30 Ağustos 2015 Pazar

Sen beni artık alırsın da ben seni alır mıyım acaba

Dün Emre'ye yemek sözü verince sabah ilk işim internetten malzeme listesine bakıp alışverişe çıkmak oldu. Yemeği yapmak o kadar uzun sürmez kafasıyla evi bir silip süpüreyim dedim önce, sonra baktım böyle olmuyor her yeri sildim süpürdüm hatta çamaşırları yıkayıp astım bile. Uzun zaman olmuştu bu şekilde boş bir evi kimse karışıp etmeden temizlediğim. Diğer çocukların odasını sadece havalandırıp süpürsem de Emre'nin odasını baya elden geçirdim ve şunu söyleyebilirim ki Batu ne kadar her şeyiyle topluysa da Emre gizli dağınık biri! Çocuğun odasında sağda solda bir şey bulamazsın ama dolabı korkunç. Hayır yani kirli sepeti var bu çocuğun odasında o niye hala ısrarla dolabının bir köşesinde biriktiriyor çıkardığı giysileri anlamış değilim. Neyse özeline fazla girmeden hallettim en azından o işi. 


Akşamüstü bütün evi bitirip yemeğe başladım ve şunu söyleyebilirim karnıyarık kolay bir yemekmiş... Yani en azından benim kafamda büyüttüğüm kadar değilmiş. Yemeğin ilk aşamasındaki salça, soğan, kıyma karışımını kavurma olayı öldürdü ama beni. O nasıl ağır bir kokudur öyle! Tavayı 2-3 karıştırıyorum sonra mutfaktan çıkıp temiz hava alıyorum derken öğürmekten bir hal oldum. Umuyorum Batu'yla o özlediklerini söyledikleri rakı balığı ben varken yapmazlar ya da en azından balığı ben yapmam yoksa düşünemiyorum bile ne hale geleceğimi. Hoş Batu varken ben balığa dokunmam ama olsun korkularım arasında bu da var, yok değil. İnternetten karnıyarığın yanına neler yapabileceğime bakıp şehriyeli pilav ve cacık konbinasyonunu da yapıp "yeteerrr! Bittim ben, halim kalmadı" diye yakınmalara geçtim hemen tabi. Sonra Batu'ya da çıkar çıkmaz Emre'ye gelmesini söylediğim bir mesaj atıp kendimi insana çevirdim.


Emre eve girer girmez "anne evi kokuyor burası, kız sen ne yaptın böyle" diyerek egomu çok güzel bir kıvama getirdi. Daha sonra zaten oturduk Batu'nun gelmesini bekledik. O da geldikten sonra önce güzel güzel övgüler sıraladılar daha sonra başıma Gordon Ramsay kesildiler! Yok tuzu azmış yok pilav diriymiş yok cacık çok sıvıymış falan filan. Karnıyarığın tadına bakamadığım için tuz ayarını yapamamış olmam doğal bence ama çok tuzlu olmasından iyidir az tuzlu olması... Pilavsa... Ben asla pilav yapmayı beceremedim. Denedim ama olmadı bir de Emre'nin pirinci yerli pirinç su çek çek yine de pişmedi onda benim suçum yok. Cacığı zaten kendime yaptım ve öyle seviyorum diye sıvı yani eleştiri aldım ama hiçbirine karşı cevap vermeden yemeğime döndüm. Bence oldukça başarılı ve verimli bir gündü benim için. 


Sofrada Emre "tamam olmuşsun sen, alırım ben seni merak etme" dedi hemen arkasından da "hadi yine iyisin evde kalmadın" demeyi de eksik etmedi tabi canım benim. Batu da arka çıktı hatta "al al bak eli iyi iş görüyor mis gibi olmuş ev" diyerek. Cha'ya soran yok tabi Emre beni alıyor da ben onu almayı kabul ediyor muyum diye. Cha kim ki ona sorulsun dimi? 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Evli çiftlerden halliceyiz

