12 Nisan 2015 Pazar

Böyle yapacaksanız evlenmeyin

Vize haftam başladı herkesin olduğu gibi ve proje sunumu ve teorik bir sürü dersle uğraşmam gerekiyor bir süre için. Kendime yemek yemek için bile düzgün bir zaman bulamadığım şu zaman dilimimde tam dedim cumartesi hem bedenen hem zihinsel olarak çok yoruldum pazar günü yatayım birazcık dinleneyim sonra kalkar çalışmaya devam ederim. Ama sabah gözlerimi gelin alma adı altında saçma sapan bir etkinlik yüzünden açmak zorunda kaldım! Önce davul zurnayla başladılar tamam dedim ben kahvaltı edene kadar kimi alıyorlarsa alsınlar sonra siktir olup giderler ama gitmediler. Saat kaç oldu ne gelinmiş anlamış değilim o evden çıkamadı ve şu gürültü bir türlü bitmedi! Yıllardır oturuyorum şu evde şimdiye kadar sadece milli bayramlarda çocuk sesleri duyar sineye çekerdim başka da bir şey olmazdı ama en önemli senemin en önemli zamanında böyle bir rezillikle karşılaşıyorum. Başkalarının rahatsız olabileceğini düşünmeden bir insan nasıl böyle bir saygısızlık yapar aklım almıyor! Evet, daha önce böyle bir şeyle sadece tesadüf eseri karşılaşmıştım o da oldukça kısa sürmüş ve nereye şikayet edebilirim diye bakınmadan geçip gitmişti. Ne bende ne de ailemle böylesine gürültülü bir kültür olmadığı için seviniyorum. Uykusuzluğun, hastalık arefesinin vb. şeylerin toplandığı şu anda camı açıp küfür etmemek için kendimi zor tutuyorum. E hani nerede benim haklarım? Üst komşuya çıkıp bunun ne olduğunu bilip bilmediğini, devam ederlerse şikayet etmek istediğimi söyledim ve aldığım tepki "en fazla 2 saat sürer komşuyuz şurada sık dişini" oldu. O da rahatsızdı bundan belli oluyordu halinden. Hem o "komşu" bizi takmazken biz neden onu takalım? 

Bir de rezilliklerin bini bir para resmen. Hayır yani caddenin ortasında gümbür gümbür müzik çalmak ayrı bir de bir grup insanın yol ortasında oynaması ayrı dert. Ev içindekileri rahatsız etmeleri bir kenara o yolu kapatmış olmaları, geçmek isteyen arabalara zorluk çıkarmaları ayrı bir dertti. Çocuk sesine bile katlanamayan biri olduğum açık ama şu yaptıkları saygısızlıktan başka bir şey değil. Eğer ki ben bu yazıyı yazarken ses kesilmiş ve gitmiş olmasalardı polisi arayacaktım. Beni düşünmeyen komşuyu ben neden düşüneyim?

7 Nisan 2015 Salı

İlkokula geri döndük resmen

Bu dönem bizim fakültenin kantininde, yemekhanesinde ve avlusunda daha önceden hiç görmediğim ama tarzıyla ilgimi oldukça çeken bir çocuk gördüm. Bu sene okula başladı diyeceğim 89-90'lı gibi bir görüntüsü var ama önceden kesinlikle yoktu bundan eminim!

Dediğim gibi çocuğun tarzı beni ona çekti oldukça ve ben de fırsat buldukça bakıyorum. Biraz da utangaç bir şey olsa gerek tarzının zıttı olarak ben ona yiyecek gibi baktığımda kafasını kaldırıp 2 saniye bana bakmıyor. Tabi ben de bu cesaretle daha çok bakıyorum derken bir başkasına yapsam bunu şimdiden yanıma gelip çıkma teklif etmişti. En azından bir akşam dışarıya çıkmayı teklif ederdi ama bu isimsiz kahramanımda bir tık yok. Neyse, ben artık ister istemez çocuğu incelediğim için yakın çevremden bazı insanlar ufak ufak fark etmeye başladı ben de bakma sebebime bahaneler üretip ilgim yokmuş gibi davranmaya başladım.Bir süre bu şekilde gittikten sonra arkadaşlarımdan biri bizimkiler değil de "saçma" insanların olduğu bir ortamda "oo bak geldi seninki" dedi. Zaten o noktada hatlar koptu diyebilirim. Herkesten bir "oooo" sesleri, "enişte mi? Ne zamandır? Adı ne?" gibi tepkiler gelmeye. Ben de öyle bir şey olmadığını söylemeye kıvranıyorum tabi. Çocukların sesleri artınca çocuğun dikkatini çektik ve tek kaşı havada bir şekilde bakıp yürümeye devam etti. Ama zaten benim onu izlediğimi biliyordu bir de bu olay olunca iyice rezil oldum! Tamam rezillik değil aslında ama ona o kadar baktıktan sonra sesli bir şekilde karşısında dikilmek pek hoş bir durum olmadı gibi. Çocuğa karşı ciddi bir ilgim yok ki olsa zaten giderdim yanına bir şekilde ama tarzını beğendim ve kafamda onun için farklı bir yer oldu. Hani biliyorum çocuğu tanısam kesinlikle kafamdaki gibi olmadığını görüp hayal kırıklığına uğrayacağım ondan uzaktan bakıp kendimce takılıyorum. Tabi bugünkü olaydan sonra bakasım da kaçtı resmen ilkokula geri dönmüşüm gibi hissettim ve bu hiç hoşuma gitmedi. 20-25 yaş arası  insanlar nasıl böylesine çocuk olabiliyor aklım almıyor. 

