8 Ağustos 2015 Cumartesi

İşte şimdi tatil eğlenceli olmaya başladı

Geçtiğimiz gece Ece'nin canımı sıkmasıyla sabaha kadar uyuyamayıp gün doğumundan 1-2 saat sonra uyumayı başarabildim. Hal böyle olunca da akşama kadar kalkmak bilmedim. Aslında daha uyurum dediğim zaman aralığında -ki bu 3-4 arası- yanımda bir kıpırtı hissettim ama gözümü açıp bakmadığım için ne olduğunu anlamadım. Daha sonra kaşım gözümle oynanması, saçımın ağzıma burnuma sokulması gibi sinir bozucu durumlarla uyandım ve daha önce şu yazımda bahsettiğim küçük kuzenim geldiğini gördüm! Çocukları sevmem dedim hatta hala sevmem ama bu küçük başka bir şey. Canım sıkkınken anlayıp bana kendince öğüt veren ya da sadece sarılıp yanında sessizce duran bir küçük nasıl sevilmez ki? Kedi gibi. Neyse, anneannesiyle gittiği memleketlerinden sonra yazlığa anne ve babasıyla yanımıza gelmesi aslında +4 çocuk ve 2 yetişkin anlamına gelse de bu ufaklık için katlanılabilir bir durum bu. Eve döndüğümden beri görme fırsatı bulamadığım ufaklık gelir gelmez ailesiyle gittiği gördüğü yerlerden bahsetmeye başlayıp bizim de burada gezmemizi istediğini söyledi durdu. Bir şeyler atıştırmak için mutfağa gittiğimde bile annesine "cha'yla gidebilirim dimi? Hem o büyük" demesi güldürüyor beni. Ara sıra annesine gidip "hah! Kızın beni senden daha çok seviyor" demek istesem de susuyorum, görünen köy kılavuz istemez ne de olsa. Normalde çocukların mesuliyetini almayı sevmesem de önümüzdeki hafta doğum günü diye babasıyla konuşmaya karar verdim. Birini alıp diğerlerini almamak olmayacağı için 2 şoför ve arabaya ihtiyacım var tabi o kısım ayrı. Abimle şuan konuşmadım ama şanslıysam yarın o ve benden bir yıl küçük kuzen şoförlük yapmayı kabul eder biz de gezmiş oluruz. Hem böylelikle küçük hanıma hediyesini de kendisine seçtirmiş olurum. 