Emre'nin dün akşam anahtarı olduğu halde kapıyı bana açtırmasıyla ilginç bir diyalog başladı aramızda. İşten eve dönerken istediğim bir şey olup olmadığını sormuştu ben de patlatmalık mısır ve içecek bir şeyler istedim falan neyse, kapıyı çaldı geldiğinde. Telefon ve kapı çaldığında yerinden pek kıpırdayan biri olmasam da kapı 2 kere çalınınca oflaya poflaya kalktım açtım. Emre'yi karşımda görünce de doğal olarak çemkirdim "anahtarın var niye açmıyorsun sen" diye. Tabi beyimiz durur mu cevap verdi hemen "isteklerini aldım elim kolum dolu nasıl açayım" diye. Gören de dünyayı aldırdım sanacak ya neyse işte dün bu olduktan sonra odalara çekilene kadar normal sohbet muhabbet gittik ikimiz de. Bugün de öğlen işe gideceği için o fazladan uyudu ben de kahvaltı hazırladım, uyandırdım, işe yolladım derken akşam yine kapıyı bana açtırdı üstüne de "sen varken anahtara ne gerek var güzelim" diyerek yanağımdan makas alıp kuruldu koltuğa. "İyice evli çifte döndük farkındasın dimi" diyince bu sefer de "yok almam ben seni, kaç gündür aç geliyorum bi tabak koymadın önüme" dedi. Oysa genelde 10.30-11 gibi geldiği için akşam yemeği yemediğini kendisi taaa ne zaman söylemişti. Önüne yapıp koyanı olmadığından yemiyormuş beyfendi. Huyuna gideyim aç kalmasın diye ne yapayım diye sordum odalara geçmeden önce ve çocuğun gözleri parladı yemek yapacağımı duyunca. Defne'nin yemeklerini daha çok sevdiğini biliyorum tabi de ben de o kadar kötü değilim yani... Ev yemeğiyse ev yemeği ki onun da istediği bu sadece anladığım kadarıyla. Şu çocuğa bir sevgili bulabilseydik düzgün en azından gözüm arkada kalmazdı ama kendi halledecek artık. Bu arada başta "ya işte istediğin bir şeyi yap" falan dese de sonradan karnıyarık istedi. İlk söylediğinde bi bön bön baktım suratına sonra bozuntuya vermeden tamam dedim yaparım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama çok zor olmadığını düşünüyorum. Tek sorun kıyma kokusu olacak ki en büyük sorunum da o zaten. Hayır yani tamam yarın 7 gibi gelecek eve de bu sıcak havada ağır yemek mi yenir ya nasıl bir mide var bu çocukta anlamış değilim. Neyse artık bakalım nasıl bir sanat eseri çıkaracağım beyime.

27 Ağustos 2015 Perşembe

İyiyim ya

İyiyim aslında... Yani sadece biraz insanlara yük oluyormuş gibi hissediyorum o kadar. Defne akşam ailesinden amcasının yoğun bakıma alınması haberini alınca hazırlanıp gitti hemen. Ben anneme yalanımı zaten söyledim evrak işleri, memurun olmayışı gibi şeylerle pazartesiye kadar yokum sanırım dedim. Daha doğrusu cumaya kadar halledemezsem hafta sonu araya girer bu yüzden kalabilirim dedim ama kesin değil o kısım. Emre ve Batu'yu gördükçe yanlış yapıyormuşum hissi doluyor içime geldiğimizden beri. Olay da herkesin derdi olan şey, yani para. Çocuklara bakıyorum sabahtan akşama kadar canları çıkıyor ve ikisinin de ortak lafı "ben babamdan para isteyemem şu yaştan sonra". Bir onlara bir de kendime bakınca kendimi artık aileme yük hissetmeye başladım tabi doğal olarak. Tamam, okul zamanım boyunca kredim vardı ve geçimimi onunla sağlıyordum ama ailemin ödediği bir kiram ve kredi kartım da vardı. Kartı da geçtim hatta onu da acil bir şey ya da internetten almam gereken bir şey olmadığı sürece kullanmıyordum ama yıllarca ben annemden "anne param bitti" diyerek para istemesem de düzenli bir şekilde kiram verildi, yani onlardan para aldım. Şimdiyse evdeyim kira vermiyorum ama bütün bir yaz boyunca yaptığım masraflar yine onlardan çıktı. Çalışmak istemediğim, en azından birkaç ay dinlenmek istediğimi söyledim çocuklara ama bunu yaparken beni destekleyeceklerini düşündüğüm için dile getirmiştim. Aldığım tepkiyse artık çocuk olmadığım, evde sadece otururken ya da gittiğin kurslara para saçarken annemden yine para mı isteyeceğim şeklinde oldu. Onlar normal bir ses tonuyla konuşsalar da suratımı tokatlarcasına hissettim ben birçok söylediklerini tabi o ayrı mesele. Kendim bir şeyler yapmamı ve şımarıklığı bırakmamı söyleyip durdu ikisi de. Gerçek anlamda abi nasihati dinledim anlayacağınız... Hala onlara bakıyorum bütün gün ayaktalar, okul açıldığında da parttime çalıştıkları için ayaktalar ama pes etmeden çalışıyorlar. Emre normal gelirli bir aileden olduğu için onda olabilir diyorum daha normal geliyor gözüme ama Batu'nun ailesinin durumu benim ya da Emre'nin ailesinin durumuna göre oldukça iyi ve çocuk çalışıyor. Ben ne yapıyorum? Yatıyorum, kurs araştırıyorum, kitap okuyorum ve tekrar yatıyorum. Durup kendime "ne işe yarıyorsun sen cha?" diyorum anlayacağınız. Yük oluyorum hissi fazlasıyla rahatsız ediyor beni. Bunun bir şekilde kafama vurulması gerekiyordu belki de çünkü anlayacağım yoktu. Sürekli bahanelerle iş aramaktan vazgeçiyor geçiştiriyordum ama şimdi kapı kapı gezeceğim sanırım. 

