6 Haziran 2015 Cumartesi

Abarttığım gerçekler...

Şuan belki de aşırı tepki veriyorumdur bilmiyorum ama -aslında biliyorum- Mine'ye gidip onun yüzüne tekrar tekrar aynı endişeleri söyleyemeyeceğim bir gerçek.  Biraz önce bana 1 aydır tanıdığı bir çocukla resmen çıkmaya başladıklarını söylediği bir mesaj yazdı ve bende de o anda itibaren bir önceki yüzünden olan endişeler gün yüzüne çıkmaya başladı. Yeni biri Mine için belki de en iyisi olmasına rağmen birkaç ay önce karşımda eski sevgilisi yüzünden eriyen bir Mine görmek beni parçalamıştı. Çok fazla sevgili deneyimi olan biri değil Mine, liseden sonra insanların dikkatini daha çok çekmeye başlayan hatta kendi güzelliğini görmeye başlayan saf bir kız. Daha sonra üniversiteden arkadaşlarından birinin onu biriyle tanıştırmasıyla belki hayatının en güzel ama aynı zamanda en kötü zamanlarını geçirdi. Onun hayatı hakkında yazmak şuan doğru gelmiyor bana ama kısaca 1 yılı değmeyecek saçma sapan bir çocuk yüzünden heba oldu. Şimdi de "o öyle değil ama" dediği mesajlarla beni ikna etmeye çalışıyor. Nerden bilebilir ki onun da öyle olup olmadığını? Daha ne kadar zamandır tanıyor o çocuğu? Hem daha birkaç hafta önce geldiğinde "megalomanın teki sinirimi bozuyor" demişti bana, şimdi ne değişti? 
Üstü kapalı şekilde tedirginliğimi belli etsem de anlamamazlığa vurduğu bi gerçek. Onun tekrar üzülmemesini istediğimi biliyor ve bana da hak veriyor çünkü ben biriyle flörtleşsem bile anında korumacı bir tavır sergiliyor ama konu kendisi olduğunda "akışına bırakıyorum" diyor. Bıraksa böyle yıpranmaz ben de bu kadar endişelenmem ama bırakmıyor işte, bırakamıyor! Çocuğu daha 1 aydır tanıyor ya 1 ay! Bu süreçte ne kadar görüştüler ki sevgili olmaya karar verdiler anlamıyorum. Ama ilişki konusunda korktuğum bir gerçek çünkü Mine'yi yine aynı yıkılmışlıkta görmeye dayanamam.
Böyle tepki verdiğimi gören/duyan olunca "sanki evleniyorlar amaann" diyor ama boşveremiyorum işte. Evlense de nişanlansa da ya da sadece sevgili bile olsa o kadar yıpranıyor ki elimden bir şey gelmediği için ben parçalanıyorum. Kızlar "iyi işte öncekini tamamen unutacak ne güzel" diyor ama emin değilim işte, tedirginim. Şuan Mine tekrar bana gelsin, kalsın istiyorum. Uzaklaşsın o çocuktan ve şehirden, ben kafasını dağıtayım ve hayatında bir süre daha biri girmeden devam etsin. Bencillikse bencillik yapabileceğim bir şey yok. O nasıl ondan kat ve kat daha güçlü olduğumu bildiği halde benle ilgili endişeleniyor ben de onun için endişeleniyorum işte. Birlikte büyüdüğüm, kan bağımın olmadığı kardeşim gibi olan biri o benim için az mı?


Edit: Fazla yanlış anlaşılan başlık.

