13 Kasım 2017 Pazartesi

Benim hüsn-ü kuruntum mu yoksa?

Bugün ders çıkışı belki de ilk defa bir ışık gördüm! Hayır aslında ışık falan olmayacak kadar küçük bir şeydi ama bir ay oldu biz tanışalı bir arpa boyu yol gidemediğimiz için ben ışık diyorum. Durum şu ki çocuğun hafızası tam bir fil hafızası çıktı. Ben ne dediysem her şeyi saniyesi saniyesine hatırlıyor. Laf arasında bir keresinde işte olan minik bir tartışmamdan bahsetmiştim ben daha tatile gitmeden önce ve bugün ders çıkışı işlerin nasıl gittiğini ve o sorun yaşadığım çocukla durumun ne olduğunu sordu. Anlatırken nasıl önemsemediysem hatırlamadım başta ne tartışması olduğunu ama o bana birkaç detay verince anında hatırladım. "Ben unutmuştum bile sen nasıl hala hatırlıyorsun ya?" diye sordum gülerek hiç cevap vermeden bıyık altı bir gülüş sundu. Tek gülüşüyle pelte kıvamına gelmiyorum belki ama bakışlarımdaki değişimi kim olsa görür yani. Neyse baktım o bir ışık yaktı bana ben de şansımı deneyeyim dedim ve "geçenlerde neye o kadar sinirliydin ya, soracaktım o an ama zorlasam beni bile döversin gibi bir halin vardı" dedim -aslında tam bunu demedim ama aşağı yukarı böyle bir cümleydi- biraz bir şaşırdı gözleri falan açıldı sonra "önemli bir şey değildi ya kötü bir sınav sonrasıydı o sadece" dedi. Sonra da "hem ne olursa olsun sana bir şey yapmazdım canım, sana öyle gelmiştir" dedi. Normalde bu tür canımlar cicimlere karşı hep bir "2 günde ne canımı cicimi" tepkisi içinde olsam da ondan aldığım yüzle ben de aynı şekilde konuşmaya başladım. Normalde 10 dakikada yürüdüğümüz yolu dur kalklarla sohbetlerle yarım saatten daha uzun sürede yürüdük ki bizim çocuklar görse oturup ağlarlar "bizim Cha büyümüş de çocuğun tekini etkilemeye çalışıyor" derler. Gerçekten öyle bir duruma geldi ama halimiz ama. Ondan gördüğüm tek adıma karşılık koşar adımlarla gidiyorum. O durunca ani bir fren yapıyorum ve ona göre tekrar harekete geçiyorum. Biraz git gel bir durum içerisine girmiş olsam da şuan için elimden gelen başka bir şey yok. Hem hala yetiştirdiği ödevler var sanırım uykusuz görünüyor son zamanlarda. Evet şu cümlemle onu izlediğim izlenimini edinmiş olabilirsiniz ki oldukça doğru çünkü çocuk karşı dairemde oturuyor. Eve girip çıkarken bile göz ucuyla onların kapısını kesiyorum! Hem o da bir benzerini yapıyor sanırım, çünkü "Cha sana verdiğim ödevleri pek yapmıyorsun sanırım, hiç sesini duyamıyorum eskisi gibi" dedi bugün. Çellonun sesini duyabildiğini söyledi o evdeyken. Yani o da evi dinliyor diyebilmek istiyorum. Artık bir şeyler olacaksa olsun! Yok yani ya tavrını net bir şekilde ortaya koysun ya da böyle flörtlerle nereye kadar gidecek bilmiyorum. Hayır bir başkasını sevgili yapacaksa şuan ben daha fazla bağlanmadan yapsın ki yıkımım hafif olsun dimi ama.

