29 Mayıs 2015 Cuma

Mezuniyet kınası(?)

Üst sınıflardan duyduğum ama bizim yapmayacağımızı düşündüğüm bir etkinlik vardı mezuniyet kınası diye ama bizim kızlar durur mu atladilar hemen yaptılar. Ve ben su an yine sevmediğim bir ortamda gümbür gümbür bir müzik eşliğinde kafamı masaya vurmak istiyorum. Ya bizim sınıfın kızlarının bu kadar oynak olduğunu bilmiyordum ben. Resmen bütün okul hayatı boyunca pasif bir şekilde oturan, sessiz kızlar müziği duyunca bir oynamaya başladılar nasıl şok geçirdiğimi anlatamam. 2 saat oldu biz geleli oturmadılar bile. O nasıl ayak o nasıl enerji anlamış değilim. Kalkıp oynamadığım halde ben yoruldum onlar ne yapıyor belli değil.
~~
Yazmaya önceden başladığım yazının devamını yine 2 saat sonra getiriyorum. Gülşen'in bangır bangır adındaki şarkısı yüzünden sanırım kusma isteğim var. Normal zamanda daha katlanılır ama  su an beynimin içinde konser var adeta böyle şarkı olmaz.
Yine bir topuklu ayakkabı yüzünden kız olduğuma lanet ettim. Hayır mis gibi babetle gelmiştim nerden çıktı bu topuklu da giydim? Neden kendime bu işkenceyi yapıyorum bilmiyorum hiç. Manyak bir şey oldum çıktım iyice bu atom karıncalar yüzünden. 
~~
Pek erken olmasa da kınanın son yarım saatinden kaçıp eve gelebildim. Hani kızlarla olacağıma erkekleri ikna eder bir yerlere giderdim daha iyi. En azından onlar bu kadar gürültülü olmazdı benim de başım çatlamazdı. Ama neyse atlattık geçti bitti. Şimdi bir kep törenim kaldı onu da atlatayım sonra finalleri ve olacaksa bütleri olsun bitsin yeter artık yoruldum. 

28 Mayıs 2015 Perşembe

Bu nedir arkadaş ya

Son zamanlarda edindiğim en eğlenceli hobi olarak çevreyi dinlemek zaman zaman çok ilginç insanlar görmeme neden oluyor. Öncelikle onlardan biri sabah otobüste hayattan bezmiş arkadaşına bir şeyler anlatan kız. Gerçekten arkadaşı "benim burada ne işim var" der gibi çevreye bakarken konuşan kız "erkeklerin bana bakması güzel tabi de bir anda bir grup erkek bakınca tedirgin oluyorum" demesiyle onları dinlemeye başladım. Kız anladığım kadarıyla sevgili parası yiyen herkesin ona baktığı kanaatini getirmiş öyle Türkiye ortalamasının üstü bir güzelliğe sahip olmayan bir kız. Nispet yaparcasına "ay Mert bana bunu aldı", "beni şuraya götürdü", "geçen çok iğrenç bir yüzük almıştı gittim attım kutuyu yüzüne çok çirkindi, başka bir tane daha alacak" şeklinde  konuşmalarının dışında bir de çocukta onur bırakmamasıyla övündüğünü duyunca sinirlendim doğal olarak. Tabi yine de kızın kafasına bir tane geçirecek yetkim olmadığı için kafa çevirdim dinlemeyi bıraktım o ayrı mesele.

