28 Temmuz 2015 Salı

Kim demiş aileyle tatil olur diye

Bayramdan sonra annemin yazlığa gitmek için dayanma süresi sadece 1 hafta oldu. Sonra kalkıp geldik her yaz kaçma şansı sunulmayan yazlığa. Koca evde annem ve ben olsak belki kaçması kolay ve katlanılabilir bir yer olurdu burası ama yengelerim ve kuzenlerimin de içinde olduğu şu ortamdan pek memnun olduğum söylenemez. Gelecek için olan belirsizliğim bir kenara bir de şurada birkaç ay öncesine kadar kimseye hesap vermeden tek başına yaşayan ben şimdi bana karışma yetkisi olmayan kişilerin bana karışmalarıyla uğraşıyorum. Bildiğimi okuması sıkıntı değil ama iş bahanesiyle sadece hafta sonu yanımıza gelebilen abim yüzünden yalnız hissediyorum. Kuzenlerimle az çok iyiyimdir, bir çoğu elimde büyümüş ya da birlikte büyümüş olmamıza rağmen daha önce söylediğim gibi elimde büyüyen tayfa biraz mesafeli davranıyor bana. Yaz bitene kadar bunun üstesinden gelecek olduğuma inansam da neredeyse birlikte büyüdüğüm kısımda değişimler var. Ergenliğin verdiği öz güvenden midir emin değilim iki kuzenim var ki beni deli ediyorlar (7-8 yaş civarı küçükler benden sesleri çatlak hep). Biri ben varım diye denize gitmez diğeri "bunu bunu böyle yapacaksın" şeklinde bana emirler vermeye çalışır. Anlamış değilim bu çocuklar nasıl böyle oldu.
Eskiden yazlığa gelmeyi severdim çünkü benden bir yaş küçük kuzenim bir anda kapanmaya karar verip yaşamını ona göre değiştirmemişti ya da abim çalışmıyor, bütün yazı bizimle geçiriyordu. Akşamın bir saati arabayla merkeze inip tatil yapmaya gelmiş akranlarla sabaha kadar sahilde oturuyor çok güzel eğleniyorduk o zamanlar ama şimdi o günlerin üzerinden yeller esiyor. Benim sanırım sosyalleşme zamanım geldi ama şu ev içinde kimseye "ben merkeze gidiyorum" diyemem akşam saatinde. Ehliyetim olsa araba kaçırırdım belki ama o da yok. Resmen yalnızlıktan ölüp gideceğim şu dağ başında. Bu hafta sonu abim geldiğinde onunla gideyim eve diye yol yapmaya çalıştım bu sefer de "hep gidiyorsun zaten, senin yüzünü görebildiğim mi var? Annen değil miyim ben neden benimle duramıyorsun?" diye hayatımda duyduğum en saçma savunmayla karşı karşıya kalıyorum. Anlayacağınız eve de dönemiyorum!
İşin en kötü kısmı nedir biliyor musunuz? Burada internet yok ve telefonumdaki 2gbı sanırım ilk defa bitireceğim.

21 Temmuz 2015 Salı

Cha'nın soğanla imtihanı

Neredeyse her insanda olduğu gibi bende de soğana karşı bir hassasiyet var. Öyle ki mutfakta annem soğanla bir şey yaparken ben evin öteki ucunda bile olsam gözlerim akar gider. Bugün de annem rahatsızlanan üst komşuya bakmaya giderken "yaşlı kadın şimdi beni bırakmaz sen yemeği yaparsın" dedi gitti. Tamam ben kendi evimde yemek yapıyordum falan ama benim evimde olan imkanlar bu evde yok ki yemek yapayım. Bunların en başında annem kesinlikle dondurulmuş ve doğranmış soğan almaz. E ama ben kendi evimde ya soğan kullanmıyorum ya da o soğanı kullanıyorum ki ağlamaktan helak olmayayım. Ama işte dediğim gibi anne evinde olmuyor o şeyler. Neyse dedim ayıkladım önce soğanı sonra da nefesimi tutup minik minik dilimlemeye başladım. Daha doğrusu yapamadım çünkü daha soyarken yanmaya başlayan gözlerim sonrasında muslukları açmışım gibi akmaya başladı. Bir kestim iki kestim derken baktım olmuyor abimin yanına gidip yardım dilendim. Ne de olsa o da kendi evinde yemek yapan bir birey ki bu işlere benden önce başladı. Başta "bi git başımdan cha" diye sinirli sinirli tepki verse de sonra baktı halim kötü yardım etmeye başladı. Aslında o da baya hassas soğana ama abi ya, erkek ya çaktırmıyor. Ben bir yandan havucu ve patatesi soyup doğrarken o da işini bitirdi burnunu çeke çeke mutfaktan çıkarken annem geldi. Hayır madem erken gelecekti ne diye uğraştırdı bizi bi anlasam. Bir de gelmiş dalga geçiyor "belli oldu ikiniz de kaynananızla anlaşamayacaksınız, yine bana kaldınız" diye ve halimize gülmeye başladı. Bu kadın arada böyle bulduğu saçma konularda dalga da geçiyor. Bildiğiniz kötü kadın oldu çıktı başımıza. 

