11 Ocak 2018 Perşembe

Şimdiye kadar yalnız olması bile şaşırtıcı

Ben demiştim değil mi o çocuğu boş bırakmazlar diye. Nasıl bıraksınlar çocuk müziğin bir erkekte hem ciddiyeti hem muhteşemliği gösteren şeklini meslek edinmiş, eli yüzü düzgün, konuşma kibar, düşünceli, ortamlarda sohbeti muhabbeti iyi ve arkadaş canlısı bir çocuk. Tamam böyle anlatınca çok kusursuz gelmiş olabilir kulağa ama kim sevdiğinin kusurlarını görür ya da dile getirir ki? Ben istesem de onun bazı konuştuğu çocukça şeyleri itici bulmuyorum, beni anlamıyor diye onu suçlayamıyorum çünkü kusur benim gözümde onun için var olmayan bir kelime. Ve şimdi bu durumda olan tek kız ben değilim sanırım ki son ders çıkışında bahsetti biraz bir sevgilisi olduğundan. Konuya çok farklı bir yerden girdi belki ama ben o cümleler arasında "kız arkadaşımın..." diye başlayan cümleyi duyduktan sonrası bende yok. O cümlenin devamında ne geldi? O kız kim? Güzel mi? Aynı bölümdeler mi? Adı nedir? Hiç birini ne sordum ne de o anlattıysa da duydum. Yol boyu boş boş gülümseyip onu dinleyebiliyormuş gibi davrandım sadece. Eve nasıl girdim, çelloyu kılıfından çıkarıp standına koydum hiçbir fikrim yok. Kendimi yatağa montla öylece attım sadece. Aklımdan hiçbir şey geçmedi o an. Nasıl olur da bu derece boşluğa düşebildim aklım almıyor ama olabiliyormuş demek böyle şeyler. Demek gerçekten tek damla göz yaşı akıtmadan böyle acıtabiliyormuş sevgi. Şimdiden sonra daha kolay olur her şey diye kendimi avutuyorum. Benim onu sevdiğim gibi o da bir başkasını seviyor ve karşılık alıyor... Aslında onun için mutlu olmam lazım çünkü en azından o mutlu. Daha başka ne isteyebilirim ki?

8 Ocak 2018 Pazartesi

Yeni bir şey olmadı mı olmuyor

Son zamanlarda düşünüyorum da iki haftadır hayatımda anlatacak hiçbir şey nasıl yaşamam? Yıl sonunda artan ve biriken işler üstüne bir de ev işleri yüzünden her yere yetişmeye çalışan ama illa bir yerlerden yarım kalan kişi oldum. Yani en son bıraktığımda da harika bir durumda değildim aslında ama şu son iki hafta gibi de değildim doğrusu. Neyse, en azından kendime gelip "Cha 2018'de blogu mu bırakacaksın? Kalk artık şu yerinden" dedikten sonra bloguma geri döndüm. Kapı kenarlarından Komşu çocuğunu izleyeli iki haftayı biraz geçmiş durumda ve bendeki son durum stabil. Yani duygularımda ne bir artma ne de bir azalma söz konusu. Hayatımın hiçbir noktasında bu derece bir istikrar sağlayamamıştım doğrusu, kendime hayret ediyorum. Yani anlayacağınız o durumla ilgili anlatacak pek bir şey yok. Nefes alsa kendime pay çıkarma durumumu yendim ama bunu kendi hanemde bir tik olarak kutluyorum.