10 Kasım 2017 Cuma

Elma şekeri de neymiş

24 yıllık hayatım boyunca hiç elma şekeri yememiştim. Bunun sebebi de annemin çocuklarını bu tür aşırı tatlı şeyler mümkün olduğunca uzak tutmak istemesiydi ki birçok zararlı yiyeceğin tadını dahi bilmediğimiz için hiç istemezdik onlardan. Zaman geçtikçe birçok abur cuburla tanıştık hatta ilk jelibonumu ortaokulda arkadaşım bana ikram edince tatmıştım. O zaman da çok tatlı geldiği için annemi biraz da olsa anlamıştım. Bize öğretilen hep "tatlı bir şey yiyeceksek bu evde yapılmış bir şey olmalı" şeklindeydi. Hiç unutmam 5 yaşlarında falan küçük bir kızım evde abimle terör estiriyorum falan bir akşam babam elinde kocaman bir kutuyla gelmişti. Biz tabi afacanlar olarak "o nedir" nidalarıyla poşete sarılmış ne olduğunu anlamaya çalışırken annem babama bağırmaya başlamıştı "neden böyle bir şey aldın" diye. Ablam da devreye girip kutunun üzerindeki yazıyı okuyunca her şey açıklığa kavuşmuştu tabi. Pamuk şeker yapma makinesi! Dışarıdan tatlı alınmadığı için pamuk şekeri evde yapılan bir tatlı haline getirmişti babam ve ilk o zaman yemiştik onu da. Onun da çok tatlı olduğunu düşünmüş olsak da o yumuşaklığı ağızda dağılışı falan çok sevmiştik hem yapmasını hem de yemesini. Tabi elma şekeri bu tür tatlılar arasına hiç girmemişti. Bugün iş yerinde bir arkadaşla otururken yakınlardaki bir ilkokulun karşısında gördük pamuk şeker ve elma şekeri satan amcayı. Bir anda içimi nostaljik bir hava sardı dememle arkadaşın kalkıp iki tane elma şekeri alması bir oldu. Tekini bana uzattıktan sonra önce bir baktım "bu nedir? Yenir  mi? Nasıl yenir? Tadı neye benziyor?" sonra "amaaann küçük çocuk değilsin ya Cha, ye gitsin" diyerek paketi açmaya çalıştım. Yemeyi kesinlikle beceremediğim bir gerçek olacak ki arkadaş "Cha neden uzaylı görmüş gibi bakıyorsun" diye sordu, ben de ona tatlılar ve ben konulu kısa bir açıklama geçtim. Kız karşımda şok geçirdi resmen daha önce hiç yemediğimi duyunca. Sonra başladı anlatmaya önce biraz erimesini bekleyeceksin, küçük küçük tadını alacaksın, şeker incelince bir ısırık alacaksın elmayla birlikte şekeri yiyeceksin falan diye. Elma şekerini şeklinden kaynaklı öyle bir ismi var sanıyordum ama içinde gerçekten elma varmış! Benim için oldukça büyük bir şok oldu doğrusu çünkü gerçekten sadece şeklinden dolayı adı o sanıyordum. Daha sonra minik bir yeme girişimimle saçlarım, çenem, burnum tamamen yapış yapış oldu. Elmadan aldığım ilk ısırıkla da "keşke hiç yemeseydim" dedim kendime. Sevmemiş olmam da arkadaşı oldukça şaşırtsa da bu şekilde tatlıdan uzak büyümüşken artık tatlıyla aramı düzeltmem biraz zor gibi. Ah anne ah, kızın yine arkadaşlarından garip bakışlar aldı.

Dipnot: Tatlı ne kadar yiyemesem de ekşinin hastasıyım. Hatta tam şu saatte önümde turşu kavanozuyla bu yazıyı yazıyorum. Tatlıyı hayatımdan komple çıkarabilirim gibi ama ekşi için bunu yapamam sanırım. Tam bir turşu aşığıyım. 