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Nasıl insanlar var ya

İnsanlar birbirlerinin işlerine karışmayı çok seviyor. Oturduğum apartmanın neredeyse tamamı yaşlı ve gününü camın önünde "kim ne yapmış?" "ne giymiş?" "kimle gezmiş?" sorularına cevap arayarak geçiren insanlar. Kendimi bildim bileli burada oturduğum için de kiminle ne şekilde konuşmam gerektiğini, ne yapmam gerektiğini az çok öğrenmiş durumdayım. Bugün bayramın son günü ve eve gelen giden de kalmadığı için herkes bir yerlere dağıldı. Ben 13.30da evden çıkıp 23.30da eve geldim annem de 12.30da evden çıkıp 00.00da eve geldi. Arabanın sesini duyunca kapıyı açayım bari diyerek oturduğum yerden kalktım ve annemin kapının önüne geldiğini duyup tam kapıyı açacakken "senin kız bugün senden hemen sonra çıkıp senden biraz önce eve girdi haberin olsun" diyen karşı komşuyu duydum. Hayır yani sana ne benim eve girip çıktığım saatten? Ben evden çıkmak için annemin bir yerlere gitmesini bekleyecek ergenlikte miyim ki gizli gizli çıkayım? "Anne ben bugün kızlarla buluşucam haberin olsun" diyorum ve bitiyor, kadın zaten eve en geç kaçta geleceğimi biliyor fazladan bir şey söylemeye ne gerek var? Her şey bir kenara benim giriş çıkış saatimi, annemin giriş çıkış saatini sapık mısın sen ki gözlüyorsun? Bir hışımla kapıyı açmış olmama rağmen annemin beni içeriye iteklemesiyle hiçbir şey yapamadan odama döndüm ama kafamdan duman çıkaracak derecede sinirliyim! Giriş çıkış saatime bakmış kadın ya! Yanımda kimler vardı imkan olsa onu da gözlerdi kesin ama olmadı, yapamadı tabi o da içinde kaldı. Nasıl insanlar var ya!

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Farklı tatil anlayışları

Geçen haftanın büyük bir kısmı sahil kenarında, gezerek ve diğerlerine göre az da olsa çadırda pinekleyerek geçti. Aslında çadır kısmı daha çok olur diye düşünmüştüm ama buna pek fırsat verdikleri söylenemez bir noktadan sonra. Neyse, tatil yapan birçok çift ve aile dikkatimi çekti bu süre boyunca ki bazıları gözüme gerçekten ilginç göründü. Bunlardan iki tanesi var ki nasıl tanımlayacağımdan emin değilim.

İlk ve en çok gördüğüm tip, sahilde kitap okuyanlar/okuyabilenler. Tamam kitap çok güzel bir şey her fırsatta okunabilir ki ben sokak ortasında, banklarda, otobüslerde vb. birçok yerde okurum ama sahilde o iş baya zor. Neden diye soracak olursanız da sebebi belli aslında. Birçok insanın denize girdiği, oyunlar oynadığı, sürekli bir ses ve en önemlisi sıcağın en yoğun olduğu yerde nasıl odaklanıyor o kişiler aklım almıyor. Ben yerimde bir türlü oturmadığım için belki okuyamıyorumdur diye düşündüm en başta ama yok şemsiyenin altında bile güneşi iliklerime kadar hissederken odaklanmak imkansız. Amat sırf bu yüzden peşimde her yere sürüklendi ama bitemedi. Tabi olay sadece odaklanma sorunu da değildi, ıslak ıslak kitaba mı dokunulur ya? O kitap ıslanır, bozulursa nasıl yine aynı şevkle tekrar elime alırım? Başkasını bilmem de ben alamam o kesin.
Bu arada instagram, tumblr vb. sosyal medyada paylaşmak için çekilen bacak, deniz ve kitap üçlemesi yapanlardan bahsetmiyorum. Hani gerçekten kitap okuma şeklini alıp okuyanlardan bahsediyorum.

Diğer gördüğüm ve hayret ettiğim kişilerse işlerini asla bırakmayan insanlar. Bir kadın gördüm güneşlenen, kadın her şeyiyle mükemmel bir görüntüye sahipti falan ama güneşlenmek bir kenara denize sadece kendini ıslatmak için girdiğini gördüm bir kere o kadar. Onun dışında sürekli telefonla hararetli bir şekilde konuşurken, tabletinde bir şeyler inceleyip tekrar telefonuyla ilgilenirken falan gördüm ki kadını göz ucuyla incelemedim baya bildiğiniz bütün dikkatim onun üzerindeydi. Ama o kadın belki de tek tatil günü olan o hafta sonunu işe ayırdı. Bu şekilde olan aile babaları da çok gördüm. Biraz çocuklarıyla ilgilenip daha çok işiyle ilgilenen. E tatil ama dimi insanlar bu kadar işkolik olmak zorunda mı? Yazık değil mi o tatil diye bağıran bünyelerine? Neyse kendi bilecekleri iş tabi de yine de garip göründü gözüme her yerde işle ilgilenen insanlar görmek.

