18 Ocak 2019 Cuma

Vur patlasın çal oynasın

Ne güzel olurdu dimi hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam ediyor olsam Fatih'in gidişi beni hiç etkilememiş olsa falan. Güzel olurdu doğrusu ama ben bunun yerine her zamanki Cha gibi davranıp "beni öldürmeyen şey güçlendirir" mottosuyla hareket edip "arkadaş ortamımız bizim yüzümüzden bozulmasın" diyerek öyle ya da böyle bir şekilde ortak yerlerde Fatih'le görüşüyorum. Bunu yaparken de her şey gayet yolunda izlenimi veriyorum. Ölüyorum arkadaşlar mallığıma söyleyecek laf yok ama kendimi bitiriyorum böyle ufak ufak. İşten sonra ve gelip kendimi mutfağa falan atıyorum kafamı dağıtmak için. Atkı örüyorum, puzzle yapıyorum, kitap okuyorum, çelloya sarılıyorum kısaca işten çıktıntan sonra yatacağım zamana kadarki süreye binlerce şey sığdırmaya çalışıyorum. Normalde hiçbir moral bozukluğumda kendimi yemek yapmaya falan vermediğim için abim durumumdaki vahametin farkında değil ki onun işine geliyor yaptığım şeyler. Hem işten sonra hemen eve geliyorum, evde sürekli iş yapıp en son kendimi mutfağa atıyorum ki o gelene kadar bir sürü şey yapmış oluyorum. Adam daha ne istesin... Yılbaşında kendimi eve kapatıp "o saate ben uyurum" dediğim halde abimin arkadaşlarıyla gelmesi ve içlerinde Fatih'in de olmasıyla yılbaşına sahte gülücüklerle girdim onun yanında ama aynı zamanda ona çok uzak bir şekilde girdim. Yahu abimin densiz arkadaşlarından biri çıkıp "sen şimdi yenge değil yine Cha oldun dimi? Ayrılmanız kötü oldu ama şu adamı toparlıyordun" gibi konuşmalara girmeye başladı ki abim orada öğrendi ayrıldığımızı. Yılın ilk şoku olmuştu onda çünkü kabullenmişti artık bizi. Birlikteliğimizi cümle aleme yaymadığımız gibi ayrılığımızı da yaymamıştık normalde ama o densiz kişilik sayesinde herkes orada öğrendi. Bir de o noktadan sonra ortamda garip bir gerginlik oluştu abim, Fatih ve benim aramızda. Ben Fatih'e yakın davranıyorum "dostça ayrıldık iyiyiz" izlenimi veriyorum Fatih "e ben artık gideyim" modunda sürekli kapı gözlüyor, abim durup bizi izliyor gerçekten durum nedir diye falan. Kısaca yeni yıl pek iç açıcı başlamadı. Dışarıdan gayet iyi görünüyor olmam herkese karşı "normal" davranıyor olmam da Fatih'in içine birkez daha su serpmiş gibi hissettirdi bana ama gelip de "ikimiz için de en iyisinin bu olduğunu söylemiştim" gibi bir cümle henüz kurmadı. Kurarsa muhtemelen tokadı yer suratına çünkü benim içimde yaşadığım yetiyor bana. 