7 Kasım 2017 Salı

Komşu çocuyla son durumlar

Bir kursa başladığım an ara vermiş olmam aslında benim için iyi olmamış olsa da (hem öğrenme hem de komşu çocuğuyla olan yakınlaşmam için) çok daha önceden planlanmış bir durum olduğu için el mahkum gittim tatile. Yanlış anlaşılmasın tatile gittiğim için kesinlikle pişman değilim ama komşu çocuğuyla hızlı başlattığım ilişkimizi biraz zora sokmuşum gibi bir durum oldu. Ben giderken çocuk yanımda daha rahat hareket ediyordu ama şimdi ilk tanıştığımız günkü gibi bir mesafe hissediyorum. Belki benim kuruntumdur ondan pek emin değilim ama konuşmaları bile biraz daha uzakmış gibi. Geçen gün ders çıkışında eve dönerken tatilimin nasıl gittiğini sorup minik bir konuşma başlattı ama devamı gelir şekilde değildi konuşmalar. Hani sanki o oltayı benim için atmış da geri kalan her şeyi ben yapmalıymışım gibiydi. Normalde böyle bir durumda benim bırakıp kendi yoluma dönmem gerekirdi ama biraz daha şansımı zorlamaya karar verdim. Friendzone sorun değil ama arkadaş bile kalamayacağımız, yüzüne bakmaya utanacağım bir noktaya gelmek istemediğime eminim. Şu an durumumuza ne nedir bilinmez ama öğretmen/öğrenciden bir tık yukarıda arkadaşlık sınırlarında geziniyoruz. Bugün neye olduğunu bilmediğim bir şeye hafif sinirliydi kapıda gördüğümde. Gayet güler yüzle ama yüz hatlarını pek sakin tutamadığı bir haldeydi. Sinirli halini bile görmek hoşuma gitti diyebilirim. Onda yeni gördüğüm her bir mimik beynimde farklı bir yere kazınıyor da asla unutmayacakmışım gibi geliyor. Normalde keskin yüz hatları olsa da karakter olarak oldukça yumuşak bir mizaca sahiptir kendisi ama bugün gördüğüm yüzü hatlarına oldukça uygun bir sertlikteydi. Gülümsemesi, konuşmaları her zamankinden farklı ama fazlasıyla hoştu. Açık konuşmak gerekirse şu an bile meraktan çıldırıyorum neye o kadar sinirliydi diye. Derste mi bir şey oldu? Yoksa çalıştığı yerde mi? Sanırım asla öğrenemeyeceğim...

6 Kasım 2017 Pazartesi

Trendeki çocuk

Geçtiğimiz yazılarda trende bir çocukla tanıştığımdan bahsetmiştim. Şimdi onunla ilgili daha detaylı yazma gereksinimi duydum doğrusu. Çocuk erasmuslu bir Türk ki dünya ne kadar küçük değil mi? Nereye gidersem gideyim konuşma İngilizce başlayıp Türkçe biter hale geldi. Olay da Münih-Budapeşte arasındaki tren yolculuğu sırasında oldu. Elimizdeki süre kısıtlı olduğu için yolculuğun büyük kısmını uyuyor olacağımız saate denk getirmeye karar verdik ve akşam saatlerinden birine biletimizi aldık. Gece yolculuk yapacağız desek de yataklı bir yerden almış değiliz tabi o ayrı mesele. Benim de prensesliğim tuttuğu için herkes uyurken ben sağa sola bakınıp yolculuk bitsin de sıkıntıdan ölmeyeyim diye düşünmeye başladım. O sırada 2 sıra önümüzde sol çaprazımızda oturan çocuklardan biri yerinden kalkıp boş bir yere geçti. Biraz telefonuyla uğraşmaya çalıştı önce sonra telefon bazı noktalarda çok çekmediği için pes edip sağa sola bakınmaya başladı. Bunu nereden biliyorsun derseniz ben de aynısını yaşadım çünkü. Neyse, o da sağa sola bakınmaya başladığında göz göze geldik. İnsanları sapık gibi izlediğimi düşünmesin diye kafamı çevirmeyi düşünsem de sıcak bir gülümseme ve bir "hi" geldi. Ben de konuşma konusunda kendime zerre kadar güvenmesem de karşılık verdim. Birkaç el hareketiyle sessiz sessiz yanına çağırdı sonra ve minik hoş bir sohbet başladı aramızda. Ben İngilizcede zorlandıkça "sorun değil,  ben de iyi değilim zaten" diyip cesaretlendirdi bile. Nereli olduğumu, adımı falan hiçbir şey sormadı saatlerce. Sadece nereleri gezdiğimi, yeni planlarımı, gittiğim yerlerle ilgili önerilerini ya da bana kendi deneyimleriyle ilgili şeyler anlattı durdu. Bu şekilde saatlerce konuştuktan sonra elimi uzatıp "bu arada ben Cha" diyerek kendimi tanıttım. Çocuğun gözleri yerinden fırlıyordu resmen ki sonra o da Türkçe bir şekilde "ben de Alican" dedi. Sohbetin sonrası tabi Türkçe bir şekilde devam etti ve ben yerime artık biraz uyumak için dönmeden önce birbirimize mail adreslerimizi verdik. Çocuğa yazmayı düşünmüyorum dersem yalan söylemiş olmam aslında. O an o sohbetin tadı bir başkaydı ve Alican'ın aklımda hep o şekilde kalmasını istiyorum. O yazarsa cevap veririm tabi ama yine de benim için trendeki çocuk olarak kalacak o. 