Gerçekten akıl yaşta değil, baştaymış

Alkol ne zamandan beri her şeyi çözmenin bir yolu oldu merak ediyorum. Uzun zamandır tanıdığım ama yaklaşık 2 yıldır samimi olduğum Ece diye bir arkadaşım var. Kendisi benden ne kadar büyük olsa da hiçbir davranışıyla bunu göstermiyor ve aksine ergenliğine yeni girmiş bir genç kızmış gibi davranıyor. Son zamanlardaki yeni gayesi de içmek. Sürekli ama sürekli içmek hem de. Alkole dayanıklı mı? Hayır kesinlikle değil 3-4 bira sonra davranışları oldukça saçmalıyor ve ne konuşacağını bilmiyor. Hatta bir keresinde tanımadığı bir çocukla aramı yapmaya çalışıp telefon numaramı da verdikten sonra bir süre onunla uğraşmak zorunda kalmıştım. Anlayacağınız çekilir dert gibi değil aslında kendisi. Son zamanlarda sıkıntısı da aslında her evde olan aile sorunları ve arkadaşları. Ben ailesiyle mükemmel geçinen biri değilim ki yazılarımı az çok okuyan biri sürekli bir tartışma halinde olduğumu bilir. Neyse, kimse mükemmel değildir ama o sürekli "ben bu yaşımda bu sorumlulukları almak zorunda mıyım? Ben neden onların problemleriyle uğraşmak zorundayım" diyip duruyor. Ona en başta 26 yaşında bir birey olarak sıkıntılarında annesinin yanında durabileceğini, artık çocuk olmadığını söyledim ama "sen anlamıyorsun beni" lafıyla susturuldum. Bir kere söyleyip anlatamadıktan sonra da anlatmaktan vazgeçtim çünkü her ne söylersem söyleyeyim kendisini haklı görüyor. Şimdi sinirlenmiş olmamdaki sebepse iş yerinden 2-3 kişiyi ikna edip çıkmışlar yine içmeye ve beni arayıp "bak sen yanıma gelmiyorsun ama ben çıkacak birilerini bulabiliyorum" diyor. Bir de üstüne binbir türlü trip atıyor "başkası çağırsa gidersin yanına bana gelmiyorsun" diye. Bu kadar içmesi mi beni bıktırdı yoksa ergenliği mi bilmiyorum ama hiç içimden gelmiyor artık o çağırdığında gitmek. İnsan arkadaşının zor anında yanında olur, tamam ama söylediğim hiçbir şeyi dinlemezken ona nasıl yardım edebilirim ki? İçer, kusar, uyur Cha da arkasını toplar. Sarhoşken sırnaşıp sarılıp "kimse senin kadar yanımda durmuyor, beni yargılamadan yanımda duran tek kişisin" diyor ama benim de sınırlarımı o kadar zorluyor ki çıkıp gitmek istiyorum hayatından. Onunla bunu konuşmayı denedim, "alkol sorunlarını çözmüyor ve sen yaşının gerektirdiği gibi davranmıyorsun" dedim "beni de boğuyorsun son zamanlarda artık kendine gelmen lazım" dedim ama hala aynı şekilde devam ediyor. Bu kızın ne zaman büyüyeceğini büyük bir merakla bekliyorum. İçme alışkanlığını edinmeden önce gayet iyiydik umarım daha fazla çocuklaşmadan büyüdüğünü anlar ve kendini ona göre düzeltmeye başlar çünkü benim onun için yapabileceğim hiçbir şey yok. Anca sarhoşken birinin onu alıp götürmemesine yararım o kadar. Bir de yakınma ve ağlama duvarıyım tabi... Umursamaz bir insan olduğum halde beni yorabiliyorlar ya hayret ediyorum bazı insanlara.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Can sıkıntısı sen nelere kadirsin öyle

Ben bu tatil işini sevmedim. Stajda canım çıkıyordu, sinir krizleriyle ağlıyordum falan ama en azından bir şeylerle uğraştığım için sıkıntılarım üzerine fazla düşünemiyordum. Ama şimdi öyle mi? Hayır! Yatmanın birkaç farklı yolunu her gün uygulamaktan bıktım. Sonra kitaplardan ve çocuklardan da aynı şekilde. Ben zaten çocuk sevmem ki onlar hakkındaki en masum düşüncemi şu karikatürde görünce kahkahalarla gülmüştüm. Neyse, denize daha fazla girmek istemiyorum çünkü abim olmadığı için ve haftada artık en az 8 kere ambulans ve helikopteri sesi duymaya başladığımız için akşam ya da gün doğarken denize izin verilmiyor. Gittiğim normal saatlerde de artık güneş midemi bulandırmaya başladı ki daha fazla yanmak istemiyorum da. Bahçeye daldım son zamanlarda. Her gün 1-2 saat toprakla uğraşıp eve dönüyorum ki yetmiyor o uğraş da bana. İşin en komik bulunan kısmı da her gün öğlen saatlerinde evde klima karşısında farklı renk oje sürüp 5-6 gibi bahçeyle uğraşmaya başlıyorum ki doğal olarak batıyorum tamamen. Olsun diyorum ama kendimi manikür pedikür konusunda geliştirmiş oluyorum. Hem kimsenin de gördüğü yok zaten bütün kişisel bakımım kendime burada. 

Bugün halıya kırmızı oje döktüm ve silmeye çalışırken de biraz batırdım ortalığı. Kimse görmesin diye minik sehpanın bacağını üzerine getirdim ilk kim görür onu bilmiyorum ama fark edilmemesi tek temennim çünkü zaten fazlasıyla hayırsız evladım karşılarında.

Evin erkeklerinin gelmesine yakın Batu aradı hal hatır sormak için. Muslukları açacaktım az kalsın onunla konuşurken çünkü onu bir daha ne zaman görürüm hiç belli değil. Aynı şey Emre için de geçerli ve bu durum aklıma geldikçe içime öküz oturuyor. Çok yakınım dediğim kişi sayısı zaten oldukça azken bir de iki kişiyle aramıza mesafe girmesi beni sadece üzüyor. İstanbul'a gelmezler mi? Gelirler elbet de aynı olmaz sonuçta. Kısaca içim biraz buruk şuan. 
Bu arada benim bir saate yakın telefon konuşmamın ailede herkesin gözüne batması ve farklı söylevlerin çıkması sanırım önümüzdeki haftanın tartışma konusu olacak. Bakalım çok sevgili yengelerim kocalarına ne yumurtlayacak ve onlar da anneme ve bana nasıl yüklenecek...