Bu iki insan tipi dışında ister istemez incelediğim üçüncü tür de çiftler. Zırt pırt öpüşüp koklaşan, birbirine sarılan çift görmekten gına geldi. Hele bir de bir tanesi hemen yanımdaydı ki yeter dedim bir ara. Tamam seviyorsunuz, muhteşem çiftsiniz, hiç sorununuz yok anlıyorum ama can çekiyor işte, kıskanıyorum. Hemen dibimdeki çift abim ve Yelda olduğu için yeterince çemkiremedim de zaten. Abimin suratına "abi yeter artık siz öpüştükçe benim de birine yapışasım geliyor" diyemezdim herhalde. Hoş deseydim muhtemelen abim de bana bir tane yapıştırırdı ya neyse artık. Sonuç olarak aşk, sevgiliyle tatil falan hoş şeyler, güzel şeyler ama çevredeki insanları da azıcık düşünse şu çiftler nasıl mutlu olacağım belli değil.

17 Temmuz 2015 Cuma

Gözlerindeki Canavar -J. M. Darhower


Daha önce Zamska'nın şuradaki yazısında görüp aslında okumayacağım dediğim bir kitap olmasına rağmen arkadaşımda görüp "madem para vermiyorum o zaman alayım" dediğim bir kitap oldu kendisi. Tatilimin en mis kısmında okumuşken de üzerine konuşmazsam rahat etmem diye bir şeyler yazayım dedim. Öncelikle tanıtım bülteni;

Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.

~~

Son zamanlarda sürekli rastladığım ve görmekten inanılmaz rahatsız olduğum şeylerden biri asalak kadın karakterler. Kitapta kadın karakter ne kadar daha 18inde bir ergen olsa da kendini bir adama o derece adaması kızdırdı beni. Hatta adamasının yanında adamı kullanıyor olması (pahalı hediyeler, yiyecekler ve ismiyle bir yerlere girmeler gibi) bana ayrıca uzak bir konu olduğu için fazlasıyla itildim.

Naz karakteri kitabın başından sonuna kadar ne iş yaptığını, neden bu şekilde paranoyak olduğunu ve kısaca kendiyle ilgili her şeyi son ana kadar saklamayı başardı. İşin ilginç kısmı "nedir bu adamın sırrı" diye delirmedi de zaman zaman "şunu kesin o yaptı", "kesin şöyle bir işi var" diye söyletse de tahminler sırasında sıkmadı da. Ne kadar sayko bir karakter olsa da Vitale karakterini sevdim diyebilirim.

Aslında kitap çok basit bir intikam, aşk, tutku üçlemi arasında olan basit bir temaya sahipti. Çerezlik zaten oturdum ve bitti o kadar sayfa olmasına rağmen. Dili özellikle kahraman anlatıcı olup tek taraflı olayları gördüğümüz için çok basitti. Okur bazen ister istemez olayları tek tarafın dışında tarafsız bir anlatıcıdan dinlemek istiyor ama yazar elimize böyle bir imkan tanımıyor.

Kitapta beni rahatsız eden birçok nokta vardı. Özellikle gözüme gözüme batan karakterler arası 20 yıllık yaş farkı. Hayır 8-10-12 bir nebze de 20 nedir ya? Kızın babası yaşında Naz ama yine de "aşığım" diyor. Adam ne kadar yakışıklı, aklı başında, düzgün olsa da gözümde sübyancı olmaktan çok öteye gidemedi. Kızın bir de asalaklığından bahsetmiştim zaten. Aslında kız asalak olması yanında bir de saf ergendi. Tamam anladık seviyorsun ama adam vücudunu istismar ederken bile "beni seviyor" demek... Hayır bu doğru değil. "Canım yanıyor ama zevk alıyorum" olayı da tamamen yalan. Zamska kendi yazısında yabancı okurların tecavüzden rahatsız olduğunu ama kendisinin bir tecavüz göremediğini söylemişti. Karakter güvenli kelimeyi söylemediği için "istekli" görünse de bu o anki durum benim için de tecavüzden başka bir şey değildi. Bu durum kişi için göreceli olabilecek şekilde bırakılmış olsa da benim için öyleydi. Altında yatanları da az çok öğrenince zaten neden rahatsız olunduğunu anladım. Ki kitabın girişinde de anlaşılıyor zaten bu çift arasında bir yanlışlık var.

Kitabı önerir miyim? Yoksa önermez miyim karar veremiyorum. Aslında hızlı okunduğu ve hafif olduğu için "boş zamanlarda okunabilir" demem lazımdı ama sanırım kadın karakterin benim karakterimden fazlasıyla uzak olması beni rahatsız ettiği için "çerezlik kitap, okunabilir" diyemiyorum. Yine de siz kendiniz karar verin ama Elli Tondaki Ana sizi çok rahatsız etmediyse Karissa da öyle aman aman rahatsız etmez diye düşünüyorum.