Geçtiğimiz iki haftada hayatımdaki tek anlatmaya değer olay -ki onda da pek bir şey yok- yılbaşı gecesiydi. Normalde yılbaşında dışarıda olmayı sevmem kalabalık vs. yüzünden ama ev ortamı varsa da giderim eğlenceli olsun diye. Tam bu noktada liseden 2 arkadaşın olduğu bir grup, iş yerinden arkadaşlar ve dershane tayfası ayrı ayrı beni yılbaşında eve çağırdı. Hepsi ev olduğu için başta seçmek zordu ama daha sonra Mine'nin de katılacak olmasıyla lise grubuna öncelik vermeye karar verip diğer ikisini pas geçtim. O gün için her şey hazır bir şekilde beklerken Mine'den "Cha ben çıkamıyorum, babam birlikte yılbaşına girmemizi istiyor hatta senin de bizimle olmanı istiyor annen evde yok diye" diyince bende bütün planlar çöktü kaldı. Hani çocukların yanına Mine olmadan gitsem sorun olmaz ama gitmemdeki sebep Mine'ydi, e onun evine gidersem ailesiyle oturmak bir noktadan sonra fazlasıyla sıkıcı olmaya başlayacak derken bir şekilde ikisine de gitmemeyi başardım. Daha sonra diğer iki planı bir gözden geçireyim derken sosyal medya sayesinde onların evde değil de bir yerlere gittiklerini öğrendim. E hal böyle olunca giyindim süslendim ve evde ayaklarımı televizyona doğru uzatıp "ne yapsam acaba" demeye başladım. Tam o anda abim arayıp ne yaptığımı sordu ben de evde tek olduğumu söyledim. Nasıl bir vicdana sahipse 15-20 dakika sonra arabayla kapıdaydı o ve 4 arkadaşı. Tam anlamıyla saplar gecesine bir çiçek gibi kondum anlayacağınız. Sonrasında ne mi oldu? Alkoller alındı sakin bir yerde oturuldu ve içerken siyaset, ekonomi ve daha fazla ekonomi konuştuk. Her yerde renkli havai fişekler patlarken ben "sürekli ithalat sürekli ithalat böyle ülke mi kalkınır" diyerek Türkiye'yi kurtarıyordum düşünün hali. Yine de abimin beni tek bırakmayıp yanına almış olması çok manidar oldu. Bizimle bir süre oturduktan sonra 2-3 saat sevgilisinin yanına kaçması pek hoş bir davranış değildi doğrusu ama yine de beni de düşünmüş olması çok hoşuma gitti doğrusu. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Hata bende tabi