Bu aralar çok sık duyduğum şeylerden biri "üniversite buraları çok bozdu" lafı. Hayır genele bakınca bir şey yapıyor olsak gam yemem ama buranın yerlileri (liseli) çok daha fena. Bir yerde otursan bile gelip rahatsız edebiliyorlar ki bunu sadece erkekler değil kızlar da yapıyor. Hatta kızlar bu konuda daha beter desem yeri çünkü külotlu çoraplarının arkadaki ağ kısmını gösterecek kadar kısa olan etekleriyle 4 erkek 1 kız olan bir ortamda kız içlerinden sadece birinin sevgilisiyken kucaktan kucağa geçmesi ya da sırf üniversiteli diye benim şimdiye kadar yapmadığım şeyleri küçük yaşlarında yapmaları bence bizim suçumuz değil. Ya ben burada ince çorap giyip diz üstü etek giyen kapalı liseli bile gördüm o soğuk kış günlerinde daha neden biz suçlanıyoruz? Teyzenin teki tanımadığım bir çocuğu köşeye sıkıştırıp "görüyorum ben sizi şu köşeyi cenabet yaptınız artık" demesi ve sonra beni de görüp yanlarına çekip aldıktan sonra "siz ikinizi de görüyorum!" demesi bizde şok etkisi yaptı çünkü çocuğu hayatımda ilk defa görüyorum ki öyle olmasa bile ergen miyim ben sevgilimle oynaşmak için kuytu köşe kullanayım?
Kısaca üniversiteli her boku yer düşüncesi yüzünden iftiraya kurban gidiyoruz.

26 Mayıs 2015 Salı

Bu sefer cidden pilim bitti

Fiziksel yorgunluğum ruhsal yorgunluğumu fena halde dövmüş bulunmakta. Son birkaç günüm o kadar yoğun geçti ki sanırım artık ne ayaklarımda ne belimde ne de kollarımda derman kalmadı. Hazırladığımız maketler, projeler, çizimler ve ısrarla elde çizilmesi istenilen planlar yüzünden gözlerimi ve beynimi masada bıraktım artık. Ya ben bu bölüme başlamadan önce gözlük kullanmıyordum şimdi resmen kullanmazsam kör gibiyim. Dün gecenin bir yarısı maket işini halledip eve dönünce bu mesleği asla yapmak istemediğime karar verdim ama bu sabah o maket teslim edildiğinde sınıftaki herkesin yorgun hali gözüme gelince "cha, zorluk çeken bir sen mi varsın? Uyuyamayan, gözleri mor gezen sadece sen misin? Nereden çıktı bu prenseslikler? Kendine gel kızım bu bölüme isteyerek geldin sen!" şeklinde bir ayar verdim kendime ve hocamızın da övgülerini ve hafif eleştirilerini aldıktan sonra yine bölümüme tutundum. Bu işin stresine girmek gözümü korkutmuyor değil ama o ayrı mesele.

Dün gece ben tam yatmadan önce çok ilginç bir şey oldu. Daha önce defalarca hakkında yazdığım Ali saat 3.40 civarında yazınca konuşmaya başladık. Çocuğa sabah 7de kalkacağımı uyumam gerektiğini söylemem bile durmasına yetmedi "istersen uyu sen ama ben son ana kadar seninle konuşmak istiyorum" dedi. Bir süre sonra "sen gidince ben ne yapacağım hiç bilmiyorum" diyince şakayla karışık "ya sen bana mı yürüyorsun bunlar nasıl laflar" diyip güldüm. Yazdı sildi yazdı sildi derken bir süre sonra "aslında neden olmasın?" dedi. "olmaz" dedim "neden" dedi. Hani saçma ısrarları sevmiyorum zaten o ayrı mesele bir de "sen hep 'denemeden bilemezsin' demiyor musun? Neden denemiyoruz?" diyerek benim lafımı bana sattı. Aklımda öyle bir şeyin hiç olmadığını ve konuşma devam ederse aramıza ciddi bir soğukluk gireceğini söylediğim halde devam etti ben de "nerden çıktı bir anda böyle davranmak? Sen eski kız arkadaşının arkasından yas tutmuyor muydun?" dedim.  O da "o başka bir şeydi, seninleyken kendimi çok farklı hissediyorum. Hani derler ya midemde kelebekler filler tepiniyor diye, bende de aynı şey oluyor işte sen çok farklısın" dedi. Baktım konuşmanın artık bir sonu yok cevap vermeyi kestim, o da yazmayı kesti ama işin en ergen ve acınası kısmı bugün gözlerimin içine içli içli bakması oldu. Reddettiğim bir gerçekken neden  böyle yapıyorlar anlamıyorum. 
Tamam ben de bu konuda çok suçsuz değilim daha önce Ali'nin gel-gitlerine hiç bu kadar net cevaplar vermemiş, hep bir hafif flört havasını korumuştum ama yukarıda da dediğim gibi yorgunluğum artık son raddedeyken ısrar etmesi katlanabileceğim türden bir şey değildi. Şu saatten sonra da zaten 2 hafta boyunca daha yorucu günler gelecekken ve ben taşınma işlemlerine başlayacakken hiç onu umursayamam.

