21 Eylül 2015 Pazartesi

Biraz renklendik

Son zamanlarda o kadar çok sıkılıyorum ve insanlara abuk subuk sarıyorum ki durumumu doğru bir şekilde anlatmanın bir yolu olmadığını düşünüyorum. Cuma günü abimle artık yalnız kalmaktan sıkıldığım için Mine'nin yanına gittim, en azından bir aile ortamı görür kendime çeki düzen veririm diye düşündüm çünkü onun babası sağolsun çok güzel sıraya diziyor bizi. Neyse, ne yapacağını şaşırmış iki insan olarak liseli hallerimize özenip eskiden gittiğimiz yerlere gittik gezdik falan biraz zaman öldürdük. Eskiden müdavimi olup 1-2tlye bileklikler kolyeler satan bijuteriye girelim dedik. Aslında oraya gitmeyi bırakalı 5 yıl kadar oluyor çünkü hitap ettiği yaş aralığı en fazla 12-17 civarı... Bir bakalım neler değişti acaba diyerek ki gördüğümüz tek şey hala aynı yaş aralığına hitap ettiği ama tek farkı kasanın yanındaki saç tebeşirleri oldu. Normalde tebeşir ya da renkli jöle kullanmak yerine direkt boyayan biri olduğum için hiç merak edip almamıştım ama artık profesyonel hayata adım atmaya çalıştığım için saçımı renkten renge sokamıyorum... O tebeşirler de nasıldır ne yapar acaba diyerek her renkten aldık ve hemen eve döndük. İlk önce kuru saça biraz deneyip hep memnun kalmayınca saçımızı iyice nemlendirip her rengi attık kafamıza. Benim saçım koyu renk olduğu için tutması zor oldu ama renklerin hiçbiri sırıtmadı da. Keşke o şekilde renkli kalabilsem (hatta diplerim de öyle gelse keşke ama nerde...) diyorum kendime ama gerçekler acı yani yapacak bir şey yok. Mine normalde doğallığın dışındaki halleri sevmiyor olsa da onun bile çok hoşuna gitti o hali. Bizim lise zamanımızda olsaydı bunlar muhtemelen bokunu çıkarır her haftasonu farklı ya da renkli renkli sokağa çıkardık sanırım. Akşamında o halde sokağa çıkıp liseden beri hep gittiğimiz hatta yerin sahibiyle bile arada oturup bir şeyler içtiğimiz yere gidip oturduk ve rahat 6 yıldır barmanlik yapan arkadaşımız hatta abimiz Serkan bizim masaya doğru gelirken "arkadaşlar kimlikle...Cha? Mine? Ne oldu size?" şeklinde ayakta bir şok yaşadı. O haline katıla katıla gülsek de "lise zamanı bile size kimlik sormazdım şimdiyse halinize bakın. Yakıştı mı yaşınıza başınıza" diye dalga geçti. Rezil olduysak da olduk yani düşündüğüm en son şey bile değil o halim ama akşam yorgun argın eve dönüp kendimizi yatağa attıktan sonra sabah yüzümüzün gözümüzün renk değiştirmesi, yastığın ve çarşafın baş kısmının boyanması Mine'nin annesi ve bize büyük bir şok yaşattı. Aslında düşünmemiz gerekirdi, tebeşir yani tabi bulaşır diye ama boyarken giysi ve ellerimizin batması tamamen aklımızdan çıkarak bir dolu çamaşır çıkardık kadının başına. İşin bir de diğer kötü tarafı saçlarım o kadar kuru ve bakımsız göründü ki besleyici kremlere boğdum kendine gelmesi için. Yani siz de boyamak isterseniz ya yatmadan yastığınıza havlu koyun ya da yatmadan önce suda akıtın gitsin zaten hemen akıp gidiyor. Benim kafamda o kadar çok renk vardı ki sabaha aslında çok bir şey kalmamış olmasına rağmen duşta rengarenk bir suyla karşılaştım. Onunla bile oynadım hatta... Neler oluyor bana ya.