2 Ağustos 2015 Pazar

Marslı -Andy Weir

Son zamanlarda karşıma sürekli olarak getirilen ama benim "adam yazar değilmiş neden okuyayım ki" dediğim yazar Andy Weir bana inanılmaz bir kapak yapmış Marslı kitabıyla. Tanıtım bültenini verip kitap yorumuna geçmek için sabırsızlandığım nadir anlardan birindeyim şuan.

Tanıtım bülteni;

Goodreads okurlarına göre 2014'Ün En İyİ Bilim kurgu ROMANI! Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

"Çok uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitap. Zeki, eğlenceli ve gerilim dolu. Marslı, bir romandan isteyebileceğiniz her şeye sahip."
-Hugh Howey, Wool serisinin yazarı-

"Sürükleyici… Defoe'nun Robinson Crusoe'su sanki daha zeki biri tarafından yazılmış gibi."
-Larry Niven, Hugo, Nebula ve Locus ödüllü Halka Dünya romanının yazarı-

"Bu kitap tam da benim gibi okuyucuların seveceği türden."
-John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin Hugo ve Locus ödüllü yazarı-

"Andy Weir'in yazdığı Marslı şimdiye kadar okuduğum en iyi bilimsel bilim kurgu romanı. Bu romanı -başka bir kitap hakkında hiç böyle bir şey söylemedim- edebi anlamda da elden bırakmak mümkün değil." 
-Dan Simmons, Hugo ödüllü Hyperion serisinin yazarı-

"Marslı aklımı başımdan aldı!"
-Ernest Cline, Başlat romanının yazarı-

"Aksiyon ve uzay macerasının kusursuz bir karışımı."
-Library Journal-

~~

Aslında tanıtım bülteni kitap için oldukça yetersiz diyebilirim. Tamam önemli okurların kitap üzerindeki yorumları ilgiyi arttırır ama özellikle Marslı gibi bir kitapta içerik hakkında biraz daha bilgi veren birkaç cümle fena olmazdı bence. Neyse tanıtım bülteni önemli değil zaten çünkü okur ilk bölümün birkaç sayfasında bağlanıyor kitaba.

Tanıtım bültenine laf ettikten sonra içerikten biraz bahsetmezsem saçma olur diye düşünüyorum. Mark Watney, Mars'a yollanılan Ares 3 araştırma programının 6 üyesinden biridir. Ares 3 Mars'ta geçirdikleri 6.günde -ki bu sol diye ifade ediliyor kitapta- NASA'nın beklemediği büyüklükte bir kum fırtınasıyla karşı karşıya gelirler ve bundan kaynaklı görevleri iptal edilip Dünya'ya dönme emri alırlar. Bu kum fırtınası sırasında da Ares 3 mürettebatı Mark'ın öldüğünü düşünerek onu Mars'ta bırakır ve Dünya'ya geri dönüş için zorlu bir mücadeleyle Hermes'e geri dönerler. Kitapta tam olarak burada başlıyor, yani Mark'ın elinde yeterli kaynaklar olmadan, Dünya'yla iletişimi yokken hayatta kalma mücadelesi kitabımızın konusu.

Kitabı okumaya başladığımda her ne koşulda olursa olsun Mark'ı Mars'ta bırakmış olmaları beni çok sinirlendirdi. Tabi daha sonra yazarımız Andy NASA'nın böyle bir prosedürü olduğunu, MTA'nın (Marsa Tırmanış Aracı) ağırlık konusundaki hassasiyetini dile getirince durum oldukça mantıklı oldu diyebilirim. Zaten kitapta kusur bulamadım desem yeri. Mark'ın hayatta kalmak için kullandığı botanik bilgileri ve aynı zamanda makine mühendisi olmasının ona verdikleriyle harika işler ortaya koyuyor ve aynı zamanda mürettebatın en laylaylom adamı olmasından kaynaklı kendi durumuyla sürekli eğlenir halde.