Ne tatili ama ya

Seçimler için üniversitelere tatil verildiğini biliyorsunuzdur illa bir şekilde. Bu duruma başka öğrenciler sevindi mi yoksa benim gibi sinirlendi mi bilmiyorum ama benim kafamdan dumanlar çıkıyor. Öncelikle tamam oy kullanmak önemli bir şey bunun bilincindeyim ve sırf bu yüzden taşınırken herkesin yapması gerektiği gibi kaydımı yaşadığım şehre, kaldığım eve aldırdım zamanında ama yine de "oy kullanmaya" evimize gidelim diye verilen tatil ve yazanelerde sürüsüyle öğrenci gördükçe sinirlerim tepeme çıkıyor. Ben sınavlarım bitsin diye çabalarken bir anda bütün sınav takvimi takla attı ve sırf bu yüzden gün içerisinde birkaç sınava girmem gerekecek! Latinceyle ilgili sıkıntılarım zaten devam ederken ve sınav kağıtlarımız hala tek sayfaya düşememişken bir de gün içerisinde birkaç sınava girecek olma düşüncesi bile başımın ağrımasına neden oluyor. "Yehuuu tatil!" diye düşünüp gezmeye gidenler de var tabi bunların içinde ki hepsini bir kaşık suda boğasım geliyor. Tamam bencillik ediyorum şuan kabul ediyorum ne yapabilirim? Tek ders için gireceğimin garanti olduğu bütü de hesaba katınca "mezun olamayacağım" tedirginliği bu tür aksaklıklara sadece sinirlenmemi sağlıyor. Hayır yani o insanlar minimum 2 yıl kalacakları kesin olan şu şehre gelirken neden kayıtlarını taşımıyorlar anlamıyorum. Zaten senenin rahat 8-9 ayını o şehirde geçirecek zırt pırt eve gidebileceklerini mi düşünüyorlardı? Bunu asla anlamayacağım sanırım.

2 Haziran 2015 Salı

Keşke tek gelseydi

Geçtiğimiz hafta mezuniyetim oldu -evet finallerden önce oldu bu durum- ama bir türlü fırsat bulamadığım için yazamadım ve sonra da aklımdan çıktı. Neyse, mezuniyetim oldu! Mezun oldum ama resmen mezun oldum mu belli değil...

Annemi saatler sürecek olan rektör, dekan ve öğrenci konuşmaları sırasında fenalık geçirmemesi için çağırmadım ama abim ve ablamı yanımda olabilirler düşüncesiyle mezuniyetime 5 gün kala ikisine de haber verdim. Ablam o hafta sonu şehir dışında olacağını söyleyip daha önce haber vermediğim için iyi bir kızdı ama abim "ben gelirim abicim merak etme" diyerek kalktı geldi. Geldi ama tek gelmedi... Şu yazıda sevmediğimi sanırım fazlasıyla vurguladığım abimin sevgilisi kendi finalleri biter bitmez soluğu sevgilisinin yanında almış olacak ki o da abimle birlikte benim mezuniyetime geldi. Bir de öyle bir tavırları var ki sanki benim değil onun mezuniyeti! Bir şımarıklıklar, bir istekler susmadı gitti kız geldiği andan itibaren. Bir de sürekli bir cübbenin altına ne giyeceksin sorusu vardı ki çıldırdım. Eteğim kısa olduğu için ısrarla abimin gözünün önünde elbiseyi çıkarmıyordum ortaya çünkü gününde görse sorun olmaz ama önceki gün görürse başka bir şey alma şansını kullanır dışarı çıkarırdı. İşte o kız yüzünden elbisemi gördü abim ve başladı laf etmelere. Daha sonra her zamanki gibi yine benim lafım geçti ama öncesinde gereksiz bir gerginlik yaşandı. Diyorum sus daha sonra gösteririm diye ama yok illa o an görecek. Elbise sorunumuz o gece başladığı gibi bitmişken çıktık akşam dışarıda yemek yiyelim dedik evde bir şey yoktu çünkü. Dışarıda dediysem restoran falan değil ama dominosa gittik yedik derken mezuniyette giyeceğim ayakkabıyı da aldım, ayağım alışsın diye de giydim akşam boyu. Yoruldum ettim ama ayağım alıştı derken -arnavut kaldırımda bile rahat yürüdüm hem de- 5 basamaklı bir merdivende ilk basamağı indiğim gibi kendimi yerde oturur buldum. O noktada pantolonumun yırtıldığına mı yanayım yoksa bacağımın bir çok yerinde görünen çizilme ve morluklarına mı bilemedim ama bir sonraki gün fondöten ve pudrayla yüzümden çok bacaklarıma makyaj yaparken morluklara üzüldüğüm söylenebilir. Kapatıcılar ve ince siyah çorapla sakladım az çok ama hep bir sızı vardı bacaklarımda. Bir de ben kapatmaya çalışırken abimin "o elbise yerine pantolon giyseydin şuan böyle uğraşmayacaktın işte" demesi biraz bu durumdan onu suçlamam gerektiğini hissettirdi ya neyse abimdir diye bir şey demiyorum. Hayır günlük giysem o etek boyunu gam yemeyeceğim ama yok rahatsız oldu beyimiz.