5 Kasım 2017 Pazar

Anılara gömülmek

Okul bittikten sonra yeni bir okula başlarım ve taşınırım diye düşünüyordum, olmadı. Daha sonra çalışmaya başladığım için evden ayrılırım diye plan yaptım ama o da olmadı. İstanbul'da kiraların durumu ve benim de yalnız yaşama alışkanlığım yüzünden bir süre daha gerçekleşemeyeceği gerçek bir olay bu. Neyse, ben bu durumu artık kabullenince iki yıl önce eve dönerken zaten taşınacağım diye açmadığım kolileri bugün açtım. Odamı tekrar düzenledim ve şimdi gerçekten buradan asla taşınamayacakmışım gibi geliyor. Bu duruma alışmak istediğim söylenemez ama bir süre daha buna bu şekilde idare etmem gerektiğinin de farkındayım. Kolileri açarken filmleri çok pahalı olduğu için çok sık kullanmadığım ama okul zamanında deli gibi kullandığım polaroid fotoğrafları buldum. Kendi evimdeyken çalışma odamın bir duvarı boydan boya dört sıra hasır iple o fotoğrafları taşıyordu. Şimdi de madem odamı kendi yaşam alanıma çeviriyorum yine çıksın o fotoğraflar ortaya dedim ve odada ona uygun bir yer ayarlayıp fotoğrafları kendi içinde bir düzen içerisinde dizmeye başladım. Fotoğrafların altlarındaki tarihleri gördükçe gözlerimden yaşlar süzüldü. 2012'den 2015'e kadar okuldaki saçmalamalarımız, proje hazırlarken sabaha kadar verdiğimiz saçma pozlar, ailelere haber vermeden Safranbolu, Konya, Ankara kaçamaklarımız sırasında çektiklerimiz. Kısaca okul boyu bütün eğlencelerimiz. İstanbul'da Mine'yle yaptıklarımız yabancı arkadaşlarla çekilen pozlar bile var ki hepsine baktıkça tekrar yaşamışım gibi hissettim. Şimdi çok komik geliyor Batu ve Emre'nin Defne ve benimle tanıştığı günden toplu bir pozu gördükten sonra Batu ve Defne'nin düğününden dördümüzün bir pozu görmek. Anılar birbir gözümün önünde şu an resmen. Hatta laptop dizlerimin üzerinde ve kafamı kaldırdığımda şu an bile görüyorum fotoğrafları. Hani öğrenciyken saçma şeyler yaşamış olsam da yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Bölüme isteyerek gidip "ben bu mesleği yapmak istemiyorum" diye bitirmiş olsam da her saniyesini gözleri yaşlı arıyorum. Biri bana gelip "Cha, tekrar aynı yere aynı şekilde döneceksin ama şu mesleği yapman gerekiyor" dese o da tuzu biberi der kabul ederim. Beni önceden takip edenler zaten az çok bilir okulun son ve en yoğun dönemi bile nasıl mutluydum. Şu an o kadar özlüyorum ki o zamanları.