Yazı dili daha çok Mark'ın ağzından olduğu için kitap okuru oldukça güldürüyor. "Adam ölümle burun burna nasıl komik olabilir" derseniz de cevap basit. Mark eğer o karakterde bir adam olmasaydı yalnız geçirdiği 2.solda yüksek doz morfin alarak kendini öldürürdü. 

Marslı bilim kurgu severlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Bilim kurgu film ve oyun seven kişilerin de aslında kesinlikle okumaları lazım çünkü her şeyiyle mükemmeldi. Zaten başladım ve güle oynaya kitabın yarısına geldim daha sonra gerilimi tam içimde hissettim ve kitabı sonlandırdım. Kurgu, ilerleyiş, final ve karakterler tam olması gerektiği gibiydi. Figüran yok denecek kadar azdı ki bu benim için çok önemli oluyor kitapta gereksiz isim ya da kafa karışıklığı olmaması bakımından. Herkes yerli yerindeydi anlayacağınız.

Kitabı okuyan ve çok seven arkadaşlarımın söylediği ama benim pek takılmadığım bir nokta, kitabın çok fazla teknik bilgi içermesi. Benim gözüme batmadı bu durum çünkü dediğim gibi kitap aslında Mark'ın Mars'ta geçirdiği zamanı anlatan bir günlük ve neyi ne şekilde yaptığını anlatması oldukça normaldi. Bir ara derste gibi hissetmiş olsam da bu kitabın olması gereken bir kısmı olduğu için benim gözümde problem olmadı.

Kısaca demek istediğim 2 Ekim 2015te kitaptan uyarlama film vizyona girmeden önce herkes kitabı okumalı. Matt Damon'ın Mark Watney olarak oldukça başarılı bir iş çıkaracağından emin olsam da uyarlama filmler her zaman eksik ve boştur bu yüzden kaçırılmaması gereken bir kitap.

Bilgisayarımı çok özlemişim

Geçtiğimiz günlerde bilgisayarım yanımda değildi. Evet, internet olmadığı için bilgisayarımı yanıma alma gereksinimi duymamıştım -çok zekice evet bence de- ama daha sonra "cha, senin akıllı bir telefonun var ve o telefon sahip olduğu interneti başka cihazlara yayabiliyor. Peki sen neden kendini telefonun o minicik ekranına mahkum ettin?" diye kendime sordum ve bir cevap alamayınca abimi arayıp bu hafta sonu yanımıza gelirken bilgisayarımı da getirmesini rica ettim. O da sağolsun ne kadar istemese de (muhtemelen kendi masa üstü bilgisayarını sökmeye üşenip her akşam bilgisayarımı salona bağlayıp film izliyordu) getirdi bana yavrumu. Bilgisayarımı çocuğum gibi sevmem teknik olarak beni bir bağımlı gibi gösterecektir ama işim dahil her şeyim bilgisayara bağlıyken yokluğu çok boş hissettiriyordu.

Abim harici harddiskimin içini doldurduğunu, yazı sıkıcı geçirmeyeceğimi söyledi ama içine neler koydu ne sordum ne de bakma fırsatım oldu. Neler çıkacak biraz tedirgin olsam da abimin o kadar kötü bir film anlayışı olmadığını biliyorum. En azından recep ivedikleri açıp açıp gülen biri değil. Ama yine de neler olduğuna bakmak iyi olabilirdi. 

Yazlıkta bloga girmek aslında benim için çok büyük bir risk çünkü ortalıkta meraklı küçük kuzenler var ve telefonu bile elime aldığımda "ne yapıyorsun" diyerek dibime giriyorlar kaldı ki kocaman ekranı nasıl saklarım bilinmez. En azından internet olmadığı için bilgisayarı almak istemezler, isteseler de bir işlerine yaramaz çünkü oyun yok haha! 
Bilgisayarı vermek diyince aklıma geldi. 2 sene önce bulunduğumuz bölgeyle ilgili bir rapor hazırlarken -ki bu 70 sayfalık bir rapordu- küçüklerden biri raporda kullanacağım tabloların bulunduğu dosyayı silmiş ve 2 günlük emeğimi mahvetmişti. Küçükleri o gün dövmediysem daha hiç kimseye elim kalkmaz diyorum hala.