6 Nisan 2015 Pazartesi

Hafta sonu yorgunluğu

Hafta sonu abim normalde yapmayacağı şekilde yanında bir arkadaşıyla kalmaya geldi. Cuma akşam yorgunluktan tükenmiş bir şekilde karşımda abimi görünce önce bir sevindim ettim ama sonra baya burnumdan geldi arkadaşlar. İlk önce abimin normalde yapmadığı şekilde "abilik" taslamalarıyla uğraştım sonra arkadaşının yavşaklıklarıyla. Zaten neden geldiler neden gittiler bir türlü anlamadım. Önce yeni temizlediğim evimde sere serpe yayıldılar sohbet etmeye başladık sonra erkenden beni yatmaya yollayıp kendileri oturmaya devam ettiler. Yorgun olmasam dediğini yapıp gitmezdim tabi ama 11.30 muydu neydi adeta sızdım kaldım. Sanırım aralarda uyanıp bir şeyler yapmışım, uyku sersemi birileriyle konuşmuşum ama o kısımlar bende kopuk kopuk. Neyse işte, cumartesi sabahı 9da kahvaltı hazırlamak için uyandırıldım, sinirden gözüm seğirdi ama boşverdim çocuğun arkadaşı evde o aç kalmasın hazırladım bir şeyler. Yahu insan hiç mi demez yemeği kız hazırladı bulaşıkları biz yapalım? Abim normalde derdi ama bu sefer demedi! Daha sonra evi duman altı yapmaları, gürültülü kahkahaları, üzerimdekine ne hadlerineyse kızıp değiştirtmeleri (hafta sonu ben pijamayla otururum normalde ama pijamam tayt gibi vücudumu saran kısa şortlardan değil, bol uzun şort-tişört bir takım), yemekleri, döktükleri derken cumartesi akşam abimi odama çekip kızdım bu ne tavırlar haller diye. Arkadaşından güç bulup beni ezmeye çalışması yüzünden ikisini birlikte evden atabilecek kadar sinirlendim çünkü. Pazar sabahı kahvaltıyı falan onlar hazırladı etti daha az üstüme geldiler ama bu sefer de o arkadaş bozuntusunun saçma salak bakışlarına maruz kaldım. Benim sevgili abicim dışarıya çıktığımızda kolunu omzuma dolayıp "benim o" mesajı çevreye vermeye çalışırken yanındaki yavşağı göremedi bir türlü. Hayır bir de bilgisayarımı bir ara ele geçirdiler aklım çıktı blog için kullandığım browserı açacaklar diye. Açsalar çünkü son kapatılan sayfaların hepsi beni açık ederdi hoş olmazdı. Neyse işte tatilimi elimden alan iki erkek yüzünden bugün ölü gibi gezdim ortalıkta. Hala neden buradalardı bir fikrim yok ama sorup bir de "özledim geldim, iyi bir daha gelmem" şeklinde trip çekemem. En azından ben derse gittiğimde ortalığı kendilerince az çok toparlamışlar da onları yolladıktan sonra bir de onunla uğraşmadım. 

3 Nisan 2015 Cuma

Mevsim -Zeynep Işıklar-

Müptela yayınlarından aldığım ilk kitapla karşınızdayım arkadaşlar. Zeynep Işıklar'ın Bal Köpüğü adlı hikayesini beğeniyle okurken Mevsim'i es geçmem doğru olmaz diye düşündüm ki o hikayede de Mevsim'in yan karakteri olan Görkem'in aşk hayatından bahsediyor. -Aslında kitap kapağındaki renklere hayran kaldığım için kolay kandım- Kitabın tanıtım bülteni;

Dört mevsimi yaşatan iki aşk hikayesi...

Bahar kadar umutlu, yaz kadar tutkulu, güz gibi durağan, kış gibi fırtınalı. 

Bir yanda aşklarını itiraf edemeyen Esra ve Kaan'ın, diğer tarafta geçmişin izleriyle savaşmış Mevsim ve Tolga'nın doludizgin aşkları... 

Duygusallığı ve tutkusuyla… Bazen vazgeçmişliği, bazen umudu ile Aşk'ı şaha kaldıran sayfalar arasında kaybolmak için… Her Mevsim Aşk'ı hissetmek için... 

"Sadece onunla olmak, yanından bir an olsun ayrılmamak, suratı düştüğünde onu gülümsetebilmek, ağladığında ona sarılmak... Her zaman güçlü olmak zorunda kaldığı yorucu hayatında bir mola olmak... Bunların hepsi ve daha fazlası ne zaman oldu bilememek... 
Zamanla olan bir şey değildi aşk. 