Yalnız her şey bir kenara Emre "annenden para alırsan sana sormaz mı sanıyorsun o para nereye gitti diye. Soracak ve sen de tıpış tıpış söylemek zorunda kalacaksın çünkü o para onun parası senin değil" dedi ve bende o anda her şey koptu. Gerçekten, aynı evde olduğumuz için zaten hesap sormaya meyilliyken bir de ondan para almam durumunda daha da ona bağlı olacağım. E hani benim özgürlüğüm? Hesap vermeden rahat geçen yıllarım nerede? Sırf kimseye rapor vermemek için kendi ayaklarım üzerinde durmam gerekiyor ama ben hala nasıl yatarım diye düşünüyorum. Ne ara bu kadar salak bir şey oldum ben anlamıyorum ki.

25 Ağustos 2015 Salı

Yıllar sonra çocuklarına kavuşmuş anne mutluluğu benimki

Pazar akşamı abimle eve döndükten sonra ilk iş olarak sabahın körü bir saate biletimi alıp yola çıktım. Aslında Defne'yle akşama geleceğim diye konuşmuştum pazar akşam dönmek aklımda olmadığı için ama sonra söyleme kimseye git işte diyerek kendimi ikna ettim. Otobüsten iner inmez Emre'nin satış danışmanlığını yaptığı erkek giyim mağazasına dalış yaptım ama hesaba katmadığım şey gittiğimde yemeğe çıkmıştı bu yüzden avm içinde onu aramam gerekti. Aslında ilk işim çalışanların sigara içtiği terasa çıkmak olsaydı zaman kaybetmezdim ya neyse, görür görmez koştum atladım üstüne. Önce bir küfür etti "ne oluyor lan" şeklinde yakındı sonra beni görünce "ne işin var senin burada hani akşam geliyordun" dedi aldı kolunun altına derken onun arası bitene kadar yaklaşık bir 20 dakika geçirdik. Sonra evin anahtarını ondan alıp eve Defne'nin yanına gittim. O da beni akşam beklediği için anahtarla eve girip karşısına bir anda çıkınca aklı çıktı kızın hatta korkudan ağlayacaktı az kalsın kapının sesini duymuş ama kimseyi beklemediği için bir sürü şey kurmuş benim saf kızım. Gönül isterdi Batu'nun da yanına gideyim ona sürpriz yapayım ama onun üstleri en küçük kaytarmada çocuğun başına ekşidikleri için gitmek istemedim. Tabi akşam Defne'yle Emre'yi de alıp onun çıkışına gidince biraz trip yedim. Neymiş herkese sürpriz yapmışım ona yapmamışım... Çocuğu düşünsek bir dert düşünmesek ayrı bir dert. Akşam akşam bir yerlerde oturup tatilin Defne ve benim için nasıl geçtiğiyle ilgili güzel bir sohbete girdik ilk önce. Malum ne kadar yakın olursan ol bir kişiyle illa "naber, nasılsın, tatil nasıldı" sorularını duyuyorsun. İşte ben geçtiğimiz günleri teker teker döktüm ki zaten her gün olmasa da arada konuşup soruyorduk birbirimize. Bu arada yüz yüzeyken anlatmayı düşündüğü için günlerce söylemediği bir yaz aşkı olmuş Defne'nin! Konuşurken "bence ayrıldık çünkü o başka şehirde ben başka görüşme şansımız yok" dedi. Yani 2-3 gün önce falan ayrılmışlar ama Defne hiç kafasına takmış gibi değildi. Bu durum onun için şaşırtıcı çünkü erkekler söz konusu olduğunda en kandırılmaya açık, üzülen kişi oydu aramızda. Daha sonra yan masalardan birinde bir çocuğu gözümüze kestirdik Defne'yle ama ne kestirme ikimiz de birbirimizi dürtüp duruyoruz çocuk çok hoş diye. Bir süre sonra bizimkiler bizim fısır fısır halimizden işkillenip ne olduğunu sordular ben de boşluğuma geldiği için "arkadaki çocuk çok tatlı ona bakıyoruz" dedim. Zaten oradan sonra ikisinden de kesici bakışlara sahip olmaya başladık. Neymiş işte arkadaş bile olsak onların yanındayken başka çocukla kesişmemiz onlar için kötüymüş de sonra o masadaki çocuklar onlar hakkında gevşek diye konuşurlarmış da bir şeyler bir şeyler. Gevşek ne ya? Bir de kalktılar yer değiştirttiler iyice yanımıza sokuldular. Artık şakaya vurup "kısmetimizi kapatıyorsunuz böyle ama" diyince de bir adet kol omzuma indi kalkmadı bir süre.

