24 Nisan 2020 Cuma

Cha'dan haberler

Ortalıktan kaybolmak gibi bir huy oluştu bende şaka maka. Normal şartlarda insanlar evlere kapanmışken bloglarını bırakmaz daha çok yazıp okur dimi? Benim öyle olmadı tabi. Eve kapandığım günden beri sanki yıllardır bunu bekliyormuşum gibi eldiven/atkı örmeye, tığ işi küçük anahtarlıklar, kitap ayraçları, keçeyle yapılan birkaç farklı iş vs. her şeyi yapmaya başladım. Tabi çok başarılı olduğum söylenemez bir çoğunu hali hazırda youtube videoları sayesinde yapmaya başladım ama oturup el işi yapıyorum bütün gün. Hayır işin kötü yani başka insanlar diyet spor gibi evde formlarını koruyacak işler yapıyor ama ben bütün gün oturuyorum.Yeme içme konusunda kendimi çok takdir ediyor, kesinlikle spor amaçlı mutfağa yürüyüp dolapları karıştırmıyorum ama o kadar çok oturuyorum ki işe başlayacağım zaman tekrar pantolonlarıma nasıl gireceğim hiçbir fikrim yok. Bir ara spor da yapayım dedim kendi kendime ama düşünmekle olmuyor bu işler ve bende uygulama kesinlikle yok... 

Karantina başlamadan önce yeni bir ilişkiye başlamıştım. Aslında hali hazırda arkadaşım olan bir çocukla neden olmasın şeklinde bir ilişki denemesi içerisine girmiştik ama muhteşem ilişkim 1 aydır birbirimizi hiç görmüyor olmamızla nasıl bir noktada gerçekten hiçbir fikrim yok. Zaman zaman görüşmediğimiz için trip atıp farklı bir tavra giriyor ama evden kesinlikle çıkmadığım için ve dışarıdan da kimseyi eve sokmadığım için bu konu hakkında elimizden bir şey gelmiyor. Bu süreç geçtikten sonra sanırım "evet bir ilişkim var" diyebileceğim. Şuan ona söylemiş değilim ama bir ilişkim varmış gibi hissetmiyorum. İşin kötü kısmı sanki sadece flört ediyormuşuz gibi hissediyorum ara sıra ve bir tık arkadaşça yaklaşıyorum. Umuyorum telefonun diğer ucunda sinir krizleri geçirmiyordur. Hoş benim nasıl biri olduğumu da biliyor ama neyse artık o iş biraz karışık gidiyor.

Geçtiğimiz şu bir ay için ne güzel el işine sardım ne güzel stres atıyorum diyor olsam da ciddi bir stres sorunu yaşadığım için biraz tedavi görmeye başladım. İş stresim zaten üst seviyedeydi daha sonrasında iş bitti hastalık geldi derken bütün dengelerim alt üst oldu. İşe gitmeye devam edip evden çalışmaya başlamadan kısa bir süre önce dışarıyla fazlasıyla içli dışlı olduğum için ve kendimi bildim bileli astım hastası bir birey olduğum için minik ataklar geçirmeye başladım. Bu sorunların da hepsini çözdükten sonra ev içindeki sistemi iyice oturttuk tabi. Abim günlük olarak o hala işe gittiği için hafta içi eksikleri tamamlıyor, her şeyi balkona koyuyor ben diğer gün hepsini yıkayıp yerleştiriyorum. İşin tek üzücü kısmı abimi evin içinde kesinlikle görmüyor olmam. O dışarıdan geldiği için aynı anda aynı odada bile bulunmamaya dikkat ediyor ki bir kaç atağıma denk geldiği için iyice uzaklaştı. Aynı ev içerisinde resmen abimi özler oldum. Zaten bütün gün yalnızım neyse ki kedilerim var da konuşacak birileri var çevremde (ne kadar karşıdan aldığım cevabı kesinlikle anlamıyor olsam da). 

Kısaca bu kızın karantinası nasıl geçiyor derseniz benden haberler bu kadar. Var mı evde yapmayı önerebileceğiniz başka şeyler dizin de?  