Yorgunluğum, bacağımdaki morlar ve abimin o çok sevdiği sevgilisiyle geçirdiğim mezuniyetimde kıskançlığımı ve zaman zaman ortaya çıkan şımarıklığımı bir kenara koyarsam eğlendim diyebilirim. Belki de milyonlarca fotoğraf çektim/çektirdim ama aralarından çıkarttırıp anneme vereceğim bir tane bile seçemedim. Sanırım eve dönünce açıcam bilgisayarı "seç anne birini" diyip öyle birini ya da bir kaçını çıkartıcam. 

1 Haziran 2015 Pazartesi

Zaaflarımı kullanıyorlar sanırım

Birileri farkında olmadan zaaflarımı kullanıyor bence. Neden mi böyle düşünüyorum? Bugün sınav çıkışı fatura ödemek için ortak ödeme noktasına giderken eskiden kestiğim çocuğu gördüm. Önce görmemiş gibi yapıp gidecektim ama sonra bir baktım kucağında oldukça pis, ağlayan bir yavru kedi var ve gözünü ondan ayırmadan hızlı hızlı yürüyor. Bir anda içimden "nasıl sarmış sarmalamış, kediyi nerden buldu acaba" diye geçirirken bir baktım çocuğun peşinden gidiyorum. Dürttüm omzunu yanına gittim sordum kedinin nesi olduğunu ve onun mu olduğunu derken evinin arka kısmında bulduğunu internetten adresini aldığı yakın veterinere götürdüğünü söyledi. Atladım tabi hemen "olmaz yabancı yere götürme benim gittiğime gidelim hem para alırsa bölüşürüz" dedim hemen arkasından da ister istemez çıkan ince sesimle "ya ne kadar güzel bir şey bu böyle" diye kediyle aramda kalpler oluşturuyorum. Aldım çocuğu gittim veterinere bakıldı neyi var neyi yok diye derken tek sağ ön patisine cam batmış biraz da mikrop aldığı için sarılması gerekiyor. Atladım hemen "bende kalabilir ben bakarım ona" diye ama çocuk "yok ben bakarım hem senden daha boşum" dedi veteriner de "cha, senin şımarık kedin tek gecede mahveder bu yavruyu" dedi. Boynum bükük onda kamasını kabul ettim tabi ne yapayım. Ama içimdeki hayvan sever beynimi ele geçirdiği için bir anda "numaranı versene bir şey olursa veterinere taşımana gerek kalmaz sürekli, ben yardım ederim" dedim o da dünden razıymış gibi saniyesinde söylemeye başladı numarasını. Daha sonra çıktık veterinerden onun evinin yolunda yürümeye başladık derken "çok kokuyor bu ne yapabiliriz" dedi ben de gidelim silelim hemen kabasını o zaten zamanla pırıl pırıl yapar kendini dedim baktım çocuğun evinin önündeyim. Hiç de "cha, ne işin var senin tanımadığın çocukların evinde" demiyorum ama 'gel bir kahve içelim' dese imalı imalı ortada kedi var ya hiç sorgulamam giderim öyle bir haldeyim. Neyse ki en azından çocuk "sen kediyi tut ben bez getireyim, ev müsait değildir şimdi" dedi de eve çıkmadan kapının önünde minik bir muslukla hallettik. Yalnız çocukta toz bezi olabilecek bir şey yoktu sanırım mutfak bezi getirdi onunla sildik kediyi. Umuyorum suyun altında tutup temizlendiğini düşünmez ve mutfakta kullanmaz onları.
Sonuç olarak şu yazımda son derece itici gelmeye başladığını söylediğim çocuk bugün itibariyle gözümde tekrar bir ilah oldu. Tamam hala ilah değil ama o yardım severliği, ilgisi, konuşması derken kapıldım ben biraz. Çocuğun numarasını ben istedim ya... Daha düne kadar kaçıyordum tekrar konuşmak zorunda kalmayalım diye...
Evet fark ettiğiniz üzere ilk zaafım hayvanlar. Genele bakınca herhangi bir hayvan zarar görmüşse ya da acı çekiyorsa -ki bu kedi köpek değil sadece kirpi olur, kertenkele olur, kuş olur hatta baykuş ve karga olmuşluğu bile vardır- yardım ederim ve edene de saygım sonsuzdur.