Belki sevgi öyleydi ama aşk ilk görüşte ruhunu, beynini, kalbini sorgusuz vermekti… O'ydu. Geçmişim berbat olabilir, onu hak etmiyor olabilirim ama onu bırakamayacak kadar da bencilim."

~~

Konumuz aslında kısaca birçok romantik komedide rastladığımız azılı çapkın bir adamın aşık olması, durgunlaşması ve kendini o kadına adamasını anlatıyor.

Mevsim; anne babasını bir kazada kaybetmiş, abisiyle Ankara'da yaşayan ama daha sonra kendi ayakları üzerinde durup mesleğini yapmaya karar verdiği için İstanbul'a giden genç bir kadındır. En yakın arkadaşı Esra'nın kendi çalıştığı şirketin tasarımı olan binalardan birinde kendisine ev bulması sonucunda binanın mimarı aynı zamanda komşusu olan Tolga'yla terasta tanışır ve o noktadan sonra ikisinin de aklı birbirinde kalır.

Karakterlerin birbirini tanıyış süresi, Mevsim'in abisi Kaan'ın kardeşinin iyiliği için yaptıkları hatta Kaan ve Esra'nın aşkı ve ilişkilerin ilerleyiş şekilleri oldukça hoşuma gitti. Wattpadde hala vazgeçmeden hikaye okumaya devam etsem de bölüm içi konuların sürekli "tanışma", "sevişme", "kavga", "sevişme", "sevişme", "sevişme", "kötü olay", "barışma" ve "sevişme" olması kitap alırken beni biraz tedirgin ediyor. Tamam, insan sevişir ama hangi bakire 3 gün önce tanıştığı kişiyle yatar ki? İşte Mevsim'de bu şekilde olay gelişmiyor. Karakterlerin birbirlerine verdikleri değeri yazarımız çok güzel bir şekilde gösteriyor ve gerçekten birbirleri hakkındaki düşünceleri öğrendikten sonra bir şeyler yaşıyorlar ki bu çok hoşuma gitti.

Yazarın dili oldukça sade ve "acaba tam ne demek istedi" şeklinde kafada soru işareti bırakmayan türden. Yazım şekliyle ilgili tek şikayetim anlatım ağzının sürekli değişmesi. Birkaç sayfa Tolga'nın dilinden olayları dinlerken birkaç sayfa sonra Mevsim'den, Kaan'dan ya da Esra'dan olayları dinleyebiliyor olmamız benim pek hoşuma gitmedi ki bu tür şeyleri de sık sık dile getiriyorum zaten. Olayları çok yönlü görmek oldukça güzel olsa da karakterlerin değil yazarın anlatıcı olduğu bir dil çok daha estetik ve tatmin edici olabilirdi.

Bunlar dışında diğer yan karakterlerden olan Cemre ve Tamer çifti az görünseler de arada sıcak aile ortamı ve dostluğu hissettirmeden geçmediler. Kitap içerisinde onların aşkları hakkında üstü kapalı birçok şey görmemiz bir kenara onlar için de ayrı bir hikaye yazıldı mı ona bir bakmam gerekiyor çünkü yazılmış havası sezdirdi yazarımız. He eğer yazılmadıysa bu durum biraz üzücü olabilir tabi o ayrı bir konu.

Mevsim'i kesinlikle okumalısınız şeklinde bir tavsiyede bulunmayacağım çünkü dizi, film ve kitaplarda çok sık karşımıza çıkan bir konusu var ama romantik komedi seviyorum diyenler varsa onlar tabi ki de bakmalı Mevsim'e.


Edit: Biraz geç gördüm ama Cemre ve Tamer'in de kendilerine ait hikayeleri varmış, ilgilenen olursa şuradan ulaşabilir.

1 Nisan 2015 Çarşamba

Ağda partisi

Proje teslim tarihimiz olanca hızıyla yaklaşırken artık arkadaşlarla yardımlaşmalarımız da başladı. Her gece birimizin evinde sabahlarken bugün ders çıkışı kızlara hafta sonu bende olmalarını söyledim. Hem bu şekilde daha rahat olacağımızı aynı zamanda kendimizce kız partisi verebilirdik. Benim komşular su zamana kadar sorun çıkarmayan yalnız kız öğrencilerinden memnun çünkü. Neyse gece izleyeceğimiz filmden yapacağımız (aslında asla yapmayacağımız) şeylere kadar her şey hakkında konuşup eğlenirken alt dönemlerden fırlama bir tip masaya oturup "ağda partisi mi var? Adres ne bensiz kız gecesi olmaz" diye bağıra bağıra konuşmaya başladı. Çocuğu tanımıyor olmamız bir kenara sesini ayarlayamayan ergenin konuşması hem çevreye bizi rezil etti hem de sinirlendirdi. Bir de yüzsüz yüzsüz "e artık etek giymeye başlayın tabi" dediğinde çantamı kafasına atacaktım ama Mine benden önce davranıp kovdu onu yanımızdan. Tabi bizdeki sinir o gidince geçti mi? Tabiki hayır! Ne biçim çocuk yetişiyorlar bir anlaşam.