Görsel kaynağı: https://aspynovard.com/

22 Ocak 2020 Çarşamba

Hiçbir şeyle mutlu olmak

Bugün ansızın aklıma geldi ki ben uzun zamandır blogda bir şey yazmıyorum. Yazdığım son  post da programlayıp yazdığım aslında aylar önce okuduğum Doktor Glas'tı. Ne bir yılbaşında ne yaptığımı yazmışım ne de 2020'nin bana neler getirdiğini falan. Şu sürede belki de hiçbir şey olmadığı için blog aklıma gelmemiştir desem de aslında hiçbir şey olmadı değil doğrusu. Mesela yılbaşı gecemi düşünürsek yıllardır yılbaşında aradığım sükut ve sakinliği bu sene buldum! Bir süredir deniyor olsam da sürekli bir programın içinde kendimi bulduğum için hiç kafa dinleyerek girmemiştim yeni yıla. Bu sene de yine aynı şekilde bir şeyler düşünülmüş olsa da minik iki yalanla kendimi eve kapattım. Hatta telefonumu bile kapatıp kedilerimle bir yılbaşı geçirdim. Kulağa biraz depresif gibi gelse de 26 yaşımda "kafam almıyor artık bunları" moduna girdim bile. Bir de alkolü bırakma durumum var ki o da biraz sıkıntı yaratıyor çünkü içmeyen tek bir arkadaşım bile yok! Yani kimse kadeh elinde beni içmeye zorlamaz biliyorum ama bir noktadan sonra ben isteyeceğim kendimi biliyorum. Bir de sarhoş insanları çekmek durumunda kalmak, gecenin sonunda herkesin annesi rolüne girmek falan bu sene bunların hiçbirini istemedim doğrusu. Buhurdanıma döktüm lavanta yağımı, açtım hafif müziğimi loş ışığımla açtım kitabımı okudum çok geç olmadan da 1-2 gibi yatağa girip sabah kahvaltı için herkesi uyandırdım. Tabi arkadaşlarımın büyük bir kısmı 11-12den önce uyanmadılar ama olsun o da bir şey ne de olsa tatil günü. Yılbaşımda görüdüğünüz gibi bir aksiyonum olmamış olsa da benim için çok güzeldi. Bu yıl da aynı sakinlik içinde geçer diye ummaktan başka bir çarem yok doğrusu.
Bir de yeni kitaplar okuyup sinemalara ve tiyatrolara gitmeye başladım şu geçen 20 günde. Hatta en son Fırat Tanış ve Gonca Vuslateri'nin Erkek Arkadaşım Bir Feminist oyununu izledim. Oyun daha devam ediyor mu bilmiyorum ama çok da tavsiye edeceğim bir oyun değildi doğrusu. Fırat Tanış gerçekten muhteşem bir oyun sergilediyse de Gonca Vuslateri onun yanında biraz sönük kalmıştı bana sorarsanız. Eğlendim eğlenmesine ama yeterli değildi işte. Onun dışında Nevam El Seddavi'nin Sıfır Noktasında Kadın, Yukio Mişima'nın Aşka Susamış kitaplarını bitirdim onları bireysel olarak ele alırım diye şuan çok bahsetmeyeceğim ama kendime zaman ayırabildiğim için çok mutluyum. Bu yıla huzurlu bir başlangıç yaptığım bakalım devamı nasıl olacak.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Doktor Glas - Hjalmar Söderberg

Çok uzun zamandır bir kitap tanıtımı yapmıyorum, içimde kalıyor okuduğum ve yorumlamak istediğim şeyler diyerek isyan ediyordum kendi kendime. Madem öyle o zaman eski günlerdeki gibi bir kitap yoruma yapayım da kalmasın içimde dedim.

Doktor Glas'ı aslında kapağıyla hiç ilgimi çekmemiş olsa da Kadıköy'ün sahaflarından birinde yazarın adıyla dikkatimi çekti kendisi. Gördüğüm an "bu adam kuzeyden, belli" dedim ve kitabın arka kapağına bir sarıldım. Orada kitap yorumundan başka bir tanıtım göremeyince de başladım ilk sayfadan ve gerisi daha kitabı almadan gelmeye başladı. İlk olarak tanıtım bülteni;


“Bir İskandinav Başyapıtı.”

