevgili demeyi geçtim "erkek" arkadaşlarımdan biriyle eve çıkacağımı söylesem sanırım kalpten gider. Hadi gitmedi diyelim sorguya başlar "o kadar ciddi mi düşünüyorsunuz?", "daha önce sende kaldı mı?", "bir şey geçti mi aranızda? Allahım gitti namus" vb. sorularla beni hayattan soğutur. Oysa duraktaki teyze "bizim kız bakkala gitti" der gibi rahat bir tavırla durakta onca insan içinde bana "sevgilisiyle eve çıktı" dedi. Kadındaki rahatlık karşısında gözümden bir damla yaş gelecekti neredeyse ki otobüs geldi, ben de içimdeki kıskançlıkla okula doğru yol aldım.

Hasta olduğum için kendime daha çok bakma gereksinimi hissettim normale nazaran çünkü normali beyaz olan suratım hastalık yüzünden yeşil-gri arası bir tona bürünmüştü. Saçıma başıma bakınca doğal olarak giyimime de dikkat ettim ama unuttuğum nokta dersine gittiğim hocanın aşırı tutucu orta yaşlı bir adam olması. Derse 3-4 dakika geç kalınca ses çıkarmadan içeri girip yerime geçeyim dedim ki hoca ben daha yerime oturmadan bütün sınıfa "biraz daha az süslenip derse zamanında gelin bundan sonra" dedi ve kınarcasına beni süzdükten sonra derse geri döndü. Sesimi çıkarmadan arkadaşımın arkasına oturup not kağıtlarımı çıkarıp derse odaklandım. Ara verdiğimizde hoca beni yanına çağırıp "dersimde bu tür seviyesi düşük davranışlar görmek istemiyorum" dedi. "hocam ne gibi bir saygısızlığımı gördünüz? 10 dakikaya kadar derse girmemize izin verdiğinizi söylemiştiniz" diye kendimi savununca "surat boya küpü, topuklar tak tak ses çıkarıyor herkes koptu dersten bundan sonra daha dikkatli olun!" dedi ben de "peki hocam" diyerek sinirle arkadaşımın yanına gittim. Sanırım bu dönem kendimi ilk defa hoş hissetmek istediğim için suç işledim(!)

Dersten sonra 6-7 kişi bir yerde kahve içmeye karar verdik. Önce nereye gidelim muhabbeti yaptık da boş yani hep gittiğimiz yer belli. Artık kahve içmeye başka bir yere gitsek sürekli gittiğimiz kafenin sahibine saygısızlık olur hissimiz var. Neyse oturduk, güldük, eğlendik derken bir anda herkes yarın bende toplanmaya karar verdi. Ben ev sahibi olarak "yok olmaz, ev dağınık ben hastayım hiç temizlik yapamam" desem de kimse aldırış etmedi akşamüstü bende toplanmaya karar verdiler. Hayır evde televizyon yok bir şey yok bilgisayarı takıp film izleyelim dicem ama ne yapıcaz o kadar kişi ben de anlamış değilim. 

5 Mart 2015 Perşembe

Hasta olmak

Normalde havaların yavaş yavaş ısınması gerekirken 2015in bize ilk kazığı havaların böyle kötü olması sanırım. Geçtiğimiz seneleri düşününce ben şu anda elimde kahvem ve ders notlarımla aşk yaşıyor, bitirme projem hakkında çalışmalar yapıyor olmalıydım ama tam aksine ben yataktan çıkmadan ne kadar yaşarım rekoruna koşuyorum. Geçtiğimiz günlerde yediğim soğukların acısı su an çok güzel çıkıyor hatta. Baş ağrım gözüme vurup onları sökme isteği doldururken ve beynimi burnumdan yavaş yavaş kaybederken derslere bakmam beklenemez tabi. Kat kat giyinip üzerine bir de bitki çayı deposu yapmama rağmen tık demiyor bu grip.  

2 gün önce annemle konuşup oldukça iyi olduğumu yemeğimi yiyip ilaçlarımın hepsini düzenli aldığımı söylemiştim. Sanırım erken konuşmuşum çünkü söylediklerimin ikisi de yalan oldu gitti. 

Derslere gidemeyince arayan çok oldu tabi. Hoş kimse hasta olduğuma inanmadı evden çıkmaya üşendiğimi falan düşündü ama olsun. En azından 2-3 tane lafıma inanıp bana bakmayı teklif eden vardı. Canlarım benim dedim ettim telefonda ama kimseyi kabul etmedim. Malum şimdi gelir biri yatar yanıma hooopp o da hasta oldu derken kimsenin sağlığını bozmaya gerek yok. 

Hala çok yorgun ve uykulu hissediyorum ama kalkıp bir şeyler yemezsem ölebilirim sanırım. Umarım hemen iyileşirim çünkü derslerin aksaması hiç iyi olmadı benim adıma.