24 Mayıs 2015 Pazar

Bal Köpüğü -@bookstealer -Zeynep Işıklar

Aslında Mevsim'i yazmaya başlarken Bal Köpüğü'nü beğeniyle okuduğumu dile getirmiştim. Ama son zamanlarda blog aramalarımda "Bal Köpüğü'nün özeti" sıkça karşıma çıkmaya başladığı için ben de bir bahsetmek istedim.
Mevsim'in yan karakterlerinden olan Görkem'in kardeşi olan Merve ve onun en yakın arkadaşı Azra'nın birlikte Türkiye'ye dönmeleriyle başlıyor hikayemiz. 
Azra ve Merve'nin yıllar sonra geri dönmeleriyle bir süre birlikte yaşamaya karar veren çift, Merve'nin abisi Görkem'in de kaldığı eve taşır ve üçü birlikte yaşamaya başlarlar. Zamanla Azra ve Görkem'in görmezden gelemedikleri bir çekimle birbirlerine yaklaşmaları, Görkem'in az ve öz konuşan hal ve tavırlarıyla birleşince ortaya ikisi için oldukça ilginç bir ilişki ortaya çıkarıyor.

Azra'dan "Bu kadar yakışıklı olmak zorunda mıydı, bir süre evinde yaşamak zorunda olduğum bu adam? Ne olurdu sanki her hangi biri kadar sıradan olsa ve benim aklımı başımdan alan o bakışlara sahip olmasa?Aynı zamanda hem bu kadar sıcak hem de bu kadar soğuk olmayı nasıl başarıyordu? Sadece gözlerine daldığımda ısınırken, dokunduğum da nasıl buz kesiyordum?"

~~
Geçtiğimiz gün 16.bölümünü yayınlayan hikaye bölümler yavaş gelse de ilgisini korumaya devam ediyor. Görkem'i karakter olarak tam çözememiş olsam da -ki Görkem de aslında kendini pek çözebilmiş değil bence- Azra açık bir şekilde neler hissettiğini belli eden bir karakter. Hikaye onun dilinden okuduğumuz için onu anlamamız tabi çok daha kolay ama Görkem'in dilinden okuduğumuz birkaç küçük kısımda Görkem hala kendini çözebilmiş değildi. Azra, şimdiye kadar hiçbir erkeğin boyundurluğu altına girmemişken kendini Görkem'e tam olarak kaptırmış durumda. Görkem'in sürekli olarak soğuk davranışları Azra'nın yanlış sonuçlara varmasına neden olsa da bu sorunu bir süre sonra (tahminimce bir kavga ya da olayla) çözüp kısa süreli mutlu anlarına devam edecekler. Bu noktada merakla beklediğim Görkem'in içinde yaşadığı şeyleri görüp göremeyeceğimiz. Azra sürekli bir yarı pişmanlık durumundayken Görkem'in ortalıkta rahat rahat dolaşması şahsen beni mutlu etmiyor çünkü. Azra ne çekiyorsa o da çekmeli...


Azra ve Görkem dışında yan karakterler olarak göreceğimiz çiftimiz de Merve ve 6.bölümde tanıştığımız Okan. Şuan 16.bölümde olduğumuz için çiçeği burnunda çiftimiz hakkında bir şey söyleyemesem de Merve ve Okan Görkem'le oldukça uğraşacaklarmış gibi bir hissim var çünkü Görkem ilginç derecede sahiplenici bir yapıya sahip. Tabi Azra'yı da sahipleniyor ama bu işi kendi yollarıyla emirler yağdırarak yaptığı için çiftimiz yalnız kaldıklarında ufak tartışmalar yaşayıp duruyor. E kolay değil tabi Azra için şu yaşına kadar bütün erkekleri parmağında oynat sonra gelsin biri seni parmağında oynatsın.