—Time

“Sürükleyici bir kitap… Evliliği bir kenara atmış ve aşkı ıskalayan bir adamın ümitsizliğinin ve yaşadığı dönemin güçlü ve yalın bir anlatımı… Doktor Glas hayallerini gerçeğe dönüştürüyor ve bu kitap belki Freud’un “Rüyaların Yorumu” kitabını andıran ilk roman. 
—The Times Literary Supplement

“Olağanüstü… Nadir kalitede bir kitap… Gerçek bir beceri eseri” 
—Glasgow Herald 

“Bir başyapıtın milyarlarca kelimeye ihtiyaç duymayacağını hepimize keskin bir dille hatırlatıyor.”  
—Sunday Telegraph 

“Muhteşem bir sadelik ve derinlik… Yalnızlık ve Romantizmin birlikteliğinin hikâyesi.”  
—The Guardian 

“Bir başyapıt olarak kolayca tanınabilecek bir kitap.”  
—The Observer

____


Benim yorumum kısmına gelecek olursak Doktor Glas aslında kendisine gerçekten üzüldüğüm bir karakter. Her şeyi bir kenara o kadar yalnız bir adam ki zamanında elinden kaçırdıkları, pişmanlıkları vs. hepsiyle yalnız yüzleşmek zorunda kalıyor. Evet tabi insanın kendiyle yüzleşmesi çok doğru bir şeydir ama onun Glas'ın karakteri onun yanında biri olmasını gerektiren bir karakterdi. Düşünceli, kendi içinde çelişen hatta zaman zaman kendisiyle ciddi tartışmalara giren bir adamla karşı karşıya geliyoruz sürekli kitabı okurken. An geliyor anlattıkları o an yaşadığı şeyler mi yoksa yaşamasından tedirgin olduğu hayalleri/planları mı emin olmak çok zor oluyor ama azıcık deli bir adamı okumak da bana fazlasıyla eğlenceli geldi. Günlük tarzı yazıla kitap 12 Haziran - 7 Ekim tarihleri arasında yaşanan olaylardan bahsetmekte. Bazı günler uzun bazı günler kısa yazılmış tam bir günlük. İnsan hayatı sorgulamaya başladığında neyin ne olacağı hiç belli olmuyor gerçekten. Doktor Glas da aynı bu şekilde kendinin bile inanamayacağı şeyleri yapıyor.

Benim fikrimi soracak olursanız kitabı ben oldukça beğendim. Kafayı bulandırmayan, aslında oldukça açık ve kolay bir dille yazılmış bir kitap. Aslında bir nevi çerezlik bile denilebilir çünkü ben bir hafta sonu başladım ve bir çırpıda bitti. Boş boş hissettiğim de bir bitme değildi üstelik. Belki zaman zaman kendimde Doktor Glas'ı gördüğüm için bu kadar hoşuma gitmiştir emin değilim ama bir yere vermeden kitaplığımı süsleyecek bir kitap olması bence çok hoş. Son zamanlarda hiçbir romanı "bu kitaplığımda kalsın" diye kenara ayırmıyordum doğrusu.