27 Aralık 2018 Perşembe

Kaçmak da bir işe yaramaz bazen

Bir şey olacaksa siz ne yaparsanız yapın o olur bunu sürekli olarak kendime hatırlatıyor olsam da hatta bu gerçeği biliyor olsam da sanki tersine döndürebilirmişim gibi bir inanca girdim. Tabi ben böyle düşünüp planladım diye hayat da aynı şekilde bana plan yapmaz, yapmadı da.  Bu adam hasta olduğu süre boyunca kendini sürekli benden çekse de ve ben son zamanlarda ne kadar aptala yatıyor olsam da buraya kadarmış. O kıza karşı hissetmediğine emin olduğu ve üstüne binlerce kez öyle olmadığına dair  yemin ettiği halde beni buna inandırmaya çalışmadı. Dümdüz ve duygusuz söylediği o laflar ikimizin çevresinde havada bomboş döndü durdu hatta. O ilişkinin bitmesi gerektiğine kararı ben giderken vermişti zaten kafasında ama bana karşı sürekli "onu üzemem, bitirecekse bu ilişkiyi o bitirmeli" düşüncesi olduğu için benim tekrar konuyu açmamı hatta bitirmemi bekledi. Bunu gördüm onda görmedim değil ama bir umut dedim belki ben yanılıyorumdur, kendi kafamda kuruyorumdur. O ne kadar topu benim üzerime atmış olsa da ben kendimde tutup konuyu açmadım ama yine lanet olası bir alkol alımı sonrasında -ki artık hayatımdan alkolü çıkarabilirim çünkü Fatih'le başımıza ne geldiyse hep içince geldi- konu bir şekilde geldi yine o kıza. Susmaya çalışsam da susamadım ve en sonunda ne o benim kendi kafamda kurduğum şeyler yüzünde üzülmemin doğru olduğunu ne de bunu ona belli edip ya da etmeyip üzülmesini sağlamamın doğru olmadığını söyledi. Haklı, bir arkadaşımın başına geliyor olsa bu durum ben de ayrılmasını önerirdim çünkü iki taraf da anlamsız bir strese ve güvensizliğe girecek sonuçta. Lise zamanı tanıştığı kızla gittiği, yaptığı şeylerin haddi hesabı yokken İstanbul'da nereye gidersek gidelim onunla da bir anısı var. Bunları bana söylemiyor olsa da ya da ben konusunu açıp ona sormuyor olsam da kafamın içindeki o küçük tilkiler gezinmeye devam ediyor. Evde o hasta halinde yatağında yatarken bile annesinin lise mezuniyetinden kalan o fotoğrafı saklaması bütün gece gözümü kırpmamı engelledi. Daha önceki gelişlerimde de o kızdan haberim olmadığı için daha doğrusu ona olan duygusunun bu derece derin olduğunu bilmediğim için önemsemeden geçip gitmiştim ama aslında o kızdan ne çok şey var hala onda. Kitaplığında bile kaç tane kitap var zamanında ondan alıp geri vermediği ki en önem verdiği şeydir aldığı kitabı geri vermek ve ondan alınanın da geri verilmesi. Görüşmüyorlar aslında çok uzun zamandır hatta o kız artık evli bile diğer arkadaşlarından öğrendiğim kadarıyla ama ondaki bu "onu sevme" alışkanlığını ben kendime yediremiyorum. Çivi çiviyi söker derler ya bir daha asla bir insana bu önerinin benzerini bile yapmayacağım çünkü karşı taraf için sadece acı başka bir şey değil. Şu an bile saati önemsemeden gözyaşlarıyla boynuna sarılmak "benim için sorun değil" demek istiyorum ama bunun bir sorun olduğunu ve bunun altından kesinlikle kalkamayacağımı da biliyorum. Yine olmadı be blog, yine yalnız ve bu sefer aynı zamanda üzgün giriyorum yeni yıla...