12 Eylül 2015 Cumartesi

Çok basit sanıyor herkes

Hayatının herhangi bir kısmında ev hayvanı olmayan insanlar, ev hayvanı olan insanların onları kaybetme acısını hiçbir şekilde anlayamıyor. Bugün aşı zamanı gelen kedilerimi veterinere götürdüğümde de gördüğüm tam olarak buydu. Ortalama benim yaşlarımda iki çocuk ellerinde üst kapağı açık bir taşıma kutusuyla yavaş yavaş gelip benim de bulunduğum bekleme kısmına geldiler. Yanıma yaklaştıklarında kutuda kıpırdayacak hali olmayan büyük bir kedinin ön patisinde damar yolu açık bir şekilde yattığını gördüm. Çocuklardan biri sürekli kedinin başını okşuyor içli içli nefesini çekiyor ve gözler şiş. Ya ağlamaktan ya da bütün gece uyanık kalmaktan ki bence ikisinden sebep çocuk öyleydi. Yanındakinin de durumu pek iyi değildi çocuğun yani ikisi de fazlasıyla üzgün ve yorgunlardı. O kediyi acil müdahale odasına alıp beni de normal muayene odasına aldıklarında tekniker mi teknisyen mi bilmediğim gence o kedinin nesi olduğunu sordum. Zerre kadar aldırış etmeden "ölmeden önceki son çabalar işte" dedi, sonra da "uyutalım dedik ona da yanaşmadılar, oysa kedi yani her gün gelip yaptıkları masrafa yazık" dedi yüzsüz yüzsüz. "Sizin hiç ev hayvanınız oldu mu?" diye sordum çocuğa kafasını sallayıp "hayır" dedi. Aslında bu konu hakkında hiç affetmem yoktur o çocuğa bağırıp çağırmam gerekiyordu ama nasıl olduysa tuttum kendimi ve "bir hayvan sahiplenip onunla yaşamaya, ona göre hareket etmeye, onu düşünmeye başladıktan ve onu kardeşiniz ya da çocuğunuz gibi görmeye başladıktan sonra sizin dediğiniz kadar kolay olmuyor hiçbir şey" dedim. Ağzının içinde kem küm bir şeyler sayıklayıp veterineri çağırdı. Bu konuda sabrım yok çünkü 10 yaşımda ilk köpeğimi kaybettiğimde de duydum bu "o sadece hayvandı" lafını ilk kedim ortaokulda araba altında kaldığında da. Oysa ben orada "o bir hayvandı" diye değil "o benim kardeşimdi" diye düşünüyorum. İnsan kardeşini kaybedince nasıl mahvoluyorsa yıllarca aynı evi hatta yatağı paylaştığı canlıyı kaybettiğinde de param parça oluyor. 12 yıl geçti üzerinden köpeğimin eşyalarını veremedim hala hiç kimseye ve aradan onca zaman geçmesine rağmen fotoğraflara bakınca hala gözlerim dolar. Şimdi yaklaşık 10 yıldır kedisi olan biriyim ve düşünemiyorum onlardan birini bile kaybetmeyi. Büyük kedim evde olduğu için bir 10 yıl daha bizimle olabilir en fazla bunun farkındayım ama o zamanları şimdiden düşünüp kendimi üzmeye hiç niyetim yok. Hastalandıklarında bile evdeki kimsenin gözüne uyku girmezken ikisinden birinin gitmesi durumunu düşünemiyorum bile.