23 Aralık 2019 Pazartesi

Tarihin en kısa ilişkisi sanırım

Geçen sene bu zamanlarda erkek arkadaşımla ayrılma evresindeydik hatta ayrılmıştık da onun sancıları vardı üzerimizde. Geçtiğimiz 1 yıl boyunca da kendimi herkese karşı kapatıp sakin, dingin bir yıl geçirmeyi hedeflemiştim. Bu hedefim doğrultusunda da karşı cinse çizgimi çok net bir şekilde korudum. Şimdi bu çizgiyi inceltmek için çabalayan bir arkadaştan bahsetmek istiyorum size. Geçen sene Fatih'ten sonraki buhramını burada gören görmüştür zaten aylarca ha kalktım ha kalkacağım dedim durdum ama sonra alıştım ve gerçekten ayağa kalktım. O zamandan beri de kendime karşı bir güven depoluyorum ki aynı hatalara tekrar düşmeyeyim, bu şekilde dağılmayayım. Şimdi de hoş bulduğum biriyle ufaktan bir flört durumumuz vardı. Kendisine açık açık son ilişkimden sonra psikolojik bir çöküntüye girdiğimi kendisini unutmakta zorluk çektiğimi ve yaşanılanlardan sonra da bir güven problemi yaşadığımı açıkladım. Geçmiş geçmiştir tamam ama aynı problemleri yaşama ihtimalimi bile göz önüne alınca "bak kardeşim, ben bunları bunları bunları yaşadım, sen de aynılarını yapacaksan buyur kapı şurada" demek gibi bir şeydi bu yaptığım. Neyse, şimdiki Don Juan'ımız beni çok anlayışla karşılamış birbirimizi tanımanın biraz sohbetin hiçbir sorun teşkil etmeyeceğini söylemişti. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Keşke gerçekten vaat ettiği gibi olsaydı. Konuşmaya başladığımızın 2.haftasında iş çıkışıma gelip yemeğe götürmesi, haftasonu birlikte bir yerlere gidelim diyerek emrivakilerde bulunması ve sanki liseliymişiz gibi sürekli mesajlaşma isteği boğmaya başladı beni. Tam bunu onunla konuşmak istediğim sırada da naif bir şekilde "çok üstüne geliyorum özür dilerim ama Cha ben senden çok hoşlanıyorum" dedi. Evet bir kadının duymaktan fazlasıyla hoşlanacağı bir cümledir bu kabul ediyorum, benim de hoşuma gitti ama daha sakin olmasını söylemeden de edemedim. Kaldı ki çocuğun duygularıyla oynuyor değilim, ben de kendisinden hoşlanıyorum ne de olsa. Bir akşam kahve içmeye çıktığımızda onu Fatih'le kıyasladığımı ve onunla aynı şeyleri yapacağını düşündüğümü söyledi. Ona kesinlikle böyle bir şey olmadığını söylemiş olsam da pek inandırıcı olmadı onun açısından. Daha sonra hala ona karşı duygularım olduğunu öne sürdü ki bu da söz konusu değil. Bunu da atlatamadık derken ikimiz arasında da bir güven problemi olduğunu söyledim. Ben de Fatih'e senin bana güvenmediğin gibi güvenmiyordum bu yüzden bitti ilişkimiz dedim. O, benim ona inanmam için hiçbir şey yapmıyordu, hiçbir şey söylemiyordu dedim ama ben seninle konuşuyorum, açıkça ne düşünüyorsam söylüyorum dedim. Hala bir ilişki istemiyorsun diyerek konuyu Fatih'e çevirince de artık "birini gerçekten tanımadan bir ilişki istemiyorum" dedim. Yine tamam dedi, beni bekleyeceğini söyledi ve konuyu kapattık. Şerbet gibi tatlı kahveler içmesine konuyu getirerek ortamı bir tık yumuşattığımı düşünüyorum sonrası için hatta.
Son konuşmadan bir hafta sonra da tamam dedim artık adam gelmiş 30 yaşına, hoşlanıyorum da zaten neden ergen genç kız gibi kendimi naza çekeyim ki? Cuma akşamı yemek için eve çağırdım. Abim zaten geç geliyor, annem de bir sonraki hafta geleceğini söylemiş neden dışarıda oturalım ev rahatlığı varken? Önceki akşam eve gelince ortalığı toparladım ve abime arkadaşımın geleceğini söyleyerek düşük olan erken gelme ihtimalini sıfıra indirdim. Akşam da eve gelip yemeği hazırlayıp gelmesini bekledim. Çiçek ve şarapla geldi çakma Don Juan'ımız içmediğimi bildiği halde ama dedi "bu senin için yeni bir başlangıç, zevk aldığın şeylerden iki üç küçük olay yüzünden neden vazgeçiyorsun ki?" Böyle söyleyince kulağa bir hoş gelmiş olsa da içmemeyi tercih ettim. Aklıma yattı bu söylediği kabul ediyorum ama bir yıldır ağzıma sürmemişim şimdi ne diye bozayım bu durumu. Bütün bir akşam hoş sohbet güzel muhabbet bir zaman geçirdik ve dedik ki evet saçma sapan düşünmenin bir anlamı yok en kötü ne olabilir ki? Her şey güzel güzel giderken telefondan gelen bir bildirim sesi her şeyi değiştirdi. Instagram'da bizim kızkıza birbirimize ilginç şeyler gördüğümüzde attığımız bir grup var. Tamamen boş bir şey olsa da bazen bir asmr videosu bazen bir sokak sanatçısının eseri bazen de pratik bilgiler vs. eğlenceli olabilen bir grup. O gruba bir video düşünce tabi peşi sıra birkaç mesaj daha geldi ve bu durum Don Juan'ımızın ilgisini çekti. Burada açıkladığım gibi ona da açıkladım durumu çünkü insanlarda kız gruplarının bütünüyle cinsel içerikli şeylerle dolu olduğuna dair bir algı var. İkimizin de o an izlediği kısa videodan sonra şöyle bir konuşma geçti aramızda;
Don Juan: Cha senin hesabında senin tanımadığın kimse yok dimi?
Cha: Hayır, yok neden?
D: Bir sebebi yok ama sen yine de hesabındaki dekolte ve mini etekli fotoğrafları siler misin?
C: Hepsi çok sevdiğim fotoğraflar neden sileyim onları? Hem dışarıda giyiyorum sorun yok fotoğraf olunca mı sorun oluyor?
D: Çok giymiyorsun zaten daha giymezsin ne olacak.
C: Neden giymeyeceğim anlamadım?
D: Sinirlenmene gerek yok Cha, sadece başkalarının da seni benim gibi görmelerini istemiyorum.
Daha sonrası zaten kavga kıyamet şeklinde ilerledi. Konuşma sırasında bir ara annesinin bu şekilde giyinmemden hoşlanmayacağını bile söyler gibi oldu. En son evden giderken uyumlu bir çift olacağımızı düşünmüştüm ama yanılmışım dendi ve sanırım 4 saatlik bir kısa ilişki rekoru kırmış oldum.