Bugün karşıma çıkarılan ikinci zaafım ise;
Evet, üzgün erkeklere zaafım var. Acı çekiyorlarsa beni de çekiyorlar yanlarına, hepsini avutma isteği duyuyorum. Bu zaafımla da otobüste eve dönerken karşılaştım. İlk önce sürekli kafası eğik telefonla uğraşan çocuğun burnunun tıkalı olduğunu düşünmüştüm ondan aldırış etmemiştim ama daha sonra bir baktım ki bir kızın instagramına girmiş sürekli bir eskiye bir yeniye bakıp duruyor. Çocuğun suratına baktığımda da gözler kırmızı! Aha dedim ağlamış çocuk hem de bir kız için. Gidip yanına sarılmak mı istemedim ya da sorunun ne olduğunu sormak mı ama gidemedim tabi. Keşke dedim o kadar yırtık bir kız olsaydım da gidip yanına neyi olduğunu sorsaydım! O telefona baktı ben biraz uzağından ona bütün yol böyle geçti gitti. Ama kendimi biliyorum o çocuk da okulda en azından göz aşinalığım olduğu biri olsaydı yanında biter, belki de kendi durağımı kaçırana kadar konuşurdum. 

Hayvan sevgimin getirdiği zaafı kendime açıklayabiliyorum ne de olsa hiçbir canlının zarar görmemesine dayalı bir yaşam felsefem var ama üzgün ya da ağlayan erkek neden sever bir insan mantıklı bir açıklama getiremiyorum kendime. Hayır bir de melankoliden kesinlikle hoşlanmayan biri olarak nasıl oluyor bu hiç mantıklı değil. 

O kafa başka kafa

Tükiye geneli düşünüldüğünde diğer bütün üniversitesiler finalleri bitirirken biz daha yeni başlıyoruz. Sırf bu yüzden rektörün kafasına mezuniyette beni ağlatan ayakkabılarımı fırlatmak istiyorum. Hatta sadece rektör değil bölüm başkanımıza da öteki eşi atmak istiyorum çünkü sınav 5te! O saatte sınav mı olur ya? Saat 4te olmuyor mu en geç derken gittik hocanin yanına "evet, doğru. Saat 5te *** sınavınız var" dedi. Tabi bizde küfürler havada uçuşuyor çünkü sınav takvimi bize o sınavın saat 1de olduğunu söylemişti geçtiğimiz haftalarda. Yani sınav için okula gelmesek öğrenmeyecektik bu durumu. Hayır bilsem sabah 6da gözlerimi açıp tekrar yapmazdım en azından bir 4 saat daha uyurdum! 
Neyse diyorum derin nefes alıyorum su an ama yok uykumdan çalınması kabul edebildiğim bir şey değil. Bir de sınıftan birkaç kız "ay iyi oldu çalışamamıştım" falan dedi iyice sinirlendim. Artık okuldaki son zamanlarım ve son sınavlar olduğu için iyice strese girdim resmen. Artık şu sınavların teki kötü geçse koca bir dönem uzayacak çünkü. Ne iyiydi geçen sene falan en kötü gelecek sene alırım dersi diyip salıyordum falan. Bir de şimdi yumurta kapı misali çalışmadığım kadar çalışıyorum yazık bence bana.