4 Mart 2015 Çarşamba

Tersyüz -Amy Harmon-

Yabancı yayın evine son zamanlarda biraz dalmışken DR'ın sürekli olarak gözüme soktuğu bir kitap kendisi. Amy Harmon Tersyüz'le 18 yaşında genç bir çocuğun 11 Eylül olayıyla hayatının ne şekilde değiştiğini bizim gözümüze sokuyor diyebilirim. 

Tanıtım bülteni;


Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar… 

Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin'i...

~~

11 Eylül olayını gördükten sonra tipik bir Amerikan dramı olacağını düşünmüştüm kitabın ama kesinlikle şunu söylemeliyim Tersyüz'e bayıldım! O kadar güzel bir kitaptı ki hemen bitti hem de bitmesini istemediğim halde... Şiddetle alıp okumanızı tavsiye ediyorum kitabı bilginize.

Kitap ilk olaydan son olaya kadar o kadar güzel ilerliyor ki ya ben kitabı sevdiğim için bir açık bulamadım ya da bir açık yok. Ambrose, her şeyiyle mükemmel bir çocuk olduğu için zamanla kendine bir kaçış arıyor ve kaçış yolu olarak bulduğu şeyin askerlik olması ne kadar doğrudur bilinmez ama o gittiği andan itibaren okuyucu hop oturup hop kalkıyor. Şahsen ben sanki kendi sevgilim askere gitmiş gibi her an bir şey olabilir korkusu yaşadım sürekli. Ki oldu da...
Fern, birçoğumuzun ilkokul ve lise zamanında yaşadığı gibi diş teli ve gözlük sorunu yaşayan kızıl saçlı çıtı pıtı bir kız. Anne ve babasının artık ümitlerinin bittiği noktada varlığını öğrendikleri için herkes tarafından çok sevilen ama "güzellik" sorunu olan biri. Fern lisedeki her kızın olduğu gibi Ambrose'a ilgilisi var ama ben hayatımda Fern gibi güzel seven birini daha görmedim hayatımda. 

Ambrose ve arkadaşlarının askerde yaşadığı trajik olay sonrasında Fern'ün Ambrose'a ulaşmaya ve onu eski haline getirme çabaları, onun var olan bütün fiziksel kusurlarını hiçe sayıp eskisi gibi görmesi sanırım benim göremeyeceğim kadar güzel bir sevgi türü. Ne kadar Ambrose'un Fern'ü yeteri kadar sevmediğini düşünsem de bazı küçük noktalarda onu da haklı görmedim desem yalan olur. İnanılmaz güzel işlenen aşkları Shakespeare soneleri ve Hamlet alıntılarıyla resmen tam olması gereken düzeydeydi. Ne çok sıkıcılardı ne de çok cıvık. Kısaca günümüz edebiyatında görmediğimiz kadar güzeldi ikisinin de birbirine olan tutumu.

Kitapta ne kadar yan karakter olsa da başrolden daha çok ilgimi çeken bir de Bailey vardı. Fern'ün kas distrofisi olan kuzeni kendisi. Aynı zamanda Fern'ün kendini ona yardım etmeye adadığı muhteşem kişilik. Öyle ki Bailey'in yanında Ambrose halt etmiş diyerek onun olduğu sahneleri iple çektiğimi kabul etmeliyim. İnanılmaz güçlü ve cesur bir karaktere sahip Bailey aynı zamanda çok açık sözlü ve hayata olan bakışıyla beni kendine hayran bıraktı.

Kitap yer yer içimi fena ezdi. Dram okuyamam diyen biriyimdir normalde ama okumamak elde mi elimden bırakamadım ki kitabı. Ambrose ve Fern'ün aşkları olsun, Bailey'in patavatsız konuşmaları, Rita'nın yaşadıkları derken son birkaç aydır okuduğum en iyi kitabın Tersyüz olduğunu söyleyebilirim. Hatta sanırım bunu bu yazıda o kadar çok vurguladığım halde  cümleleri çevirip çevirip aynı şeyleri yazasım geliyor. Bakmanızı şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap Tersyüz.