19 Aralık 2019 Perşembe

Ev modundan hiç çıkmamak

Hayatımın sonuna kadar pijamalarım ve ev topuzumla oturabilirmişim gibi hissediyorum kendimi. Hani sanki bundan kesinlikle sıkılmazmışım ya da bunun dışına çıkmam gerekmezmiş gibi. Keşke diyorum zamanında farklı bir yol izlemiş olsaydım da şu an evden çalışıp para kazanabileceğim bir mesleğim olmuş olsaydı. Hem öyle olsaydı İstanbul'un bu keşmekeşine katlanmak zorunda da kalmazdım. En kötü daha küçük bir şehirde bir nevi emekli hayatı yaşardım. Evet kabul ediyorum, 26 yaşımda emeklilik hayali kuruyor olmam çok doğru değil ama çok tatlı geliyor o hayat. Bir şeyler üretmeye devam ettiğim sürece de sıkılmam zaten değil mi? Evimde, kendi konfor alanımda çalışmak ahh ah ne güzel hayal o öyle. Nereden çıktı bu Cha derseniz de bugün şans eseri Feneryolu'nda Potlaç'a denk geldim. İtiraf etmek gerekirse sadece yazın Moda'da yapıldığını düşünüyordum ama yılbaşı dönemi için de açılmış stantlar ve birbirinde güzel o kadar çok el emeği iş vardı ki hepsine ayrı ayrı içim gitti. Satış yapanların yaş ortalaması biraz büyüktü kabul ediyorum ama ne önemi var ki bunun? Kadınlar bir şeyler üretmeye ve kendilerini döndürmeye devam ediyor ki bu çok güzel bir şey. Böyle bir iş bile yapabilirim dedim kendime ilerisi için ama sonradan aklıma geldi benim el becerimin bu tür şeyler için yeterli olmadığı. Bu fark ediş beni biraz üzmüş olsa da içim ısındı doğrusu oradaki ortamı görünce. İstanbul'da oraya yakın olanınız varsa bir uğrayabilir hatta. El yapımı çanta, takı, ev aksesuarı, kıyafet, battaniye vb. o kadar güzel şeyler vardı ki ben gezerken bile çok eğlendim o ortamdaki renkler sayesinde.