11 Eylül 2015 Cuma

Ben annemi korkuturken asıl tehlike ablammış

Güvendiğim dağlara karlar yağdı arkadaşlar! Ben anneme "sakın biri varmış muhabbetine girme alırım çantamı giderim, kimse istemez beni" diye tehditler savurup görücü muhabbetlerini annemin daha telefonda "yok bizim kız için daha erken" diye geri savurmasını sağlarken ipleri annemden habersiz ablam ele almış. Hoş, ablamınkiler anneminkiler gibi evlilik bazlı olmasa da isteğim dışı olan şeyler hoşuma gitmiyor. Önce bir akşam "Cha, bilet aldım sinemaya gidiyoruz bu gece" emriyle ablam, eniştem ve ablamın 2 arkadaşıyla birlikte sinemaya gittik sonra da gece yarısı falan demeden bir yerlere oturmaya gittik. Sohbet muhabbet güzel giderken öğrendim ki o arkadaşlardan biri benim yaşlarımdaymış. Ablamla arasında 7 yaş var demek oluyor bu ki ablam kendinden küçüklerle takılan biri değildir. Neyse dedim konuşkan falandır belki ondan ablamın arkadaş çevresine dahil olmuştur falan derken sohbet muhabbet iyi güzel bi gece geçirdik oradan da ben daha eve gitmedim ablamlarda kaldım. Sabah ablam "ee beğendin mi filmi" diyerek önce bir lafa başladı sonra "xxle de baya sohbet ettiniz" dedi. Aldırış etmedim konuyu kapattım derken akşamüstü ablamın dışarıda birkaç içi var diye dışarı çıktık sonra da onun yine 3 kız arkadaşıyla buluştuk. Nasılsınız, ne yapıyorsunuz muhabbetinden sonra ablamın arkadaşlarından biri "ee Cha, xx hakkında ne düşünüyorsun" dedi ve ben bir an mavi ekran verdim. Ablam benim yerime "iyi anlaşamadılar sanırım sabah sordum beni de geçiştirdi" dedi oradan bir başkası "xx ve Cha aynı ortam insanı değiller tabi ben sana dedim **in kuzenini ayarlayalım diye" dedi derken bir anda "yok Cha onu beğenmezdi", "o çocukla kardeşimi yanyana getirmem ben" gibi farklı kişiler için farklı yorumlarda bulunmaya başladı ablam ama ortada isteyip istemediğimi bana soran yok! Toplum içinde yapmamam gerektiğini bildiğim halde beni takmadıkları için sesimi yükselterek "nerden çıktı bu ben böyle bir şey mi istedim ki siz birilerini bulmaya çalışıyorsunuz bana" diye tepki gösterdim duruma. Ablam hemen "tanıştırdığımız çocukla sevgili ol demiyoruz ki, sen tanış illa arkadaşı falan bir şeyi vardır onun da" diyerek kendini sözde savunmaya başladı. "Bakma benim adıma birilerine istesem ya da beğendiğim biri olsa kendim halledebilirim, o kadar özgüvenim var" desem de "sen yine farklı ortamlara bir gir, tanış hem diyorsun o kadar İstanbul'da doğru düzgün arkadaşım yok diye. Al işte sana saçma sapan kişilerle zaman kaybetmen yerine bildiğimiz kişilerin ortamı" şeklinde bana göre saçmalamaya başladı. Aslında kendi kafamda insanların olduğu bir ortama direkt girmek benim de hoşuma gider ama bu şekilde bana sorulmadan yapılan şeyler tanımadığım insanlardan soğuttu beni. Her şey bir kenara hayatıma bu denli müdahale edilmesi tabi hoşuma gitmedi. Hayır bir de bu kadın zamanında kendi arkadaşlarıyla yakınlaşıyorum diye arkadaşlarına "ağırdan gelin, o benim kardeşim" ayarını vermiş biri. Şimdi kendisi yapıyor çöpçatanlığımı.

8 Eylül 2015 Salı

Neler yapıyorum

Eve döndüm dönmesine ki bunu siz de biliyorsunuz zaten ama bir türlü yerimde duramıyorum. Ev resmen basıyor beni, sürekli bir yere gitmem gerekiyormuş gibi geliyor. Evde durduğum zamanlarda da zaten sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırıyorum. İş başvurularını dediğim gibi yaptım döner dönmez ama arayan olmadı henüz ve olmayacak gibi görünüyor çünkü her yer benim bilmediğim (okulda gösterilmeyen) programlar ya da en az 2-3 yıllık iş deneyimi istiyor. Benim deneyim için de fırsatım olmadığı için -yeni mezunum sonuçta- henüz kimseden geri dönüş almadım. Bu arada yeni kitaplar bitirip kendimi sahil kenarlarına atıyorum. İnsanlar çoğalmaya başladığında da birilerini arayıp orada burada geziniyorum. Aslında evde annemin yokluğu ve abimin akşam gelmesinin keyfini sürmem lazımdı ama gelmiyor içimden işte.