Akşamı dışarıda geçirdikten sonra mecbur eve geldik tabi. Emre bize kendi odasını verdi Defne'yle koyun koyna yatarız diye onlar da Emre'nin diğer ev arkadaşlarının odalarına dağıldılar. İkisi de akşam erken çıkabilmek için çalışma saatlerini sabahtan olsun diye konuşmuşlar ama baya yorucu olacak onlar için. Bir de Emre sabah 6da mı çıkacakmış neymiş yeni mallar geldi falan dedi. Nasıl yoruluyorlar belli değil. Okulu bitirselerdi şimdiye en azından adam gibi bir yerde çalışırlardı ama kime anlatıyorsun...
Boş kalıp bir an bloga gelemeyeceğim gibi geliyor şu ara. Bilmiyorum belki gelebilirim. Neyse ki Defne duşta uzun kalan biri de ha geldi ha gelecek korkum olmadan odaya kapanabildim. Ben de girmek istiyorum aslında ama şimdi mi girmem daha mantıklı olur yoksa sabah mı emin olamıyorum. Eskiden çekinirdim şimdi çekinme yok ama üşeniyorum. Sanırım Defne'yi düşünerek girmem gerekiyor ama.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Nerde benim abur cuburlarım

Size de olur mu bilmiyorum ama bana özellikle son zamanlarda sürekli "bir şeyler canım çekiyor ama ne?" şeklinde bir his geliyor. Şuan bile saat kaç olmuş normalde kalkıp bir bardak su içmeye üşenen ben defalarca mutfağa gidip baştan aşağı karıştırdım istediğim şeyi bulabilmek için. Buzdolabının kapağı bozulacak hatta benim yüzümden öyle bir haldeyim. Ama tabi bulamadım bir şey o ayrı mesele. Aslında içimden bir his abur cubur istediğimi söylüyor ama %100 emin olduğum söylenemez. Öyle düşünmüş olma sebebim de aile üyelerimin o tür şeylere kesinlikle karşı olması. Ben hayatımın ilk jelibonunu liseye geçtiğinde arkadaşının ikramıyla yemiş bir kızım düşünün artık gerisini. Hala unutmam bir keresinde 6-8 yaşlarındayız abimle anneme ağlamıştık resmen mcdonaldsa gidip çocuk menüsü almak için. Sonra ısrarımızdan sıkıldığı için götürmüş ondan sonra 2-3 yıl bir daha hiç gitmemiştik. Evde yapıyordu o bize ve sürekli dışarıda yediğimizin içindeki kötü şeylerden bahsediyordu. Yani annemin yaptığı sağlıklı ama oradaki zararlı şeklinde. Aslında biraz doğru ama bizi bu konularda bu derece sıkmış olması bizim daha sonra fena halde açılmamıza sebep oldu. Öyle ki ben bir ara lisede her gün burger yiyordum. Övünüyor muyum? Kesinlikle hayır ama içte kalmış bir ukde ye ye bitmiyordu zaten daha sonra bir bıraktım tam bıraktım ağzıma sürmüyorum artık. Bir hayatımda hep olan ve hala çıkarmamış olduğum pizza var o da kalsın zaten başka yok çünkü. Neyse, sonuç olarak burada şuan canımın çektiği şeyi bulamadığım için sürünüyorum. Bulsam ne olduğunu sabah koşarak giderim markete ama buzdolabının kapağını açıp dakikalarca baktıktan sonra kapatmaktan başka bir şey yapmıyorum. Kendi evimde olsam ağzıma layık bir şey illa bulur, yer, yatağıma geçerdim ama uzunca bir süre bulamayacakmışım gibi görünüyor istediğimi.