17 Aralık 2018 Pazartesi

Keçi onun yanında halt etmiş

Merhaba arkadaşlar, 3 gün boyunca erkek arkadaşından haber alamadığı için sinir krizleri geçiren bir Cha var karşınızda. Aslında hala alamıyor değilim, aldım haberi öğrendim sorunun ne olduğunu yoksa o sinirle buraya gelip post giremezdim doğrusu. Ben pamuk ipliğine bağlı bir sinirle "ne olacak bizim bu halimiz? Düzelecek miyiz? Yürütebilecek miyim?" acaba diyerek günlerimi geçirirken aynı zamanda işlerimi yoluna koymaya çalışıyordum. Daha sonra işten geç saatte çıktığım bir gün yazdım ben buna ama bir cevap alamadım. Neyse dedim önemli değil cevap yazmayı unutmuş olabilir çünkü aynısını ben de yapıyorum, diğer gün olduğunda işten sonra bir planı olup olmadığını sormak için bu sefer aradım ama telefonu açmadı... Tamam dedim yine müsait olmayabilir, telefon başında benim aramamı beklemiyor sonuçta. Bu şekilde 3 gün boyunca hiçbir şekilde cevap alamayınca kendisinden en sonunda yeter dedim bir şekilde kendisine ulaşmam gerekiyor! Tartışma yok bir şey yok neden bir anda hayatından çıkarıldım merak ettim açıkçası. Aynı zamanda acaba başına bir şey mi geldi diye de düşünüyorum tabi o ayrı mesele. Fatih'in yakınından birini arayıp nerede olduğunu sormak benim düşüncemde çok doğru olmasa da iş yerine gidip oradaki arkadaşlarından birine sorsam daha iyi olabilir diye düşündüm ve çalıştığı yere gittim. Hasta olduğunu söylediler... Adam iş yerinde herkesin içinde yığılıp kalınca birkaç gün izin vermişler kendini toparlasın diye. Son zamanlarda aşırı yorulduğunu ve biraz da rahatsız olduğunu biliyordum doğrusu ama bu şekilde hasta olduğunu düşünmemiştim hiç. Hemen kalkıp evine gittim tabi ne kadar komşularından kaynaklı onun evine gitmemi pek sevmese de (ailesine yetiştirileceğinden tedirgin oluyor) kalktım gittim. Kapıyı alacaklı gibi çalıp açmasını sağlamak biraz zor olmuş olsa da korkunç bir durumdaydı diyebilirim. Sanki yataktan kalkmış ama tekrar yatağına gidemeden yolda tekrar düşecekmiş gibi bir hali vardı. Gözleri yarı açık yarı kapalı "senin ne işin var burada" dedi gibi oldu ama sonra benim cevabımı dinlemeden odasına gidip kendini yatağa, yorganın içine attı. Doktora gittin mi diye sordum "yok" dedi, yemek yedin mi diye sordum "yok" dedi ilaç aldın mı dedim ve ona da "yok" diye cevap alınca sıvadım kolları tam bir hasta bakıcı oldum. Abime yalan söylemekten hoşlanmamış olsam da Mine'de kaldığımı söyleyerek bütün gece ateşini bile kontrol ettim iki gün boyunca. Şuan iyi mi derseniz hala hasta ama kesinlikle doktora gitmeye ikna edemiyorum. Geldiğim günkü halinden çok daha iyi belki ama inat ki ne inat! Tam olarak deli ediyor beni ama müdürüme yarın için gelemeyeceğimi söyledim bile. Ne kadar inat olsa da onu evde kesinlikle kendine bakmayacağını bildiğim bir şekilde bırakıp gidemem, gitsem de sadece gitmiş olurum hiçbir işe yaramam. Şuan bile tıs tıs uyuduğunu bildiğim halde salonda bilgisayarın başına geçtiğim için kendimi kötü hissediyorum. Bir süre daha yanından ayrılamayacakmışım gibi geliyor ya bakalım...