Komşu çocuğunu unutmak adına attığım kararlı adımlar sayesinde oldukça büyük yol kat ettiğimi düşünüyorum. Daha doğrusu düşünüyordum az önceye kadar çünkü çocuk şuan benim salonumda, arada benim de uyuyakaldığım koltukta sızmış durumda! Öyle bir masumluk ben hayatımda görmedim arkadaşlar. O kadar güzel görünüyordu ki abimi ve diğer arkadaşlarını dikkate almayıp geçip karşısına onu uyurken izleyeceğim! Şimdi olaya ortadan dalınca karşı komşumuzun neden bizde uyuduğunu merak edilmiştir tabi. Normalde ben sabah abimi arayıp bu gece Mine'nin evinde kalacağımı söylemiştim. Tabi benim yaşadığım birkaç kızsal durumdan kaynaklı rahat edemeyeceğim için kalma kararımı es geçip gece 12 gibi eve döndüm. Dairenin kapısını açar açmaz içeriden gelen bira ve sigara kokusundan anladım salonda bir oyun turnuvası döndüğünü ve herkese selam verip odama dönmemin iyi olduğuna karar verdim ki evde dişi bir varlığın olduğunu bilip sabah ona göre davransınlar. Salon kapısında dikilip herkese selam verirken oyun kolu elinde bir Komşu çocuğu görmemle şok oldum. Bir de ağzının kenarında sigara vardı ki gerçek anlamda şok oldum onu o şekilde görünce. Abim "sen bu gece dışarıda kalmayacak mıydın ya" diyince "iptal oldu döndüm, size iyi eğlenceler" diyip arkamı döndüm. O an abimin arkadaşlarından birinin "kız başına gece dışarıda nasıl bırakıyorsun kardeşini" diye sorduğunu duydum. Konunun ben olduğumu fark edince hemen mutfağa girip büyük bir sessizlikle neler söyleyecekler diye beklemeye başladım. O arada da sanki su alıyormuş izlenimi verdim kendime tabi. Abimin arkadaşının onu kınadığını belli eden cümlesi geldikten sonra bir başkası hatta Komşu çocuğundan bile "hiç kıskanmıyor musun sen şu kardeşini?" diye bir cümle duydum. Abim anında kendini savunmaya geçip yanında kalacağım arkadaşımın çocukluk arkadaşım olduğunu ve bana da her türlü güvendiği için dert etmediğini söyleyerek geçiştirdi konuyu. Zaten sonra da oyunlarına devam ettiler. Sohbetleri, kahkahaları, benim de biraz sancım olduğundan dolayı gözüme uyku girmedi tabi. Ağzıma minik bir şeyler atıp ilaç almak için mutfağa tekrar gittiğimde 2 saat önceki tayfanın neredeyse tamamının gittiğini gördüm sonra da kimler kaldı diye bakmak için kafamı salona uzattım ki o an gördüm Komşu çocuğunun koltukta uyuduğunu. İki kişi daha vardı uyuyan ama benim gördüğüm sadece Komşu çocuğuydu tabi. Bir anda abimin arkamdan gelip "ne yapıyorsun" diye sormasıyla korkudan çığlık basacaktım ama zor durdum. Elinde 3 tane battaniye vardı muhtemelen üstlerini örtüp kendisi de yatmaya gidecekti ki beni görünce durdu. "Ağrım var ilaç alıp yatacaktım da ne alemdesiniz diye bir bakayım dedim" anında. O an sanki benim onu izlediğimi anlayabilirmiş gibi geldi ki bu da beni biraz tedirgin etti doğrusu. "Anlamıştım zaten bir şey olduğunu yoksa hayatta Mine'yi bırakıp eve gelmezdin sen" dedi sonra da ilacımı içirip odaya yolladı. Artık ne kadar içmişse bir iyilik meleği olmuş çıkmış anlayacağınız. Neyse abim bir kenara, o kadar masum görünüyordu ki o karalıkta sadece televizyonun ışığı varken bile o kadar güzeldi ki. Tekrar ve tekrar gidip bakmak istiyorum. Ve buradan anlıyoruz ki onu unutmak adına hiçbir gelişme kaydetmemişim şu geçtiğimiz haftalar boyu...

20 Aralık 2017 Çarşamba

Küçük bir çocukla yaşıyorum sanki

Hani bazı küçük çocuklar için 'büyümüş de küçülmüş' derler ya, öyle bir olgunluk gösterirler çünkü, bu cümlenin bir de 'küçükmüş de büyümüş' şeklinde bir versiyona ihtiyacı var özellikle benim abim için. İkimiz kalmaya başladığımızdan beri kendi çapımızda ev ekonomisi yapmaya çalışıyoruz. İkimiz de fazla evde kalmadığımız için faturalar olsun mutfak masrafları olsun kendi içimizde bölüyoruz. Faturalar bir kenara özellikle mutfak alışverişinde ekonomi yapamadığımızı fark edince oturup bu konuda neler yapabiliriz diye tartışmaya başladık ve en sonunda her gün eksik ne varsa getir uygulamasıyla değil de haftada bir toplu alışverişlerle daha uygun olanı almaya karar verdik. Çünkü en başta evde neredeyse ikimiz de durup yemek yemiyoruz ama nasıl oluyorsa para en çok mutfak için gidiyor... Dün akşam söz verdiğimiz gibi akşam marketin önünde buluştuk. Benim elimde eksik listesi, onun elinde market arabası oradan oraya gidiyoruz. Bir ara arkamı dönüp baktığımda listede olmayan ama sepette olan birkaç şey dikkatimi çekti ve abime dönüp sordum "bunlar neden" diye. Lazım bunlar lazım demeye başladı ben sorunca da. Allah aşkına bir insanın gummy jackpot, jelibon, büyük m&m vb abur cuburlara ne kadar ihtiyacı olabilir ki? Hem de aynı anda... Yüzüne bakıp "bir çocuk kafilesi falan mı gelecek de benim haberim yok" dedim "yoo evde aradığımızda, canımız çektiğinde bulunsun işte" dedi. Annem görse şu davranışı "ben sizi böyle mi eğittim" der dizlerine vura vura ağlar. Hayır abim de ben de şekerleme sevmeyiz, kesin sırf gözüne güzel göründü diye doldurdu sepeti. Onun liste dışı aldığı her şeyi geri koyduktan sonra devam ettik alışverişe ama sebze bölümü tam  bir curcunaydı. Yok kereviz alma, pırasa pişirme, o kadar otu kim yiyecek diye mızmızlandı durdu. En sonunda "yahu bırak beni sebzelerimle baş başa sen yemezsin onları" diyerek reyonun dışına bıraktım onu. O dondurulmuş köfteleri sepete doldururken ben ses çıkarmadım şu vejetaryen halimle o bana laf ediyor. Neyse, alışverişin büyük kısmı abimin sepete gizli gizli koyduğu şeyleri ayıklamakla geçti ki normal alışverişi sevmeyen adamın market alışverişini sevdiğini görmüş olduk. Çocuk gibi ya, abim diye demiyorum ama tam bir şapşal kendisi.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Böyle olacağı belliydi