3 Mart 2015 Salı

Dedikodu

Eski ev arkadaşımın arkamdan konuşmaları yavaş yavaş kulağıma gelmeye devam ediyor. Bu konuşmalarda genel olarak benim ne kadar sıkıcı, umursamaz ve soğuk olduğum oluyordu ama bugün bir seviye atladık ve kulağıma aynı zamanda ne kadar orospu olduğum geldi. Öyle ki erkeklerle konuşmalarım, düşüce şeklim ve okuduğum kitaplar ona öyle olduğumu düşündürmüş. -Feminist bir düşünce yapım var ve ortalama bir insanın takılmadığı bir şey benim gözüme çarpabiliyor. Örneğin; Samsung bir reklam panosunda bilgisayarın ince olduğunu vurgulamak için çok zayıf bir kadının belini kullanmıştı ve o bana kadını meta gibi gösterdiklerini, o reklam kampanyasının yanlış olduğunu düşündürmüştü. Ya da Beyaz'ın Candan Erçetin'le olan atışmalarından birinde Nuri Alço'yu kullanıp gazoz ve ilaç muhabbeti yapılması beni sinirlendirmişti. Neyse, bir de bekaret ve namus kavramları benim için boş ve karşımda bir bakir olmadığı sürece benim yanımda o konuyu açıp konuşamaz.- Davranışlarım bu yönde olduğu için okuduğum kitapların da etkisiyle eski ev arkadaşım "o kesin okuduklarını deniyor. Eminim! Zaten bazı hareketleri de belli ediyor" gibi bir şey demiş. Hayatımın en boş bakışlarından birini attım o an sanırım. Bir şeyler yaşayıp yaşamamış olmam onu zerre alakadar etmezken beni bu konuda yargılıyor olması onun hakkındaki düşüncelerimde beni daha bir haklı çıkarttı. Üstelik beni bu şekilde davranışlarımla yargılarken kendisinin benim her şehir dışına çıktığımda erkek arkadaşını eve alması da oldukça ironik. Kendisinin artık kapalı olup fazladan dedikodumu yapması da öyle tabi. Durup durup düşünüyorum ben o kıza nasıl 6 ay boyunca katlandım?  Pek sabırlı olmadığımı düşünürdüm ama hem onunla yaşayabildim hem de arkamdan konuşmalarını duyduğum halde gidip dövmedim. Bence bendeki büyük başarı.

Bana sürekli yeni bir ev arkadaşı bulmam gerektiğini, bu şekilde kendi psikolojimin alt üst olabileceğini ve benzer lafları sürekli söyleyip duruyorlar ama aynı ev içinde tanımadığım biriyle yaşayınca ve kendi düzenimi az çok ona göre değiştirince nasıl daha iyi olacağımı düşünüyorlar anlamıyorum. Kendi açtığım ve eşyalarının tamamını kendim temin ettiğim evime bir başkasını kalıcı olarak almak istememem bence en doğal hakkım. O kız bile gitmeden önce evi sömürmek adına eşyalara zarar vermeye başlamıştı. Sözde benden intikam alacaktı bu şekilde ama amacını elde edemeden çekip gitmek zorunda kaldı. Bir başkası da "aman boşver öğrenci evi zaten" diyerek bir şeyler almaya çalışmıştı benden. E tamam öğrenci evi ama masrafını ben yaptım her şeyini ben aldım onlar nasıl böyle rahat konuşup hareket edebilirler? Hangi yüzle? Hoş o şekilde davrananlar bir daha eve giremediler ama sonuç olarak o muameleyi görmüşken ben neden yine yabancı biriyle aynı evi paylaşayım? Daha sonra her fırsatını bulduğunda hakkımda insanların açıkça görmediği şeyleri başkalarına yaysın diye mi? Yok ben almayayım, böyle daha iyiyim ben.

1 Mart 2015 Pazar

Ve tekrar yalnızlık

Kendi boş ve soğuk evime gelince geçtiğimiz günlerde eve erken dönmek istediğimi söylediğim için kendime kızıyorum. Buranın neresi bana iyi gelecek diye düşündüm de erken döneyim dediysem artık. Neyse, sonuç olarak evimde biraz buruk biraz sorumluluk dolu hislerle oturuyorum anlayacağınız. 

Dün yazdığım yazıda Mehmet'ten nasıl kurtulacağımı bilmediğimi yazıp kendimce panik yapmıştım ama buna hiç gerek kalmadı. Hem Mehmet elimdeki eşyanın azlığı yüzünden hem de "gereksiz para harcamayalım onunla bir yerlere gider bir şeyler içeriz" dememle hemen ikna olup otobüs şirketinin servislerine binmeye ikna oldu. Derken bu sorun çok hızlı ve kolay bir şekilde çözülmüş oldu.
Evime girdiğim andan beri yaptığım tek şey kedim kucağımda kitap okumak. Hoş onunla oldukça zor oluyor bu etkinlik ama o da beni özlemiş olacak ki inmiyor kucağımdan. Gece de muhtemelen üzerimden inmez ama olsun çok özlemişim onu. 

Biraz önce bu sene okuyacağım kitapları bir düzene koydum. Hedefi az tutmaktan yanaydım ama 15 kitap oldu bile şimdiden ki ben zaten şu ana kadar 3 kitap bitirdim bile. İşin sonu nereye gidecek ben merak ediyorum doğrusu. Sanırım yine kitaba verdiğim para yüzünden aç geçen akşamlarım olacak.

Bir türlü dinlenemedim. Geldiği an bir insanın uyku sorunu başlar mı ya? Benim başladı! Şaka maka bu şehir bana sorumluluklarımı hatırlatıyor ki bunlar da bana ağır geldiğinden uykularım kaçıyor. Ne yaparım bilmiyorum ama benim uyku için hızlı ve kesin sonucu olan bir şeye ihtiyacım var gibi.