11 Aralık 2018 Salı

Kahve de bir aşktır

Annem normalde kendi mutfağı olsun banyosu olsun bir şeylerin değişmesini kesinlikle sevmeyen ve ondan izinsiz değiştiği takdirde eski haline getiren bir insandır. Tabi annem gittiğinden beri abimi bile dinlemeyip ipleri eline alan kişi ben olduğum için evde birkaç küçük değişiklik yapmadım değil doğrusu. Bu değişikliğin en  büyüğünü de salonun bir köşesine koyduğum bar tezgahı oldu. Çok büyük değil belki ama çok küçük de sayılmaz aslında ama annem varken kesinlikle yapamayacağım bir şeydi bu doğrusu. Bunu yapmamdaki sebep de kahve yapmayı çok seviyor olmam ama kahve ekipmanlarımın hiçbirinin mutfağa sığmaması oldu. Anneme kalsa hepsi ayrı ayrı dolaplarda durabilir ama ben hepsi elimin altında olsun, bakıp hangi demleme yöntemini kullanacağıma o an karar vermek istiyorum doğrusu. Hal böyle olunca da hepsinin düzenli bir şekilde dizebileceğim bir tezgaha ihtiyacım vardı. Bunu yaptığımdan beri dışarıda kahve içmeyi bıraktım bile diyebilirim. Koyuyorum termosuma atıyorum çantama istediğim her yerde kendi sevdiğim oranda hazırlanmış taptaze kahve...
Şu ara biriken işlerimden kaynaklı yaptığım fazla mesaileri düşündükçe kendime küçük bir kafe açma isteği bile duyuyorum. Hatta bunun için Bahariye'de bir yere bile denk geldim sonra da oturup bir hesap yaptım altından kalkabilir miyim diye. Kağıt üzerinde aslında altından kalkabilirmişim gibi görünüyor ama gerçekte ne kadar başarabilirim pek emin olamıyorum. Belki ilerleyen zamanlarda kendime bir ortak bulup iş stresini atmak için böyle bir şeye girebilirim. Kendimi şimdilik MSA'nin profesyonel sertifika programlarına mı bıraksam acaba? Sanırım bunu düşünebilirim...

6 Aralık 2018 Perşembe

Sonunda kavuştuk

Döndüm arkadaşlar sonunda. Kendi yatağımda yatmayı nasıl özlemişsem hiç çıkasım yoktu rahat 1 hafta daha orada kıpırdamadan yatabilirdim ama iş güç olunca mecbur kalkmak zorunda kalıyor insan. İşe başlar başlamaz inanılmaz bir yoğunluğun ve iş trafiğinin içine girdim ve şimdiden "tatil lazım bana, ben tatil yapmadım ki şu süre içerisinde" demeye başladım. Bu konudaki şansımı kaybettiğim de bir gerçek ama. İlk iş günümün çıkışında tabi soluğu Fatih'in yanında aldım. Daha doğrusu ben onunla hafta sonu görüşürüm diye düşünürken o çıkış saatimde kapımda bitti. Bu adamdan ayrı kalmak benim için gerçekten zor. Şimdi ben bu adama bu kadar alışmışken ve gerçekten yıllar sonra bu şekilde bir karşılık alıyorken o konuşmaktan kaçtığım konuları ne yapacağım? Hiç konusu açılmasın, hep susalım diyerek nereye kadar gidecek? İlla bir soru işareti varken kafamda ne kadar daha bu şekilde gidecek? Ben gerçekten bilmiyorum bunların hiçbirinin cevabını...
Şu geçtiğimiz bir ay boyuca nasıl kendini işe vermiş ya da vermek zorunda bırakılmışsa normalde de fazlasıyla zayıf olan Fatih daha da zayıflamış, gözleri içeri doğru çökmüş resmen. Uykuyla alakalı sorun yaşadığını ben daha dönmeden önce bana söylemiş olsa da bu derece bir problem olduğunu düşünmemiştim doğrusu. Sorduğumda iyi olduğunu söyleyip geçiyor olsa da bir süre onun da dinlenmesi gerektiği açık. Sürekli gözüm üzerinde olsun, bir yere kaybolmasın istiyorum ama öylesi de olmayacağını biliyorum. İşkoliklik konusunu biraz da olsa çözebilsek keşke ama kişinin önce bunu kendi istemesi gerekiyor sanırım. Neyse yine de o problemli zamanın ardından onun bana karşı hiçbir şey olmamış gibi davranın sıcaklığı rahatlamam için büyük bir sebep oldu diyebilirim. Çok iyi  bir oyuncu olduğunu ve problemi kesinlikle bana belli etmeyecek şekilde oynayabildiğini biliyorum ama kendim için de şuan için bunu görmezden geleceğim. O konuşma er ya da geç olacak zaten...