Hikaye bence hala tam oturmuş değil ama hoş ilerlediği söylenebilir. Şuan için okumaya devam etmemek için hiçbir sebep göremedim ki dediğim gibi Görkem'i çözmek ve sürekli bahsettiği "özel hayatının" ne olduğunu tam anlamıyla öğrenmek istiyorum. Genele bakınca sakıncalı bir şey olmamasına rağmen sanki hala ortaya çıkarmadığı şeyler varmış gibi...

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Geldiği gibi gitti dost

Mine gitti arkadaşlar. Hatta giderken içime çılgın bir öküzü  bırakıp gitti sanki birkaç ay sonra geri dönmeyecekmişim gibi ama olsun onu o otobüse bindirmek benim için oldukça zor oldu diyebilirim. Aslında pazar akşam gitmesini planladıysak da babasının çeşitli bahanelerle onu çağırması, kızması vb. şeyler yüzünden erkenden dönmesi gerekti. Yapacaklarımızı yapmış evde pinekler hale gelmiş olsak da karşılıklı oturup sohbet etmek ya da gece beni yataktan atmaya çalışmalarını özleyeceğimi söylemeliyim. Hatta bugün bile gitmeden önce "keşke dün biraz daha dişimizi sıkıp geç yatsaydık" dedik ama onca günün yorgunluğuyla yattığımız yerde kaldık nasıl oturalım dimi. Hoş ben onu uyutup telefonda takılmaya devam ettim ama yapmasam da olurmuş çünkü şimdi bütün günler zaten benim. 
Mine dün sabahki derse benimle birlikte geldi. Okula biraz olaylı bir girişi oldu yasak olduğu için ama kim tutar bizi dedik girdik (aslında çok basit oldu çünkü otobüs beklerken hocalarımdan biriyle karşılaştım o da arabasına aldı bizi). Benim çok sevgili tutucu hocamın dersine birlikte girip çıktık sonra da okul içinde biraz takılalım dedik ki o anda benim eskiden kestiğim çocukla karşılaştık. Mine daha önceden onun gizlice çektiğim fotoğrafını görüp kendisinin pek beğenmediğini ama benim tarzım olduğunu ondan bir şey söylemeyeceğini söylemişti ama kendi gözleriyle çocuğu görünce "cha sen manyak mısın? Bu ne kızım bu tipin nesine baktın sen? Her mühendislik fakültesinde bulabileceğin loser bir şey bu! Kesin makine ya da elektriktir bir de kızsız yerden çıkmıştır iki üç kur yapsan heyecandan ölür gider" diyip hem onu hem beni ezdi durdu. Daha sonra da okulda bana başka birilerini aramaya başladı. En sonunda da her zamanki gibi bana yakıştırabileceği birini bulamayıp vazgeçti. Aslında sürekli birbirimiz için birilerini arar ama kimseyi yakıştıramayız. Ben en son Mine'yi Batu'yla yapmaya çalışmıştım -ki olsalar muhteşem bir çift olurlardı- ama o zamanlar Batu'nun bana henüz anlatmadığı hoşlandığı biri varmış ben bunları yalnız bıraktığımda da Batu Mine'ye o kızı anlatıp öğütler almış... Ben ne için bırakıyorum onları onlar ne yapıyor diye baya kızmıştım sonrasında. Daha sonra da Batu'nun henüz bana anlatmadığı bir şeyi Mine'ye anlatmasına kızıp trip atmıştım. O zamandan beri de Mine'ye birini ayarlamaya çalışmıyorum ki o kendisi buluyor zaten birilerini. Sorun benim bulamamamı düşünmesinde ki o konuda bir şey demiyorum. Onun dediğine göre bu seçiciliğimle evde kalacakmışım ki o da şuan için kafama takacağım bir dert değil.
Şimdi tekrar gözüme Mine'nin karşısında geçen çocukların boylarına, saçlarına, yürüyüş hatta ten renklerine göre ayıklama yapıp beğenmemesi geldi yine hüzünlendim. Son günümüz olduğunu bilsek daha çok zaman geçirirdik bir de sürpriz ayrılık şok etkisi yarattı biraz bende.