Hastalıktan kaçamayacağımı biliyordum doğrusu. Zaten havalar bir öyle bir böyle diye nasıl giyineceğimi şaşırmıştım böyle de tam oldu. Son zamanlarda bir kırgınlık hissediyordum ama psikolojik olarak çöküşte olduğum için böyle olduğumu düşünmüştüm ama baya bildiğimiz grip olmuşum. Olduğum yerde sallana sallana geziniyorum. Yine bütün bitki çaylarına boğuyorum kendimi ama abim bu konuda pek de destekçi diyemem doğrusu. İşten erken dönüp evde kendimi yatağa attığım günün akşamı seslendi ev içinde sonra beni evde bulamayınca odama geldi. Başta "bu saatte ne uyuyorsun bak gece uyuyamayacaksın" diye dürttü beni sonra baktı benden tepki yok "haydaa bir bu eksikti" dedi. Halim yoktu tepki verecek yoksa bağırırdım orada ona "ne demek bir bu eksikti" diye de işte. Sanki hasta olan kendisi de... Anneme haber vermeden kendi çabalarıyla beni biraz beslemeye çalıştı önce sonra da baktı olmuyor akşam aldı götürdü hastaneye. Mızmızlansam da ağlasam da "sus Cha hasta olmuşsun zaten uğraştırıyorsun beni" diye bir de azarladı beni. Ateşim varken ağlarım ben arkadaşlar. Gerçekten ağlarım ama nasıl bir duygusallık hali içine giriyorum anlatmaya kelimeler yetmez. Yol boyu hıçkıra hıçkıra gittik ki acildeki hemşire kötü bir şey oldu sandı. Abimi kocam sanmaları akşamın hatırladığım en net olayı oldu. Koştur koştur beni yatırdıktan sonra oradan oraya gitmiş de hemşire onu bana övmeye başladı "ne kadar ilgili", "ay çok sanşlısınız" vs. vs. abim o benim deneme uğraşmadım bile. Serumumu verip yolladılar zaten yarım saate, babaanne gibi bir torba ilaç da cabası. Eve dönerken abim yine sesini yükseltti bana bir de, neymiş hasta olduğumu ona neden daha önce haber vermiyormuşum, neden hastaneye gitmiyormuşum falan. Telefonum süs olsun diye yanımdaymış ona göre. Evde yemek yapmaya çalışması olsun, bana bakma çabaları olsun takdir edilesiydi tabi ama şaşırıyorum bu çocuk bu beceriksizliğiyle nasıl tek başına yaşadı yıllarca. Evde ben de olmasam ev ne hale gelecek düşünemiyorum bile. En azından hızlı toparlayan biriyim de "uf seninle uğraşılmıyor" evresine gelmeden kalktım ayağa. Yalnız her sabah hazırlayıp yanıma getirdiği kahvaltımı unutmayacağım o konuda cidden başarılıydı.
-Ben unutsam da o bana unutturmaz kesin-