Artık farklı insanlarla tanışmam gerektiğini az çok fark ettiğim için liseden arkadaşlarla daha sık görüşür oldum. E tabi ben liseden 1 kişiyi bile arasam çıktığımızda 4-5 kişi oluyoruz. Böyle böyle tekrar sosyal bir insan olma ümidim vardı. Geçen gün bu planımı ilerletmek amaçlı tekrar birilerini dürtüp buluşalım dedim ve bir kızla tanıştım ama keşke tanışmasaydım. Üniversite çevremden bir bir ayıkladığım asalak tipleri dağıtma gereksinimi duymadan yanında tutuyormuş bir arkadaşım ve benimle buluşmaya da yanında onu getirmiş. Kız başta oldukça şirin, kitap okuru, çıtı pıtı bir kızdı ama konuşmalar ilerledikçe sevgilisini nasıl kullandığını, onu aptal yerine koyduğunu falan gururla anlatmaya başladı.  Bir süre sonra "o ödeyecek tabi, hem onun yanında ben cüzdanıma uzanırsam onuru kırılır..." şeklinde bir laf etti. "Çıkmaya başladığınızdan beri herhangi bir şey için sen teklifte bulundun mu peki?" dedim o zaman da "niye öyle bir şey yapayım?" dedi. Anlayacağınız Cha'nın kafasından dumanlar çıktı bütün akşam. Hayır, erkeklerle bu muhabbete girmemiş olsam ve fikirlerini duymamış olsam neyse ama genelinden "bari teklif etseler, böyle bir süre sonra hesap/fatura ödemek için yanlarındaymışım gibi hissediyorum" şeklinde yorumlar aldım ki haklılar da hani. İnsanları kullanmaya ne gerek var ki? Hele erkek arkadaşı alışverişe çıkarıp aldığın şeyleri ona ödetmek ne demek? Durup durup sinirleniyorum böylelerine. (Bu hesaptı ödetmeydi kıza kızdığım noktalardan sadece biri, sevgilisini açıkça her anlamda kullanıyor o kız) Tekrar kendi kafamda insanlar nasıl bulacağım hiç bilmiyorum ama denemeye devam edeceğim bir gerçek çünkü tek başıma zaman geçirmekten sanırım deliriyorum ve psikiyatrım bu durumdan hiç memnun kalmayacak.

1 Eylül 2015 Salı

Hüzünlü dönüş yolu

Ben hayatımda böyle ağladığımı hatırlamıyorum. Emre de Batu da haftalık izinlerini ikidir benim için kullanıp normalde dinlenemediklerinden yakındıkları günlerini benim için harcadılar. İstanbul'da gördüklerimin yanında küçük bir oyun alanı gibi görünen bir lunapark var okuduğum şehirde ve son günümü orada geçirdik. Normalde hep "ya burası çok küçük", "siz gelin ben sizi daha iyilerine götürücem", "burada yeterince alet yok" diyerek dünyanın en çekilmez ve şımarık arkadaşı oluyordum ama son günüm olduğu için dün o ufacık ve yavaş gondolda bile çılgınlar gibi eğlendim. Kahkahalar attım, yanımda iki erkek olmasına rağmen başkalarıyla ilgilendim, oturduğumuz yerlerde her zamanki adisyon kavgasını ettim derken hayatımın sayılı en güzel günlerinden birini yaşadım. Akşam eve döndüğümüzde dışarıdan aldığımız pizzalarla kurulduk koltuğa film izlemeye başladık. Bir tarafımda Emre bir tarafımda Batu olunca kafamı koyacak hazırda iki omuz olmuş oldu bir o tarafa döndüm bir diğer tarafa. Hoş ben böyle kendimi beşikteymiş gibi sallayınca uyudum kaldım filmin sonunu göremedim o ayrı. Ama izlediğim kısmıyla Transcendencei öneririm. Sonu hakkında bir fikrim yok ama batırdılarsa orada benden bilmeyin. Neyse ben uyuyup kalınca öküzce dürtülerek uyandırıldım sonra biraz zor uyudum ama o az biraz sohbet o kadar güzeldi ki yatağa girdiğim gibi "dönmek istemiyorum ben" iç çekişleriyle ağlamaya başladım. Sabah da şiş gözlerimi gören çocuklar önce bi şaşırdılar sonra sarılma evresi derken ben yine ağladım iç çeke çeke. Hayır yani biliyorum çünkü ikisi de İstanbul'a gelmez, Emre ya Edirne'ye ya da Sivas'a gider Batu da Rize'ye döner ki ben bir daha ne zaman görürüm bu çocukları. Ki belli yani Batu ilk dönem mezun olabileceğini söyledi Emre de bu sene artık kesin bitirir ve dönerler. Yakın yerlerde de değiller günü birlik ya da 2-3 günlük gelseler falan. En iyi ihtimalle senede 2 kere görürüm o da şanslıysam. Zamanla da koparız zaten ister istemez ama istemiyorum öyle bir şey olmasını. Gittim geldim sarıldım ev içinde çocuklarla çıkana kadar. Onlar işlerine ben de otogara gidene kadar da zor tuttum yine ağlamamak için. Otobüste biraz kötü olur gibi oldum ama sakinleştirdim kendimi sonradan. Hiçbir ayrılık böyle içimi ezmemişti daha önce, keşke tekrar aynı şehirde yaşama gibi bir imkanımız olsaydı ama hayal dünyasında yaşamanın  bir alemi yok.